İÇİMİZDEKİ POZİTİF GÜCÜ ORTAYA ÇIKARIRKEN ÇOCUKLARIMIZLA BİLGİSAYARA VE TELEVİZYONA KARŞI BAĞIMSIZLIĞIMIZI İLAN EDELİM
|
İÇİMİZDEKİ POZİTİF GÜCÜ ORTAYA ÇIKARIRKEN ÇOCUKLARIMIZLA BİLGİSAYARA VE TELEVİZYONA KARŞI BAĞMSIZLIĞIMIZI İLAN EDELİM Pozitif enerji için bir şeyi istemek, sonucu hayal edebilmek ve yapabileceğimize inanmak gerekiyor. Hayata olumlu bakmak, olayların güzel yönünü görebilmek için sosyal ilişkilerinin ve beden sağlığının da dengeli olması çok önemli. Hayatta daha başarılı olmak, sağlıklı yaşamak, insanlarla iyi ilişkiler içinde olmak, kendimize güvenimizin artması hep içimizdeki pozitif enerjiyi açığa çıkarmayla ilişkili. Şöyle bir düşünün, omuzlarınız ve kollarınız düşük, neredeyse bir adım bile atmak istemiyorsunuz. O gün de o kadar çok yapılacak iş var ki: Aynaya bakıyorsunuz, yavaşça arkaya geriliyorsunuz, derin bir nefes alıyorsunuz. Yapmak istediğiniz şeyleri düşünüp, "Biraz canlanmam gerekiyor." diyorsunuz. Omuzlarınız şimdi daha dik. Bakışlarınız daha canlı. İşte bu durumda siz pozitif enerjinizi harekete geçirmiş oluyorsunuz. İnsanoğlu doğuştan kendi enerjisini kendisi üreten müthiş bir sisteme sahip kılınmış. Bununla beraber kişinin bu enerjiyi nasıl ve nerede üreteceğini bilmesi için zihinsel bir hazırlığa yani bilişsel ve duygusal donanıma sahip olması gerekiyor. Enerjinin ortaya çıkarılması kadar yerinde kullanılması da önemli. Bazı kişiler son derece enerjiktirler, fakat bu enerjiyi uygun yere kanalize edemeyince verimsiz olurlar. Bu durum bir huzursuzluk da meydana getirir. Bu sebeple enerjiyi uygun şekilde kullanma alışkanlığı kazanmak da gerekir. Hepimiz normalde pek çok işi düşünmeden otomatik olarak yaparız. Bizi buna iten günlük alışkanlıklarımızdır. Bununla beraber bazı anlar var ki orada kendi irademizi (bilincimizi) kullanmamız ve pozitif enerjimizi açığa çıkarmamız ve daha fazla enerji üretmemiz gerekiyor. Bu demektir ki varlığımızın üretmeye alışık olduğu miktar, o durumun üstesinden gelmemiz için yetmiyor. Pozitif enerjiyi üretebilmek için bir şeyi istemek, sonucu hayal edebilmek ve yapabileceğimize inanmak gerekli şartlar arasında yer alıyor. Pozitif enerjiyi üretebilmek için vücudumuzun negatif enerji birikimini boşaltması, iyi dinlenmesi, sağlıklı beslenmesi, solunum ve boşaltım sisteminin sağlıklı çalışması, sosyal ilişkilerinin dengeli olması da gerekiyor. Sanatsal faaliyetlerin de negatif enerji birikimini boşaltma yollarından biri olduğunu unutmamak gerekiyor. Hayata olumlu bakan, inanan ve başarmak isteyen, öğrenmek için bir amacı olan kişilerde ise pozitif enerji daha fazla olduğundan başarı da daha çok oluyor. Hayatın hep kötü yönlerini gören karamsar kişilerde bağışıklık sistemi de etkilendiğinden hastalıklara karşı dirençsiz olurlar. Halbuki içindeki pozitif enerjiyi açığa çıkararak karamsar düşüncelerden kurtulmaya çalışan, hayata gülen gözlerle bakabilen, gülümsemeyi bilen bir kişinin bağışıklık sistemi salgılanan hormonlarla kuvvetlenir. Deprem, ölümler, kazalar, felaketler kişinin elinde olmayan olaylardır. Kişi pozitif enerjisini ne kadar açığa çıkarırsa çıkarsın, bu tür hayat zorluklarını tamamen önlemek mümkün olmasa da etkilerini en aza indirmek yine de kişinin elindedir. Kişi hayata ne kadar olumlu yaklaşırsa travma sonrası stres bozukluğu dediğimiz hayat zorluklarından sonra ortaya çıkan psikolojik rahatsızlıklardan da o kadar çabuk kurtulabiliyor. Yapılan tedaviler daha etkili oluyor. Kişi pozitif enerjisini ortaya koyarak yani olaylara umutla yaklaşarak ve iyileşeceğine inanarak kanser gibi ciddi hastalıkları dahi yenebiliyor. Enfeksiyon hastalıklarına yakalanma durumunda da çabuk iyileşebiliyor. Televizyon ve bilgisayara olan bağımlılık başarıyı düşürüyor Gece geç saatlere kadar Tv ve bilgisayar başında kalmak ertesi gün yorgunluk ve sürekli uyuma isteği olarak kendini gösteriyor. Ayrıca, konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, gerginlik gibi rahatsızlıklar da meydana geliyor. Televizyon ve bilgisayar alışkanlığı bazı kişilerde giderek bağımlılığa dönüşebiliyor. TV ve bilgisayarın hayatın parçası haline geldiği günümüzde ekran başında uyuklayanların sayısı giderek artıyor. Bazı evlerde televizyon izlemeyle uyku o kadar iç içe geçiyor ki, TV'deki seslerle rüyalarını karıştıranlar bile oluyor. Gün içinde çeşitli kaynaklardan sürekli uyarıcı alan beynin dinlenmesinin güç olduğunu biliyoruz. Kaliteli ve sağlıklı bir uyku için sessiz, sakin ve loş bir ortam sağlanmadığında ertesi gün yorgunluk, ağırlık hissi, sürekli uyuma isteğinin kaçınılmaz oluyor. Bu kişilerde konsantrasyon güçlüğü, dikkat dağınıklığı, sinirlilik, gerginlik belirtilerinin de ortaya çıkıyor. Gece uykusunu alamayan kişilerin geç uyandıklarını ya da gün içinde uyuma isteği duyduklarını aktarmama, bu durumun bir kısırdöngü haline gelerek yaşam kalitesini düşürdüğüne dikkati çekmeme müsade ediniz. TV ve bilgisayar bağımlılığına bağlı olarak ortaya çıkan söz konusu rahatsızlıkların gerek iş gerekse okul hayatını tamamen aksatacaktır. Bu hali sürekli yaşayan kişilerden verimlilik beklenemeyeceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Gece özellikle uyku saatlerinde gerilim türü filmler, uyarıcı haberler ve diğer bazı programların izlenmesinin uykuya geçişi güçleştirdiğini vurgulamakta yarar var. Bunun da kişinin yatağa gitmesini geciktirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Gerilim filmleriyle uyarıcı haberlerin çocuklar üzerindeki olumsuz etkisinin yetişkinlere oranla katlanarak arttığını ifade ederek kitle iletişim aracını tamamen hayatımızdan çıkaramayacağımıza göre gerekli düzenlemelerle televizyondan faydalanabiliriz. Yaşam kalitesini korumak için ise çok geç saatlerde televizyon izlememeyi ve internette sörf yapmamayı önererebilirim. Çocuklara baskı, 'tik' yapıyor Çocuklarda tiklerin oluşmasında anne-baba ve öğretmen büyük rol oynuyor. Çocuğun her davranışını kontrol etmeye çalışan yetişkinler, çocukta kaygıyı artırıyor ve istem dışı hareketlerin oluşmasına sebep oluyor. Bu noktada tedavi için yetişkinlere büyük görev düşüyor. Tikler çocukların yüzde 12-14'ünde 3-10 yaşları arasında görülüyor. Çocuklarda ortaya çıkan tiklerin çoğu erişkin yaşa gelmeden kaybolurken, bazı kişilerde erişkin dönemde de kalıcılığını koruyabiliyor. Tikler, genellikle karşıdaki insanın dikkatini çeken ve sahibini rahatsız eden bir davranış olarak görülüyor. Çocuklarda görülen; yineleyici, istem dışı, amaca yönelik olmayan; ancak baskılanabilen göz kırpma, burun çekme, boğazını temizleme gibi garip hareket ve ses çıkarmalar, tik olarak adlandırılıyor. Tikleri söndürme ve yok etmede, aile öğretmen işbirliği önemlidir. Öğretmenin bilgilendirilmesiyle sınıfta çocuk için daha olumlu ve destekleyici bir çevre sağlanabilir. Bu makaleler size yol göstermek için yazılmıştır.Eğer sorunlarınızı daha akılcı ve rasyonel çözümlerle desteklemek istiyorsanız bir pedagog veya psikologtan mutlaka yardım almanızı tavsiye ederim. Psikolojik rahatsızlıkların temelinde sevgisizlik var Tüm psikolojik rahatsızlıkların temelinde sevgisizliğin yatmaktadır: annelerini kesen çocuklar, eşlerini ve çocuklarını öldüren insanlar, yüreklerinde sevgi değil de nefret duygularıyla yaşayan kişilere bakınız. Türk toplumunun, insan psikolojisi, çocuk gelişimi, psikolojik ve psikiyatrik bozukluklar konusunda hızla bilgi sahibi olması gerekmektedir. Aile içi iletişimin hızla güçlendirmeliyiz. Anne-babaların çocuklarına sevgisini göstermesinin önemli olduğunu anlatalım. Sevginin üç ifade biçimini göstermeliyiz. Hem sözlerimizle sevgimizi ifade etmeli, hem çocuklarımıza sarılmalı, onları kucaklamalı hem de davranışlarımızla çocuğumuza ya da eşimize sevgimizi göstermeliyiz.
|
||||||
|
Kütüphanemizden İlginizi çekebilecek
diğer bazı makaleler:
|
||||||
|
|



