2007'den Bugüne 80,266 Tavsiye, 25,603 Uzman ve 17,919 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Stresin Etkileri
MAKALE #11062 © Yazan Yrd.Doç.Dr. Psk.Özge SOYSAL | Yayın Haziran 2013 | 3,143 Okuyucu


Modern toplumlara ve çağımıza damgasını vuran hız, tempo ve performans kavramları, stresi günlük yaşantımızın neredeyse ayrılmaz bir parçası ve olağan bir işleyişi haline getirmiştir. Yaşantımızın hemen her evresine damgasını vuran bu kavram, bedensel, zihinsel ve ruhsal dönemlerin her birinde, etkisini değişik şekillerde göstermektedir. Bu farklılıklar aynı zamanda kişisel, çevresel ve de toplumsal değişkenler tarafından da pekiştirilmektedir. Bireyin sağlıklı ve normal işleyişinin bir parçası olan stres, bu değişkenlerin de etkisiyle daha abartılı ve zararlı şekillerde yaşantılanıp, depresyon, panik atak, dikkat eksikliği ya da hiperaktivite gibi sonuçlara yol açabilmektedir. Stresin koruyucu yüzü bu gibi durumlarda yerini kronik kaygı ya da bedensel ve psikolojik çöküntüye bırakabilir.

Stresin olumlu etkileri

T.Holmes ve R. Rahne, stresin etki alanlarını tanımlamak için 1967 yılında bir stres çizelgesi geliştirmiş ve araştırma grubundaki yetişkinlerin yaptıkları puanlamalara göre toplam 43 değişik yaşam olayı ve stresin şiddeti arasında bir sıralama oluşturmuşlardır[FONT="][1]
. Bu çizelgede eşin ölümü, boşanma gibi en üst sıralarda yer alan stres yaratıcı yaşam olayları gibi eşlerin barışması, emekliliğe ayrılma, hamilelik, tatiller,yılbaşı gibi yaşam olayları da yer almaktadır. Amerika’da geliştirilen bu çizelge bize genel olarak hangi yaşam olayları karşısında ne derece stres duyulduğunun bir örneğini sunsa da, kültürel birtakım farklılıkları içermemektedir.Zira bir toplumda heyecan verici olarak karşılanan bir yaşam olayı, başka bir toplumda kaygı verici olarak karşılanabilmekte, dahası kişisel özelliklere göre de değişebilmektedir. Ayrıca çizelgedeki yaşam olaylarının stresin kaynağı mıya da etkisi mi olduğu net değildir. Örneğin boşanma olgusu ya da ailevi sorunlar strese yol açabileceği gibi, stresin yarattığı etkiler de olabilir.
Bununla birlikte, bu çizelgeden elde edebileceğimiz önemli bir veri vardır; o da stres yaratıcı faktörün olumlu yada olumsuz, istenen ya da istenmeyen, hoş ya da nahoş bir yaşam değişikliği olmasıdır. Bu değişiklik, uyku ya da beslenme gibi hem bedensel hem de psikolojik ritmimizin değişmesi olabileceği gibi, aile, iş ya da okul yaşantımızda karşılaştığımız değişiklikler de olabilir. Burada esas olan, hem organizmanın hem de psikolojik donanımızın alışık olduğu denge ve ritmin dışında yeni, farklı ya da yabancı bir etkenle karşı karşıya kalmasıdır.
Heyecan verici ya da tehdit edici bir olay karşısında organizma alarma geçmekte, bir dizi biyokimyasal hareketlilik sonucunda da kişi savaşmakta, kaçmakta, davranış değiştirmekte, kısacası tepki vermeye ve çözüm üretmeye zorlanmaktadır. “Savaş ya da kaç” Harvard Tıp Fakültesinden W. B. Cannon’un (1920) bir tehlikeyle karşılaşan hayvanlarla yaptığı deneylerin sonucunda tanımladığı tepkinin adıdır[FONT="][2][/font].
[/font]
- Kalp atışları sıkılaşarak kan debisini arttırmakta,
- Böylelikle kişi daha atik ve hızlı davranabilmekte,
- Solunum yolları açılarak kas ve beyin hücrelerine daha fazla oksijen göndermekte
- Bu da iskeleti ve kasları daha güçlü hale getirip, kasların enerji taşıyıcı glikozla daha iyi beslenmesini sağlamakta
- Bu sayede de kişi,sahip olduğu normal gücünün iki kat fazlasına sahip olup, savaşmak ya da kaçmak için ihtiyaç duyduğu enerjiyi elde edebilmektedir.

Stresin organizmayı koruyucu etkisi,yalnızca beklenmedik, hazırlıksız yakalanılan olaylar karşısında kişiyi harekete geçirmesinde değil, aynı zamanda geleceğinden haberdar olduğu ve hazırlandığı yaşam olayları karşısında da canlandırmasındadır.
Bebeklikten, çocukluğa, çocukluktan ergenliğe, ergenlikten yetişkinliğe ve yaşlılığa birçok farklı dönemden geçeriz ve bu yaşam evrelerinin her birinde o zamana değin kendimizde ve çevremizde fark etmediğimiz, henüz tanıyıp tanımlayamadığımız birçok yeni unsurla karşılaşırız. Stres, bu gibi durumlarda biyolojik ve ruhsal işleyişimizi harekete geçiren bir uyarıcı olarak karşımıza çıkar. Böylelikle kişi, içinden geçtiği farklı evre ve deneyimlere yönelik kendi yanıtlarını ve başa çıkma yöntemlerini üretebilir. Geçmeye hazırlandığımız bir sınav, başarılması gereken bir iş görüşmesi, sonuca ulaştırılmayı bekleyen ilişkiler, alınması gereken kararlar, uygulanması ya da tamamlanması planlanan projeler, kararlaştırılan yada bizi ansızın yakalayan ayrılıklar, kayıplar, yeni başlangıçlar ve bunlar gibi daha birçok sürece eşlik eden stres, aynı zamanda kişisel ve sosyal olanaklarımızı seferber ettiğimiz bir enerji ve üretim sürecine de dönüşebilir.
Bu süreç bir dizi bilişsel ve psişikaktiviteyi de beraberinde getirmektedir. Kişi, karşılaşmaya hazırlandığı ve onda stres yaratan etkenlere karşı en etkili başa çıkma yollarını geliştirebilmek için:

- Bireysel özelliklerini gözden geçirebilir
- Daha önce benzer olaylar karşısında verdiği tepkileri ve sonuçlarını değerlendirebilir
- Sahip olduğu yetenekleri canlandırabilir
- Başarı anılarını zihninde yeniden yaşatıp, onlara sarılabilir
- Çevresindeki güdüleyici unsurlara dayanıp, destek alabilir
- Çözüm için başkalarıyla iletişime geçip, deneyimlerinden yararlanabilir.

Sonuç olarak, içinden geçtiği süreç her ne kadar stresli ve de zorlu olursa olsun, kişi yaşadıklarına sadece maruz kalmamış ama aynı zamanda kendi yöntemlerini ve başa çıkma yollarını üreterek sürece dâhil olmuştur. Böylelikle stres, kişinin kendisini, etrafını ve daha geniş kapsamda dünyayı daha farklı şekillerde algılamasına etkide bulunmuş, onu kendisine ve çevresine yeniden bağlamış olur.

Stresin olumsuz etkileri

Stresle ilgili yazı ya da konuşmalarda genelde belirtildiği üzere, her birey kendi kişiliği doğrultusunda, sahip olduğu zihinsel-psikolojik-sosyal araçlarla stresle başa çıkmaktadır. Bununla orantılı olarak da stresin baskı ya da mücadeledeki zorluk derecesinin tanımı kişilere göre değişmekte, etkilerinin hissedilme oranı da farklılık göstermektedir. Kişi, stresle mücadelede ne tür bir yol izlerse izlesin, bu başa çıkma yöntemleri başarılı olmadığı takdirde, stresin biriken ve yoğunlaşan etkileri onu bir dizi olumsuz sonuca götürebilir. Stresin kısa dönem ve uzun dönem etkilerini fizyolojik, duygusal ve zihinsel olarak ayırmak mümkündür (A.Baltaş ve Z.Batlaş, 1986). Çeşitli sebeplerle ortaya çıkabilecek stresin ve verilen tepkilerin kısa dönem etkilerinden olan adale gerilimindeki ve kan basıncındaki artış, uzun dönemde baş ağrısı, yorgunluk, kalp hastalıkları gibi kronik rahatsızlıklara dönüşebilir. Stresin duygusal düzlemde yarattığı endişe,karamsarlık ve kızgınlık gibi duygularsa, stres faktörlerinin sürmesi, kısa zaman aralılıklarıyla tekrar etmesi sonucunca kronik anksiyete, depresyon,panik atak gibi psikolojik rahatsızlıklara zemin hazırlayabilir. Yine bu etkilerin unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü gibi zihinsel düzlemdeki yansımaları uzun dönemde obsesif düşünceler, uyku bozuklukları ve dikkat eksikliği şeklinde seyredebilir. Stresin normal sayılabilecek ve geçici olan kısa dönem etkilerinin yerini bedensel-duygusal-zihinsel kronik hastalıklara bırakmasının elbette ki bir takım nedenleri vardır. Ve bu nedenler de kişinin olay-duygu/düşünce-davranış üçgeninden bağımsız değildir.
Buna günlük yaşamın sıradan deneyimlerinden yola çıkarak örnekler verebiliriz. Her sabah yoğun trafikte giden bir sürücünün kendi kendisine söylediği sözler ve hissettiği öfke duygusu ters tepkiler vermesine ve gününün sonraki kısmının da aynı terslikte devam etmesine neden olabilir. Aynı şekilde sabah erken kalktığımızda duyumsadıklarımız güne keyifle mi yoksa karamsar mı başladığımızın bir işaretidir. Bir iş toplantısına ya da herhangi bir sınava girmeden önce aklımızdan geçenler, akşam eve yorgun döndüğümüzde verdiğimiz duygusal tepkiler, açığa vurduğumuz olumlu ya da olumsuz davranışlarla yakın ilişki içindedir. Bu anlamda, yaşadığız stres karşısındaki davranışlarımız kendi kendimize söyleyip,düşündüklerimiz ve olaylara verdiğimiz anlamlardan bağımsız değildir. Çevresel, sosyal ya da psikolojik stres verici kimi olaylar karşısında,

- Sorunlara çözüm bulma yeteneğimizi küçümsediğimizde,
- Kendi kendimize sıklıkla başaramayacağımızı, yetersiz olduğumuzu, hata yaptığımızı yada yapacağımızı tekrarladığımızda,
- Geçmişte halledilememiş bir stres durumunu hatırlayıp, ileride de aynı şeyin olacağı olumsuz duygusuna kapıldığımızda,
- Zihnimizde durumun zorluklarını olduğundan daha fazla büyüttüğümüzde,
- Kendimizi olan bitenin ve sürecin dışına itilmiş hissettiğimizde, davranış düzeyine yansıyan etkiler de kaçınılmaz olarak olumsuz olacaktır.

Bu düşünme ve hissetme biçimlerinin sonrasında gelişebilen kimi sonuçlarsa,

- Solunum ve kalp rahatsızlıkları,
- Uyku bozuklukları,
- Karamsar düşüncelerin hüküm sürdüğü depresif belirtiler,
- Aşırı çalışma,
- Sigara ve içki kullanımında artış,
- Aşırı endişelenme ya da problemler karşısında ilgisiz ve kayıtsız kalma,
- Cinsel hayatın bozulması,
- Yakın ilişkilerden uzak durma,
- Hayattan keyif alamama,
- Üretkenliğin azalmasıdır[FONT="][3]
.
[/font]

Günümüz toplumu ve stres

İçinde bulunduğu toplumun bir parçası olan ve kendisini hâlihazırdaki toplumsal koşullar ve ortamlarda ifade eden bireyler günümüz modern toplumunda stresi nasıl yaşamakta ve etkilerini ne derece hissetmektedir? Okul ve iş ortamında rekabetin giderek acımasızlaştığı, çok küçük yaşlardaki çocukların dahi bu rekabet ortamından zarar gördüklerini medyadaki kavga ve şiddet haberlerinden izlemekteyiz. Özellikle son on yıldır Fransa’da yapılan araştırmalar (Strasbourg,Louis Pasteur Üniversitesi, 2008) değişen aile yapılarının, artan tüketimin,sürekli başarıya ve performansa odaklanan bir yaşam tarzının bireylerde yetersizlik ve güçsüzlük hissiyatı gibi etkilere yol açtığını saptamıştır.Stres verici gündelik olaylar karşısında bireyler kendilerine has çözüm yolları bulmakta oldukça zorlanmakta ve bunun sonuncunda kendilerini yeteri kadar başarılı, yeteri kadar hızlı, atik ya da performans sahibi hissedememektedirler. Bu da çoğu insanı suçluluk duygularının ağır bastığı bir yalnızlığa sürüklemektedir. Üstelik kişilerarası çatışmaların ve rekabetin yoğun yaşandığı iş ortamlarında bireyler çoğu kez sıkıntılarını kimseyle paylaşmamakta, fikir danışamamakta, kısacası yaşadıkları stresi optimize edip,ılımanlaştıramamaktadırlar.
Günümüzün yaygın “şimdi ve burada” sloganından esinlenip az zamana çok iş sığdırmaya çalışan bireyler, yaşadıkları stres, sıkıntı ya da endişeleri ölçüp, tartıp, biçmeye bile zaman bulamamaktan yakınmaktadır. Çoğu duygu, düşünce ve yaşanılmışlık adeta sindirilemeden,anlamdırılamadan kalmakta ve birikmektedir. Bu gibi durumlarda da bireyler stresi ya da kaygıyı örtbas etmek için çareyi ya durmaksızın çalışıp, boşluk bırakmaksızın sürekli koşuşturmakta ya da tam tersine kendi köşesine çekilip yalnızlaşmakta bulurlar.
Kişilerin stres faktörlerinin de,stres vericilerden etkilenme biçimlerinin ve bu etkileri ifade tarzlarının da toplumsal değerlerin değişmesiyle birlikte farklılık gösterdiği hepimizin gözlemleyebileceği bir gerçektir. Bireyin ve bireyselliğin üzerine günden güne daha fazla vurgu yapılan bir sosyal ortamda, stresi yaşamak ve başa çıkmak da yalnızca bireyin sorumluluğuna kalmaktadır. Giderek artan depresyon,yaygınlaşan şiddet ve bağımlılıklar, içinde bulunduğumuz iş, okul, aile gibi sosyal ortamların stresi, çatışmayı ve kaygıyı ne derece sağlıksız bir şekilde körüklediğinin başka bir göstergesidir.
Belki de bu tempo ve koşuşturmacalar içinde arada soluklanıp, nefes almayı ve deneyimlerimizi, aklımızdan geçenleri,duygularımızı gözden geçirmeyi becerebildiğimiz oranda yaşadığımız stresi bir enerji ve üretim sürecine dönüştürmeyi başarabileceğiz.


Kaynakça

Batlaş, A & Batlaş, Z, Stres ve Başaçıkma Yolları, İstanbul, Remzi kitapevi, 1998, 18.basım.
Eynsenck, M. W, Psychology: An International Perspective, USA, Psychology Press,2002.
Şahin, N. (editörlüğünde) Stresle Başa Çıkma. Olumlu Bir Yaklaşım, Ankara, TPD, 1994.

[FONT="][1] Eynsenck, M. W, Psychology: An International Perspective,USA, Psychology Press, 2002, s.823.
[/font]
[FONT="][2] Şahin, N. (editörlüğünde) StresleBaşa Çıkma. Olumlu Bir Yaklaşım, Ankara, TPD, 1994, s. 23-26.
[/font]
[3]Batlaş, A & Batlaş, Z, Stres ve Başa çıkma Yolları, İstanbul,Remzi kitapevi, 1998, 18. basım, s. 30-31.



Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Stresin Etkileri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Yrd.Doç.Dr. Psk.Özge SOYSAL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Yrd.Doç.Dr. Psk.Özge SOYSAL'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Yrd.Doç.Dr. Psk.Özge SOYSAL
İstanbul
Uzman Klinik Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Yrd.Doç.Dr. Psk.Özge SOYSAL'ın Makaleleri
► Stresin, Panzehiri Kahkaha Psk.Nihal ARAPTARLI
► Stresin Anotomisi ve Tedavisi Psk.İzzet GÜLLÜ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,919 uzman makalesi arasında 'Stresin Etkileri' başlığıyla benzeşen toplam 32 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Psikoretapi Nedir? Haziran 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


20:16
Top