Olumsuz isimlerle yetişen çocuktan, olumlu davranış beklemek yanlış olur. -Mutsuz başlayan bir evlilik nasıl düzelir?-Sevgi dolu bir baba, erkekte başarı kızda ise kişisel uyum etkisi yapar
|
Olumsuz isimlerle yetişen çocuktan, olumlu davranış beklemek yanlış olur. Yapılan bir deneyde, güzel sözler söylenerek büyütülen çiçeklerin renkleri daha canlı, kötü sözler söylenenlerin ise renklerinin soluk olduğu görülmüştür. Bir bitki bile olumlu ya da olumsuz sözlerden etkileniyorsa, duygusal bir varlık olan insanın etkilenmemesi beklenemez. Hep olumsuz yanlarının söylendiği bir ortamda çocuklarınız bulunmak istemeyecek, sizinle beraber olmaktan sıkılacaktır. Bir gün 3 çocuğunu okula kaydettirmek için getiren bir veli ile tanışmıştım. Koridorda karşılaştığım bu veli, çocuklarını benimle şu şekilde tanıştırdı: "Büyük içine kapanık, ortanca sakar, küçük de şımarık!" Ve ekledi: "Tam size göre bu çocuklar hocam, hepsi de problemli!" Bence problemli olan çocuklar değildi. Bir kayayı azar azar delen su damlaları gibi, her gün tekrarlanan yıkıcı ifadeler gençlerin ve çocukların kimlik duygusunu zedeler. "Geri zekalı, aptal, tembel, düşüncesiz, sakar" gibi ifadeler çocuğun iç dünyasını altüst eder. Onuru kırılan çocuk, genç olduğunda bunlara tepki göstermeye çalışınca, evde çatışma başlar. Aile daha fazla baskı ve ceza yöntemleri uygulamaya başladıkça gençte başkaldırma, isyan duyguları iyice gelişir ve perçinleşir. Neticede kaybeden her zaman anne, baba ve çocuklarımızdır. Sonuç olarak daha fazla bilgi, uygulama ve doğru çözüm için mutlaka bir pedagog veya psikologtan destek alınız. -------------- Mutsuz başlayan bir evlilik nasıl düzelir? Böyle bir eş ve evlilik hayal etmemiştiniz. Ailenizin, arkadaşlarınızın etkisinde ya da bunalımlı bir zamanınızda karar verdiniz. Ama hayal kırıklığına uğradınız. "Hiç hayal etmediğim bir insanla hayal bile edemeyeceğim bir evlilik yaptım?" diye pişmanlık duyuyorsunuz. Başkaları evlilikle gül bahçesine girerken; kendinizi yıkılan hayallerinizin enkazı altında kalmış gibi hissediyorsunuz. "Keşke, keşke" deyip duruyorsunuz. Ya da severek evlendiniz; ama evlendikten sonra hiçbir şey istediğiniz gibi olmadı. Peki ne düşünüyorsunuz? Başlamadan bitirmeyi mi? O kadar kolay mı bir insanın dünyasına girdikten sonra onu yüzüstü bırakıp kaçmak? Evlilik evcilik değil ki, "ben bu oyunu beğenmedim" deyip çekip gidesiniz? Öyleyse ne yapmalısınız? Önce bütün gücünüzü toplayarak o enkazın altından kalkmaya çalışın. Şayet "ben bu enkazın altından kalkamam" der umudunuzu yitirirseniz, orada öylece çürür gidersiniz. Unutmayın bazen enkazlar altından defineler çıkar. Gül bahçeleri ise bir hazanda solup gider. Belki enkaz kabul ettiğiniz evliliğinizin altında büyük bir mutluluk definesi gizlidir. Beyninizi o defineyi bulmak için çalıştırın. Eee, ne de olsa define bulmak o kadar da kolay değil. Yorulacak, acı çekecek, üzülecek ve gözyaşı dökeceksiniz. Ama defineyi bulduktan sonra da ömür boyu mutlu olacaksınız. Hiçbir şey kolay değil ki! "Neden bunca zahmete katlanayım derseniz?" Hayatta hiçbir şey kolay elde edilmiyor. Tepesinde yakıcı yaz sıcağını hissetmeyen meyve, olgunlaşmıyor. Sınav sıkıntısını çekmeyen öğrenci başarı belgesini eline alamıyor. Ama ekser insanlar, "hayatta yüzüm bir kez bile gülmedi, bundan sonra da güleceğini sanmıyorum" diyerek ümidini yitiriyor. Olayları gözünde büyütüp, hayatla olan bağlarını koparıyor. Eşinin her hareketini ters görüyor. Oysa "ben bu evlilikte mutlu olacağım, kötü giden şeyleri azim ve irademle düzelteceğim" diyenler mutluluğu yakalıyor. Nitekim, tarih ümit ve azimle çalışanların başarı öyküleriyle doludur. Meselâ dünyanın en ünlü konuşmacısı Cicero kekeme olduğu, Einstein 9 yaşına kadar konuşamadığı ve ailesinin onu özürlü sandığı, başarısız olduğu için okuldan atıldığı, Beethoven'in ise 9. Senfoni'yi sağırlık döneminde bestelediği, Edison'un iki bininci deneyinde bile vazgeçmeyip, durmadan çalışmak yüzünden gözleri yanıp dayanılmaz sancılar çekerek sonunda başardığı söylenir. Bu arada dilek tutmayı da unutmamak gerekiyor. 30 yıl boyunca dilek tutmanın gücünü araştıran Harvardlı bilim adamı Dr. Herbert Benson, bütün dilek tutma biçimlerinin stresi yatıştırdığını, bedeni sakinleştirdiğini ve şifalı gevşeme tepkisi uyandırdığını söylüyor. Eşinizle oturun ve yüreğinizi ve gönlünüzü açın, birbiriniz için sesli dilek tutun ve pozitif cümleler kurun. Dilek tutmak istediğinizden emin değil misiniz? O zaman bunun yerine sahip olduğunuz nimetleri saymayı deneyin. Her gün başınıza gelen üç iyi (büyük ya da küçük) şeyi yazın ve bu iyi şey neden gerçekleşti, diye sorun. 3 ay sonra ciddi derecede daha mutlu hale geldiğinizi göreceksiniz. Sonuç olarak daha fazla bilgi, uygulama ve doğru çözüm için mutlaka bir pedagog veya psikologtan destek alınız. -------------- Sevgi dolu bir baba, erkekte başarı kızda ise kişisel uyum etkisi yapıyor... Yapılan bazı araştırmalar ve tecrübelerimle görüyorum ki, şiddete dayalı suçlar, çocuk suçluluğu ve madde bağımlılığı ile baba yokluğu arasında bir bağlantı olduğunu ortaya koyuyor. Sorumluluk sahibi bir babanın varlığı, sosyal hastalıkların tedavisinde kullanılabilecek bir işlev görüyor. Yapılan araştırmalar, sadece annenin bulunduğu ailelerde büyüyen çocukların, akranlarına göre daha dezavantajlı olduğunu ve bu dezavantajın çocukluk dönemi boyunca sürdüğünü, çocukların erken dönemdeki gelişimlerinde her iki ebeveynin de önemli olduğunu göstermektedir. Babalar, çocuğun büyüme sürecinde önemli roller üstlenirler. Sıcak ve sevecen babalar, çocuklarda cinsiyet rollerinin gelişimini de etkiliyor. Erkek çocuklar, büyüme sürecinde babalarından erkeklerin ilgilerini, faaliyetlerini ve sosyal davranışlarını öğrenirler. Kız çocukları ise erkeklerle güvenli ve rahat ilişki kurmayı öğrenir. Sevgi dolu babalar, erkeklerde başarı, kızlarda kişisel uyum üzerinde olumlu etkiler yapar. Sonuç olarak daha fazla bilgi, uygulama ve doğru çözüm için mutlaka bir pedagog veya psikologtan destek alınız. Babasız büyüyen çocuklar şartlardan çok etkilenir * 6 yaşından önce ya da 6 ile 9 yaş arasındaki ebeveynleri boşanan ergen kızlar, aileleriyle birlikte olan kızlara göre daha fazla alkol ya da madde kullanımına yönelmekte. * Kadınların ergen ve yetişkin popülasyonları içinde yaşadıkları ebeveyn ayrılığı erken başlayan cinsel etkinlik, büyük ölçüde suça ilişkin davranışla ilişkilendiriliyor. * Bu tür kadınların uzun ve memnuniyet verici ilişkiler kurmakta da zorlandıkları görülmekte. Kadınlarda bu duyguya yol açan durum, babanın duygusal olarak kaybının onların kendilerini 'reddedilmiş gibi' hissetmeleriyle ilişkilendirilmekte. * Pek çok kız bu reddedilmeyi yeteri kadar sevimli, sevilebilir ve zeki olmadıkları şeklinde algılamaktadırlar. Engelli eğitiminde babanın önemli rolü artık tüm dünyaca malumdur. Her insan sağlıklı nesiller ve çok başarılı çocukları olsun ister. Eğer çocuğunuzda bir farklılık varsa, bu sizi psikolojik olarak yıkıyor. Bu yıkım esnasında babaya çok büyük görev düşüyor. Bu psikolojik sürecin çok kolay atlatılmasında babanın öncülük yapması gerekiyor. Eğer baba psikolojik yıkımı kolay atlatmazsa ailede kaos yaşanıyor.Üzülmenin problemi çözmediğini belirtmekte büyük yarar var. Engelli çocuğu olan ailelerde çiftler bazen birbirlerini çok kötü yargılayabiliyorlar. Çünkü onlar tüm vakitlerini suçlamalarla geçiriyorlar. Halbuki erken tedavi ve e- eğitim çok önemli. Baba yas sürecini uzun tutunca, hem tedavi hem de eğitim gecikiyor. Çünkü aile reisi olan baba, yetkili mercilere başvuracak, tedavi ve eğitimle bizzat ilgilenecek yegane kişi. Baba hızlı davranmazsa her şey gecikiyor. Halbuki eğitim alan çocuklar zamanla gelişme kat ederek öğrenebildiklerini, eğitilebildiklerini gösteriyor. Bu da aileyi psikolojik olarak rahatlatıyor, aileyi güçlendiriyor. Sonuç olarak daha fazla bilgi, uygulama ve doğru çözüm için mutlaka bir pedagog veya psikologtan destek alınız.
|
|||||
|
Kütüphanemizden İlginizi çekebilecek
diğer bazı makaleler:
|
|||||
|
|



