SAĞLIKLI İLETİŞİM VE MUTLU AİLELER
|
SAĞLIKLI İLETİŞİM ve MUTLU AİLELER OKS, ÖSS ve SBS gibi gençlerimizin geleceklerini etkileyebilecek önemli sınavları tek tek geride bırakıyoruz. Ama maalesef ne sınavlar bitiyor ne de koşturmacalar. Bu dönemden sonra da velileri ve öğrencileri yine yoğun bir dönem bekliyor. Şimdi sınavlardan alınan puanlar netleşecek ve buna göre girilebilecek olası okullar belirlenecek; belki bazı aileler ya da öğrenciler yaşadıkları yeri değiştirmek zorunda kalacak; gençler üniversite eğitimleri için bölüm seçimi, barınma, kayıt, arkadaş edinme, yeni çevrelerine uyum gibi konularla karşılaşacaklar. Tüm bu koşturmaca da evlatlarımız için daha iyi bir gelecek, daha iyi sosyal ve maddi imkânlar ve en önemlisi mutlu bir gelecek adına olacak. Tıpkı sınavlara hazırlanırken olduğu gibi bu aşamada da yeni hedefler, çözülmesi gereken sorular ve aşılması gereken sıkıntılar, bu sıkıntıları unutturan büyük küçük başarılar da olacak. Bu aşamada anne ve baba kendine şu soruları sorabilir: -“Ben bu gelişimi desteklemek, varsa başarısızlıkları aşmak ya da daha başarılı olmak ve çocukların kendinden mutlu bir birey olmaları için başka neler yapabilirim?” –“Aile içi ilişkiler hangi kaynakları kullanarak gelişir?” Bizim kültürümüzde toplum, kendi mutluluğunu önemli sayan, kendi gereksinimlerini gidermeye öncelik veren ana-babayı pek taktir etmez “gece gündüz çalışarak, çocukları için ekmek parası kazanan baba” ile, “saçını süpürge ederek çocuklarını memnun etmek için kendini feda eden ana” ideali, bizim kültürümüzde kuvvetli olarak yaşar. Ana-babalık bu ideallere göre değerlendirilir. Ancak gerçeğe uymayan bu tür idealler dengeli bir yaşamı yansıtmaz. Ana ve baba, yetişkin insanlar olarak kendi gereksinimlerini kendi amaçlarının ve arzularının farkında olmalı, çocuklarının gereksinimleriyle bunları bir denge ve ahenk içinde tutabilmelidir. Unutmamalıdır ki kendi doğal gereksinimleri sağlıklı bir biçimde karşılanmayan bir ana ve baba, başkalarına verecek sağlıklı ilgi, destek ve sevgiyi içinde bulamaz. Aile toplumsal yaşamın bir parçasıdır. Kişilerin bu kurumların içinde üstlendiği roller kendine özgü kişilik ve davranışların gelişmesine yol açar. Aile içindeki roller katı ise dünyayı tek boyutlu gören kalıplaşmış benlik yapısına sahip insanlar yetişir. Birey davranışları ile içinde yaşadığı aile ortamını yansıtır. Çocuğun ya da gencin eğitiminde ailenin yerine getirmesi gereken temel derler vardır. Bunlar: Değerli bulunma duygusu, Güven duyma ve paylaşma, Yakınlık ve dayanışma, Sorumluluk duyma ve görev alma, Yaşamla mücadele edebilme duygusudur. Sağlıklı aile, insanların psikososyal yönden olgunlaşmasını temin eden en temel sosyal kurumdur. Olgun insan kendini diğerlerinden ayıran sınırların farkındadır ve kendi benliğinin sınırlarını korumakta duyarlılık gösterir. Olgun insan kendini değerli bulur, kendine saygısı vardır ve kendini olduğu gibi kabul eder. Olgun insan beden, zihin ve manevi yaşam arasında denge kurmuş biridir. Olgun insan heyecan ve duygularını tanır ve onların gerçekçi biçimde ifade edilmesine olanak sağlar. Doğan Cüceloğlu, aile içinde insanların doğuştan getirdiği beş temel özgürlüğün korunması gerektiğini söyler. Bu özgürlükler: Şimdi ve burada olanı duyma ve görme (Algılama) özgürlüğü: Sağlıksız ana baba çocuklarını geçmişe, geleceğe veya olması gerekene yöneltirler; şu anda ve burada olan olayları olduğu gibi algılamalarına izin vermezler. Yukarıda sözünü ettiğimiz, “Ben şimdi sana böyle emekler veriyorum; büyüyüp evlenince beni unutursun, elin kızını seversin, anneni bir köşeye atarsın!” diyen anne oğlu üzerinde iki olumsuz etkiye yol açıyor: 1.Oğlunun o andaki durumu (oyun, güzel giysi vb.) algılamasını engelliyor; 2. Oğluna, ilerisi için kendi kafasındaki –olması gereken ilişkiyi – empoze ediyor. Kendi düşündüğünü olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü: Sağlıksız ana-baba, çocuklarının ne düşündüğüyle ilgilenmezler, ne düşünmesi ve ne yapması gerektiği ile ilgilenirler. Çocukları belli bir kalıba sokmak, bu aile için, çocuğun kendi olarak gelişmesinden daha önemlidir. Kendi duygularını olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü: Sağlıksız aile ortamı içinde çocuğun hangi duygular içinde olduğuna önem verilmez, hangi duyguları ifade etmesi gerektiği daha önemlidir. Çocuk gülüyorsa gülmesi; ağlıyorsa ağlaması kınanır. Korkmuşsa korkaklığıyla alay edilir. Çocuğa kızma hakkı verilmez, “kapa çeneni “, denir. Kendi arzularına göre bir şeyi isteme ve reddetme özgürlüğü: Sağlıklı ailede çocuğa kendi istediğine kendisinin karar vermesi ve bu kararın sorumluluğunu yüklenmesi öğretilir. Örneğin sağlıklı ailede çocuk yemek yemeye zorlanmaz. Yemek zamanı gelince ailenin beraberce yemek yemesi beklenir; ne var ki, kimse belirli bir miktar yemeye zorlanmaz. Yemek zamanı yemeyen çocuk bir saat sonra , “Benim karnım acıktı, bana yemek ver,” deyince annesi,”Bir saat önce yemek zamanıydı, o zaman yemedin. Burası lokanta değil, önümüzdeki yemek zamanına kadar beklemek zorundasın”. Böylece çocuk, ortak sofrada yemek yememe davranışının sonucuna katlanmak zorunda bırakılır. Sağlıksız ailede çocuğun neyi ne kadar yemesi gerektiği sürekli kendisine söylenir. Çocuğun kendi davranışlarından sorumluluk kazanmasına olanak verilmez. Sorumluluk kazanan insan zamanla bağımsız olmaya yönelir; sağlıksız ailenin ise bağımsız insana tahammülü yoktur. Olmak istediği yönde gelişerek kendi özünü gerçekleştirme özgürlüğü: Sağlıksız ailede, kimin ne olması gerektiği, aile içindeki katı kurallar çerçevesinde belirlenmiştir. Kişinin nasıl bir yaşam sürmesi gerektiği, dolaylı ve dolaysız, sürekli kendisine empoze edilir. Manevi yaşamla ilgili olarak ta kişi sürekli baskı altında tutulur. Neye ne kadar ve nasıl inanacağını çocuğa sürekli söylenir. Bunun dışına çıkma cesaretini gösterenler korkutulur. Kişinin araştırma, keşfetme, kendini daha mutlu eden bir dünya geliştirme özgürlüğü yoktur. Bu özgürlüklerin korunabilesi için aile içinde sağlıklı ve etkili bir iletişim içinde olması gerekir. Aile içindeki iletişim bu özgürlükleri ya canlı tutar ya da sürekli baltalar. İyi iletişimci hem kendi iç dünyasını yani duygu düşünce ve tutumlarını iyi tanır. Onların ne anlama geldiğini kavrar, anlar hem de karşıdaki kişinin davranışlarının farkında olması demektir. Karşıdakinin Farkında olan kişi ise onun davranışlarını nasıl bir iç dünyaya işaret ettiğini onun deneyim ve yaşantılarının ne olduğunu anlar. Yüz ifadeleri bedenin duruşu, sesi titreyişi ya da iniş çıkışı gibi. İletişim becerilerinden biri de zamanında ve konuya ilişkin geri- iletim iletişim vermektir. Ön yargılarımızı bilgi imiş gibi kullanma, kişilerin bireysel farklılıklarını görmeme, aşırı genelleme, neden-sonuç ilişkilerinde bozukluk ve salt kendini ya da başkalarını suçlama( kötü şeylerin nedeni sensin!), diğerlerinin zihnini okuma iddiası vb iletişim engellerini kapsar. Anlaşılmayan bir konunun açıklığa kavuşması; yanlış bir yargılamanın ne gibi bir temele dayandığını anlamak için sorular sorma; duygularını karşıdakine dürüstlükle söyleme geri-iletim örnekleridir. CÜCELOĞLU, Doğan. “İçimizdeki Çocuk”. İstanbul: Remzi Kitabevi,1992 DAVASLIGİL, Ü; BALTAŞ, A-Z. “ Ana-Baba Okulu”. Remzi Kitabevi; İstanbul, 1993. YEŞİLYAPRAK, B. “Gelişimsel Rehberlik” Morpa Yayınevi, 2006 Gürcan AVCU
Uzm. Psikolojik Danışman
|
||||||
|
Kütüphanemizden İlginizi çekebilecek
diğer bazı makaleler:
|
||||||
|
|



