2007'den Bugüne 92,543 Tavsiye, 28,255 Uzman ve 20,012 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Boşanma Dünya ve Ülkemiz Açısından Yaygınlığı, Nedenleri, Sonuçları ve Önleme Yolları
MAKALE #12057 © Yazan Uzm.Psk.Fahri ŞAHİN | Yayın Ocak 2014 | 5,635 Okuyucu
BOŞANMA: DÜNYA VE ÜLKEMİZ AÇISINDAN YAYGINLIĞI, NEDENLERİ, SONUÇLARI VE ÖNLEME YOLLARI
Fahri ŞAHİN

2014

Boşanma
Boşanma toplumun temel taşı olan aileyi derinden sarstığı için her zaman üzerinde incelemeler yapılan bir konu olmuştur. Boşanma hem hukuki hem de toplumsal sonuçları olan bir kavramdır. Bu nedenle farklı tanımlamalar yapmak mümkündür ancak genel bir tanımlamasını yapmak gerekirse; boşanma, yasal sonuçları açısından kanuni, çiftlerin ayrılmalarının etkisi açısından duygusal, mal paylaşımı bakımından ekonomik, yakın ilişkilerdeki değişimlerin meydana getirdiği problemler nedeniyle de psikolojik bir kavramdır (Bohannon, 1970; akt, Uçan, 2007). Toplumsal açıdan bakıldığında boşanma, evliliklerinde artık doyum sağlayamadıkları, beklenti ve ihtiyaçlarını gideremedikleri inancındaki eşlerin evlilik ilişkilerini sonlandırmalarıdır (İlgar, 2004; akt. Biçer, 2009). Boşanmanın bir diğer tanımı ise, eşler arasındaki bağın kopmasıyla evliliğin resmiyetini yitirmesi, çiftlerin fiziksel ve hukuki olarak birbirlerine karşı sorumluluklarının kalmamasıdır (Akar, 2005).
Dünyada ve Ülkemizde Boşanma
Boşanma sorunu birçok gelişmiş ülkede yıllardır süregelen bir sorun olmuştur. Son yıllarda bu oranda dikkat çekici bir artış görülmektedir. Özellikle ABD’de boşanma oranı, 1960larda hızla artmış ve 1980li yıllara gelindiğinde tarihini en yüksek seviyesine ulaşmıştır (Heaton, 2002; Cherlin,2004; akt. Ellison, Walker,Glenn ve Marquardt, 2011). Sutton ve Munson(2005)’un bir çalışmasına göre ise 2000li yıllara gelindiğinde ABD’de evliliklerin yarısının boşanma ile sonlandığı ve boşanma oranlarının da %50-68 seviyelerine çıktığını görülmüştür (akt. Uçan, 2007). Bunun sonucu olarak da son kuşak Amerikan toplumunda yaşayan pek çok genç boşanmayı ya kendileri deneyimlediler ya da dolaylı olarak maruz kaldılar (Waller ve Peters, 2008). Norveç, Almanya, Fransa ve Hollanda gibi diğer bazı gelişmiş ülkelerde ise bu oran %40 seviyelerine ulaşmıştır (Uçan, 2007).
Ülkemizdeki durum göz önüne alındığında, tarih boyunca boşanma ülkemizde her zaman mevcut olan bir durum olmuştur. Cumhuriyetin kuruluşundan önce Osmanlı Devleti’nde kadılar tarafından şeriat hukuku çerçevesinde uygulanan boşanma, Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve 1926 yılında medeni kanunun kabul edilmesiyle İslam hukuku içindeki boşanma uygulamaları değiştirilmiştir (Kavas, 2010).
Batılı ülkelerdeki artışa benzer şekilde ülkemizde de son yıllarda boşanma oranlarında önemli artışlar görüldü. Ancak bu durum 2000’li yıllara kadar sorun olarak algılanacak boyutta değildi, 2000’li yıllardan itibaren hem sayı hem de oran olarak artış görülmesi bu konuyu gündeme getirmiştir. Özellikle bu dönemde ülkemizde görülen ekonomik kriz sürecinde bu sayının arttığı görülmektedir (Yurtkuran Demirkan, Günindi Ersöz, Beder Şen, Ertekin, Sezgin, Turğut ve Şehitoğlu, 2009). Kavas’a göre (2010), on yıl öncesi ile kıyaslandığında, boşanma oranlarında gözle görülür bir artış görülmektedir. Örneğin, 1990larda boşanma oranı binde 0.46-0.52 iken büyük bir dalgalanma ile bu oran 2001 yılında binde 1.35e yükselmiştir. 2008 yılında ise binde 1.40 ile en yüksek orana görüldü. Bu oran 2004 yılına kadar düzenli olarak artmış ve 2005 yılında bir önceki yılın iki katına çıkmıştır. Oranlar her ne kadar çok yüksek görünse de dünya ülkeleriyle kıyaslandığında ülkemizde oldukça azdır (Uçan, 2007). Çok yüksek bir oranda artış olmasına rağmen yinede ülkemizde boşanma oranlarının dünya ülkelerinden az olması önceleri bu oranın ne kadar az olduğunun bir göstergesidir.
Boşanma Nedenleri
Boşanma olayı her ne kadar modern bir fenomen olarak görülmüş olsa da boşanmanın temeli tarihin derinliklerinde yatmaktadır. Bunun sonucu olarak da tarihte boşanmanın görülmediği çağ ya da kültüre rastlamak oldukça zordur (AAK, 1990). Bu kadar yaygın olmasına rağmen boşanmanın toplumlarda genel kabul görmüş bir olgu olduğu söylenemez (Arıkan, 1996). Bu bilgilerden yola çıkarak bu kadar önemli olan bir olayın meydana gelmesi için çeşitli sebeplerin gerektiğini söyleyebiliriz. Türk Medeni Kanunu’na bu sebepler şu şekilde sıralanmaktadır; zina, cana kast ve pek fena muamele, cürüm ve haysiyetsizlik, terk, ruh sağlığı, şiddetli geçimsizlik, eşlerin anlaşması ve ortak hayatın yeniden kurulamaması (Akar, 2005; Arıkan, 1996; Battal, 2008; Kavas, 2010; Yurtkuran Demirkan, 1996). Bu nedenlere ek olarak; sosyoekonomik yetersizlik, cinsel sorunlar ve alkol, madde bağımlılığı ve şans oyunlarına düşkünlükte boşanma nedenleri arasında gösterilmektedir (Erbek, 2004; akt. Akar, 2005). Zina, cana kast ve pek fena muamele, cürüm ve haysiyetsizlik, terk ve akıl hastalığı boşanmanın özel sebepleri, şiddetli geçimsizlik, eşlerin anlaşması ve ortak hayatın yeniden kurulamaması da genel sebepleri olarak belirtilmiştir (Battal, 2008).
Devlet Planlama Teşkilatı’nın (1989) araştırmasına katılanların %75’i zinayı boşanma için sebep olarak görmektedirler (Yurtkuran Demirkan ve ark., 2009). Bu oran kırsal kesimde %82.6 iken şehirde %70.6’dır. İlginç bir şekilde, eğitim seviyesi yükseldikçe zina sebebiyle meydana gelen boşanmaların oranı düşmektedir (Arıkan, 1996).
Bir diğer boşanma nedeni olan terk, eşlerden birinin evlilik yükümlülüğünü yerine getirmemek üzere evi terk etmesidir ve boşanma nedenleri arasında zina ile birlikte ikinci sırada gelmektedir (Arıkan, 1996; Battal, 2008; Yurtkuran Demirkan ve ark., 2009).
Boşanma nedenleri arasında %90 ile en yüksek orana sahip olan faktör şiddetli geçimsizliktir (Arıkan, 1996; Battal 2008; Yurtkuran Demirkan ve ark., 2009). Eşler arasındaki anlaşmazlıklar, yaşam felsefesindeki farklılıklar, sevgi, saygı, hoşgörü gibi kavramların kaybolması gibi bazı faktörler şiddetli geçimsizlik adı altında boşanma nedeni olarak ele alınmaktadır. (Arıkan, 1996). Şiddetli geçimsizlik durumunda boşanma normal bir durum olarak görülmektedir. Bu oranın yüksek olmasının altında boşanma davası açan eşlerin gerçek nedenleri açıklamaktan kaçmalarının etkisi olduğu düşünülmektedir (Battal, 2008; Yurtkuran Demirkan ve ark., 2009).
Kırsal kesimde ya da şehirde yaşamanın da boşanma oranları üzerinde etkileri görülmektedir. Bu kapsamda yapılan bir araştırmaya göre, şehirlerde yaşayanlar kırsal kesimde yaşayanlara göre boşanmayı kabul edilebilir olarak değerlendirmektedirler (Yurtkuran Demirkan ve ark. 2009). Bunun nedeni kırsal kesimlerdeki bireylerin boşanmayı temel toplum kurallarına aykırı olarak değerlendirmeleridir. Bu kesimlerde erkeğin boşanması bir nebze makul karşılanırken özellikle kadının boşanması olumsuz olarak değerlendirilmektedir (Arıkan, 1996). Şehir yaşantısının dışında bir yaşam sürmek bireylerin aile ilişkilerinde gelenekçi ve katı kuralcı olmalarına zemin hazırlamaktadır. Bu tür yaşantılardaki ilişkilerde romantizm ve duygusallık çok fazla rastlanılmaz. Bunun sonucu olarak aile içi anlaşmazlıklar, boşanmalar ve ayrılmalar kırsal kesimlerde düşük seviyededir. (Köknel, 1981; akt. Kızılaslan, 2006).
Uçan’ın bir araştırmasına (2007) katılanların üçte biri boşanma nedeni olarak sadakatsizliği göstermişlerdir. Evlilik sürecinde şiddete uğrama, aile bireyleriyle problemler, maddi zorluklar, eşin madde kötüye kullanımı gibi problemler bulunmasına karşın evliliği devam ettirme taraftarı olan pek çok kadın için, eşinin gayrimeşru ilişkisini öğrenmesi bardağı taşıran son damla olmuş ve boşanma nedeni olarak görülmüştür. Bu araştırmanın sonuçlarından biri de çocuk sahibi olup olmama durumunun boşanmaya etkileri konusundadır. Araştırmaya katılanların yarıya yakını boşanmayı çözüm yolu olarak görmelerine karşın, çocuk nedeniyle eşe bağlı olmaları neticesinde evliliklerini sürdürme çabası içerisindedirler.
Mutlu bir birliktelik için gerçekleştirilen evliliklerde ilk yıllarda beklentilerin karşılanamaması sonucu hayal kırıklığı yaşanılması boşanmalara zemin hazırlamaktadır. Buda ilk yıllarda boşanmalara neden olmaktadır (Kılıçarslan, 2008).
Boşanmanın Aile Üyelerine Etkileri
Hem eşlerin hem de çocukların hayatlarındaki çeşitli değişikliklere ayak uydurmalarını gerektiren boşanmanın, bu özelliğinden ötürü bir geçiş dönemi olduğu söylenilebilir (Sayıl ve ark. 1996; akt., Uçan, 2007). Nedeni ne olursa olsun boşanmanın aile üyelerine ve topluma zarar vereceği aşikârdır (Wallerstein ve Kelly, 1980; akt., Arıkan, 1996). Aile için büyük stresör olarak kabul edilen boşanma, işsizlik, kayıp ve daha pek çok süreci kapsamaktadır (Tein, Sandler ve Zautra, 2000). Bu dönemin ne yönde sonuçlanacağı, kişilerin kişilik özelliklerine, baş etme becerilerine, sahip oldukları sosyal destek ve yardım kaynaklarına bağlıdır (Slakeiu, 1984; Atakan, 1987; Hoff, 1984; akt., Uçan, 2007). Bu dönemde en çok kimin zarar göreceğinin bilinmesi, konuyla ilgili yapılacak çalışmalar ve alınacak önlemler açısından önemli görülmektedir (Arıkan, 1996). Arıkan’ın çalışmasından (1996) elde edilen verilere göre, boşanma sonrası en çok zarar görenler sıralamasında birinci sırada kadınlar (% 47,2), ikinci sırada da erkekler (% 33,0) gelmektedir. Aynı çalışmada ilginç bir şekilde hem kadın hem de erkek seçeneği (% 12,2) ve herkes (%4,4) seçeneği yalnız erkekler erkeklerin zarar görür oranından (% 2,2) yüksek bulunmuştur.
Çocuklar Üzerindeki Etkileri
Herhangi bir ailede meydana gelen boşanma olayı ailenin tüm fertlerinde etki göstermektedir. Bu olaylar sonrası özellikle çocuklar olumsuz etkilenmektedir (Aslıtürk, 2004; akt., Bulut Serin ve Öztürk, 2007; Amato, 2000 ). Araştırmalar boşanmış ailelerde yetişen çocukların iki ebeveynli çocuklara oranla çok daha fazla davranışsal, sosyal, psikolojik ve akademik problemler yaşadıklarını göstermektedir (Amato, 1995). Aile boşanmasına maruz kalan çocukların yarıdan fazlası 18 yaşından küçüktür ve her yıl bir milyondan fazla çocuk boşanmaya maruz kalmaktadır. Bunun yanında çocukların %40’ına yakınının yetişkinliğe ulaşmadan bu boşanma deneyimine maruz kalacakları öngörülmektedir (Amato, 2000). Giderek artan boşanma konulu çalışmalar anne baba boşanması ve evlilik anlaşmazlıklarının çocukların ruhsal sağlığı ve sosyal iyilik halleri üzerindeki etkili olduğunu göstermektedir (Ellison ve ark., 2011). Bazı durumlarda çocuk sahibi olan kadınların problemlerine boşanma bir çözüm olacak olsa bile kadınlar genel olarak evliliği sürdürmeyi tercih etmektedirler (Uçan, 2007). Ancak bu duruma katlanamayıp boşananlar da mevcuttur. Bu kararın alınmasından sonra çocuk velayetinin kimde olacağı sorusu akla gelmektedir. Boşanma olaylarından sonra çocukların velayetini genellikle anneler almaktadır (Arıkan, 1996; Phelps, 1998). Ancak bu durumun ortaya çıkmasında belirleyici faktör eşlerin gelir düzeyidir. Böyle bir durumda gelir düzeyi yüksek babanın velayeti alma ihtimali yüksekken, geliri düşük olan babanın şansı oldukça azdır (Battal, 2008).
Araştırmalar boşanmaya geçişin çocuklar için son derece stresli olduğunu ortaya koymaktadır. Boşanmış ebeveynlerin çocuklarının boşanmamış ailelerde yetişen çocuklara oranla daha çok, davranışsal, sosyal, psikolojik ve akademik sorunlar sergilemeleri olasıdır (Amato, 1993; Kelly, 2000; akt., Thompson . Lizardi, Keyes ve Hasin, 2008). Bu değişkenlerden düşük eğitim düzeyi, gelir, kötü evlilik kalitesi gibi sorunların birçoğu yetişkinlikte de devam etmektedir (Amato ve Keith, 1991; Amato ve ark., 1995; Dube ve ark., 2001; Dube ve ark., 2002; akt., Thompson ve ark., 2008) ve yetişkinlikte meydana gelen olumsuz fiziksel ve psikolojik sağlık durumları çocuklukta şahit olunan anne baba boşanması ile ilişkilidir (Kraft ve Luecken, 2009).
Thompson ve arkadaşlarının (2008) yaptığı bir araştırmada, ebeveyn boşanma deneyimi yaşayan çocuklar, bu deneyimi 12 yaşına kadar yaşayanlar ve 13 yaşında ya da daha geç yaşayanlar olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Bunlardan boşanma deneyimini 12 yaşına kadar yaşayanlarda yaşam boyu alkol bağımlılığı yaygınlığı %19,5 ve 13 yaşında ya da daha sonra bu deneyimi yaşayanlarda ise bu oran % 17,8 olarak bulunmuştur.
Bulut Serin ve Öztürk’ün (2007) yaptığı bir araştırmanın sonucuna göre ise, ebeveyn boşanma deneyimi yaşayan çocuklarla, bu deneyimi yaşamayan çocuklar arasında kaygı seviyeleri ve benlik saygıları arasında fark olduğu gözlenmiştir. Buna göre ebeveyn boşanmasına maruz kalan çocukların kaygı seviyelerinin daha yüksek benlik saygılarının ise daha düşük olduğu belirlenmiştir. Ebeveyn boşanmasına maruz kalmayan çocuklarda ise tam tersi bir durum görülmüştür. Bunun yanında ailesinden boşanma olayı gerçekleşen kız çocukların erkek çocuklara oranla daha kaygılı olduğu bulunmuştur. Yine aynı çalışmanın sonuçlarına göre, ebeveynleri boşanan çocuklardan 9 yaş grubundakilerin 11 yaş grubundakilere kıyasla benlik saygılarının yüksek olduğu görülmüştür. Bu kaygının oluşmasında boşanma sonrası devam eden ebeveyn çekişmeleri büyük rol oynadığı düşünülmektedir (Alisinanoğlu ve Ulutaş, 2000; akt., Bulut Serin ve Öztürk, 2007).
Başka bir çalışmada (Sun ve Li, 2009) ise, ergenlerin gözlemlenen akademik performanslarının; ergenin insani, kültürel ve sosyal kaynakları ve ailenin finansal kaynakları ile ilişkisine değinilmiş ve boşanmanın olumsuz etkilerinin ergenin akademik performansını kötü yönde etkilediğine dikkat çekilmiştir. Aynı paralellikte yapılan başka bir çalışmaya göre, boşanma olayı meydana gelmiş ailelerden gelen öğrenciler sağlıklı ailelerden gelen öğrencilere göre daha fazla uyum problemleri gösterirler (McIntyre, Heron, McIntyre, Burton ve Engler, 2003). Daha önceleri psikologların (Veroff ve ark., 1969) yaptıkları bir çalışmada ise ailesinde boşanma olayı gerçekleşen çocukların başarı motivasyonu için erkeklerde zayıflama, kızlarda güçlenme gibi etkilerin olduğunu sonucuna varılmıştır. Ayrıca Phelps (1998), ebeveyn boşanmasının, kız çocuklarının başarı motivasyonunu yükselttiğini ve erkekler içinde bu düzeyin çok düşük olmadığını; kız çocuklarının gelirini düşürdüğünü ancak erkek çocukların geliri üzerinde etkisi olmadığını belirtmektedir. Boşanmanın çocukların akademik başarılarına neden olan olumsuz etkilerinin yanında, toplumsal çarpıklıklar, madde kötüye kullanımı, yoksulluk, suçluluk gibi durumlara da zemin hazırladığı belirtilmektedir ( Amato, 2000).
Boşanmanın çocuklar üzerinde etkilerini belirleyen çeşitli değişkenler vardır. Bunlar; çocuğun yaşı, cinsiyeti ve boşanma üzerinden geçen süredir. Bu değişkenlerle ilgili verilere bakılacak olursa:
Yaş: Bazı araştırmalar yaşça büyük olmanın olumsuz etkiyi azalttığını bazılarının da tam tersi durumun söz konusu olduğunu belirtmektedir (Thomas ve Waddel, 1990; Yörükoglu, 2000; Hughes, 1996; akt. Biçer, 2009).
Cinsiyet: Erkeklerin kızlara oranla daha fazla problem yaşadığı belirtilmektedir (Thomas ve Waddel, 1990; Yörükoglu, 2000; Hughes, 1996; akt. Biçer, 2009).
Aradan geçen süre: Boşanma üzerinden geçen süre arttıkça baş etme seviyesinin yükseldiği görülmektedir. (Thomas ve Waddel, 1990; Yörükoglu, 2000; Hughes, 1996; akt. Biçer, 2009).
Boşanma sonrası çocukların yaşadıkları ortak duygular ise şu şekilde sıralanmaktadır: Korku, üzüntü, öfke, suçluluk, yalnızlık, reddetme (Benedek ve Brown, 1997; Thomas ve Waddell, 1990; Weyburne, 2000; Wolf, 1998; akt. Biçer, 2009) ve barışma arzusu ve gerilemedir (Türkarslan, 2007). Bunların yanında çocukların boşanma sonrası, okul sorunları uyku sorunları ve fiziksel sorunlar yaşadıkları belirtilmektedir (Türkarslan, 2007).
Türkarslan’a göre (2007), boşanma sonrası sevilen ebeveynin kaybına çocuklar farklı dönemlerde çeşitli tepkiler vermektedirler. Bu tepkiler bebeklik döneminde; ağlama, yas, apati, parmak emme, oyuncaklara sarılma, yapışkanlık, ayrılık kaygısı, öfke ve ajitasyondur. Aynı çalışmada okul öncesi dönemdeki tepkiler ise; ağlama, üzüntü, masturubasyon, yapışkanlık, bakım görme arzusu, ayrılık kaygısı, oyunlarda kızgınlık ve ajitasyon olarak belirtilmiştir. Orta çocuklukta bu tepkiler; ağlama, üzüntü, bebeksi konuşma, okul fobisi, itaatsizlik, okuldan kaçma, huzursuzluk ve başarıda düşüş iken ergenlikte; gözü yaşlılık, üzüntü, bitkinlik, okul fobisi, asilik, kavgacılık, madde kullanımı, huzursuzluk ve başarıda düşüş olarak sıralanmıştır. Ayrıca çocuklarda; sosyal etkileşimde, destek ağları ve süreçlerinde, arkadaşlık ilişkilerinde boşanmaya bağlı değişiklikler (DeGarmo ve Forgatch, 1997) ve uzun ömürlü ebeveyn boşanma deneyimine maruz kalan çocuklarda sigara içme davranışı belirgin olarak görülmektedir (Martin, Friedman, Clark ve Tucker, 2005).
Kadınlar Üzerindeki Etkileri
Araştırmalar sonuçları bazı farklılık boşanma sonrası en fazla zarar gören taraf kadınlardır (Arıkan, 1996) . Arıkan’ın bir çalışmasına göre (1996), araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu (% 88,6) kadın için boşanma sonrası ekonomik sıkıntının baş gösterdiğini belirtmişlerdir. Aynı çalışmaya göre, boşanma sonrası kadın üzerindeki etkiler; çevre baskısı (% 80,8), velayet babadaysa çocuklara duyulan özlem (% 79), erkeklerin tacizi (% 77), aile baskısı (% 73,2) olarak sıralanmıştır.Bu sonucun ortaya çıkmasında, kadınların eğitim seviyelerinin düşüklüğü, sürekli işte çalışmamaları ve sosyal güvencesi olmayan işlerde çalışmaları gibi faktörler etkili olmaktadır (Arıkan, 1996). Uçan’ın (2007) çalışmasında ortaya çıkan boşanmadan sonra kadınları daha fazla yardım aradığı sonucu bu bilgiyi destekler niteliktedir. Kadınların boşanma sonrası yaşadığı en büyük problemlerden biri olan ekonomik durumda meydana gelen düşüş aynı zamanda çocuklar içinde geçerli olan bir durumdur (Weiss, 1997).
Kendilerinin ve ailelerinin sosyoekonomik kaynakları yetersiz olan kadınlar boşanmaya karşı daha savunmasızdır. Bunun sonucu olarak da boşanmalar bayanlarda psikolojik zorlanmalara yol belirtilmektedir. Yapılan araştırmada (Mandemakers, Monden ve Kalmijn, 2010) boşanma deneyimi yaşayan kadınlarda psikolojik rahatsızlıkta bir artış görülmüş ancak erkeklerde bu durum gözlenmemiştir. Aynı çalışmaya göre bu etkinin uzun zaman önce boşananları kapsamadığı, sadece yeni boşananlarla sınırlı olduğu belirtilmiştir.
Boşanma sonrası sadece kadınlara özgü olarak ortaya çıkan bazı durumlar vardır. Bunlardan birisi kadın suçluluğudur. İlgili çalışmalar boşanma deneyimi yaşayan kadınların yaşamayanlara göre daha fazla suç işlediklerini göstermektedir (İçli ve Öğün, 1988; akt. Arıkan, 1996).

Erkekler Üzerindeki Etkileri
Boşanma sonrası erkeklerin karşılaşabileceği güçlüklerin başında çocuklara duyulan özlem gelmektedir (Arıkan, 1996). Bunun sebebi boşanma sonrası çocukların velayetlerinin çoğunlukla annelere veriliyor olmasıdır. Bu durumun ortaya çıkma sebebi ise kadınları yasal mercilerin belirlediği günler dışında velayetlerine verilen çocukları babalarına göstermek istememeleri gelmektedir (Arıkan, 1996). Aynı çalışma da ev işlerini kendilerinin yapamamaları gibi sıkıntılar da erkekler için ikinci sırada gelmektedir. Bu durum daha çok iş bölümünün olmadığı, ev işlerini genel olarak kadınların yaptığı geleneksel toplumlarda görülmektedir. Çünkü bu toplumlarda ev işleri kadınlar tarafından yapılmaktadır. Bu işleri hiç yapmayan bir erkek boşanma olayı ile karşılaştığında bu konuda hayli zorluklar çekmektedir (Arıkan,1996). Aynı çalışma sonuçlarına göre, erkeklerin en sık karşılaştığı diğer sıkıntılar; duygusal sıkıntılar (% 58,6), nafaka ile ilgili sıkıntılar (% 30,2), konut bulma sıkıntısı (% 28, 4) olarak belirtilmiştir.
Boşanmayı Önleme Yolları
Boşanmanın önüne geçilmesi için sürecin boşanma aşamasına gelmesine müsaade etmemek lazımdır. Bu nedenle öncelikli hedef sağlam temelleri ve güçlü bağları olan bir aile kurabilmektir. Bunun için öncelikle iyi bir eş seçmek gerekmektedir. Çünkü birbirine uygun olmayan eşlerin evlenmesi boşanma nedeni olarak görülmektedir (Weiss, 1997). İyi eş seçiminde eşler ya da eşlerin tarafları birbirlerini kandırmamalı yanıltıcı bilgi vermemelidirler. Eşlerin birbirlerini tanımaların en bilinen yolarından birisi nişanlılıktır. (Battal, 2008).
Araştırmacılar boşanmanın ülkemiz için bir sorun olmasını engellemek için çeşitli araştırmalar yapmaktadırlar. Bu bağlamda Arıkan’ın (1996) da yaptığı bir çalışmada çeşitli kişilerden boşanmayı önlemede önemli gördükleri konuları belirtmeleri istenmiştir. Alınan cevapların tamamına yakını ekonomik gelirlerin iyileştirilmesinin boşanmayı önlemede önemli olacağı şeklindedir. Bunu işsizliğin önlenmesi ve toplumun eğitim düzeyinin yükselmesi gibi cevaplar izlemektedir. Burada ki eğitim düzeyinin yükseltilmesi önerisi oldukça dikkat çekicidir. Aynı çalışmaya göre eğitim düzeyi yüksek batılı toplumlarda boşanma oranı hayli yüksektir. Ancak buradaki asıl belirleyici etkenler bu toplumlardaki; bireyselleşme, yozlaşma, aile bağlarındaki zayıflamadır. Toplumun eğitim seviyesinin yükseltilmesi toplumun bilinçlenmesi ve boşanma sonrası meydana gelebilecek olumsuzlukların üstesinden gelebilme açısından önem taşımaktadır.
Boşanma Sonrası Psikoterapi
Terapi eşlerin birbirlerini daha gerçekçi olarak tanımalarını sağlar. Çift terapisi; uyumsuzluk içerisinde olan çiftlerde, değişim yaratmak üzerine odaklanmış bir psikoterapi çeşididir. Bireysel terapi evlilikle ilgili zorlukların üstesinden gelinemediğinde ve problemin evlilikle ilgili olduğu düşünüldüğünde çift terapisi uygun görülmektedir (Akdemir, Karaoğlan ve Karakaş, 2006 ).
Evlilik terapisi, çift terapisine göre spesifik bir aile çatışmasını konu edindiği için daha kısıtlıdır. Bu terapi çeşidi evliliğin devamını sağlayacağı vaadinde bulunmaz. Sadece çeşitli durumlar eşlerin çekilmez bir birliktelik içinde olduklarını gösterdiğinde bu durumun sonlandırılması gerektiğini işaret edebilir (Akdemir ve ark., 2006). Aynı çalışmaya göre, bu terapinin nedenleri arasında iletişim sorunları ilk sırada gelmektedir. Evlilik terapisinde uzman kişi bireyin gelişimi için, çiftlerle terapotik anlaşma yapmaya, çiftler arasında olan sıkıntıyı etkili iletişimle azaltmaya ve uyumsuzluk yaratan davranışları değiştirmeye çabalamaktadır (Bubenzer, 1993; akt., Akdemir ve ark., 2006).
Çeşitli durumlar eşlerin çekilmez bir birliktelik içinde olduklarını gösterebilir ve bu durumun bitmesi gerektiğini işaret edebilir. Bu durumda çiftler zor olan ayrılma ya da boşanma durumuyla baş edebilmek için terapiye başvururlar. Bu terapi çeşidi boşanma terapisi olarak adlandırılmaktadır (Akdemir ve ark., 2006). Bu terapi türü alandaki yeni kavramlardandır. Uygulaması esnasında ortak bir dil oluşturmanın önemli olduğu vurgulanmıştır (Akdemir ve ark., 2006).
Boşanma sonrası yapılan terapilerde çeşitli yaklaşımlar kullanılmaktadır. Literatürdeki boşanma çalışmalarında genellikle aile sistem yaklaşımı kullanılır. Kullanılan bu yöntem uygulamada terapinin nasıl olduğunu açıklar (Marotta, 2000). Bu yaklaşımlarla ilgili yapılan çalışmalara bakıldığında:
Nicholson (1986) iki durumda stratejik aile terapisini kullanmıştır (akt., Marotta, 2000): İlki ebeveynleri 9 ay önce boşanan çocuklardır. Bunların kardeşleri vardır ve ebeveynleri tekrar evlenmişlerdir. İkincisi ise; 13 yaşında ve öfke nöbetleri geçiren çocuklarıdır. Bu iki durumda da Nicholson, çocuklardaki bu davranışların nedeninin ayrılık sonrası uyum zorluğundan kaynaklandığını ileri sürmüştür. Bu müdahalenin kullanımında eski eşle iletişime geçilebileceği belirtilmiştir. Ayrıca bu esnada ailenin problem algısının değiştirilmesi ve algılanan stresin azaltılması için yeniden çerçevelendirme yöntemi kullanılmaktadır.
Blotcky ve arkadaşları (1984) boşanma sonrası aile terapisi ile ilgili bir çalışma sunmuşlardır (Marotta, 2000). Bunlar çatışma ve yeni aile sistemi ile etkili bir şekilde başa çıkabilmek için çok aşamalı terapi modelini kullanmışlardır. Bu model 4 aşamadan oluşmaktadır:
1- İlki ergen seansından oluşmaktaydı. Burada ergen davranışlarını daha iyi anlayabilmek için içsel odaklı bireysel psikoterapi kullanılmaktadır.
2- İkincisi ebeveyn-çocuk seansından oluşmaktaydı.
3- Üçüncüsü bir koalisyon kurmak için eski eşlerin birlikte terapiye alınması.
4- Bu aşamada ise ailenin yüzleştirme yöntemi ile terapi edilmesi amaçlanmıştır.
Boşanmış ailelerde ilişkileri geliştirmek için kullanılan bir diğer terapi de filial terapidir (Glazer ve Kottman, 1994; akt., Marotta, 2000). Bu terapi, ilişkileri değiştirmeyi hedefleyen aile merkezli bir terapi çeşididir. Bu yöntemin varsayımı; terapist aralarındaki ilişkileri geliştirmek ve boşanma geçişiyle başa çıkabilmek için eski eş ve çocuklara yardımcı olur (Marotta, 2000).
Diğer bir terapi çeşidi ise Kaplan Aile Tarpisidir. Kaplan (1977) boşanmış ailelerle çalışırken yapısal aile terapisini kullanmıştır. Bu tedavi bireyleri içinde yaşadıkları ortamla birlikte anlamaya çalışmaktadır. Buna göre çevredeki bir değişiklik birey için davranış değişikliği ve içsel deneyim sağlayacaktır (akt., Marotta, 2000).
Goldman and Coane Modeli ise; boşanma sonrası çatışmayı hafifletecek ve çocukların gelişimsel dönemlerine dönmelerine yardımcı olacak aşamalardan oluşmaktadır. Bu modelde stratejik terapi ve yapısal aile terapisi birlikte kullanılmaktadır (Marotta, 2000).
Sonuç
İncelediğimiz kaynaklar sayesinde, boşanmanın özellikle batılı toplumlarda toplumsal bir sorun olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle üzerinde oldukça fazla çalışma yapılmaktadır. Son yıllarda ülkemizde de boşanma oranlarının sürekli artan bir seyir izlemektedir. Böylece konu hakkında yapılan çalışmalar gitgide artış göstermektedir. Boşanma evliliklerin bitmesinde etkili olan değişkenlerden biri olduğu bilinmektedir (Şentürk, 2006; akt. Biçer, 2009). Konu hakkında yapılan çalışmalar topluma ışık tutabilecek ve boşanma oranları biraz aşağılara çekilebilecektir. Dolayısıyla bu yönde çalışmaların yapılması oldukça önem arz etmektedir.
Boşanma ile yapılan çalışmaların sonuçları oldukça benzerlikler göstermektedir. Ancak bu durumun görülmediği konularda mevcuttur. Özellikle kadın ve erkeğin boşanma nedeni olarak gösterdikleri zina, cana kast, terk, şiddetli geçimsizlik, sosyoekonomik yetersizlik, cinsel sorunlar, alkol, şans oyunları gibi etkenler oldukça benzerlik göstermektedir. Ancak etkileri kadın, erkek ve çocuk açısından oldukça farklılaşmaktadır. Örneğin; kadınlar boşanma sonrası ekonomik sıkıntılar, çevre baskısı, taciz, aile baskısı gibi zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Diğer taraftan erkekler ise daha çok ev işleri ve kendi bakımlarını yapma zorluğu, duygusal sıkıntılar, konut bulma sıkıntısı gibi sıkıntılarla karşılaşmaktadırlar. Bunların yanında hem kadın hem de erkek boşanma sonrası velayet kendilerinde değilse çocuklarından ayrı yaşamaları sebebiyle zorluklar yaşamaktadırlar (Arıkan, 1996). Bu etkilerden kadınlarda görülen ekonomik sıkıntının erkeğe ekonomik olarak bağımla olmak ve kadınların genelde çalışmayarak ev işleriyle uğraşmalarıyla alakalı olduğu düşünülmektedir. Bunun yanında erkeklerde görülen ev işlerinin yapma zorluğunun ise toplumumuzda erkeklerin genelde dışarıda çalışarak ev işlerine yardım etmemesiyle alakalı olduğunu söyleyebiliriz. Boşanmanın cinsiyetler üzerindeki farklı etkileri olması bu kitle ile çalışırken alanda çalışan profesyonellere farklı ajandalar olduğunu göstermektedir.
Diğer taraftan çocuklar ise boşanma sonrası; itaatsizlik, huzursuzluk, okul fobisi, madde kullanımı, başarıda düşüş, öfke, kızgınlık gibi tepkiler göstermektedirler (Türkarslan, 2007). Bu tepkilerde cinsiyetler arası farklılık göstermektedir. Örneğin boşanma sonrası erkek çocuklarda başarı motivasyonunu düşürürken kız çocuklarda bu yönde bir etkiye neden olmamakta ve boşanma sonrası kız çocukların geliri düşerken erkek çocuklarda bu ekti görülmemektedir (Phelps, 1998). Bunun yanında ebeveyn boşanmasının çocukların benlik saygısı üzerinde etkilerinin olduğu görülmektedir (Bulut Serin ve Öztürk, 2007). Bu kapsamda çocuğun benlik saygısını destekleyen müdahalelerin önemli olduğu akla gelebilir.
Yapılan çalışmalara göre, boşanma sonrası zarar görme durumu da kişiler arası çeşitli farklılıklar göstermektedir. Bu verilerden yola çıkarak boşanma sonrası müdahalelerin kişiden kişiye farklılık göstereceği düşünülmektedir. Arıkan’ın (1996) çalışması göz önüne alındığında psikolojik müdahalede önceliğin en çok zarar gören taraf olan kadınlara (% 47,2) verilmesi gerektiği görülmektedir. Bu müdahale çeşitlerinden aile, çift ve boşanma terapileri kısaca ele alınmıştır. Ayrıca bu müdahalelerle ilgili farklı yaklaşımların olduğu görülmüştür.
Yapılan incelemelerde görüldüğü gibi boşanmanın birçok sebebi ve sonucu vardır. Bu sonuç aile fertlerinin her biri üzerinde olumsuz etkiler bırakabilmektedir. Bu nedenlerle boşanmaya karar vermeden önce bir profesyonelden yardım alınması gerekmektedir. Bu yardımlar birçok evliliği kurtarabilir. Bunun yanında eşlerin ayrılması kaçınılmaz ise ayrılmanın sonucundaki yıkımın az olması için önlemler profesyonel bir yardımın olumlu etkileri olacaktır.








Kaynaklar
Akdemir, A., Karaoğlan, A. ve Karakaş, G. (2006). Çift terapisi. Türkiye’de Psikiyatri, 8(2,) 122-128.
Amato, P.R. (1995). Parental divorce, marital conflict, and offspring well-being during early adulthood. Social Forces, 73(3), 895-915.
Amato, P.R. (2000). The consequences of divorce for adults and children. Journal of Marriage and the Family, 62, 1269-1287.
Arıkan, Ç. (1996). Halkın boşanmaya ilişkin tutumları araştırması. Araştırma. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu. Ankara.
Battal, A. (2008). Boşanma sebepleri: Bilimsel araştırma projesi uygulama sonuçları. T.C. Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü. İstanbul.
Biçer, E. (2009). Parçalanmış ve tam aileye sahip ergenlerin atılganlık ve sosyal etkinlik beklenti düzeylerinin bazı demografik değişkenler açısından incelenmesi. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı. Adana.
Bulut Serin, N. ve Öztürk, S. (2007). Anne-babası boşanmış 9-13 yaşlarındaki çocuklar ile aynı yaş grubundaki anne-babası boşanmamış çocukların benlik saygısı ve kaygı düzeyleri. Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, 8(2), 117-128.
DeGarmo, D.S. ve Forgatch, M.S. (1997). Determinants of observed confidant support for divorced mothers. Journal of Personality and Social Psychology, 72(2), 336-345.
Ellison, C.G., Walker, A.B., Glenn, N.D. ve Marquardt, E. (2011). The effects of parental marital discord and divorce on the religious and spiritual lives of young adults. Social Science Research, 40, 538-551.
Kavas, S. (2010). Post divorce experience of higly educated and professional women. Unpublished master’s thesis, The Graduate School of Social Sciences of Middle East Technical University. Ankara.
Kızılaslan, N. (2006). Kentten uzaklığın kırsal aile yapısına etkileri. ZKÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 2(3), 141-162.
Kraft, A.J. ve Luecken, L.J. (2009). Childhood parental divorce and cortisol in young adulthood: Evidence for mediation by family income. Psychoneuroendocrinology, 34, 1363-1369.
Mandemakers, J.J., Monden, C.W.S. ve Kalmijn, M. (2010). Are the effects of divorce on psychological distress modified by family background? Advances in Life Course Research, 15, 27-40.
Marotta, A.B. (2000). The effects of post-divorce familiy therapy on children.
Unpublished master’s thesis, Graduate Faculty of Texas Tech University. Texas.
Martin, L.R., Friedman, H.S., Clark, K.M. ve Tucker, J.S. (2005). Longevity following the experience of parental divorce. Social Science & Medicine, 61, 2177-2189.
McIntyre, A., Heron, R.L., McIntyre, M.D., Burton, S.J. ve Engler, J.N. (2003). College students from families of divorce: keys to their resilience. Applied Developmental Psychology, 24, 17-31.
Phelps, C.D. (1998). Gender differences in the long-term economic consequences of parental divorce. Journal of Economic Behavior & Organization, 37, 151-168.
Sun, Y. ve Li, Y. (2009). Parental divorce, sibship size, family resources, and children’s academic performance. Social Science Research, 38, 622-634.
Tein, J.Y., Sandler, I.N. ve Zautra, A.J. (2000). Stressful life events, psychological distress, coping, and parenting of divorced mothers: A longitudinal study. Journal of Family Psychology, 14(1), 27-41.
Thompson, R.G., Lizardi, D., Keyes, K.M. ve Hasin, D.S. (2008). Childhood or adolescent parental divorce/separation, parental history of alcohol problems, and offspring lifetime alcohol dependence. Drug and Alcohol Dependence, 98,264-269.
Türkarslan, N. (2007). Boşanmanın çocuklar üzerine olumsuz etkileri ve bunlarla baş etme yolları. Aile ve Toplum Dergisi, 3(11), 98-108.
Uçan, Ö. (2007). Boşanma sürecinde kriz merkezine başvuran kadınların retrospektif olarak değerlendirilmesi. Klinik Psikiyatri, 10, 38-45.
Waller, M.R. ve Peters, H.E. (2008). The risk of divorce as a barrier to marriage among parents of young children. Social Science Research, 37, 1188-1199.
Weiss, Y. (1997). The formation and dissolution of families: Why marry? Who marries whom? And what happens upon divorce. Handbook of Population and Family Economics, 81-123.
Yurtkuran Demirkan, S., Günindi Ersöz, A., Beder Şen, R., Ertekin, E., Sezgin, Ö., Turğut, A.M. ve Şehitoğlu, N. (2009). Boşanma nedenleri araştırması. Araştırma. T.C. Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü. Ankara.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Boşanma Dünya ve Ülkemiz Açısından Yaygınlığı, Nedenleri, Sonuçları ve Önleme Yolları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Fahri ŞAHİN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Fahri ŞAHİN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Uzm.Psk.Fahri ŞAHİN
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi7 kez tavsiye edildi
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Fahri ŞAHİN'in Makaleleri
► Boşanma Nedenleri Psk.Fatma GÜLLÜOĞLU
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 20,012 uzman makalesi arasında 'Boşanma Dünya ve Ülkemiz Açısından Yaygınlığı, Nedenleri, Sonuçları ve Önleme Yolları' başlığıyla benzeşen toplam 49 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


12:12
Top