2007'den Bugüne 77,436 Tavsiye, 25,125 Uzman ve 17,338 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Bilgelik Bilgiden Üstündür
MAKALE #1224 © Yazan Uzm.Psk.Dnş.Tunç TATAKER | Yayın Haziran 2008 | 5,864 Okuyucu
SOYTARI

Çevrenize bilgiden bir duvar örmeye çalışmayın. Ne tür bir deneyim yaşarsanız yaşayın, bırakın, olsun ve sonra onu unutun. Zihninizi devamlı temizlemeye devam edin; geçmiş için ölmeye devam edin ki, şu anda kalın, yeni doğmuş bir bebek gibi, burada ve şu anda. Başta çok zor olacaktır. Dünya sizden faydalanmaya başlayacaktır…Bırakın olsun. Onlar zavallılardır. Aldatılsanız, kandırılsanız, soyulsanız da bırakın olsun. Çünkü gerçekten size ait olanı alamazlar, gerçekten size ait olanı kimse çalamaz. Ve yozlaşmaya direneceğiniz her durumda, o anda içinizde bir bütünleşme olacak. Ruhunuz kristalize olacak. Bunu başaran kişi an be an, her adımda geçmişi arkada bırakır. Saflığı, masumluğu ve güveni dışında hiçbir şeyi yanında taşımaz. Sezgisi zirvededir. Bu anda, bilinmeyene sıçramak için evrenin desteğine sahiptir. Yaşam ırmağında onu maceralar beklemektedir.

VAROLUŞ

Siz kaza sonucu var olmadınız. Varoluşun size ihtiyacı var. Siz olmadan varoluşta bir eksiklik olur ve kimse bunu tamamlayamaz. Tüm varoluş yokluğunuzu hissedecektir. Yıldızlar, güneş ve ay, ağaçlar, kuşlar ve yeryüzü-evrendeki her şey, sizden başka hiç kimsenin dolduramayacağı küçük bir yerin boş olduğunu hisseder. Bu size olağanüstü bir coşku verir; varoluş ile bağlantılı olduğunuz için ve varoluş size önem verdiği için bir doygunluk verir. Temiz ve açık olduğunuzda, tüm yönlerden size doğru gelen olağanüstü sevgiyi görürsünüz.

“Ev” dış dünyada fiziksel bir yer değildir. İçteki gevşeme ve “kabul”dür. Biz insanlar, kendi kişisel gündemlerimizin peşinde koşarken bunu unuturuz ve ihtiyacımız olanı elde etmek için savaşmamız gerektiğine inanırız. Ama nihai olarak ayrı olduğumuz duygusu bir yanılsamadır, zihnimizin uğraşıları tarafından imal edilmiştir. Artık, nerede olursanız olun, kendinizi “evde” hissetme yetisine sahip olma iznini kendi kendinize verip vermediğinizi anlama zamanıdır. Eğer bu izni veriyorsanız, bu duygunun derinleşmesi ve sizinle kalabilmesi için onun tadını çıkarmaya zaman ayırdığınızdan emin olun. Eğer dışarıdaki dünyanın sizi alt etmek için uğraştığını hissediyorsanız, bir mola vermenin zamanı gelmiştir. Bu gece dışarı çıkın ve yıldızlara bakın.

İÇ SES

Eğer gerçeğinizi bulmuşsanız, tüm bu varoluş içinde bulacağınız başka şey kalmamış demektir. Gerçek sizin içinizde işlev gösteriyor. Gözlerinizi açtığınız zaman, gözlerini açan gerçektir. Gözlerinizi kapattığınız zaman, gözlerini kapatan gerçektir. Bu, olağanüstü bir meditasyondur. Eğer bu aracı anlayabilirseniz, başka hiçbir şey yapmanız gerekmez; yaptığınız her neyse, gerçek tarafından yapılmaktadır. Yürüyorsanız, o gerçektir; uyuyorsanız, dinlenmekte olan gerçektir; konuşuyorsanız, konuşan gerçektir; sessizseniz, sessiz olan gerçektir. Yavaş yavaş her şey bu basit formül ile yerleşir ve sonra artık tekniğe ihtiyaç kalmaz. Tedavi olurken meditasyonu boş verin, ilacı atın. Sonra gerçek olarak yaşarsınız –canlı, parlak, doyuma ulaşmış, neşeli – kendiniz üzerine bir şarkı gibi. Tüm yaşamınız sözsüz bir dua olur, ya da daha doğrusu, bir dua gibilik, bir zarafet, bizim sıradan dünyamıza ait olmayan bir güzellik, öteden, dünyamızın karanlığına gelen bir ışık demeti.

İç ses sözcüklerle konuşmaz, yüreğin dilsiz dili ile konuşur. Yalnızca gerçeği söyleyen bir kâhin gibidir. İç ses aynı zamanda şen de olabilir, çünkü duyguların derinliklerine dalar ve tekrar çıkarak, yaşam sularında oynayan iki yunus gibi gökyüzüne yükselir. Yaşamımızda bizi bir o yana bir bu yana çeken çok fazla ses olduğu zamanlar vardır. Bu durumlardaki zihin karışıklığımız, sessizlik aramamız ve içimize odaklanmamız için bir hatırlatıcıdır. Ancak o zaman gerçekliğimizi işitebiliriz.

YARATICILIK

Yaratıcılık, yapmakta olduğunuz şeye sizin getirdiğiniz bir özelliktir. Bu bir tutumdur, içsel bir yaklaşımdır, olaylara nasıl baktığınızdır… Herkes ressam olamaz – ve olmaları için bir gerek de yoktur. Herkes ressam olsaydı dünya çok çirkin bir yer olurdu; yaşamak güç olurdu. Ve herkes dansçı da olamaz ve buna da ihtiyaç yoktur. Ama herkes yaratıcı olabilir.

Ne yaparsanız yapın, eğer bunu sevinçle, sevgiyle yaparsanız, eğer yapma eyleminiz tamamen ekonomik sebeplere dayanmıyorsa, o zaman yaratıcıdır. Eğer ondan kaynaklanan bir şey içinizde büyüyorsa, eğer o size büyüme sağlıyorsa, o zaman tinseldir, yaratıcıdır, ilahidir. Ne kadar yaratıcı olursanız, o kadar ilahi olursunuz. Dünyadaki tüm dinler Tanrı’nın yaratıcı olduğunu söyler. Siz ne kadar yaratıcı olursanız, o kadar tanrısal olursunuz. Yaratıcılığınız doruğa ulaştığında, tüm yaşamınız yaratıcı olduğunda, Tanrı’da yaşarsınız. Demek ki, o da yaratan olmalı, çünkü ona en yakın insanlar yaratıcı olan insanlardır. Yaptığınız şeyi sevin. Her ne yapıyorsanız, onu düşünerek yapın.

Yaratım deneyimi gizemli olana bir giriştir. Teknik, uzmanlık ve bilgi yalnızca araçlardır; anahtar, insanın kendisini, her şeyin doğumunu sağlayan enerjiye bırakmasıdır. Bu enerjinin şekli ya da yapısı yoktur, yine de tüm şekiller ve yapılar ondan doğar. Yaratıcılığınızın ne şekilde ortaya çıktığının bir önemi yoktur. Bu, resim çizmek, şarkı söylemek, bahçe ile uğraşmak ya da yemek yapmak olabilir. Önemli olan, sizin aracılığınız ile ifade edilmesi gereken şeye açık olmaktır. Yaratımlarımızın bize ait olmadığını unutmayın; biz onların sahibi değiliz. Gerçek yaratıcılık ilahi olanla, gizemli ve bilinmeyen bir birliktelikten doğar. Sonra bu, yaratıcı için sevinç ve başkaları için nimet olur.

ASİ

İnsanlar, kendilerini bilenlerden korkarlar, çok korkarlar. Onların belli bir gücü, belli bir ışıltısı, bir çekiciliği, canlı, genç insanları geleneksel zindanlarından çekip çıkarabilecek bir karizmaları vardır…. Aydınlanmış insan köleleştirilemez – zorluk budur – ve tutsak alınamaz. İçsel olana dair herhangi bir şey bilen her dâhi, soğurulması güç bulunacak biridir; altüst edici bir güç olacaktır. Kitleler, sefalet içinde olsalar bile, rahatsız edilmek istemez; sefalet içindedirler, ama sefalete alışmışlardır. Ve sefil olmayan herkes yabancı görünür. Aydınlanmış insan dünyadaki en yabancı kişidir; kimseye ait görünmez. Hiçbir örgüt, hiçbir toplum, topluluk, millet onu kısıtlayamaz.

Aydınlanmış insan kendi kaderinin efendisidir. Aslında bir imparatordur, çünkü toplumun baskıcı koşullandırmasının ve fikirlerinin zincirini kırmıştır. Gökkuşağının tüm renklerine kucak açarak kendini oluşturmuş, bilinçsiz geçmişinin karanlık ve biçimsiz köklerinden çıkmış, gökyüzüne yükselmek için kanat çıkarmıştır. Varlığının özü asidir. Herkese ve her şeye karşı mücadele verdiğinden değil, kendi gerçek doğasını keşfettiğinden ve buna uygun yaşamaya kararlı olduğundan. Ruhundaki hayvan kartaldır, yeryüzü ile gökyüzü arasındaki habercidir. Asi bize, olduğumuz şeyin sorumluluğunu almamız ve kendi gerçekliğimizi yaşamamız için meydan okur.

HİÇLİK

Hiçlik yalnızca hiçlik değildir, her şeydir. Olasılıklar ile titremektedir. İçinde mutlak bir potansiyel vardır. Henüz açığa çıkmamıştır ama her şeyi içermektedir. Başta doğa vardır, sonda doğa vardır, o zaman neden ortada bu kadar tantana yapalım? Neden ortada bu kadar endişelenelim, üzülelim, hırslanalım – neden böyle bir ümitsizlik yaratalım? Yolculuğun tamamı hiçlikten hiçliğe geçer.

“Boşlukta” olmak kafa karıştırıcı, hatta korkutucu olabilir. Tutunacak hiçbir şey, hiçbir yön duygusu, hatta ilerideki seçenekler ve olasılıklara dair hiçbir işaret yoktur. Ama evren yaratılmadan önce de aynı saf potansiyel durumu vardı. Şimdi yapabileceğiniz tek şey bu boşluk içinde gevşemek…sözcükler arasındaki bu sessizliğe kapılmak…aldığınız nefes ile verdiğiniz nefes arasındaki bu boşluğu izlemek. Ve bu deneyimin her boş anının kıymetini anlamak. Kutsal bir şey doğmak üzeredir.

AŞIKLAR

Şu üç şey unutulmamalıdır: En düşük aşk sekstir – fizikseldir – ve aşkın en arıtılmış hali sevecenliktir. Seks aşktan aşağıdır, sevecenlik aşktan yüksektir; aşk tam olarak ortadadır.

Pek az kişi aşkın ne olduğunu bilir. Ne yazık ki insanların yüzde doksan dokuzu cinselliğin aşk olduğunu düşünür – değildir. Cinsellik hayvansıdır; büyüyüp aşka dönüşmesi muhtemeldir kuşkusuz, ama gerçek aşk değildir, yalnızca bir potansiyeldir…

Uyanık ve tetikte olursanız, düşünürseniz, o zaman seks aşka dönüşebilir. Ve meditasyonlarınız tam, mutlak olursa, aşk sevecenliğe dönüşebilir. Cinsellik tohum, aşk çiçektir ve sevecenlik kokudur. BUDA sevecenliği, “aşk artı meditasyon” olarak tanımlamıştır. Aşkınız yalnızca diğerine duyduğunuz arzu değilse, aşkınız yalnızca bir ihtiyaç değilse, aşkınız paylaşmaksa, aşkınız bir dilencinin değil, bir imparatorun aşkı ise, aşkınız karşılığını istemek değil – sırf vermenin sevincini yaşamak için – yalnızca vermeye hazır olmaksa..o zaman ona meditasyonunuzu ekleyin ve saf kokusunun yayıldığını görün. Bu sevecenliktir; en yüksek olgu sevecenliktir.

AŞK dediğimiz aslında, yeryüzünden gökyüzüne uzanan bir bağlantı tayfıdır. En dünyevi düzeyde, aşk cinsel çekimdir. Çoğumuz orada kısılı kalırız, çünkü cinselliğimize her tür beklenti ve baskıyı yüklemek üzere koşullandırılmışızdır. Aslında cinsel aşk konusundaki en büyük sorun, asla sürekli olmamasıdır. Ancak bu gerçeği kabullenebilirsek onun tadını olduğu haliyle çıkarabiliriz. Oluşunu hoş karşılarız ve olmadığı zaman minnetle güle güle deriz. Sonra, biz olgunlaştıkça, cinselliğin ötesinde var olan ve karşımızdakinin tekil bireyselliğini onurlandıran aşkı yaşayabiliriz. Eşimizin gerçekte bir ayna işlevi gösterdiğini, bizim varlığımızın daha derindeki yanlarını yansıttığını anlamaya başlarız. Bu aşk, özgürlüğe dayanır, beklenti ya da ihtiyaca değil. Kanatları bizi daha yükseğe, her şeyi bütün halinde yaşayan evrensel aşka götürür.

FARKINDALIK

Zihin asla zeki olamaz – yalnızca zihinsizlik zekidir. Yalnızca zihinsizlik orijinal ve radikaldir. Yalnızca zihinsizlik devrimcidir – eylem halindeki devrimdir. Bu zihin size bir tür uyuşukluk verir. Geçmişin anılarının yükü altında, gelecek hakkındaki tahminlerin yükü altında yaşamaya devam edersiniz – en azda. En fazlada yaşamazsınız. Aleviniz sönüktür. Düşünceleri, geçmişte topladığınız tozları bırakmaya başladığınız zaman alev yükselir – temiz, açık, canlı, genç. Tüm yaşamınız bir alev olur, dumansız bir alev. Uyanıklık budur.

Gerçekliği algılamanıza engel olan yanılsama perdesi, yani maya, yanıp tükenmeye başladı. Bu ateş, tutkunun sıcak ateşi değil, farkındalığın serin alevi. Perdeyi yakarken, çok ince ve çocuksu bir buda yüzü ortaya çıkar. İçinizde büyüyen farkındalık herhangi bir bilinçli çabanın sonucu değildir. Karanlıkta el yordamıyla yol bulmaya çalıştığınız duygusu çözülüyor, ya da yakında çözülecek. Sakinleşin ve içinizin derinliklerinde yalnızca bir tanık olduğunuzu, sonsuza kadar sessiz, farkında ve değişmez bir biçimde izleyici olacağınızı hatırlayın. Şimdi eylem çevresinden o tanıklık merkezine bir kanal açılıyor. Sizin uzaklaşmanıza yardımcı olacak ve yeni bir farkındalık gözlerinizin önündeki perdeyi kaldıracak.

CESARET

Tohum ne olacağını bilemez, tohum çiçeği asla tanımamıştır. Ve tohum, güzel bir çiçek olma potansiyeli taşıdığına inanamaz bile. Yolculuk uzundur ve o yolculuğa çıkmamak her zaman daha güvenlidir, çünkü yol bilinmez, hiçbir şey garantili değildir, olamaz da. Yolculuğun bin bir tehlikesi vardır, pek çok tuzağı vardır – ve tohum sert kabuğunun içinde güvendedir. Ama tohum dener, çaba gösterir; ona güvenlik veren sert kabuğu bırakır, hareket etmeye başlar. Mücadele hemen başlar: Toprak ile, taşlar ile, kayalar ile mücadele. Ve tohum çok serttir, ama filiz çok, ama çok yumuşaktır ve tehlikeler pek çoktur.

Tohum için bir tehlike yoktur, tohum binlerce yıl boyunca hayatta kalabilirdi, ama filiz için tehlike çoktur. Ama filiz bilinmeyene, güneşe, ışık kaynağına doğru yola çıkar. Nereye gittiğini, neden gittiğini bilmez. Çekeceği çile çoktur, ama tohumun bir rüyası vardır ve tohum ilerler. İnsanın yolu da aynıdır. Zordur. Çok cesaret gerektirir.

Çok zor bir durumla karşı karşıya kaldığımızda iki seçeneğimiz vardır: Ya kızarız ve zorluklar için suçlayacak birini ya da bir şeyi ararız ya da zorluklara meydan okuruz ve büyümeye devam ederiz. Çiçek bize yol gösterir, çünkü onun yaşama tutkusu karanlıktan çıkan, aydınlığa giden yolu gösterir. Yaşamın zorlukları ile savaşmanın, onlardan kaçınmanın ya da inkâr etmenin anlamı yoktur. Oradadırlar ve eğer tohum çiçek olacaksa, bu zorlukları yaşamamız gerekir. Olmanız gereken çiçek olmak için büyümeye cesaretiniz olmalıdır.

YALNIZLIK

Tek başınıza olduğunuz zaman yalnız değilsiniz, sadece kendinizi yalnız hissediyorsunuz. Ve yalnızlık ile tek başınalık arasında büyük fark vardır. Yalnız olduğunuz zaman bir başkasını düşünmektesinizdir, bir başkasını özlemektesinizdir. Yalnızlık olumsuz bir durumdur. Diğeri – dostunuz, karınız, anneniz, sevgiliniz, kocanız – yanınızda olsa daha iyi olacağını hissediyorsunuzdur. Diğeri yanınızda olsa iyi olacaktır, ama değildir.

Yalnızlık diğerinin yokluğudur. Tek başınalık, yanınızda kendinizin olmasıdır. Tek başınalık çok olumludur. Bir varlıktır, bol bir varlıktır. Varlıkla o kadar dolusunuzdur ki, varlığınız ile tüm evreni doldurabilirsiniz ve başkalarının varlığına ihtiyaç kalmaz.

Yaşamlarımızda “önemli bir başkası” olmadığında kendimizi yalnız hissederiz ya da yalnızlığın getirdiği özgürlüğün tadını çıkarırız. Derinden hissettiğimiz gerçekler konusunda başkalarından destek alamadığımız zaman, kendimizi ya tek başına ve acı dolu hissederiz ya da vizyonumuzun, ailemizin, dostlarımızın ya da iş arkadaşlarımızın onayına olan insani ihtiyacımızın üstesinden gelecek kadar güçlü olmamıza seviniriz. Eğer şu anda böyle bir durumla karşı karşıyaysanız, yalnızlığınızı nasıl bir gözle görmeyi seçtiğinizin farkına varın ve yaptığınız seçimin sorumluluğunu taşıyın. “Kendi kendinizi aydınlatan bir ışık olun”

DEĞİŞİM

Yaşam akılsızca kendini tekrarlar – siz aklınızı kullanmadığınız sürece, bir çember gibi tekrarlanmaya devam eder. İşte bu yüzden Budistler ona, yaşam ve ölüm çemberi adını verirler – zamanın çemberi. Yaşam bir çember gibi hareket eder: Doğumun ardından ölüm gelir, ölümün ardından doğum; sevginin ardından nefret gelir, nefretin ardından sevgi; başarının ardından başarısızlık gelir, başarısızlığın ardından başarı. Bakın ve görün!
Birkaç gün boyunca izlerseniz bir düzenin ortaya çıktığını görürsünüz, bir çember düzeni. Bir gün, güzel bir sabah, kendinizi o kadar iyi ve o kadar mutlu ve bir başka gün o kadar donuk, o kadar ölü hissedersiniz ki, intihar etmeyi düşünmeye başlarsınız. Ve bir sonraki gün o kadar yaşam dolusunuzdur, o kadar sevinçlisinizdir ki, bu kadar derin bir minnet duygusu içinde olduğunuz için Tanrı’ya şükredersiniz ve bugün çok şikâyetçisinizdir ve neden herhangi birinin yaşamaya devam etmeyi isteyeceğini anlayamazsınız. Ve bu devam eder, devam eder, ama bir düzen görmezsiniz.

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Yaşam devamlı değişmekte, evrimleşmekte, ölmekte ve yeniden doğmaktadır. Tüm zıtlar bu engin çemberde bir rol oynamaktadır. Çemberin kenarına tutunursanız başınız dönebilir! Bu kasırganın ortasına doğru ilerleyin ve gevşeyin. Bu da geçecektir.

ATILIM

Çöküntüleri atılıma dönüştürmek bir ustanın tüm işlevidir. Psikoterapist sizi yalnızca yamar. İşlevi budur. Sizi dönüştürmek değildir işi. Bir çöküntüyü bilinçli olarak yaşamak, yaşamdaki en büyük maceradır. En büyük risktir, çünkü çöküntünün bir atılıma dönüşeceğinin garantisi yoktur. Dönüşür, ama bu tür şeyler garantili değildir. Kaosunuz çok eskidir – çok, pek çok yaşamınız boyunca kaos içinde bulundunuz. Kaos koyu ve yoğundur. Neredeyse kendi içinde bir evrendir. Bu yüzden kendi küçük hacminiz ile kaosa girdiğiniz zaman, kuşkusuz tehlike vardır. Ama bu tehlike ile yüzleşmeden kimse bütünlenmemiştir, kimse bölünemez bir birey olmamıştır.

Zen, yani meditasyon, kaostan, ruhun karanlık gecesinden dengeli, disiplinli ve tetikte geçmenize yardımcı olacak yöntemdir. Şafak uzakta değildir, ama şafağa ulaşmadan önce, karanlık gecenin içinden geçmek zorundasınız. Ve şafak yaklaştıkça gece daha da karanlık olacaktır. Hepimiz zaman zaman “Bu kadar yeter!” dediğimiz bir ana gelmişizdir. Bu zamanlarda bizi kısıtlayan yükleri ve sınırları atmak için, daha sonra bunun bir hata olduğunu anlasak bile bir şey, herhangi bir şey yapmamız gerektiğini hissederiz. Yapmazsak, bu yükler ve sınırlar yaşam enerjimizi boğacak, sakatlayacak gibi gelir. Eğer şu anda, “bu kadar yeter” diyorsanız, enerjinizin akmasını engelleyen eski düzenleri ve sınırları yıkma riskine girme izni verin kendinize. Bunu yaparsanız, bu Atılım’ın yaşamınıza getireceği canlılık ve güç karşısında şaşkınlık içerisinde kalacaksınız.

YENİ VİZYON

Nihai olana açıldığınız zaman, o hemen içinize akmaya başlar. Artık sıradan bir insan değilsinizdir, sınırları aşmışsınızdır. Tüm varoluşu kavramışsınızdır. Artık ayrı değilsiniz – köklerinizi buldunuz. Aksi halde, normalde, kökleri olmadan, yüreklerinin nereden enerji aldığını bilmeden, içlerinde nefes alanın kim olduğunu bilmeden, içlerinde akan yaşam sıvısını bilmeden hareket eder herkes.

İç benliğiniz açıldığı zaman, ilk önce iki yön yaşar: Yükseklik ve derinlik. Ve sonra yavaş yavaş, bu sizin sabit durumunuz olduğu zaman, çevrenize bakmaya başlarsınız, tüm diğer sekiz yöne yayılmaya başlarsınız. Ve derinliğiniz ile yüksekliğinizin bir araya geldiği noktaya ulaştığınız zaman, evrenin çeperine bakabilirsiniz. Sonra tüm bilinciniz her on yöne açılmaya başlar, ama yol tektir.

Yaşamı tüm boyutları ile, derinliklerden yükseklere kadar görme fırsatına sahipsiniz. Bunlar bir arada var olur ve deneyimimize dayanarak karanlık ve zorluğun da,m ışık ve kolaylık kadar gerekli olduğunu anladığımız zaman, dünya hakkında çok farklı bir bakış açısına sahip oluruz. Yaşamın tüm renklerinin içimize işlemesine izin vererek, daha bütün oluruz.

BÜTÜNLEŞME

Çelişki insanın içindedir. Orada çözülmediği sürece başka bir yerde çözülemez. Sağgörü içinizdedir, zihnin iki kısmı arasındadır. Küçük bir köprü vardır arada. Eğer o köprü kazayla, bir tür fizyolojik kusur ya da başka bir sebepten yıkılırsa, insan bölünmüş olur. İki kişi olur – ve şizofreni ya da bölünmüş kişilik ortaya çıkar. Köprü yıkılırsa – ki köprü çok kırılgandır – o zaman iki kişi olursunuz, iki kişi gibi davranırsınız. Sabahleyin çok sevgi dolu, çok güzel olursunuz; akşamleyin öfkeli olursunuz, kesinlikle farklı olursunuz. Sabahı hatırlamazsınız…nasıl hatırlayabilirsiniz? Bir başka zihindi o – ve kişi iki kişi olur. Eğer bu köprü güçlendirilirse ve iki zihin bir olursa, o zaman billurlaşma oluşur. Bütünleşme, zıtların bileşimidir. Bu, daha önce yaşanan ikilikler arsında iletişim zamanıdır. Gece gündüze karşı çıkmaz, karanlık ışığı bastırmaz; birleşmiş bir bütün yaratmak için birlikte çalışırlar, sonsuzca birbirlerine dönüşürler, her biri, en derindeki merkezinde diğerinin tohumunu taşır.

KOŞULLANMA

Kişiliğinizden kurtulmazsanız bireyselliğinizi bulamazsınız. Bireyselliğinizi varlığınız belirler, kişilik toplum tarafından kabul ettirilir. Kişilik, toplumsal uyumdur. Toplum, bireyselliğe müsamaha edemez, çünkü bireysellik koyun gibi takip etmez. Bireysellik aslanın özelliklerine sahiptir, aslan kendi yoluna gider. Koyunlar her zaman kalabalıkların içindedir. Kalabalığın içinde kendilerini rahat hissedeceklerini umarlar. Kalabalığın içinde olan kişi, kendisini daha güvenli, daha korunaklı hisseder. Eğer birisi saldırırsa, kalabalık içinde kendinizi kurtarmanız daha olasıdır. Ama yalnızlık? Yalnızca aslan yalnız hareket eder. Ve her biriniz birer aslan olarak doğdunuz, ama toplum sizi koşullamaya, zihninizi birer koyun olarak programlamaya devam eder. Size kişilik verir; rahat birer kişilik, cici, çok uygun, çok itaatkâr. Toplum, köleler ister, kendini özgürlüğe adamış insanlar değil. Toplum köleler ister, çünkü toplumun çıkarları itaat ister.

Kendimize ait düşüncelerimiz, doğrudan kendi deneyimlerimizden değil, başkalarının fikirlerinden gelir. Dışarıdan kabul ettirilen kişilik, içeride gelişebilecek kişiliğin yerini alır. Sürüdeki diğer koyunlardan biri oluruz, serbestçe hareket edemeyiz, kendi gerçek kimliğimizin bilincine varamayız. Başkaları tarafından neye inandırıldıysanız ondan kurtulmanın zamanı geldi. Dans edin, koşun, yürüyün, saçmalayın – içeride uyuyan aslanı uyandırmak için ne yapmanız gerekiyorsa yapın!

SESSİZLİK

Bütünün enerjisi sizi ele geçirmiş. Ele geçmişsiniz, artık yoksunuz, bütünlük var. Bu an, sessizlik içinize işlerken, onun önemini anlayabilirsiniz. Sessizliğin tadı aynıdır. Zaman değişiyor, dünya değişmeye devam ediyor, ama sessizlik deneyimi, sessizliğin zevki aynı kalır. Güvenebileceğiniz tek şey bu, asla ölmeyen tek şey. Öz benliğiniz diyebileceğiniz tek şey bu.

Şu an çok önemli bir zaman. İçeride dinlenmeniz, içinizdeki sessizliği, evrenin sessizliği ile birleşene kadar araştırmanız çok kolay olacak. Yapılacak hiçbir şey, gidilecek hiçbir yer yok ve kendi iç sessizliğiniz yaptığınız her şeye nüfuz ediyor. Dünyanın gürültüsüne ve hareketliliğine alışık olanlar için rahatsız edici olabilir bu. Boş verin; sessizliğiniz ile aynı dalga boyuna girebilenleri arayın ya da yalnızlığınızın tadını çıkarın. Şimdi, eve, kendinize dönme zamanıdır. Bu anlarda size gelen anlayış ve kavrayışlar daha sonra, yaşamınızın daha girişken bir zamanında ortaya çıkacaktır.

GEÇMİŞ YAŞAMLAR

Çocuk, ancak geçmiş yaşamında yeterince düşünmüşse, ölümün getirdiği karanlıkla mücadele etmeye yetecek kadar düşünce enerjisi yaratmışsa bilinç kazanabilir. İnsan yoklukta kaybolur ve aniden yeni bir rahim bularak, eski bedenini tamamen unutur. Bu bir kesintidir. Bu karanlık, bu bilinçsizlik kesintiyi yaratır. Herkes geçmiş yaşamına, yaşamlarına nüfuz edebilir. Ama bunun için, derine inmeniz gerekir. Derine inmedikçe, bir başka yaşamın kapısını bulamazsınız; ikinci olarak, daha derinde olmalısınız, çünkü eğer bir başka yaşamın kapısını bulursanız, bir olaylar seli zihninize doluşur. Bir yaşamı taşımak bile yeterince zorken…

Asıl nokta, yaşamlarımızın karmaya dayalı düzenlerini, bizi bilinçsiz davranışın içinde kısıtlı tutan sonsuz çemberi görmek ve anlamaktır. Varlığımızın sonsuzluğuna bakmak bir armağandır ve yaşamlarımızda karmanın işlevini anlamak kendi irademizle kavrayabileceğimiz bir şey değildir. Bu, uyanmanız için bir sesleniştir. Yaşamınızdaki olaylar size, kendi ruhunuzun yolculuğu kadar eski bir düzen göstermeye çalışıyor.

YANILSAMALARIN ÖTESİ

Rüya ile gerçeğin arasındaki tek fark şudur: Gerçeklik size kuşku duyma izni verir, rüya size kuşku duyma izni vermez…

Benim için, kuşku duyma yeteneği insanlığın sahip olduğu en büyük nimetlerden biridir. Dinler düşman olmuşlardır, çünkü kuşkunun en derin köklerini kesmişlerdir ve bunu yapmalarının bir sebebi vardır: Çünkü insanların onların vaaz ettikleri belirli yanılsamalara inanmalarını istemektedirler. Kendiniz dışındaki her şey bir yanılsamadır. Gerçek olanı görmek için dışarıya değil, içeriye bakmalısınız. Dışarıdakilere odaklandığımız zaman genellikle yargıların tuzağına düşeriz. Bu iyidir, bu kötüdür, bunu istiyorum, bunu istemiyorum…gibi. Bu yargılar bizi yanılsamalarımızın, uykululuğumuzun, eski düzen ve alışkanlıklarımızın içinde tutsak eder. Önyargılı zihninizi arkada bırakın ve içeriye ilerleyin. Orada, rüyalar ile gerçeğin arasındaki farkın zaten bilindiği en derin gerçekliğinizin içinde gevşeyebilirsiniz.

USTA

Ustalar gerçeği öğretmez; bunu öğretmenin yolu yoktur. Bu, kutsal yazıların, sözlerin ötesinde bir aktarımdır. Bu, içinizdeki enerjiyi kışkırtan bir enerjidir. Bu, bir tür eşzamanlılıktır. Ustaya büyük bir sevgi, büyük bir güven, büyük açık kalplilikle yaklaşmalısınız. Siz kim olduğunuzun farkında değilsiniz. O, kim olduğunuzun farkındadır. Tırtılın kelebek olacağının farkında olmadığı söylenebilir. Kelebek, tırtılın bir kelebek olacağını kanıtlayamaz; bunun mantıklı bir yolu yoktur. Ama kelebek özlem dolu bir tırtıl yaratabilir – bu mümkündür. Zen Ustası, başka kimselerin değil, kendinin ustasıdır. Her hareketi, her sözü aydınlanmış durumunu yansıtır. Kişisel hedefleri yoktur. Herhangi bir şeyin olduğundan daha farklı olması için arzuları yoktur. Müritleri çevresinde toplandıkları zaman amaçları onu takip etmek değil, onun varlığını özümsemek, ondan örnek almaktır. Gözlerinde kendi gerçeklerinin yansıdığını görürler ve sessizliğinde, kendi benliklerinin sessizliğini daha kolay bulurlar. Ustanın müritleri hoş karşılamasının sebebi onlara önderlik etmek istemesi değil, paylaşacak çok şeyi olmasıdır. Birlikte, her tekil bireyin kendi ışığını bulmasına destek olacak bir enerji alanı yaratırlar. Böyle bir usta bulmuşsanız kutsanmışsınızdır. Eğer bulamazsanız armaya devam edin. Öğretmenlerden, usta olacaklardan öğrenin ve ilerleyin.

YARATICI

Dünyada iki tür yaratıcı vardır: Bir tür yaratıcı nesnelerle çalışır – bir şair, bir ressam nesnelerle çalışır, nesneler yaratır; diğer tür yaratıcı, gizemci, kendini yaratır. Nesnelerle çalışmaz, özneyle çalışır. Kendi üzerinde, kendi benliği üzerinde çalışır. Ve gerçek yaratıcı, gerçek şair odur, çünkü kendini bir başyapıt haline getirir.

İçinizde gizlenmiş bir başyapıt taşıyorsunuz, ama siz onu engelliyorsunuz. Kenara çekilin, bırakın başyapıt ortaya çıksın. Herkes bir başyapıt potansiyelidir, çünkü Tanrı asla bundan daha azını yaratmaz. Herkes o başyapıtı, pek çok yaşam boyunca, kim olduğunu bilmeden, yalnızca yüzeyde birisi olmaya çalışarak taşır.

Birisi olma fikrini bir kenara bırakın, çünkü siz zaten bir başyapıtsınızdır. Yalnızca ona gelmeli, onu bilmeli, onu tanımalısınız. Tanrı sizde kendini yaratmıştır. Onu bulmalısınız. Bir noktada o kadar bütünleşirsiniz ki artık içeride kim olduğunuzla, dışarıdaki dünyada kim olduğunuz arasında fark kalmaz. Olgunluktan gelen anlayışla üstlendiğimiz her şey, kendi yaşamlarımıza ve başkalarının yaşamlarına zenginleşme getirir. Sahip olduğunuz her ne beceri varsa, kendi yaşam deneyimlerinizden her ne öğrendiyseniz, kendinizi ifade etmenin zamanı artık gelmiştir.

PAYLAŞMA

Yüreğinize ilerlediğiniz zaman tüm yaşamınız sevginin paylaşımı olur. Sevgi bolluğunu üçüncü merkez yaratmıştır. Meditasyonda üçüncü merkeze ulaşarak, sevgiyle, merhametle o kadar dolmuşsunuzdur ki, paylaşmak istersiniz. Bu, dördüncü merkezde gerçekleşir-yürekte.

İşte bu yüzden sıradan dünyada insanlar sevginin yürekten geldiğine inanırlar. Onlar için bu yalnızca söylentidir, bunu duymuşlardır; onu bilmezler, çünkü asla yüreklerine uzanmamışlardır. Ama meditasyon yapan sonunda yüreğine ulaşır. Benliğinin merkezine ulaştığında – üçüncü merkez – içinde aniden öyle bir sevgi, merhamet, sevinç, mutluluk ve takdis patlaması yükselir ki, yüreğine çarpar ve yüreğini açar. Yürek tüm yedi merkezin – üçü aşağıda, üçü yukarıda – ortasındadır. Siz tam ortasına geldiniz.

Ateş Kraliçesi o kadar zengin, o kadar büyük bir kraliçedir ki, vermeye gücü yeter. Aklına depolamak, bir şeyi daha sonrası için kenara koymak gelmez bile. Hazinelerini sınırsızca dağıtır, onu çevreleyen bolluktan, verimlilikten ve ışıktan payını almak için herkesi çağırır. Şimdi siz de sevincinizi ve kahkahanızı paylaşabileceğiniz bir durumdasınız. Ve paylaşırken kendinizi çok daha dolu hissedersiniz. Bir yere gitmeye yada özel çaba göstermeye gerek yoktur. Sahiplenmeden yada bağlanmadan tenselliğin zevkini çıkarabileceğinizi, aynı yaratıcılık duygusunu tatmin ederek bir çocuk doğurabileceğinizi yada bir proje yaratabileceğinizi anlarsınız. Çevrenizdeki her şey şimdi “bir araya geliyor” gibi görünür. Zevkini çıkarın, kendinizi içine katın, bırakın içinizdeki ve çevrenizdeki bolluk taşsın.

YOĞUNLUK

Zen şöyle der: “Tüm büyük sözleri ve büyük öğretileri en ölümcül düşmanınız olarak düşünün. Onlardan kaçının, çünkü siz kendi kaynağınızı bulmalısınız. Bir takipçi, bir taklitçi olmak zorunda değilsiniz. Orijinal bir birey olmalısınız; en içinizdeki özü kendiniz, rehbersiz, yol gösteren kutsal yazılar olmadan bulmalısınız. Bu karanlık bir gece ama araştırmanın yoğun ateşi ile gündoğumuna geleceksiniz. Başkaları yalnızca inanır. İnananlar dindar değildir, yalnızca inanarak dinin büyük macerasından kaçınmaktadırlar.

Şimdinin olacak tek an olduğunu, şimdinin olacak tek yer olduğunu fark edin. Yoğunluk ile eyleme geçtiğiniz zaman çevrenizdeki sularda dalgalar yaratmanız olası. Bazıları kendilerini, varlığınız ile yükselmiş, tazelenmiş hissedecekler. Diğerleri ise tehdit edilmiş ya da sinirli. Ama başkalarının fikirlerinin çok az önemi var. Şimdi hiçbir şey sizi engelleyemez.

ŞAKACILIK

Yaşamı ciddi olmayan bir oyun gibi görmeye başladığınız anda, yüreğinizin üzerindeki yükler yok olur. Tüm ölüm, yaşam, aşk korkusu, her şey yok olur. İnsan hafif bir şekilde, ağırlıksızca yaşamaya başlar. O kadar ağırlıksız olur ki, açık gökyüzünde uçabilir.

Dünyayı yapan ciddi adamdır. Tüm dinleri yaratan ciddi adamdır. Tüm felsefeleri, tüm kültürleri, tüm ahlakları ciddi adam yapmıştır. Çevrenizde var olan her şey ciddi adamın yaratımıdır.

Zen, ciddi adamdan uzaklaşmıştır. Kendine ait, büyük ustaların bile çocuk gibi davrandıkları çok şakacı, kahkaha dolu bir dünya yaratmıştır.

Yaşam nadiren bizim inandığımız kadar ciddidir ve biz bu gerçeği fark ettiğimiz zaman, o bize oyun oynamak için daha fazla fırsat sağlayarak karşılık verir. Bu karttaki kadın, kozasından ışık vaadine çıkan bir kelebek gibi canlı olmanın coşkusunu kutlamaktadır. Bize, çocukken kıyıda deniz kabuğu bulduğumuz ya da dalgaların gelip bir sonraki an onu yıkacağına aldırmadan kumdan kale yaptığımız anları hatırlatır. Kadın yaşamın bir oyun olduğunu bilmektedir ve utanç duymadan , numara yapmadan palyaço rolüne bürünmektedir. Ateş valesi yaşamınıza girdiği zaman, bu taze ve yeni olana hazır olduğunuzun işaretidir. Ufukta harika bir şey vardır ve siz onu açık kollarla karşılamak için doğru oranda masumluk ve açıklığa sahipsiniz.

Kaynak : OSHO (Not: Hayatımı ve mesleğimi şekillendiren insan)

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Bilgelik Bilgiden Üstündür" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Dnş.Tunç TATAKER'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Dnş.Tunç TATAKER'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Tunç TATAKER Fotoğraf
Uzm.Psk.Dnş.Tunç TATAKER
İstanbul
Uzman Psikolojik Danışman
Evlilik ve İlişki Terapisti
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi268 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Dnş.Tunç TATAKER'in Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,338 uzman makalesi arasında 'Bilgelik Bilgiden Üstündür' başlığıyla eşleşen başka makale bulunamadı.
► Kadınlarda Depresyon Kasım 2008
◊ Issız Adamlar Nisan 2011
◊ Bir Kadın Asla Unutmaz! Nisan 2011
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


10:56
Top