2007'den Bugüne 83,817 Tavsiye, 26,308 Uzman ve 18,755 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Kötü Hakem Cümlesi: Eşimle Ailem Arasında Kaldım
MAKALE #12243 © Yazan Uzm.Psk.Dnş.Ümran ÖRKÜN | Yayın Şubat 2014 | 10,310 Okuyucu

“Ümran Hanım belki cevapsız sorular soracağım. Kendimi köşeye sıkışmış gibi hissediyorum. Evlenmem için deli gibi baskı yapan ailem evlenir evlenmez eşimi eleştirmeye, ona türlü kulplar takmaya ve eşimin üstüne gitmeye başladı. Eşim ilk başta benden dolayı idare etse de artık o da dayanamaz oldu.

Tilt oyununu bilir misiniz? Hani oradan oraya koşturan zavallı bir minik top vardır. O benim işte! Hayatım karşılıklı restleşmeler ve blöflerle geçiyor. Ailem ve eşim devamlı onları seçmemi, karşı tarafa had bildirmemi, hatta karşı tarafla ilişkimi kesmemi istiyor. Sizce bu mümkün mü?

Eşim ailemin bu tavırlarından sonra çocuk yapma planımızı erteledi. Ailem bunu ayrı konu yaptı. “Bu evliliğe yürütebilirim gözü ile baksa çocuk yapardınız şimdiye” deyip duruyorlar. Yumurta, tavuk hikâyesi. Eşime sorsanız o da onlardan ve bana güvenmediğinden istemiyordu.

Annem “Çok yüz veriyorsun tepene çıkacak, senin ailene saygı duymayan kendi aile kurabilir mi?” deyip duruyor. Eşim “Biz bir aile olduk, yeter evimize karışmasınlar. Benim ailem bize karışıyor mu? Madem bu kadar düşkünlerdi, neden evlendirdiler seni?” diyor haklı olarak. Aslında gerçekten o kadar asabi değildi eşim başlarda inanın onun da farkındayım.

Son kavgada annem, eşimin yanında “Ya o ya biz” dedi. Eşim baygınlıklar geçirdi ve “Bunu söylemelerine nasıl izin verdin? Sen bir aile olduğumuzu kabullenemedin.” diyerek evi terk etti. Şu anda size Mersin’den yazıyorum. Adana’da duramadım, atladım araca sürebildiğim kadar sürdüm ve kendimi bir otele attım. Artık yapacaklarımdan da cidden kuşkuluyum. “

Bu hikaye hepinize tanıdık geldi değil mi? Klasik bir Türk Aile Dramı…

Özellikle evlilik öncesi danışmanlık ve evlilik terapisinde en çok karşımıza çıkan sorunlardan birisi bu: eşi ve ailesi arasında kalmış “zavallı” kadın ve erkekler. Danışanın mailde çok güzel belirttiği gibi çaresiz durumdalar ve oradan oraya savruluyorlar. Bana soracak olursanız dünyanın en zor durumdaki hakemleri onlar. Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar sonunda hatalı duruma düşüyorlar.

Türk aile yapısı pek çok değeri ile imrenilecek bir yapıda, hatta son zamanlarda bu değerlere tutunma adına pek çok serzeniş var. Ama her yapıda olduğu gibi bizim yapımızda da sıkıntı yaratan durumlar söz konusu olabiliyor özellikle de yetişkin yaşa gelen insanların yuva kurması konusunda.

Bu nedenle bazen başka yapıları da incelemek, kendi değer sistemimize uyarlayarak o sistemlerden de beslenmek gerekiyor. Batılı toplumlarda çiftler tanışır, birbirlerine vakit ayırır her yönden uygun olup olmadıklarını incelerler. Daha sonra evlilik teklifi gelir ve sonrasında aileler tanışır. Bizim toplumumuzda durum iki türlü seyreder. Ya ailelerin tanıştırması ile “görücü usulü” denen yöntem devreye girer ya da çiftler kendileri tanışır.

Gelin biraz yakından bakalım her iki sisteme de. Görücü usulünde öncelik annenin kızı, babanın aileyi beğenmesidir. Yani burada yetişkin olan ve kendisine “kız beğenilen” erkeğin bireyselliğinden en azından ilk etapta çok da söz edilemez. Babanın aile hakkında yaptığı araştırmadan olumlu yönde tatmin olması annenin de kafasında belirlediği ölçütlere göre kızı beğenmesi önemlidir. Sonrasında erkek de gider ve kızı görür. Bunun onlarca çeşitlemesi mevcuttur. Önce ailenin gittiği, ailelerin araya girmesi ile gençlerin tanıştığı, gençlerin birbirini düğün gecesi gördüğü uç örneklere kadar…

Her durumda bu usulde bireyselliğin geri planda olduğu ve ailenin oldukça dâhil olduğu bir durumdan söz ediyoruz. Görücü usulü ile evlenip mutlu olan, yıllarca evli kalan pek çok çift var elbette. Hata eşini önce tanıyıp evlendikten sonra sevdiğini ve çok huzurlu olduğunu belirten insanlarla da danışma yaptım. Burada sadece bireysellik kısmından bahsediyoruz. Bahsettiğimiz sorunu yaşayan bireylerde bu aşamalarda itiraz etmenin saygısızlık olarak algılandığı, evlilik kararının kesin olarak verildiği ve çiftlerin dönemediğini görüyoruz. Aileler de onları bu yönde motive ediyor.

Çiftlerin kendileri tanıştığı durumlarda bireysellik, çiftin her ikisinin kendi seçimleri ön plandadır. Ancak özellikle eş ve aile çatışması yaşayan çiftlere baktığımızda sıralamada bir tuhaflık sezinliyoruz. Evlendikten sonra ailesi ile sorun yaşayan kadın ya da erkek, flört aşamasında ve “işler ciddileşmeye başladığı ancak henüz evlilik konuşulmadığı” sırada partnerlerini aileleri ile tanıştırmış oluyor genellikle. Burada aileden onay alma ihtiyacı göze çarpıyor. Evlilik kararı öncesi adeta bir ön onay alıyorlar. Yani eşi olmasını istediği kişinin evlilik onayından önce ailesinin onayına öncelik veriliyor. Burada bireysel alt yapı da devreye giriyor. Ailesine öncelik veren birey için “kendi ailesini” kurma fikri sakat doğuyor çünkü o zaten yeni bir aile kurmak istemiyor. Var olan ailesine katılacak yeni bir birey arıyor ve o bireyin de ailesine uyumunun kendisi gibi olmasını istiyor. Ve hikaye nasıl başlarsa öyle devam ediyor…

Bu problemlere neden olan sağlıksız bakış açıları mevcut elbette. Bu tarz ailelere baktığımızda anne babaların (özellikle annelerin) çocuklarına sevgi duymaktan öte adeta bir yapışık yaşam formunda moda anne deyimi ile “elleri üzerinde” yaşam sürme istekleri ile karşılaşıyoruz. Yani çocuklarını korumak, sakınmak adı altında onların birey olmasına izin vermeyecek denli bir aile ilişkisi içine giriyorlar. Bu durum çocukları yetişkin bir yaşa geldiğinde meslek seçiminden yaşayacağı ile dek her türlü kararlarına dahil olmaya bu kararları gerekirse manipüle etmeye dek varıyor. “Evlatlarını kendilerinden bile korumaya çalışıyorlar” adeta. Böyle bir ilişkinin olduğu bir ailede “sevgi” den değil “bağımlılıktan” bahsediyoruz doğal olarak. Bu yapıyı bu şekilde kabullenen birey ileride sorun çıktığı zaman yaptığı hatanın ne olduğunu anlamadığı gibi hem ailesinin etkilerine açık hale geliyor hem de baş etme mekanizması geliştiremiyor. Bu arada aile çocuğun bireyselleştiği ve bir hayat kuracağı fikrine alışmayı reddediyor ve bir eşi olsa dahi eski düzenin ama sağlıklı ama sağlıksız bir şekilde devam etmesini istiyor. Çocuğu kendisi ile otursun isteyen, kendisine çok yakın ev tutup yatmadan yatmaya evlerine geçmeleri konusunda baskı yapan, kendilerine sık sık gelinmiyorsa sık sık evli çiftin evinde olan vs aileler bunun sağlıksız örneklerinden.

Bunun dışında Türk Toplumunda karıştırılan bir başka konu da saygı meselesi. Anne babalarımız bizi yetiştirip emek veren, hayatımızın her evresinde fedakârlık yapan belki de saygıyı en fazla hak eden insanların başında geliyor. Bunu çocuğu olan ve çocuk yetiştirmenin zorluğunu bilen çiftler çok daha iyi idrak edebiliyor. Ancak o çok sevdiğim cümlede olduğu gibi “Biz çocuklarımızın sahibi değil emanetçileriyiz”. Saygı duyma; karşıdakinin fikirlerine, görüşlerine, tecrübelerine değer verme ve aynı fikirde olunmasa dahi kişiyi incitmeden kendi fikirlerini konuşabilmeyi, müzakere etmeyi ve gerekli ise orta yolu bulmayı içeren bir kavramdır. Ancak bu tarz çatışmalı ailelerde anne-babanın beklediği “saygı adı altında koşulsuz itaattir”. İtaat, gücü elinde bulunduran kişinin (bu durumda güç yaşça büyük olmak, çocuğuna emek vermiş olmak, onu yetiştirirken saçını süpürge eden insan olmak gibi unsurlardan besleniyor) bu güç vasıtası ile her söylediğinin tartışılmadan kabul edilmesi ve uygulanmasıdır. Saygı ve itaat arasında devasa bir algı, anlayış ve empati farkı bulunur. Anne babalar çocuklarının fikir beyan etmesi, farklı çözümler üretmesi ya onların istediklerinin dışında kararlar almasını saygısızlık olarak nitelendirebiliyorlar. Bu durumda yetişkin bireyler kendilerini yaşam kararları ve ailelerinin yarattığı duygusal baskı arasında sıkışmış hissedebiliyor.

Tek tarafın ailesinde böyle bir sorun varsa diğer taraf alttan alsa dahi bir süre sonra sorunlar illa ki patlak vermeye başlıyor. Üzerine bir de evlenilen kişinin de köken ailesi benzer durumda ise çatışma çok daha büyük hale geliyor. Çiftler adeta bir ip oyununda gibi ne taraf daha güçlü çekerse o tarafa savruluyor. Bir yerden sonra kimin başlattığı, kimin ne kadar soruna katkıda bulunduğu önemsiz hale geliyor çünkü çift onarılmaz yaralar almaya başlıyor, uzaklaşıyor ya da yolun sonuna gelip boşanıyorlar.

Hep ailelerden dem vurduk ancak böyle bir ailede yetişen birey de krizi yönetme becerilerinde başarısız oluyor genellikle. Çünkü sevgi yerine bağımlılık; saygı yerine itaatin geçerli olduğu ailelerde duygular saptırılarak manipüle ediliyor. Bu şekilde bağımlılık ve itaat ekseninde duygu ve algı yönetimi ile yetişen bireyin itiraz ya da dengeleme mekanizmaları da yeterince gelişemiyor. Eşi durumları körüklemese dahi eşi ile ailesi arasında krizi yönetemiyor ve her durumda yanlış yapan kişi haline geliyor. Çoğunlukla yaptığının yanlış olduğunu bile algılayamıyor. Bir türlü ailesinden de kopamıyor ve ne yaparsa yapsın derin bir suçluluk, yetersizlik ve çaresizlik duygularına kapılıyor.

Durumlar iyice alevlendiğinde ise aklı selim bir büyük olmazsa ailelerin çektiği yönde savrulan ve terapi odasına gelemeden kendilerini mahkemede bulan çiftleri görebiliyoruz maalesef.

Öncelikle böyle sıkıntıları yaşayan bireylerin kesinlikle durumun en başında olaya müdahale edecek gücü kendisinde bulması gerekiyor. Araştırmalar durumu zaman bırakan ve genellikle eşi ve ailesi arasında denge kurmaktan kaçınan kişilerin çok daha kısa vadede olumsuz sona ulaştıklarını gösteriyor. Çünkü geri dönülmez noktalara ulaştıktan ve unutulmayacak diyaloglara girildikten sonra müdahale anlamsız kalıyor. O nedenle bunu yaşamaya başladığınız andan itibaren bir şekilde dengeyi bulmaya çalışmalısınız. Aileniz ileri derece eleştirel, sorun bulan ve eşinize karşı bir tavırda değilse ortamı yumuşatmaya, ailenizi kırmadan eşinizi sahipsiz bırakmamaya çalışmalısınız. Bu arada eşinize de empati geliştirmesi konusunda yardımcı olmalı ve yangına körükle gitmemesi konusunda uygun bir dille telkinde bulunmalısınız.

Eğer sorunlarda eşinizi de uygun bir şekilde korumayı başarabiliyorsanız “en azından eşim ben yalnız bırakmıyor” düşüncesi yarattığından eşinizin toleransı da yükselecektir.

Bunlar durum başlangıcı için ufak öneriler elbette. Eğer durum çok ciddi boyutlara ulaştı ise bir uzmandan yardım alıp yara alan ilişkinizi onarmanızı ve sonrasında geliştirebileceğiniz baş etme mekanizmalarını öğrenmenizi şiddetle tavsiye ederim. İpler hepten kopmadı ise eşiniz alıp yardım istemeye girişmeniz eşinizde “bizim” için bir şeyler yapıyor, çabalıyor duygusu uyandıracaktır.

Her birimiz bir aile yapısında doğup büyüyoruz. Tıpkı bizler gibi bizim ailemiz de o yapıdan gelerek kendi ailelerini kurmuş. Bir nevi bayrak teslimi gibi “emanetleri” olan çocuklarını kendi aileleri ve çocuklarına hazırlamak da anne babaların görevlerinden biri. Bu kısım ailenin sorumluluğunda ancak kendi ailesini kuracağını kabullenmek ve bunun sorumluluğunu almak kişinin bireyselliğini kabul etmekten geçiyor. Yetişkinlikte emanet bizzat emanetin kendisi olan bizlere geçiyor. Kendi yaşamımızda sorumluluk alıp seçimlerimiz ve hayatımızı yönlendirmemiz gerekiyor yani.

Bir karar vereceğiz. Ya karşımıza sevdiğimiz birini alıp asla mukayese edilmeyecek şekilde ailemizle onu kıyas mekanizmasına sokacağız ya da kendi ailemizle sağlam bir yapı kurup köken ailemize de sahip çıkacağız. Bulunduğunuz noktada bu imkansız gibi görünse de bunu son kavşaktan dönerek de olsa başaran çiftler var. Tıpkı yazı yazmama vesile olan mailin sahibi danışanım gibi….
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kötü Hakem Cümlesi: Eşimle Ailem Arasında Kaldım" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Dnş.Ümran ÖRKÜN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Dnş.Ümran ÖRKÜN'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Ümran ÖRKÜN Fotoğraf
Uzm.Psk.Dnş.Ümran ÖRKÜN
Adana (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi42 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Dnş.Ümran ÖRKÜN'ün Yazıları
► İyi ve Kötü Psk.Serhat ÖNCÜLER
► Öfkeyi Kötü Bilirdik Oysa Psk.Dnş.Yasemin COŞGUN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,755 uzman makalesi arasında 'Kötü Hakem Cümlesi: Eşimle Ailem Arasında Kaldım' başlığıyla benzeşen toplam 26 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Biz Şimdi Neyiz? Mayıs 2020
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


11:57
Top