2007'den Bugüne 74,767 Tavsiye, 24,655 Uzman ve 16,926 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Biyokimyasal(İlaç)Tedavisine Alternatif Biyofiziksel Terapi Yöntemleri
MAKALE #13005 © Yazan Psk.Meltem KIRMIZI | Yayın Ağustos 2014 | 1,684 Okuyucu
Biorezonans bir biofizik tıbbı yöntemidir. Geleneksel tıp uygulamaları içinde biyofizik uygulamaları daha çok tanıya yönelik kullanılmaktayken, tedaviler sıklıkla biyokimya tıbbı (ilaçlar) üzerinden yapılmaktadır. Biofizik tıbbı olarak sınıflanıp geleneksel tıpta hem tanıda hem de tedavide kullanılan en tanınan yöntem ultrasondur. Son 30 yılda bu yöntemlere biorezonans da dahil olmuştur.

Biorezonans titreşim tıbbı olarak tanımlanabilir. Biyofiziksel bir tekniktik. Biyokimyasal değildir. İlaç kullanılmaz. Elektromanyetik frekansların, frekans kontrollü bilgisayarlarla uygulanmasıdır. Hiç bir yan etkisi yoktur. Çünkü vücut kendisi ile uyumlu olmayan hiç bir titreşimle rezonansa girmez. “Rezonans” nedir?

Bir odadaki bir piyanonun diopozanına vurursanız o diopozonun yerini tutan tel rezonansa başlar. Bir diğer az bilinen buluş hücrelerin birbirleriyle belirli dalga boyundaki frekanslarla iletişim kurduğudur. Bu iletişim rahatsız edici frekanslar yok ise vücut mükemmel çalışır ve uyum içindeki kişi sağlıklı kabul edilir.

Fakat, örneğin vücuda giren bir toksin rahatsız edici titreşimler sayesinde hücreler arasındaki diyaloğu bozar. Bu toksin rahatsız edici frekans örneğine sahiptir.

Cihaz negatif etki yapan frekansları algılar, değiştirir ve manyetik bir minder sayesinde vücuda iade eder. Dolasıyla hücrelerin bilgi alışverişi gene düzenli bir şekilde sağlanmış olur.

Uygulama tamamem ağrısızdır.
Kuantum fiziğini merak edip, ilgilenenlerin de bildiği gibi evrende var olan her şeyin kendisine özgü bir titreşimi vardır. Hücrelerin, dokuların, organların herşeyin, kendilerine özgü frekansları vardır. Eğer uygun frekans yakalanırsa maddeler birbiriyle rezonansa girer.Bunun örnekleri sesiyle bardak çatlatanlar ya da, bir köprüden geçen askerler uygun adım marş yürürken eğer ola ki köprünün doğal titreşim frekansını tutturursa köprü rezonansa gelir ve çöker.

İnsan organizmasındaki trilyonlarca hücre hepsi kendi frekanslarında titreşir. Bütün bu titreşimlerin toplamı kişinin genel frekans spektrumunu belirlemektedir. İnsan organizmasının yaydığı farklı elektromanyetik frekanslar kişinin bireysel frekans alanını oluşturur.

Hasta ve sağlıklı hücre, doku, organ ve bireylerin frekans yapıları birbirinden farklıdır. Hastanın kendi frekansları içerisinde saklanan yabancı frekanslar (virus, bakteri, parazit, mantar, ağır metal birikimleri, alerjenler vs..) normal frekans düzenimizi bozarlar.
Biorezonans cihazı ile, bu frekans düzenini bozan elektromanyetik yabancı frekanslar belirlenir. Normal doku frekanslarından ayırılır ve cihaz bu frekansları tersine çevirip hastanın vücuduna bir manyetik minder ile geri gönderir. Iyiyleşme terapi frekansları ile gerçekleşir. Bedene ait fizyolojik frekanslar güçlendirilir.
Bu şekilde biorezonans vücudun kendisini iyileştirme gücünü uyarır. Vücut bağışıklığımız ve savunma sistemimiz güçlenir. Hastaya ait patolojik frekanslar ters çevirilip silindikleri için bağışıklık sistemini bozan engeller kaldırılmış olur. Vücut sağlıklı bir biçimde çalışmaya başlar.

Metodun Temeli :

‘Eğer bir fenomeni anlayamıyorsak bu genellikle bizim sınırlarımızdan dolayıdır, fenomene ait bir problem değildir’ (Hipokrat)
Buraya kadar anlattıklarımız yabancı gelmiş ve anlaşılmaz bulunmuş olabilir. Bir ilacın etki mekanizması ve vücuttaki biokimyasal safhaları anlatılsa gene aynı derecede yabancı ve anlaşılmaz gelebilirdi.

Herhangi bir madde, bir virüs, bir bakteri ya da bir insan olsun hepsi atomlardan meydana gelmiştir. Atomlar da subatomik partiküllerin bir araya gelmesiyle oluşmuşlardır.

Fizikçiler subatomik partiküllerin çevrelerine özel şekillerde ‘dalga’ olarak adlandırılan bir enerji yaydıklarını keşfetmişlerdir.

Araştırmacılar normal işleyen vücut sistemlerinin, organların yanı sıra alerjenlerin, virüslerin, bakterilerin, parazitlerin ve toksinlerin kendine özgü dalga paternlerini ve titreşimlerini analiz etmişlerdir.

Eğer yanlış beslenme, stres, hareketsiz bir yaşam, kimyasal toksinler, ağır metaller, zirai ilaç artıkları, genetiği değiştirilmiş ürünler, jeopati, elektromanyetik kirlilik ya da negatif olumsuz duygular varsa, vücudun sağlıklı titreşimleri dengesiz yada zayıf hale gelmektedir.

Kendine ait sağlıklı titreşimleri olmayan bir vücut, çevresindeki virüslere , bakterilere,parazitlere, mantarlara ait olan titreşimlere, toksik kimyasal maddelere ya da ağır metallere vs. daha fazla direnemez.

Bunlar vücutta sadece zehirli maddeler olarak değil, yaydıkları titreşimlerle informasyon anlamında da stres yaratır.

Vücuttaki kontrol süreçleri sağlıksız titreşimlerden etkilendiğinde, biyokimyasal ve metabolik bir bozulma ve fonksiyon bozukluğu ve bunu takiben de vücutta arazlar ve hastalıklar meydana gelmektedir.
Bu bozulmuş titreşimleri silme ya da en azından zayıflatarak organizmaya kendini yeniden onarma şansını verme fikri ile geliştirilen biorezonans yönteminin tarihi gelişimine şöyle bir bakmak yararlı olacaktır.

Isaac Newton’un 17. yüzyılın sonlarında ‘bütün yaşamın kaynağı maddedir’ şeklindeki söyleminden beridir materyalistik (maddeci) düşünme bütün tabii bilimlerin temeli olmuştur.

Günümüzde hayatın devamlılığının üç koşul altında mümkün olduğu bilinmektedir:
1. Madde
2. Enerji
3. İnformasyon (Bilgi)

Vücutta tüm fonksiyonlar madde düzeyinde gerçekleşirken, bunların düzenlenmesi informasyonla sağlanmaktadır. Metabolizmamız, elektrolit, su, asit-baz dengesi gibi farklı birçok dengelerin sağlanması madde düzeyinde biyokimyasal, enerji düzeyinde biyofiziksel ve informasyon düzeyinde olmaktadır. Buna örnek olarak, bir kişinin ikinci kata bir yükü çıkartabilmesi için, yükü taşıyacak bir bedene (madde), bunu yapabilecek güce (enerji) ve nereye taşıyacağını bilmeye (informasyon) ihtiyacı vardır.


1922 yılında bir Rus bilim adamı olan A.G.Gurwitsch, mitogenetik radyasyonu keşfetti. Büyüme sürecindeki bir soğan kökünün, cam ile birbirlerinden ayrılsalar bile diğer bir soğan kökünde hücre bölünmesi hızını anlamlı şekilde artırabildiğini gördü (1932). Bu gözlem, etkileyici bio-informasyon alanına doğru bir kapı açılmasını sağladı.

Daha sonra G.Lakhovsky biyolojik informasyonun transferinde elektromanyetik rezonans konseptini ortaya attı.

Son yüzyılın ilk yarısından sonra, maddenin yoğunlaşmış enerjiden başka bir şey olmadığı anlaşılmıştır. Kuantum fiziğinin kurucularından Max Planck (1858-1947), ‘Madde yoktur , bütün varlıkların oluşumu ve varlığını sürdürmesi, onları titreşime getiren ve atom sistemi içinde bağlarını oluşturan güce bağlıdır’ derken, Albert Einstein (1879-1955), ‘ Maddeyi, enerji alanının çok yoğun olduğu uzay boşluğu olarak düşünebiliriz’ demiştir. Enerji ile maddenin ilişkisi ünlü E=mc² formülü ile ifade edilmiştir.

Batılı dünyada bilim adamlarının yaşayan sistemlerde biyofiziksel etkileri dikkate almaya başlamaları için 30 yıldan fazla zaman geçmesi gerekti.

1964’de Barthony’nin ‘Manyetik Alanların Biyolojik Etkileri’ isimli yazısı, bu konuda Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlanan ilk yazıydı.

1970’de yine ABD’de A.S. Presman’ın, ‘Elektromanyetik Alanlar ve Yaşam’ isimli yazısı yayımlandı. Bu süreç içinde Rus araştırmacılar çalışmalarına devam ettiler.

1981’de V.P.Kaznachejew and L.P.Michailowa, ‘Hücrelerarası Etkileşimde Ultra-zayıf Radyasyon’ isimli yazıyı yayımladı. Bu biyofiziksel informasyonun hücreler ve organlarda nasıl iletildiği, alındığı ve depolandığı ile ilgili bir çalışmaydı. Böylece bu çalışma , hücre içi ve hücrelerarası elektromanyetik etkileşimleri (elektromanyetik bio-informasyon) kanıtlamaktaydı.

Bunlar, sadece metabolik fonksiyonları göz önüne almanın (enerji ve maddenin birbirine değişimi) yetersiz olduğu, yaşayan sistemlerde iletilen informasyonun analizinin de özellikle önemli olduğunu açıkça gösteren ilk çalışmalardı.

Alman fizikçi F.A.Popp, informasyonun yaşayan sistemlerde nasıl iletildiği konusundaki çalışmaları sonucunda hücre içinde ve hücreler arasında informasyonun biofotonlar tarafından iletildiğini kanıtladı.

Yaşayan hücrelerin DNA’larının biofotonları depoladığını ve serbest bıraktığını gösterdi. Bu frekanslar son derece zayıftırlar. Şiddetleri bildiğimiz gün ışığından yaklaşık 10¹8 kat daha küçüktür.

Sonuç olarak bütün yaşayan organizmalardaki biyokimyasal reaksiyonlar ultra-zayıf elektromagnetik frekanslar tarafından işletilip regüle edilmektedir. Bu süreç bir titreşim alanı tarafından regüle edilir.

Eğer sadece tek bir hücrenin informasyon içeriğini anlamak istesek, farklı informasyon olasılıklarını okuyabilmek için gece ve gündüz dahil 100 yıldan fazla zamana ihtiyacımız olacaktır (Popp).

R.N.Wiener (1963), ‘sibernetik’ konseptinin kurucusu, informasyonun madde ve enerji ile kıyaslandığında üstünlüğünü şöyle ifade etmektedir: İnformasyon ne enerji, ne de maddedir. İnformasyon, bir verici (ya da informasyonu içeren bir sistem) tarafından bir alıcıya gönderilen mesajla tanımlanan üçüncü bir olgudur.Örneğin, iletilen sinyaller harfler, sayılar, semboller vs. olabilir. Bio-informasyon alanında bunlar, elektromanyetik frekans paternleridir.
İnformasyonun iletiminde, verici ve alıcı arasındaki uyumluluk son derece önemlidir. Yani, verici ve alıcının karşılıklı mesajı anlayabilmeleri gereklidir. Bu demektir ki, informasyon etkilediği sistem ile rezonansa girerse (sistem için uygunsa) ancak o zaman etkili olabilecektir. Bu sinyalin ne tür bir sinyal olduğunun yanı sıra, sinyalin intensitesi için de geçerlidir.
Popp tarafından gösterilen ve yaşayan organizmalarda informasyonu ileten ultra-zayıf sinyaller, titreşimlerdir (osilasyon). Bunların intensitesi ‘genişband gürültü (Broadband noise)’ olarak adlandırılan bir ranj (aralık) içindedir. Genişband gürültü, her maddedeki elementer partiküller, moleküller ve atomların hareketleri sonucunda ortaya çıkan sinyallerdir.



Amerikalı bilim adamı W.R. Adey , civcivlerin beyin (serebral) hücreleri üzerinde çalıştıkları sırada, bunların sadece belli bir frekansa cevap verdiklerini keşfetti (1988). Aynı zaman da sinyalin amplitütünün de çok spesifik (düşük) bir ranj içinde olması gereklidir. Bu ranjın altında ve üstünde her hangi bir reaksiyon ölçülebilir değildir. Amplitütün frekansa oranlanması ile elde edilen bu sınırlı ranj ‘Adey penceresi’ olarak adlandırılır.

Bir biyolojik sistem, sadece bu pencere içindeki informasyon taşıyan elektromanyetik sinyallere cevap verebilir.Sadece sinyalin frekans ve amplitütü bu pencere dahilinde olduğu zaman moleküler zincir kondüktörlerinde sinyalin iletimi mümkün olacaktır. Eğer sinyalin amplitütü çok düşükse, rezonans noktasının altında kalacak ve etkisiz olacaktır. Eğer çok yüksekse protein zincirler kırılacak ve sinyal bloke olacaktır (Ludwig).

Moleküllerin, hücrelerin, dokuların ve çevrenin yapısında latent ama kuvvetli nedensel bir faktör mevcuttur. Bu faktör, bütün bu oluşumların birbirini tanımasına, seçmesine ve yol göstermesine, bir diğerini ve kendilerini yapılandırmasına, beraberinde her türlü olayın regülasyonuna, kontrolüne ve belirlenmesine olanak vermektedir (Oyama 1985). En son konseptlerden biri de, Rupert Sheldrake tarafından geliştirilen, formların oluşturulmasında doğanın alanları nasıl kullandığı ile ilgili ‘Morfogenetik alan fenomeni’dir.(Bu konu bir sonraki yazıda geniş biçimde ele alınacaktır).

Bu alanların herhangi bir türdeki bireylerin bilgisini depolama özelliğine sahip oldukları ileri sürülmektedir. Bu nedenle tanı ya da tedavi olsun medikal bir değerlendirme yapılırken sadece materyal düzeyinde değil, informasyon düzeyinde de değerlendirme yapılması gerektiği sonucu karşımıza çıkmaktadır. O halde bir bilgisayarda olduğu gibi, anahtar rolünü oynayarak sistemi açan ve etkileme olanağını yaratan bir ‘kod’ a ihtiyacımız vardır.


Alman fizikçi Reinhol Voll , EAV bir sistemi bulmuştur. Hastalıklı bir noktayı ölçmek, sadece o noktanın içinde bulunduğu ve çevresindeki bölgedeki dokunun elektrofizyolojik özelliklerinin ölçülmesi anlamına gelmemektedir. Aslında, o bölgeyle ilgili ‘regülatuar alan’ın ölçülmesi demektir. Günümüzde belli epidermal noktaların ve birbirinden ilgisiz görünen organların arasındaki ilişkiyi ve fonksiyonel yakınlığı göstermek mümkündür.

Daha sansasyonel ve önemli bir diğer keşif te ‘ilaç testi’ dir. 1954’de Voll, hastanın bir ilacı eline alması sonucunda hastalıklı noktalarındaki ölçümlerde değişiklik olduğunu gördü. Aynı durumla, içinde hiçbir madde molekülü taşımayan, sadece informasyon içeren homoe-patik yüksek-potansiyelli solüsyonlar hastanın eline verildiğinde de karşılaştı.
Alman fizikçi Franz Morell, hastaya ait ve zaman içinde belli bir anda geçerli olan belli bir frekans spektrumunun ,bu kişiyle ilgili bütün informasyonu içerebileceğini düşündü.Ona göre fizyolojik, sağlıklı ‘harmonik’ ve patolojik ‘disharmonik’(zayıflamış ya da kaybolmuş) titreşim paternleri mevcuttu. Bu durumda ‘hastalık’, patolojik titreşimler baskın olacak şekilde bir organizmanın titreşim paterninde bir dengesizlik durumu olarak ifade edilebilirdi.Elektrotlar kullanarak hastanın elektromanyetik sinyallerini ölçtü. Bunlar bir cihaz içinde elektronik olarak modifiye edilerek iyileştirici titreşimler olarak tekrar hastaya verilebilirdi.

Morell ve Rasche, hastanın kendi sinyallerinin tedavi amaçlı kullanıldığı ilk cihazı 1977’de tanıttı.

1999’da Kramer, belli bir maddenin ‘enerjetik frekansları’nın metal ileticiler (kondüktörler) tarafından iletildiğini gösterdi. Aynı informasyonun iletici bir ortam olmadan sadece ‘hava ile’ kısa bir mesafede iletilebileceğini ifade etti. Ve ilaç testi etkisinin ‘radyo dalgalarına benzeyen elektromanyetik frekanslar’ tarafından yaratıldığı sonucuna vardı. 1999 yılında bir Fransız bilim adamı olan Jacques Beneviste, Cambridge Üniversitesi’ndeki bir konferansta çalışmalarını sunmuş ve ‘su’ yun bazı maddeleri hafızasında (elektromanyetik bilgisini) tutabildiği ve bunun hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği tezini ortaya atmıştır. Bu yüzyıllardır bilinmeden ampirik olarak kullanılan ‘Homeopati’ ile uyumluydu.

Beneviste’nin ilk dikkatini çeken şey, ani alerjik reaksiyonları tedavi etmek için kullanılan ‘Adrenalin’ isimli ilacın etkisinin, kanın ilacı reseptörlere taşımasını beklemeden verildiği anda ortaya çıkmasıydı. Sanki etki ‘ışık hızında’ ortaya çıkıyordu. Bunun da adrenalin isimli ilacın rezonansının vücut sıvılarına yayılması sonucunda gerçekleştiği şeklinde açıklaması yapılmıştır. Benzer durumla, alerjik maddeyle vücut maruz kalır kalmaz, o anda, aniden ve tüm vücutta ortaya çıkan ölümcül olabilen anaflaktik alerjik reaksiyonlarda da (penisilin alerjisi gibi) karşılaşılmaktadır.

Daha sonra Beneviste, adrenalin, kafein ve nikotinin EAV cihazının giriş kısmına konulduğunda algınan zayıf titreşimin ölçülebildiğini ve bu bilginin dijital hale çevrilerek saklanabildiğini gösterdi. Takiben bu rezonans bilgisi cihaz yardımı ile cihazın çıkış kısmında bulunan suya aktarıldı. Bu sudan içen canlı deneklerin, sanki adrenalin, kafein, nikotin verilmiş gibi tepki verdikleri görüldü.

Başka bir çalışmasında, kanın pıhtılaşmasını önleyen bir ilaç olan heparin rezonansı (ilacın kendisi değil) verilen deneklerde, kanın pıhtılaşmasının etkilendiği gösterildi.

Bu gelişmeleri de içine alacak şekilde farklı cihazların gelişmesiyle daha genel bir isim olan ‘biorezonans’ ismi yaygın olarak kullanılmaya başlandı.

Özetle;
Biorezonans yöntemi, bu devrimsel nitelikteki bilgiyi kullanır.

Her maddenin belli bir dalga boyunda ve o maddeye özgü elektromanyetik dalga gibi davranan titreşimleri vardır. Vücudun değişik bölgelerinde değişik titreşimler ve enerji değerleri mevcuttur.Vücudumuzdaki farklı hücreler ve farklı yapılar, birbiriyle belirli dalga boyundaki frekanslarla iletişim halindedirler.

Kişinin belli noktalarında ölçülen değerler arasındaki farklar, bize noktanın karşılığı olan vücut bölümünde bir sorunun varlığını gösterir.

Vücuda dışarıdan alınan maddeler de vücut ile değişik düzeylerde iletişime girer. Karşılaşılan bir toksinin titreşimi, vücudu rahatsız edici ve zararlı bir frekans özelliğine sahip olması nedeniyle hücreler arası iletişimde bozulmaya yol açar. Bu bozulma biorezonans cihazı ile tespit edilebilir ve düzeltilebilir.

Vücuda yararlı bir maddenin yani vücudun rezonansı ile uyumlu bir maddenin frekansı ise tedavi amaçlı kullanılabilir.

Bu mantık kullanılarak ‘alerji testleri’ yapılabilir, alerjen tespit edilip tedavi edilebilir.

Biorezonans yöntemi şu an için alerji, ağrı, sigara ve diğer madde bağımlılıkları ve birçok kronik hastalıklar da dahil olmak üzere yaklaşık 400 hastalıkta kullanılmaktadır.

Yazan;Dr D.Hakan K,Psikolog Meltem KIRMIZI
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Biyokimyasal(İlaç)Tedavisine Alternatif Biyofiziksel Terapi Yöntemleri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Meltem KIRMIZI'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Meltem KIRMIZI'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Meltem KIRMIZI Fotoğraf
Psk.Meltem KIRMIZI
Kocaeli ve İzmir
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi73 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Özgeçmiş - Çalışma Alanları - Makaleler (29) - Videolar - İletişim Bilgileri
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Meltem KIRMIZI'nın Makaleleri
► Eğitim Sistemimiz ve Alternatif Sistem Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 16,926 uzman makalesi arasında 'Biyokimyasal(İlaç)Tedavisine Alternatif Biyofiziksel Terapi Yöntemleri' başlığıyla benzeşen toplam 59 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Beynin Plastisitesi PDF Mayıs 2015
► Otizm PDF Mayıs 2015
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


03:04
Top