2007'den Bugüne 85,950 Tavsiye, 26,763 Uzman ve 19,100 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Geçmişten Günümüze Saldırganlığın Etkileri
MAKALE #13455 © Yazan Uzm.Psk.Kamil ERTEKİN | Yayın Ekim 2014 | 3,436 Okuyucu
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE SALDIRGANLIĞIN ETKİLERİ
Saldırganlık geçmişten günümüze insan yaşamının karşılaştığı en büyük problemdir. Salgın hastalıklardan ve doğal afetlerden çok daha fazla insan yaşamını tehdit etmiştir. Saldırganlığın psikolojik, biyolojik, sosyal ve siyasal birçok nedeni vardır. Bu yazımda saldırganlığın biyolojik ve psikololojik nedenleri üzerinde duracağım.
SALDIRGANLIK İLE İLGİLİ KURAMSAL AÇIKLAMALAR
BİYOLOJİK YAKLAŞIM
Darwin, hayvanlar, üzerinde yaptığı gözlemlere dayanarak, hayvanların gurur, utanç, sıkılma, merak, kıskançlık, öfke gibi insanların yaşadığı tüm duyguları yaşadığını iddia etmiştir. Duyguların ifadesi hayvanlarda ve insanlarda aynı amaca yöneliktir. Darwin, yüz ifadelerinin evrensel olduğunu gözlemlemiştir. O, yüz ifadelerinin genetik ve biyolojik olduğunu ve nesilden nesile aktarıldığını öne sürmüştür. Darwin, yüz ifadelerinin, kişinin ne hissettiğini anlatmada en etkin araç olduğunu söylemiştir.
PSİKANALİTİK KURAM
Psikanalizde öfke ve saldırganlık, ölüm içgüdüsünün veya ayrılık anksiyetesinin bir ifadesi olarak görülür . Freud‘a göre, bireyin bilinç dışında öfke ve saldırganlık vardır. Bu yüzden her yaş döneminde belli kişilere yönelik öfke ve düşmanlık görülür Freud‘a göre saldırganlık içgüdüsü, ölüm içgüdüsünden türemiştir ve onun en temel temsilcisidir . Saldırganlık, insanın kendine dönük yıkıcı eğilimlerinin dış dünyadaki objelere çevrilmesidir. İnsan diğer insanlarla savaşır ya da onlara karşıt davranışlar geliştirir. Çünkü kendini yok etme isteği ve yaşam içgüdüleri birbirlerini etkisiz kılabilir ya da biri diğerinin yerine geçebilir.
BÜTÜNCÜ YAKLAŞIM
Horney (1945), kusurlu ana-baba tutumları sonucu çocuklukta oluşmaya başlayan temel anksiyeteyi, ―düşman bir dünya içinde yalnızlık ve çaresizlik duygusu‖ olarak tanımlamıştır. Temel anksiyetenin iç öğesi çaresizlik, düşmanlık ve insanlardan soyutlanma duygularıdır . Bu duyguların yanı sıra çocuk, çevresine karşı tutumlarında üstü kapalı bir ikiyüzlülüğün varlığını da hissetmeye başlar. Temel anksiyete kızgınlık ve bu kızgınlığın yarattığı düşmanca duyguların dıştan fark edilmesi olasılığına karşı geliştirilen korku duygularını da içerir. Ergenlikten yetişkinliğe geçi kişiyi bir kimlik oluşturmaya zorlar. Nevrotik kişilerde bu kimliğin oluşum sürecinde bireyin istekleri önemli değildir. Tek amaç kendini koruyabilmektir. Bu ise insanı çaresizliğe, kızgınlığa ve insanlardan soyutlanmış olma duygularına iter, kişiliğinin derinliğinde bir kofluk hissetmesine neden olur (Geçtan, 2004, s.240).
VAROLUŞÇU YAKLAŞIM
Schuerger(1979)‘e göre varoluşçu yaklaşım, öfkeyi; insanın yok oluşa, işlenmemiş potansiyele ve yaşamın anlamsızlığına karşı tepkide bulunması olarak açıklamaktadır. Bu görüşe göre her insan öfke duygusunu farklı yaşar. Kişinin öfkesi, yaşama karşı kendisini çaresiz ve güçsüz hissetmesiyle ilgili öfke sadece insanlara mahsustur.
GESTALT KURAMI
Bu görüşe göre, duygulardan bahsetmek yerine onların yaşanması önemlidir. Şekil arka plandan, zeminden çıktığı halde tamamlanmamış ya da çözümlenmemişse, bireylerin, küskünlük, öfke, nefret, acı, kaygı, keder, suçluluk ve vazgeçme gibi açığa vurulmamış duygularında kendini gösteren bitirilmemiş işleri kalmıştır. Bu duygular, tam bir farkındalık içinde yaşanmadığından, arka planda gezinip dururlar ve kişinin kendisi veya başkalarıyla etkin bir biçimde ilişki kurmasını engelleyen biçimlerde şimdiki yaşama taşınırlar. Bitmemiş işler, bireyin açıklayamadığı duygularıyla yüzleşip, bu duygularıyla baş edebildiği ana kadar varlıklarını sürdürürler (Corey, 2005, s.217).
DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM
Skinner, çevrenin davranış üzerindeki etkisine odaklanmıştır Davranışçılara göre, öfkeye ve saldırganlığa verilen tepkiler aynen diğer davranışlar gibi öğrenilmiştir. Özellikle insanlar engellenmeye karşı saldırgan davranmayı çevreden öğrenirler, çünkü daha önce çevre tarafından bu etkileşimler körüklenmiştir (Adams, 1973). Berkowitz (1965)‘in, 3 bileşenli modeline göre; 1) Engellenmeler duygusal tepkilerin bir sonucu olan saldırganlığa zemin hazırlar, 2) Bu hazır oluş durumu, ne zaman uygun bir zemin bulursa saldırganlıkla sonuçlanır, 3) Öfke ve saldırganlık davranışının özelliği zihinsel bağlantı veya olay ve önceki biçimlendirici etmenlerin bileşkesi olarak ortaya çıkar.
SOSYAL ÖĞRENME KURAMI
Bandura, çocukların başkalarının davranışlarını gözleyerek, taklit ederek ve model alarak öğrendiklerini belirtmektedir. Çocuklar daha saldırgan davranmayı model alma yoluyla öğrenmektedirler.
TRANSAKSİYONEL ANALİZ
Transaksiyonel Analiz kuramının kurucusu Eric Berne‘e göre, insanın kişiliği ego ben durumları tarafından şekillendirilir. Bunlar ebeveyn, yetişkin ve çocuk ego durumlarıdır. TA yaklaşımında hoş olmayan ve istenmeyen duygular raket olarak adlandırılır. Raketler bireyin yaşam senaryosunun temel parçasıdır. İnsanlar kızma raketi, suçluluk raketi veya depresyon raketi geliştirebilir. Raket duygular üç şekilde öğrenilir; 1. Evdeki kimselerin model olmasıyla 2. Verilen temas iletileriyle, davranışların pekiştirilmesiyle, koşullandırılmasıyla 3. Ebeveynlerin çocuklara ne hissedeceğini ve ne düşüneceğini söylemesiyle (Corey, l991).
BİLİŞSEL-DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM
Beck tarafından geliştirilen Bilişsel Terapi yapılandırılmış psikoeğitimsel bir modele dayandırılmıştır. BT, aktif, yönlendirici, zaman sınırlı, içinde bulunulan anın önemini vurgulayan, işbirliğine dayalı, yapılandırılmış bir yaklaşımdır (Beck, Rush, Shaw, Emery, 1979). Beck‘e göre, olumsuz düşünceler bilinçaltında gizli yatan işlevsel olmayan düşünce ve varsayımları yansıtmaktadır (Akt; Corey, 2005, s.296–297–311). Bilişsel-davranışçı yaklaşıma göre, öfke ve saldırganlık, duygusal ve bilişsel gelişim sonucunda açığa çıkan inançlardan doğar. Bu nedenle pek çok öfke problemleri, bireyin tahrik ve engellenmesi sonucunda sık sık ve kolayca ortaya çıkıp kontrol dışı kalabiliyor. BDT yaklaşımı, bireylerin öfkesini tanır ve öfke döngüsü içinde erken zamanda fark edip daha ortaya çıkmadan önünü keser ve engel olur (Cullen, Freeman-Longo, 1995). BDT‘ye göre, öfke döngüsü içinde kızışma önlenemez, çabuk ve hızlı bir zamanda önlenemeyen bir hal alabileceğinden dolayı bu döngü ne kadar erken kesilirse bireyler öfkelerini daha iyi kontrol edebilirler. BDT, günümüzde kullanılan terapilerin en önemlilerinden birisidir.
AKILCI-DUYGUSAL DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM
Öfkenin oluşumunu, vurguladığını ve bunun düşüncelerden sonra yalnızca psikolojik bir duygu olarak açığa çıktığını belirtir. (Ellis; 1977), öfke duygusunu açıklarken sağlıklı öfkenin, kişinin kendisine Şiddetli bir zarar vermeyeceğini ve kişiliğinde bir örselenmeye yol açmayacağını belirtmektedir. Fakat sağlıksız öfke yıkıcıdır ve herhangi bir hedefe varmayı engeller. Ayrıca sağlıklı öfkenin, gerçeklerle paralel bir çizgide olması gerektiğinin önemini vurgular. Sağlıksız öfkenin kişinin olayları yanlış kavramasına ve gerçekleri çarpıtmasına yol açtığını belirtip amaçlara dikkat çekerek sağlıksız öfkenin iyileştirilebileceğini vurgular.
GERÇEKLİK TERAPİSİ
William Glasser tarafından geliştirilen Gerçeklik Terapisi‘nin özü; başarı ve mutluluğu elde etmelerinde bireylere yardım edenin kendi davranışları olduğu için sorumluluğun kabul edilmesidir. Glasser‘in seçim teorisine göre; insan, düşündüğünden daha fazla bir şekilde hayatının kontrolünü kendi elinde tutabilecek durumdadır. Üzülmek, öfkelenmek, mutsuz olmak, mutlu olmak gibi her türlü durum, bireyin seçimi sonucunda ortaya çıkmaktadır. İnsan kendisine acı veren seçimleri kendisi yapmaktadır. Terapinin başarılı olması danışanın; üzüntü, öfke, mutsuzluk, depresyon, yalnızlık gibi durumların kendisinin seçimi olduğuna inanmasına bağlıdır. Terapist bu durumların kendisinin başına gelen bir durum değil, kendisinin yaptığı bir seçim olduğunu anlaması için danışana yardımcı olmalıdır (Karahan, Sardoğan, 2004).
İlgili araştırmalar
Bir araştırmada içe dönük öfkenin depresyon ve kaygının belirleyicisi olduğu tespit edilmiştir.(Danışık, 2005).
Lamb ve Pusker (1991) tarafından yapılan araştırmada intihar eğilimi olan ergenlerin, daha yüksek öfke seviyesine ve daha zayıf öfkeyi kontrol beceri düzeyine sahip oldukları bulunmuştur.
L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulan 16-21 yas aralığındaki ergenlerin öfke duygularını kontrol etmelerini sağlamak amacı ile yapılandırılan Öfke Kontrolü Eğitim Programının ergenlerin öfke duygularını kontrol etmelerinde, genel öfke düzeylerinde azalma olmasında kısa süreli etkisinin olduğu görülmektedir (Özbay, 2008).
öfkelerini kontrol edebilen bireylerin problem çözme becerileri daha yüksek bulunmuştur.
öfkeyle başa çıkma programı uygulanan öğrencilerin daha düşük seviyede uyuşturucu ve alkol kullandığı ve öz saygı seviyeleri ve sosyal problem çözme becerilerinin daha yüksek seviyeye ulaştığı gözlenmiştir.
Duygularını daha çok paylaşan öğrencilerin öfkelerini daha iyi kontrol ettikleri tespit edilmiştir.
yüksek düzeyde öfkeli bireylerin intihar eğilimlerinin yüksek olduğu (Minarik, Myatt ve Mitrushina, 1997; Ataran: Batıgün ve Şahin, 2003; Lamb ve Pusker, 1991), karar vermede güçlük çektikleri (Deffenbacher, 1993), madde kullanımı, suç işleme, kişiler arası problemler, okulla ilişkili problemler ve diğer uyumsuz davranışlar için risk oluşturduğu (Deffenbacher, Lynch, Oetting ve Kemper, 1996) bulunmuştur.
kızların öfkelerini daha çok bastırdıkları, erkeklerin ise öfkelerini daha çok saldırganca ifade ettikleri tespit edilmiştir. Öfke kontrolü ile cinsiyet arasında ise anlamlı ilişki görülmemiştir.
Eroğlu (2009) lise ve üniversite öğrencilerini karşılaştırdığı çalışmasında lise öğrencilerinin fiziksel saldırganlık, öfke, düşmanlık ve dolaylı saldırganlık puan ortalamalarının üniversite öğrencilerinin puan ortalamalarından anlamlı düzeyde yüksek olduğu sonucunu bulmuştur. Bu bağlamda ergenlik döneminde yaşadıkları çok yönlü değişim ve gelişim nedeniyle sıkıntılı bir dönem geçiren ergenlerin, bu dönemde sıklıkla çeşitli problem durumlarıyla karşı karşıya geldiklerini ve bu gelişimsel zorlukların saldırganlığa neden olabileceği söylenebilir.
Öğretmen adaylarıyla yapılan bir çalışmada bölümlere göre bakıldığında, öfke düzeyi ve öfke kontrolü yönünden anlamlı farklar gözlenmezken, Matematik Öğretmenliği adaylarının içe yönelik öfke puanlarının diğer bölümlere göre anlamlı düzeyde fazla olduğu bulunmuştur. Bu bulgu, sayısal ağırlıklı bir bölüm olarak, öfke ifadesi ile ilgili güçlükler yaşadıklarını düşündürmektedir.
Aytek (1999) ergenlerde öfke kontrolü ile ilgili yaptığı deneysel çalışmada deney grubundaki ergenlere uygulanan öfke kontrolü programının öfke kontrolü ve içe yönelik öfke üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Ancak programın, sürekli öfke ve dışa vurulmuş öfke üzerinde etkisinin olmadığı görülmüştür.
Yapılan araştırmalara göre kızlar ciddiye alınmama, haksızlığa uğrama ve eleştirilme durumlarında daha çok öfke yaşamaktadır. Erkeklerin ise kendisine yönelik öfke düşünceleri daha fazladır. Davranış boyutunda erkekler öfkelerini saldırgan, kızlar ise kaygılı davranışlar sergileyerek yansıtmaktadır.
Kısaç (1997)’ın üniversite öğrencileri ile yaptığı araştırmada, küçük yerleşim birimlerindekilerin öfke düzeyinin daha fazla olduğu bulunmuştur.
15-18 yaş arası ergenlere öfke kontrol programının uygulanmasıyla. Uygulama aşamasında programda bilişsel–davranışçı teknikler doğrultusunda hazırlanan içeriğin ve etkinliklerin öğrencilerin bu konudaki ihtiyaçlarını karşılar nitelikte olduğu ve öğrencilerin oturumlarda ele alınan konularla bağlantılı olarak yapılan uygulamalara katılmada oldukça istekli oldukları, uygulama sonrasındaki iki aylık süreç içerinde ise öğrencilerin günlük yaşamlarına ilişkin olumlu katkıları olduğu gözlenmiştir. (Duran, 2005)
Simon ve Nath, tarafından yapılan araştırmaya göre erkek ve kadınlar arasında öfke duygularını yaşamada anlamlı bir farklılık bulunmamasına rağmen, öfkeli durumlarla baş etmede ve onu yönetmede cinsiyete özgü yöntemler kullanıldığı, buna göre kadınların öfke duygularıyla dua ederek veya başkaları ile konuşarak başa çıktıklarını bildirdikleri, erkeklerin ise daha çok alkol ve ilaç alarak öfkeleriyle başa çıktıklarını bildirdiklerini saptamışlardır.
Anne ve babalarını demokratik olarak algılayan lise öğrencilerinin öfkeleri içte tutma düzeylerinin, anne ve babalarını otoriter olarak algılayanlara göre anlamlı olarak daha yüksek, babalarını otoriter olarak algılayan lise öğrencilerinin ise babalarını demokratik olarak algılayanlara göre sürekli öfke düzeyi anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur (Okman, 2000).
Bireylerin tolerans düzeyleri yükseldikçe daha az öfke duygusu yaşadıkları görülmüştür (Yazgan,2007)
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Geçmişten Günümüze Saldırganlığın Etkileri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Kamil ERTEKİN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Kamil ERTEKİN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Kamil ERTEKİN Fotoğraf
Uzm.Psk.Kamil ERTEKİN
Denizli
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi36 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Kamil ERTEKİN'in Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,100 uzman makalesi arasında 'Geçmişten Günümüze Saldırganlığın Etkileri' başlığıyla benzeşen toplam 32 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Öfke Yönetimi Ekim 2014
► Psikolojik Stress Eylül 2014
► Dissosiyatif Bozukluklar Mayıs 2014
► Zeka Nedir? Nisan 2014
◊ Heyecan ve Uyarılma Ağustos 2014
◊ Kişilik Bozuklukları Mart 2014
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


03:46
Top