2007'den Bugüne 83,539 Tavsiye, 26,243 Uzman ve 18,629 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Yalnız Kalmak veya Yalnızlık Duygusu Hissetmek İstemiyorsak
MAKALE #14405 © Yazan Psk.Ruşen Nur ARIKAN | Yayın Mart 2015 | 3,069 Okuyucu
Hepimizin ailemiz dışında yürüttüğü, ilişki içinde olduğu insanlar var. Eşimiz, dostumuz, arkadaşlarımız, tanıdıklar olarak adlandırdığımız kişiler bunlar. İş arkadaşlarımız da olabilir, sosyalleştiğimiz yani sosyal paylaşımlar içinde olduğumuz kişiler de olabilir, komşularımız olabilir veya yakın dostlarımız da...

Bazen duyuyorum; "Ben bir insanın yanlışını göreyim, anında silerim." cümlesini. Bir de kırıldığı zaman, hani "Deve kini" derler ya aynen öyle küsen, kırgınlığı uzatan ve yanına yaklaştırmayan kişiler vardır.

Yalnız olmaktan şikayet eden, ama herkese bir kulp bulan kişiler de vardır. Onlar da hep insanların "olumsuz" olarak gördükleri yanlarına odaklanırlar.

Bir de kendileri de çok kırılgan oldukları için, karşısındakiyle ilişkinin gelişmesine izin vermeden, uzaklaşanlar da var.

Hepimiz çok farklı ailelerden, farklı kültürel etkileşimlerden geçerek bu yaşlarımıza geldik. Bu nedenle de bireysel farklılıklarımız var. Herbirimizin farklı kırılma noktaları, farklı travmaları dolayısıyla ilişkilerde de farklı algıları ve tepkileri var. Biz biriyle etkileşime geçtiğimizde, bu kişiyle ilişki kurma tarzımız mutlaka geçmiş ilişkilerimizden köken almakta.

Eğer ilişkilere biraz da böyle bakabilirsek karşımızdakini daha iyi anlayabiliriz. Mesela "A" kişisi, bir "B" durumuna beklemediğimiz bir tepki veriyorsa, bu "B" durumunun o kişinin dünyasında neyi tetiklemiş olabileceğini bir düşünelim. Neyi tetiklediğini bilmenize imkan olmayabilir ama birşeylerin o anda sizin gördüğünüzden başka bir anlamı da olabileceğini farkedebilirsiniz.

Bu durumda, karşınızdaki kişi ile yaşadığınız ve olumsuz olarak adlandırabileceğiniz durumu; "kişiselleştirmeme" yoluyla yani sizinle ilgili bir durum olmadığını anlayıp üzerinize alınmadan, ilişkiyi de koruma altına alma şansını yakalayabilirsiniz.

Bunun kolay birşey olmadığını biliyorum, ama sağlıklı ilişkiler geliştirmek istiyorsak karşımızdakiyle empati kurarak ilşkide olabiliriz.

Ancak daha da önemli birşeyden sözetmek istiyorum; "İnsanları olduğu gibi kabul etmek." Olgunlaşmak ve olgun sevgi bunu içerir. Hepimizin ayrı ayrı çeşitli zorlukları olabilir; birimiz ötekine göre daha kırılgan, daha cimri, daha öfkeli, daha hassas ve alıngan, daha kıskanç, daha çekingen, daha kaygılı, daha şüpheci, daha dominant, daha pasif, daha konuşkan, daha bencil, fazla verici, vb. olabilir.

Herkese girilebilecek bir yol olabileceğini düşünüyorum. Bir düşünün, çevrenizde tanıdığınız yukarıdaki özelliklerden birine veya birkaçına sahip ama aynı zamanda çok keyif alınabilecek özellikleri de olan kişiler yok mu? Ya aynı zamanda mizah anlayışı çok iyidir, muhabbetine doyum olunmaz veya entellektüel kapasitesi müthiştir ya da çok yardımseverdir ve zor zamanlarda yanınızda olur, vs. Yani o kişiyle alışverişinizin olacağı pek çok alan olabilir veya sizin yaşamınıza başka güzellikler anlamında çok şey katabilir.

İnsanların sizin hoşlanmadığınız özellikleri olabilir, önemli olan bu özellikleri tanımaktır, peki bu neye yarar? Kendinizi o ilişki içinde "koruma" ya yarar. Yani siz de bunu bilerek o kişiyle ilişki kurarsınız. Böylece hoşunuza gitmeyen yönlerin sizi rahatsız etmesine izin vermezsiniz.

Bir de tabii işin hoşgörü kısmı var. Hata olarak gördüğünüz bir durumu, affetmeyi de bilmek lazım; konuşmaya çalışmak, kendini ifade etmesine izin vermek gerekebilir. Ders alma becerisi varsa, o kişi de bundan büyüyerek çıkar. Hata yapmak insana dair, yargılamaktansa önce anlamaya çalışmak lazım. Zaten eğer küskünlük durumu uzarsa "öfkeler" artar, bu yüzden çok uzatmadan konuşmak gerekir.

Elbette ahlaki zaafı olan ve bize zarar veren kişi ve ilişkilerden sözetmiyorum. Böyle ilişkilere zaten hayatınızda yer vermezsiniz. Benim sözünü ettiğim ilişkiler, kabul edilebilir sınırlar içinde olup, yargılayarak ve empati kurmadan reddettiğiniz ilşkiler.

Tabii ki sevgili ve eş olma hali olduğunda, birbirinizi olduğu gibi kabul etmeye çalışırken "öteki" için daha dikkatli ve esnek olduğunuz durumlar hiç kuşkusuz olmalı, bu bir ilişki sorumluluğudur. Burada ortak yaşam alanı da olduğu için; "Nelerden vazgeçebilirim? Nelerden vazgeçemem?" konusu çok iyi düşünülmeli.

Evet, hayatımıza aldığımız veya almaya çalıştığımız insanları, olduğu gibi kabul edebilmek de bir "güç" dür. Bu ancak kendimizi de olduğu gibi kabul ettiğimizde, daha mümkün hale gelir. Farklılıklarımız olabileceğini ve onu böyle de sevebileceğimizi karşımızdaki anlarsa "yakınlık" gelişir. Güzel ayna tutarsanız, insanlar güzelleşir. Karşımızdakine saygı duymak ve değer vermek böyle birşeydir.

Öte yandan bir diğer sorun yaratabilecek özellik "herkes beni sevsin" beklentisidir.

İnsan, sosyal bir varlık olarak tanımlanır ve bireyselleşme sürecinde bireyselliğini korurken aynı zamanda toplumla da uzlaşı içinde yaşar. Ancak bu dengenin bozulmasına sebep olan bazı düşünme biçimleri vardır; kişinin mutluluğunu ve özgürlüğünü ciddi biçimde baltalayan, kendisi olmasına bir türlü izin vermeyen, bireysel kimliğini ifade etmekten alıkoyan, başkalarının memnuniyetini önceliğine alan ve kişiyi giderek yalnızlaştıran düşünce kalıplarına sahip kişilerden sözediyorum.

Bu öyle bir zorluktur ki kişiler farkında olmadan, hayat ile bağları kopmuş, daha öfkeli ve giderek kendisine yabancılaşmış bir duruma gelirler.

'Başkalarının ne dediği' ne göre yaşayanlardan, başkalarının kendisi hakkında sürekli yargıda bulunduğunu düşünüp ona göre davrananlardan, sürekli dış referanslarla hareket edenlerden, kendisine ait bir fikri ve inisiyatifi ortaya koymaktan çekinen kişilerden bahsediyorum.

Her girdikleri ortamda sınanma kaygısı yaşayanlar, girdikleri ortamlarda sürekli performans göstermesi gerekiyormuş gibi düşünenler, sürekli onay alma beklentisi ile yaşayanlar için hayat gerçekten de çok zor olmalı.

İnsanları kırmaktan korkmak, hayır diyememek, olumsuz bir duygusunu dile getirememek, "Herkes beni sevsin" diye beklemek. Tüm bu davranışların temelinde yatan kaygı ise; 'Yalnız kalmaktan korkmak'.

Bu kişilerin öykülerine bakıldığında genellikle ebeveynlerinde benzer özellikler bulunmakta ya da ebeveyn ile güvenli ilişkinin kurulamamış olduğu anlaşılmakta.

Kişinin kabul görmeyeceği düşüncesi nedeniyle kendi rengini ortaya koymaktan kaçınması, reddedilmekten korkması, küçük düşme kaygısı, sevilmeyeceği endişeleri, ilgi gösterilecek birisi olmadığı düşüncesi, insanların kendisinden uzaklaşacağı ve yalnız kalacağı gibi hatalı düşünceler ve yanlış inançlar kişinin hayatını olumsuz yönde etkilemekte ve yönetmektedirler.

Bu kişiler giderek sosyalleşmekten kaçınmakta, çevresindeki insanlar ile ilgili yanlış ve hatalı yorumlar yapmakta, insan ilişkileri bozulabilmekte en sonunda da yalnızlaşma ve depresyon ile sonuçlanan bir durum ortaya çıkmaktadır.

Burada ironik olan şudur; genellikle başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğü konusunda 'falcılık' yapıp ona göre hareket edenler, aslında kendi düşündükleri şeyi karşısındakine yansıtıp sanki onun düşüncesiymiş gibi algılamaktadırlar. Bu insan ilişkilerindeki bir yanılsamadır ve böyle yaşamaya çalışmak çok zordur.

Yeni tanıştığı insanların olduğu bir ortamda kişinin; "Ben söze başlarsam kimse söylediklerime ilgi göstermez" düşüncesiyle suskunluğu tercih etmesi tamamen kendi ürettiği düşünce ile ilgili bir durumdur ancak bunu karşı taraf düşünüyormuş gibi algılar. Bu yansıtmaları sık sık kullanan kişiler, ilişkilerinde de ciddi zorluklar yaşarlar.

Düşünce şemaları erken yaşlardan itibaren yanlış örgütlenmiş olduğu için, kişiler arası ilişkilerde objektif olarak anlama, yorumlama ve tepki verme davranışları gösteremezler.

Bir dönem böyle davranmanın doğru birşey olduğunu öğrendiğinizden, uzun zamandır böyle davranıyor olabilirsiniz ancak kabul edersiniz ki hayatınıza ağır bedelleri oldu.

Bu durumun üstesinden, bir uzman desteği alarak gelmek mümkündür. İnsan olduğumuzu unutmadan, insan olmaya izin vermek, yaşadığımız gezegende herkesin elinden geldiğince yaşamaya çalıştığını düşünmek gerek. Monteigne "Her insan varoluşumuzun bütün biçimlerini içinde taşıyor" demiş, doğru söze ne denir?
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler  
► Hayatı Hissetmek Psk.Dnş.İsmail SÖNMEZ
► Güvenmeyerek Güvende Hissetmek Psk.Ziya ÜNLÜTÜRK
► Sevmek,hissetmek Ama Nasıl? Psk.Dnş.Kemal TUNCER
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,629 uzman makalesi arasında 'Yalnız Kalmak veya Yalnızlık Duygusu Hissetmek İstemiyorsak' başlığıyla benzeşen toplam 38 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
 
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


08:13
Top