2007'den Bugüne 81,753 Tavsiye, 25,957 Uzman ve 18,159 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Psikoterapide Aktarım ve Karşı Aktarım
MAKALE #14751 © Yazan Uzm.Psk.Mustafa ÖZAY | Yayın Mayıs 2015 | 15,433 Okuyucu
PSİKOTERAPİDE AKTARIM VE KARŞI AKTARIM

Aktarım ve Karşı aktarım kavramları psikoterapinin tarihsel gelişim sürecinde öncelikle psikanalitik kuramla birlikte olmak üzere günümüzde bütün hasta terapist ilişkilerinde çok önemli birer kavram haline gelmişlerdir. Sadece psikoterapi için değil farklı branşlardaki doktorlarında ve hatta insanlarla ilgili herhangibir işte çalışan bir meslek uzmanının dahi davranışlarına yön verebilen önemli iki kavramdır. Klinik görüşmelerde, kliniğe başvuran hastalarla yapılan ilk görüşmeler ve değerlendirmelerde hastanın aktarımlarının niteliği ve bunların yorumlanması bununla birlikte varsa klinisyenin karşıaktarımlarıda üzerinde durulması gereken önemli bir diğer konudur. şimdi bu kavramları biraz daha ayrıntılı bir şekilde inceleyelim.

Aktarım

Aktarım kelimesi sözlüklerde bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak, yani bir şeyin yerini değiştirmek anlamına gelir. Öncelikle psikanalitik kuram çerçevesinde ortaya çıkan bu kavram tam da kelimenin anlamına uygun düşer. Yani aktarımdan kastedilen şey gerçektende bir şeyi bir yerden başka bir yere aktarmaktır.(Keser,2008) Psikoterapi literatüründe aktarım bireyin, çocukluk çağında kendisi için önemli kişilerle(anne,baba,kardeş vb.) yaşamış olduğu duygu ve tutumları şimdi ilişki kurduğu kişilerle( hekim,öğretmen,sevgili…)yeniden yaşaması ve bu kişileri kendi çocukluğundaki algı ve duygulara göre değerlendirerek tepkiler göstermesidir.(Öztürk, 2004)

Bütün psikiyatrik ve psikoterapötik tedavilerde hasta ile terapistin ilişkisi tedaviye yardımcı olabileceği gibi ket de vurabilir. Terapist hasta ilişkisinin bir gerçekçi tarafı, bir de gerçek dışı tarafı vardır. Bu durumda sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmenin en önemli kıstaslarından biri de aktarım ve karşı aktarım duygularının sağlıklı yorumlanabilmesi ve bu durumlara ilişkin farkındalığın özellikle terapist nazarında yüksek olmasıdır.

Terapist hasta ilişkisinin bir gerçekçi tarafı, bir de gerçek dışı tarafı vardır. Bu ilişkinin gerçekçi yönü hastanın ve terapistin birlikte sorunu çözümlemeye çalışırken, hem hastanın çocukluk çağında yerleşmiş olan temel güven duygusuna, hem de hekimin hastasının onuruna saygı duymasına, onu olduğu gibi kabul etmesine bağlı olarak gelişen terapötik işbirliğidir. Psikoterapide çok yakın bir ilişki kurulur ve hasta çok özel duygularını paylaşır, oysa terapist kendisi ile ilgili ya hiç bilgi vermez ya da çok sınırlı bilgi verir. Terapist daha çok dinlediğinden hasta ona yönelik fanteziler kurmaya başlar ve ilişkinin gerçek dışı tarafı gelişmeye başlar; hasta ebeveynlerine ya da onların yerine geçen kişilere karşı hissettiği duyguları ve dilekleri terapistine yönlendirir. Buna aktarım adı verilir. Aktarım duyguları olumlu (terapist çok değerli, nitelikli, sıra dışı algılanır) ya da olumsuz (korkulacak, eleştiren, değer vermeyen biri olarak algılanır) nitelikte olabilir. Her iki durum da hastanın çözümlenmemiş çocukluk çağı çatışmalarını tekrarlama gereksinimini yansıtmaktadır. Sıklıkla aktarım hem olumlu, hem de olumsuz duyguları içerir; sevgi, nefret, kıskançlık, öç alma isteği gibi duyguların karmaşık bir bileşiminden oluşabilir. Bu davranışı tanımak ve bu tür taleplere karşılık vermemek ancak bu tür bilinçdışı davranışları anlamak ve hasta ile birlikte çalışmak psikoterapinin temelidir.(Özmen,2008)

Psikanalitik kuramda hasta geçmişe ait duygu ve tutumlarını bir yer değiştirme ile analist üzerinden yeniden yasar. Analitik ilişkide aktarım paternleri otomatik ve bilinçdışı olarak ortaya çıkar. Bir hastanın hekimine bağlanması ve ondan sevgi beklemesinin çoğu zaman bilinçli bir yanı vardır, asıl bilinçdışı olan bunların hastanın geçmişiyle olan ilişkisidir. Bir anlamda aktarım geçmişin görüşme odasında yinelenmesidir.(Odağ,1999) Hastalar birdenbire analiste duruma hiç de uygun olamayan yoğunlukta bir duygusal tepki verdiklerini fark ederler. Hastalar geçmişteki bir ilişkiyi, hatırlayıp söze dökmek yerine, bilinçdışı olarak bunu yeniden sahnelerler.

Aktarım sadece analitik ortama özgü değildir, yetişkinlikteki tüm önemli ilişkiler çocukluk dönemindeki orijinal bağlılıklara bir ilavedir. Kendi yaşantılarını geçmişin ışığında yorumlamak insanların çok genel bir özelliğidir.(Fenichel,1945) Bununla birlikte psikanaltik durum aktarımın meydana gelmesini iki şekilde kolaylaştırır:

1-Tepki gösterilen çevre oldukça tekdüze ve değişmez bir karakterdedir ve bundan dolayı tepkilerdeki aktarım öğesi çok daha belirgin hale gelir.

2-Diğer durumlarda kişiler hastanın sözlerine ve hareketlerine tepki gösterdikleri halde analist bunun aksine hastaya gerçek bir provokasyon yapmaz ve onun duygusal patlamalarına sadece davranışları konusunda onu bilinçlendirerek karşılık verir. Böylece hastanın duygularının aktarım niteliği daha açık hale gelir.(Fenichel O,1945) Analitik ortamda gelişen aktarımla yaşamın diğer alanlarında gelişen aktarım arasındaki ana farklılık analitik ortamda aktarımın analiz ediliyor olmasıdır.

Bir psikanaliz tedavisini ki bu tedavi klasik bir analiz tedavisi olabilir, ya da psikanalitik yönelimli bir psikoterapi olabilir diğer tüm psikoterapilerden ayıran en temel unsur aktarım ve karsı aktarım olgularını tespit edip, yorumlamasıdır. Freud'un da belirttiği gibi aktarım ve karsı aktarım salt psikanaliz tedavisine mahsus olgular değildir. Günlük hayatta kurduğumuz ilişkiler, içselleştirilmiş çocukluk iç nesnelerimizin birbirleriyle olan ilişkisini ve bu karmaşık iliksiler bütününün dışarıdaki nesnelere biçim vermesini yansıtır. Aynı şekilde dışarıdaki nesnelerin de iç nesneler gibi algılanıp, içerdeki nesneleri de değiştirmesi, harekete geçirmesi de bu hareketin bir öteki salınımıdır. Her bir ilişki, bu ilişki eğitim ilişkisi, mesleki ilişki, otorite ilişkisi veya sevgi temelinde bir ilişki olsun aktarımsal hareketleri barındırır ve bütün bunlar önemli ölçüde bilinçdışıdır. Psikanalizi diğer psikoterapi yöntemlerinden ayıran en önemli unsur bu aktarımsal harekete bir anlam vermek, kişinin tarihinde bir yere oturtmak, analistin sahsında güncellesen duygu, duygulanım ve

düşüncelerin öznelleşmesini, yani öznenin bunlara sahip çıkmasını sağlamak olabilir.(Habip,2005)

Psikoterapi sürecinde terapiste aktarım, doğal ilişkilerde olduğundan daha yoğun ve süreklidir. Hasta kendi çocukluğunda ana-babası ve başka önemli kişilerle yaşamış olduğu sevgiyi,nefreti,korkuyu,bağımlılığı ya da bu duygularla ilgili savunucu tutumları terapiste aktarır. Hasta terapist ilişkisinde bu durumun tanınması, çözümlenmesi( analiz edilmesi, tahlil edilmesi) hastanın çocuksu davranışlarının tanınmasına olanak sağlar. Buda içgörü kazanma ve değişmenin ön koşuludur. (Öztürk,2004)

Aktarımın diğer önemli bir özelliği katmanlı olabilmesidir, yani farklı cinsiyetlerde de olabilen birden çok kişiyle bağlantılı duygu, düşünce ve tutumlar kendilerini su andaki tek bir ilişkide gösterebilirler.

Aktarım tepkisinin özellikleri:

* Aktarılan duygu ve tutumlar çocukluk çağında önemli kişilerle ilişkide yaşanılmış olan tepkilerdir,

* Aktarım tepkileri duruma uygun değildir,

* Geçmişteki bir ilişkiden yeni bir ilişkiye bir yer değiştirme olmaktadır,

* Aktarım tepkileri genellikle bilinç dışı olarak ortaya çıkar,

* Aktarım nesneleri yalnız hekim olmayıp herhangi bir kişi ya da nesne olabilir.(Öztürk,1989)

Aktarımın ortaya çıkma nedenleri çeşitli olabilir;

* Çocuklukta doyum yolu bulamamış bilinç dışı gereksinimlerin, duygu ve çatışmaların yetişkin yasamda doyum ya da çözüm kaynakları ve yolları aramasıdır.

* Benlik, bazen bunları tekrar yasayarak bunlar üzerinde egemenlik kurmak ve üstesinden gelmek amacındadır.

* Psikanaliz sürecinin özellikleri bu yinelemeyi uyaran koşulları taşır. Hekimin güçlü ve sessiz konumu bu koşulların başında gelir.(Öztürk,1989)

Aktarımın belirtileri:

* Duruma uygun olmayan yoğun ve aşırı tepkilerin ortaya çıkması,

* Dirençle ortaya çıkabilir: geç gelme, unutma, suskunluk gibi

* Hekime olan duygular başka kişilerle yer değiştirebilir,

* Eyleme vurumla ortaya çıkabilir.(Öztürk,1989)

Aktarım Türleri

* Olumlu aktarım: Olumlu aktarım sevgi ve sevginin öncül belirtilerinin terapiste aktarılmasıdır. Bunların başlıcası sevgi hoşlanma, güvenme, anlayışlı bir yaklaşım, teslimiyet, hayranlık, tutku, sevecenlik ve saygıdır.Yani terapistine güvenmek, onu sevmek, ona saygı göstermek, ona tutulmak ve ona kendisini teslim edebilmek olumlu bir aktarımın göstergeleridir.(Odağ,1999)

* Olumsuz aktarım: Olumsuz aktarımları olan hastalar terapistlerine karsı güvensizdirler, ondan yararlanacakları umudunu taşımazlar, gelecek onlara iyi şeyler vaat etmez. Terapist onları iten, sevmeyen, vermekten çok almaya bakan ve kişisel çıkarlarını önde tutan bir kişi konumundadır. Kendilerine yönelik olumsuz duyguları kendilerini sevilecek, sevgiyi hak etmiş biri olarak algılamalarına olanak tanımaz.(Odağ,1999)

Olumlu ve olumsuz aktarım bir arada bulunabilir. Birbirleriyle ambivalan bir ilişkileri olur ve bazen birisi diğerine karşı bir tür savunma görevi görebilir.(Odağ,1999)

Hastanın aktarımları konusu ele alınırken “aktarım nevrozu” kavramına değinmekte yarar var. Klasik psikanalitik bakış açısına göre aktarım nevrozu, analizin orta dönemlerinde gelişen ve çocukluk çağı nevrozunun bir devamı niteliğinde, ayrı ve özel bir kavram olarak ele alınır. Bu terim hastanın baslıca çatışmalarını terapist ile ilişkisine aktarması ve bu nedenle tedaviye başvurmasına neden olan rahatsızlık belirtilerinin beklenmedik biçimde hızla kaybolması durumunu anlatmak için kullanılır. Hastanın terapiste bağı o kadar yoğundur ki terapistten elde edilecek duygusal doyum ilk başlangıçtaki terapi hedeflerinden daha önemli hale gelir.(Güleç,1993)

Aktarım nevrozunda, analist hastanın nevrozunun yeni bir versiyon halinde tekrarının ana figürü haline gelir. Hastanın duygu örüntüleri ve orijinal olarak çocukluğunda ana-abasına ya da diğer önemli kişilere karsı yaşanmış davranışları, bir dizi “terapötik ilişki” içinde yer değiştirir. Aktarım nevrozu psikanalizin anahtar kavramlarından biridir. Psikanaliz ve diğer psikoterapiler arasındaki esas ayrım, aktarım nevrozunun nasıl tam olarak gelişmesine izin verildiği ve nasıl ele alınıp çözümlendiğidir. Hasta aktarım nevrozunu yasayarak, duygularının, tavırlarının, içgüdüsel dürtülerinin türevleri (yani bilinç dışı arzuları) arasındaki

çatışmalarının ve savunmalarının varlığını doğrular. Aktarım nevrozu tek bir öyküden oluşmaz, çocukluğunun farklı yönlerini aktive ettikçe, doğası ve teması değişir. Hasta tam tamına çocukluğunu yinelemez. Yinelenen; gerçeğin, arzuların, düşlemlerin, savunmaların ve uyumların bileşik etkilerinin yarattığı çocukluktur. İçinde, katman katman gelişimsel yaşantıların ve günlük yaşantıların yansımalarını barındırır. (Öztürk,1989)

Kuramsal olarak psikanalitik psikoterapi tedavi sürecinde aktarım nevrozu çözülür. Hastalık belirtilerindeki bu beklenmedik ve ani düzelmeyi fark eden terapistin, bu durumda “aktarım nevrozunu” akılda tutması gerekir. İyileşme olarak yorumlanan bu durumu tedavinin erken kesilmesine neden olabilir ve bir süre sonra hasta tekrar benzer yakınmalarla başvurabilir.(Güleç,1993)

Psikanalitik psikoterapi yaklaşımının dışındaki psikoterapi ekolleri aktarım kavramını çok cüzi oranda ele almışlardır. İster davranışçı, ister bilişsel, ister varoluşçu, ister iç görü yönelimli olsun ve dinamik terapilerin hepsinde aktarım ortaya çıkabilmektedir. Aktarımın gelişim ve oluşum şeklini bilen bir terapist hangi tedavi tekniğini uyguluyor olursa olsun hastasını tedavi ve motive etmek istiyorsa, hastanın kendisine yönlendirdiği aktarımın ne olduğunu çok iyi çözümlemelidir.

Farklı ekoller perspektifinden bakıldığında bilişsel terapide duygu aktarımından(duyguları psikolojik olarak bir başkasına yöneltme) söz edilmektedir. Bilişsel terapiye göre duygu aktarımı özel bir yüzleşme türüdür. Hastaların birçoğunun işlevsiz inançları yakın ilişkide bulunduğu kişilerle ilgili bir şekilde oluşmuştur. Dolayısıyla terapötik ilişkiler birincil korkuları uyandırıcı hazır bir yüzleşme durumu sağlar. Duygu aktarımını önemli kılan nedenlerden biride terapide bulunmanın ilgi görmek ya da sevilmek gibi belli motivasyon durumlarını aktifleştirme ihtimalidir.(Leahy,2004)

Bilişsel psikoterapide aktarım ifadesi kişilerin kendilerini ketleme stratejisi olarakta karşımıza çıkmaktadır. Tedaviye karşı dirençli hastaların kullandığı bir strateji olarak kişi problemlerini başkalarına aktarmaktadır. Bu şekilde bir strateji uygulayan kişi tedaviye karşı direnç geliştirmiştir. Örneğin bir evlilik çatışmasında kendi öfkesiyle ilgili bir problemi olduğunu itiraf eden bir koca, kendisinin öfke patlamalarından eşini sorumlu tutarak problemi transfer eder. Bu durumda kocanın problemi artık eşinin başarısızlığıdır. Benzer şekilde risk almaktan korkan depresyon hastası, iyiye gitmediği için terapisti ve başkalarını suçlayabilir.( Leahy,2004)

Şema terapide ise psikanalitik psikoterapide ele alınan aktarım nevrozu kavramı farklı bir açıdan ele alınır. Terapi ilişkisinde, hastanın erken dönem uyumsuz şemalarından birini tetiklediğinde terapist hastanın sanki ailesinin geçmişten gelen önemli bir figürüymüş gibi

tepki verir. Bununla birlikte şema terapide terapist hastanın aktarım nevrozunun üzerinde üstü kapalı bir şekilde durmak hastanın şemalarını ve baş etme biçimlerini açık bir şekilde ve doğrudan ele alır. (Young,2009)

Karşı aktarım

Psikoterapötik süreç içerisinde terapistin de hastaya yönelik bazı duyguları ortaya çıkacaktır. Bu duygular bazen doğrudan hastanın iç dünyasının yansımasıdır. Ancak bazen de terapist kendi geçmişi nedeniyle hastayı gerçekdışı bir biçimde algılayacak ve kendi beklentilerini hastaya yansıtabilecektir . İdeal olarak terapistin kendi aktarım duygularından haberdar olması ve bunların onun nesnelliğini etkilemesine izin vermemesi gerekir. Bu da eğitim sürecinde uygulanan denetim seansları ve bir çok kez terapistin kendisinin de terapi sürecinden geçmesi ile sağlanır. Örneğin sınır kişilik bozukluğu tanısı ile psikoterapiye alınmış hasta, geçmişten gelen nedenlerle, halihazırdaki tüm ilişkilerinde olduğu gibi hemen her başvurduğu hekimde de şiddetli öfke duyguları uyandıracaktır . Ayrıca hekim de örneğin kendi geçmişindeki öfkeli ve ona haksızlık eden bir ebeveynle olan çatışmalarının etkisi ile çok daha fazla öfkelenebilir ve bunu ayırt etmezse hastayı hiç fark etmeden reddedilebilir, tedavinin erken sonlanmasına neden olabilir. Eğitim görmüş bir terapist ise bu duygularını tanır, kendisinden gelen faktörleri fark eder ve bu duyguları hastasının yararına kullanarak onun iç dünyası hakkında bilgi veren bir kaynak olarak kabul eder. Böylece herkes ondan uzaklaşırken terapist kendisine biçilmiş rolü oynamaz ve hastanın kendisine yansıttığı olumsuz duyguları modifiye ederek geri yansıtabilir. Karşı aktarım ve aktarım kavramları hasta hekim ilişkisi açısından da önemli kavramlardır. Hasta hekim ilişkisinde ortaya çıkan güçlü duygular muhtemelen her iki tarafın da kendi geçmişlerinin etkisiyle bugünkü ilişkilere taşıdıkları duyguları ve beklentileri içerir. Örneğin yitirdiği büyükbabasına çok bağlı bir hekim onun ölümünden bilinçdışı bir suçluluk hissetmektedir. Yaşlı hastalarından bazılarını sık sık kontrole çağırmakta, gelmezlerse merak etmekte, bazen gereksiz olsa da ilaçlar

yazmaktadır. Bu durumda karşı-aktarımdan söz etmek gerekir; hekim aslında kendi bilinçdışı sıkıntı ve suçluluk duyguları ile mücadele etmektedir Aktarım duyguları ve karşı aktarım duyguları terapi sürecinde güçlükler yol açabilir. Hasta seansları uzatmaya çalışır, ek seans talep edebilir ya da hekimi intiharla tehdit edebilir. Hekim de hastasına gereksiz yere öfkelenebilir yada aşırı ilgi gösterebilir. Ancak nasıl tanınacağı ve baş edileceği bilindiğinde hem hastanın, hem de hekimin kendisini daha iyi tanımasını sağlar ve tedaviye çok yardımcı olur. (Özmen,2008)

Bazılarına göre terapistin hastanın tüm davranış, duygu ve isteklerine yönelik her türlü tepkisi karsı aktarımdır. Bazıları ise karsı aktarımın hastanın aktarım tepkilerine karşıt bir olay olmadığını, hekimin kendi çocukluk yasamı ve çözülmemiş çocuksu duygu, çatışma ve beklentileriyle ilgili olduğunu ileri sürer. Freud karsı aktarımı terapide üstesinden gelinmesi gereken bir engel olarak görmüştür. Karsı aktarım uzun zaman klinik ilişkinin kara lekesi olarak kalmıştır; uzun süre yok sayılmıştır hatta psikanaliz bile uzun süre hastanın klinisyen üzerinde uyguladıgı yer değiştirme ve yansıtma (aktarım nörozu) üzerinde çalışmış fakat hekiminkiyle ilgilenmemistir 1950'lerden sonra karsı aktarıma terapi süreci için bir engel olarak değil hastanın bilinçdışını anlamada önemli bir araç olarak bakılmaya başlanmıştır. Günümüzde karsı aktarım iki kişi ilişki içerisindeyken kaçınılmaz olarak gelişen etkileşimsel bir fenomen olarak kabul edilmektedir. Terapistin görevi bu yaşantıyı mümkün olabildiğince taşıyabilmesi ve hasta ile bunu daha iyi anlayabileceği fırsatları kollamasıdır. Terapist, her zaman kendi hissettiklerinin sıklıkla hastanın iç dünyasını anlamak için en iyi rehber olduğunu göz önünde bulundurmalıdır.

Psikoterapide uygulanan supervizyonun bir amacı da terapistin hastaya ve hastanın aktarımına karsı oluşturduğu bilinçdışı yansıtmaların ve yanıtların farkına varması konusunda geribildirim ve rehberlik almasıdır.

Kaynakça

1. Güleç C. (1993). Psikoterapiler. Ankara: HYB

2. Habip B. (2005) . Açılış konuşması. İstanbul Psikanalitik bakışlar 1:Aktarım/karsı aktarım

3. Hughes P, Kerr I.(2000;6) Transference and Countertransference in Communication Between Doctor and Patient. Advances in Psychiatric Treatment.S: 57-64.

4. Keser V. (2008). İki Kişilik Alan. Psikanaliz Yazıları-Aktarım ve Karşı Aktarım,S:35.

5. Leahy, R L. (2007) Bilişsel Terapi Uygulamaları. Hasan Hacak-Muhittin Macit-Ferruh Özpilavcı (Çev.). İstanbul: Litera.

6. Odağ C. (1999) Nevrozlar-1. İzmir: Ege Üniversitesi

7. Özmen M.(2007) Tıbbi Hastalık Tanısı Konmuş Hastalarda Aktarım ve Karşı Aktarım. Türk Psikiyatri Dergisi;72-79

8. Özmen M.(2008).Psikoterapiler. İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri, Sempozyum Dizisi No:62. İstanbul. S:303-322

9. Öztürk M O.( 1989) Psikanaliz ve Psikoterapi. İstanbul: Evrim

10. Öztürk M O.(2004) Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Nobel

11. Young, J E. (2009). Şema Terapi. İstanbul: Litera.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Psikoterapide Aktarım ve Karşı Aktarım" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Mustafa ÖZAY'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Mustafa ÖZAY'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Mustafa ÖZAY Fotoğraf
Uzm.Psk.Mustafa ÖZAY
İstanbul
Klinik Psikolog
Uzman Klinik Psikolog - Psikoterapist - Emdr Terapisti -Cinsel Terapist
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi58 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Özgeçmiş - Çalışma Alanları - Makaleler (13) - Videolar - İletişim Bilgileri
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Mustafa ÖZAY'ın Yazıları
► Terapide Aktarım ve Karşı Aktarım Uzm.Psk.Alpaslan KESKİN
► Psikoterapide Hipnoz Uzm.Psk.Başak DALDA KİLECİ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,159 uzman makalesi arasında 'Psikoterapide Aktarım ve Karşı Aktarım' başlığıyla benzeşen toplam 33 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Evlilik Üzerine Mart 2012
► Boşan( Ma )Sak mı? Ağustos 2011
◊ Negatif ya da Pozitif Haziran 2011
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


00:37
Top