2007'den Bugüne 80,330 Tavsiye, 25,616 Uzman ve 17,929 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Özel Eğitime Gereksinim Duyan Çocukların Psiko-Sosyal İhtiyaçları (Psychosocial Requirements Of Children Requiring Special Education)
MAKALE #15063 © Yazan Psk.Melda DÖNERTAŞ | Yayın Temmuz 2015 | 3,533 Okuyucu
Melda Dönertaş (2012). Özel Eğitime Gereksinim Duyan Çocukların Psiko-Sosyal İhtiyaçları. Uluslararası Katılımlı Çocuk İhtiyaçları Sempozyumu.- Ankara (sözel bildiri ile katılım) (Bildiri Kitabı s. 482-491)

Özet
Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde ‘özel eğitime ihtiyaç duyan bireyler’ çeşitli nedenlerle bireysel ve gelişimsel özellikleri ile eğitim yeterlilikleri açısından akranlarından beklenen düzeyde anlamlı farklılık gösteren birey olarak tanımlanmaktadır.
Özel eğitime gereksinim duyan çocuklar, akranlarına göre farklılık gösterdikleri alanlarda desteğe ihtiyaç duymaktadır. Bu destek, öğrencinin gereksinim durumuna göre belirlenmektedir. Gereksinim alanları kişiden kişiye değişiklik gösterse de tüm özel eğitime gereksinim duyan çocuklar psikososyal açıdan desteğe ihtiyaç duymaktadır. Psikososyal alanda destek çocuğun kişilik gelişimini ve sosyal hayata katılımını etkilemektedir.
Bireyin sosyal bir varlık olarak toplumdaki yerini alması, kendisinden beklenen davranışları gösterebilmesi, onun doğumdan başlayarak psikososyal ihtiyaçlarının karşılanması, sosyal yaşamın gereklilikleri öğretilerek yetiştirilmesine bağlıdır. Özel eğitimin amacı, özel eğitime gereksinim duyan bireylerin bağımsız yaşama hazırlanmalarına destek olmaktadır. Dolayısıyla olumlu psikososyal destek alan çocuklar, özel eğitimden daha verimli sonuçlar alabilmektedir.
Özel eğitimin etkililiğini arttırmak için çocukların psikososyal ihtiyaçlarının farkında olmamız gerekmektedir. Buna bağlı olarak, çalışmada özel eğitime gereksinim duyan çocukların psikososyal ihtiyaçlarına dikkat çekmek amaçlanmıştır.
Anahtar kelimeler: Özel eğitime gereksinim duyan birey, zihinsel engelli çocuk, psiko-sosyal gelişim, psiko-sosyal ihtiyaç.


Giriş
Psiko-sosyal gelişim; erken çocukluk, gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde bireyin kendisinden beklenen davranışları göstermesi, beğenilmeyen davranışları kontrol etmeyi öğrenmesi ve en düşük düzeye indirebilmesi, toplumda yasaklanan davranışlardan kendisini uzak tutması, kabul gören davranışlarını alışkanlık haline getirmesi, bunları yaparken de zaman ve zemini doğru kullanarak sosyal ihtiyaçlarını karşılamasıyla gerçekleşir.
Psiko-sosyal gelişim bireyin toplumdaki kabulünü ve öğrenme süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Bu doğrultuda çalışmamızda özel eğitime gereksinim duyan çocukların psiko-sosyal ihtiyaçları ele alınmıştır. Çalışmamız, özel eğitime gereksinim duyan çocukların tanımı, psiko-sosyal gelişim, özel eğitime gereksinim duyan çocukların psiko-sosyal ihtiyaçları ve tartışma bölümünden oluşmaktadır.
Özel eğitime gereksinim duyan bireyler kavramı çok kapsamlı bir kavramdır. Çalışma, zihinsel engelli (hafif ve orta MR) çocuklar odağında ele alınmıştır.
Özel Eğitime Gereksinim Duyan Birey
Tüm çocuklar, bedensel özellikleri ve öğrenme yetenekleri yönlerinden birbirinden farklılıklar göstermektedir. Ancak çocuklar arasındaki farklılıklar çoğu kez fazla büyük değildir. Dolayısıyla normal koşullarda genel eğitim hizmetlerinden yararlanmada ciddi problemler yaratmamaktadır.
Özel eğitimin konusu farklılıklardır. Fakat her farklılık bireyin özel eğitim alacağı anlamına gelmemektedir. Özel gereksinimi olan çocuklar olarak adlandırılan bazı çocukların bedensel özellikleri ve/ya da öğrenme yetenekleri, bu çocukların eğitiminde bireyselleştirilmiş eğitim programlarını, yani özel bir eğitimi gerektirecek ölçüde normlardan farklıdır. Normlardan farklılık, normun üstünde ya da altında olmayı ifade etmektedir. Bu yönüyle özel gereksinimi olan çocuklar terimi, öğrenme ve/ya da davranış problemleri gösteren çocukları, bedensel ya da duyusal yetersizliği olan çocukları olduğu kadar zihinsel olarak üstün ya da özel yetenekli çocukları da içerisine alan kapsamlı bir terimdir (Enç, Çağlar ve Özsoy, 1987).
Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde özel gereksinimi olan çocukları “özel eğitim gerektiren birey” terimi altında “çeşitli nedenlerle, bireysel özellikleri ve eğitim yeterlikleri açısından akranlarından beklenilen düzeyden anlamlı farklılık gösteren birey” olarak tanımlanmaktadır (MEB, 2006).
Özel gereksinimi olan çocukların çoğu çeşitli yetersizlikler göstermektedir. Yetersizlik, bir şeyi yapmada yeterli olmama, belirli bir şekilde davranmada sınırlı kapasiteye sahip olma olarak tanımlanmaktadır. Kısacası yetersizlik, bireyin işlevlerini yerine getirememesi durumudur. Birey, yetersizliğinden dolayı çoğu kimsenin duyduğu gibi duymayabilir, gördüğü gibi görmeyebilir, öğrendiği gibi öğrenmeyebilir. Engel, yetersizliği ya da özrü olan bireyin çevreyle etkileşiminde karşılaştığı problemi tanımlamaktadır (Ataman, 1997). Yetersizlik bazı ortamlarda engele yol açabilir, bazı ortamlarda yol açmayabilir. Bir bacağında protez olan çocuk spor ya da oyun alanında problem yaşarken, sınıfında hiçbir problemle karşılaşmayabilir. Zeka geriliği (yetersizliği) gösteren bir çocuk okulda akademik çalışmalarda ciddi problemlerle karşılaşırken okul dışında önemli bir problemle karşılaşmayabilir.
Bireyin çevreyle etkileşiminde yaşadığı problem, yetersizliğinden kaynaklanabileceği gibi çevreden de kaynaklanabilir. İnsanlar, yetersizliklerinden çok başkalarının olumsuz tutum ve davranışları nedeniyle çeşitli problemler yaşayabilmektedir. Bedensel yetersizliği olan bir çocuk serbest hareket etme ya da dolaşmada yetersizliğinin sonucu olarak problem yaşayabilir. Ancak problem, bireyin bedensel yetersizliğinden bağımsız olarak mimari düzensizlikler ya da insanların olumsuz tepkileri sonucunda da ortaya çıkabilir. Yetersizlik, özel eğitim yoluyla yetersizliği olan çocuğa bilgi ve beceri kazandırılması ve çevrenin yetersizliği olan çocuğun yaşayabileceği hale getirilmesi ile engele dönüşmesi önlenebilir.
Özel eğitim; özel gereksinimi olan bireylerin bağımsız yaşama olasılığını en üst düzeye çıkarmayı hedefleyen bireysel olarak planlanan, sistematik olarak uygulanan ve dikkatli bir biçimde değerlendirilen öğretim hizmetlerinin bütünüdür (Kırcaali- İftar, 1998).
Yetersizlikler ile engel arasındaki teknik farklılıklara rağmen, geleneksel olarak bu iki terim birbirinin yerine kullanılmaktadır. Bu yönüyle ülkemizde engel teriminin daha yaygın olarak kullanıldığı söylenebilir. Ülkemizde yetersizliği olan çocuklara sağlanan özel eğitim hizmetlerinin son derece sınırlı olması, okulların fiziksel düzenlemelerinde ve uygulanan eğitim programlarında bu çocukların yeterince dikkate alınmaması, yetersizlik kavramını neredeyse engel kavramıyla eşanlamlı hale getirmektedir. Örneğin, eğitim ortamının zihinsel yetersizliği olan bir öğrenciye göre hazırlanmaması durumunda, çocuk yalnızca zihinsel olarak engellenmemekte, duygusal olarak da örselenmektedir. Çocuk sahip olduğu potansiyeli sergileyememekte, buna bağlı olarak da duygusal istismara uğramaktadır. Oysaki özel gereksinimi olan çocukların çoğunun eğitim gereksinimleri, genel eğitim ortam ve programlarında yapılacak bazı ufak düzenlemelerle normal sınıflarda sağlanabilecek niteliktedir.
Ülkemizin toplumsal yapısı göz önüne alınırsa, özel eğitime gereksinim duyan çocuklar kapsamında zihinsel engelli çocukların toplum tarafından yeterince tanındığı söylenemez. Hatta bu çocuklara ilişkin bazı gerçek dışı önyargı ve inançlar vardır. Bunların başında zihinsel engelli çocuklar için hiçbir şeyin yapılamayacağı inancı gelmektedir. Ancak konunun eğitim boyutunda, özellikle son 10-15 yıl içerisinde tanılama (teşhis) ve eğitim alanlarında kaydedilen önemli gelişmeler ve ulaşılan olumlu sonuçlar, bu çocuklar için hiçbir şey yapılamaz inancını önemli ölçüde zayıflatmıştır (Çağlar, 1979).
Özel eğitime gereksinim duyan çocuklar, akranlarına göre farklılık gösterdikleri alanlarda desteğe ihtiyaç duymaktadır. Bu destek, öğrencinin gereksinim durumuna göre belirlenmektedir. Gereksinim alanları kişiden kişiye değişiklik gösterse de tüm özel eğitime gereksinim duyan çocuklar psikososyal açıdan desteğe ihtiyaç duymaktadır. Psikososyal alanda destek çocuğun kişilik gelişimini ve sosyal hayata katılımını etkilemektedir.
Psikososyal Gelişim
İnsan, belli bir zaman ve mekanda, sosyal ve kültürel bir ortam içinde yaşar. Bireyin bütün yaşamı, çevresine uyumunu sağlama çabası içinde geçer. Bu uyum çabası doğumdan başlayarak gelişim göstermektedir. Çocuk gelişiminde ise en önemli süreçlerden biri sosyal gelişimdir. Psiko-sosyal gelişim; bireyin kendi iç dünyası ile sosyal çevresi arasında başarılı bir uyum sağlayabilmesi, yaşama sevinci duyabilmesi, kendisi ile olduğu kadar diğer insanlarla da iyi ilişkiler kurabilmesi, onlar tarafından kabul edilmesi ve başarılı bir iletişim sağlayabilmesidir (Çimen, 2000). Bireyin sosyal bir varlık olarak toplumdaki yerini alması, kendisinden beklenen davranışları gösterebilmesi, onun doğumdan başlayarak psiko-sosyal ihtiyaçlarının karşılanması, sosyal yaşamın gereklilikleri öğretilerek yetiştirilmesine bağlıdır.
Eğitimin önemli amaçlarından biri, bireylerin içinde bulundukları topluma uyum sağlamasına yardım etmektir. Bireyin içinde bulunduğu topluma istenilen bir biçimde uyum sağlaması diğer bir deyişle, toplumun etkin bir üyesi olabilmesi için sosyal gelişimini sağlıklı bir biçimde tamamlaması gerekir. Bireyin içinde yaşadığı toplumun kendisinden beklediği ve yapmasını istediği davranışları gösterecek biçimde yetişmesi onun sosyal gelişimi ile ilgilidir. Çünkü çocuğun ilk yıllardaki sosyal gelişimi onun daha sonraki sosyal davranışlarının temelini oluşturur (Çubukçu ve Gültekin, 2006).
Çocuğun, ailenin sosyal değerlerini algılamaya başlaması, bunları kendine göre eleştirmesi ve davranışa dönüştürmeye çalışması sosyalleşmenin ilk göstergeleridir. Çocuğun sosyalleşmesi katılımdan çok, çevrenin etkisiyle öğrenmeye dayanır. Çocuğun çevresindeki kişilerle sürekli etkileşim içinde olması onun sosyalleşmesini sağlar (Gander ve Gardiner, 1993).
Sosyal davranışların nasıl ve ne zaman öğrenildiği ile ilgili bilgileri sosyal gelişim kuramları vermektedir (Çetin, Bilbay ve Kaymak, 2001). Sosyal gelişimi açıklayan birçok kuram bulunmaktadır. Gelişim kuramları, insan davranışının gelişiminin karmaşıklığını anlamaya yardım ettiği için önemlidir. Ayrıca kuramlar, insan davranışı ile ilgili tahmin yapmak için yol gösterici bir özellik taşırlar (Can, 2000).
İnsan davranışını açıklayan kuramlardan biri olan Freud’un psikanalitik yaklaşımına göre, sosyalleşme, çocuğun ana-babasına duyduğu duygusal bağın uzantısıdır. Freud kişilik gelişimini psikoseksüel gelişim dönemlerine ayırmıştır. Doğumdan bir buçuk yaşına kadar bebek ağız bölgesinin duyarlı olduğu oral dönemdedir. Çocuk biraz daha olgunlaştıktan sonra anal bölgenin duyarlı olduğu anal dönemdedir. Fallik dönemde libido cinsel organların bölgesine kayar. Gizil dönemde ise, okul çağındaki çocuğun odaklandığı bedensel bir bölge yoktur. Bu dönemde çocukların ilgileri cinsel olmayan objelere yönelir. Bu dönemde daha önceden doyum sağlayan ana-babaların yerini akranlar alır. Bu evrede çocuklar kendi cinsinden olan arkadaşlarını karşı cinse tercih eder (Çetin ve diğerleri, 2001).
Erikson’un psikososyal gelişim kuramına göre insan yaşamı sekiz evreye ayrılmıştır. Bireyin her bir gelişim döneminde başarması gereken gelişimsel görevleri vardır. Bir dönemdeki başarısızlık, bir başka gelişim döneminde tolere edilebilir. Bu gelişim evrelerini başarı ile atlatan insanlar, uygun sosyal davranış ve tutum içinde olanlardır. Çocuklar sosyal becerileri ana-babalarından ya da çevresindeki diğer insanlardan öğrenirler (Can, 2000; Çetin ve diğerleri, 2001).
Bilişsel kurama göre sosyal gelişim, bilişsel becerilerin kazanılması temeline dayanır. Geçirilen bilişsel gelişim, sosyal ilişki ve davranışlarda değişime yol açmaktadır (Çetin ve diğerleri, 2001). Ailenin değerlerine uygun düşen davranışların taklit edilmesi ile çocuklar sosyal davranışları öğrenirler ( Ülgen ve Fidan, 1987).
Sosyal öğrenme kuramı öğrenme işlemini dört aşamada ele alır: Dikkat, hatırda tutma, yeniden üretme ve güdülenme. Çocuklar ilk olarak çevresindeki modellere dikkat ederler. Öğrendiklerini hatırlamak için sözel ve görsel kodlar kullanırlar. Yeni öğrenilen davranışların yaşama geçirilmesi yeniden üretme aşamasında gerçekleşir. Güdülenme aşamasında çocuğun davranışının doğru biçimde uygulamasının pekiştirilmesi söz konusudur (Çetin ve diğerleri, 2001). Sosyal davranışların öğrenilmesinde oyun ortamında akranları izleme ve onları taklit etme, ana-baba tutumları, kitle iletişim araçları, model ve sosyal normlar önemli bir role sahiptir (Aşkın, 1986).
Bireyin diğer insanlarla karşılıklı ve sağlıklı ilişkiler kurabilmesi için bir takım beceriler gerekir. Bu becerilere kısaca sosyal beceriler denilmektedir. Bu nedenle sosyal beceriler toplumsal bir varlık olan insanın en önemli gereksinimlerini karşılar. Bireyler bu becerileri sayesinde bir toplumsal varlık olma özelliğini ortaya koyarlar. Toplumsal düzen insanların sosyal becerileri ile birlikte işler. Toplumsal düzen bir yana, birey olarak insanın da ruh sağlığı onun diğer insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmasına bağlı olduğu için sosyal beceriler bireyin ruh sağlığı açısından önemlidir. Sosyal beceriler, bireyin başkalarıyla olumlu etkileşimde bulunmasına olanak sağlayan davranışlardır. Bu davranışları göstererek birey, kişilerarası etkileşimde bulunur ve çevresinden de olumlu davranışlar öğrenir veya hali hazırdaki pekiştirmeleri sürdürür. Sosyal beceriler; davranış şeklinde ortaya çıkarlar, kişilerarası bir nitelik taşırlar, çevredeki kişiler tarafından beğenilen davranışlardır, iletişim ve etkileşimi sürdürmeye yöneliktir, tekrarlanabilir ve belirlenebilirler. Kişilerarası ilişkileri başlatma, sürdürme ve uygun şekilde bitirme becerileri sosyal beceriler kapsamında değerlendirilebilir (Bacanlı, 1999).
Çocuğun sosyal gelişimi içinde sosyal beceriler ayrı bir önem taşımaktadır. Sosyal beceriler; iletişim, problem çözme, karar verme, kendini yönetme ve akran ilişkileri gibi diğerleriyle olumlu sosyal ilişkileri başlatmayı ve sürdürmeyi sağlayan becerilerdir (Kapıkıran, İvrendi ve Adak, 2006).
Walker, Colvin ve Ramsey (1995), sosyal becerileri; öğrenciler, akranlar, öğretmenler, aileler ve diğer toplum üyeleriyle olumlu sosyal ilişkiler başlatmak ve sürdürmek için öğrencilere gerekli olan yeteneklerin bütünü olarak tanımlamaktadır (Akt; Quinn, Jannasch-Pennell, 1995). Kişinin kendini ne kadar yeterli hissettiği, sosyal rollerini ne şekilde başlatıp sürdürdüğü sosyal beceriler kapsamındadır (Shepherd, 1993; Akt; Dikmeer, 1997).
Sosyal beceriler; paylaşma, yardım etme, kurallara ve yönergelere uyma, başkalarına güven duyma ve insiyatif alma, iletişim, dikkat, başkalarına saygı duyma, uzlaşmazlık durumlarına uygun bir biçimde cevap verme gibi davranış ölçümleri ile değerlendirilmektedir (Smart ve Sanson, 2001). Sosyal becerilerin yeterliliği durumunda birey duygu, düşünce ve isteklerini karşı tarafa rahatlıkla aktarabilmektedir. Aynı zamanda başkalarının haklarına sahip çıkarken kendi haklarını da savunabilme becerisine sahiptir. Sosyal becerilerin eksikliği durumunda ise bireyler karşı tarafla ilişkiler kurmakta ve sürdürmekte güçlükler yaşayabilmektedir. Başkalarının olumlu tepkiler vermesine yol açabilecek ve olumsuz tepkileri önleyebilecek becerilere sahip olmak birey için oldukça önemlidir.
Özel öğretime ihtiyaç duyan çocuklar sosyal yaşamdan dışlanmaktadır. Dışlanan bu çocuklar başkalarıyla nasıl iletişim kuracaklarını, kendilerini bir birey olarak nasıl ifade edeceklerini toplumsal yaşamdan öğrenecektir; fakat öğrenme ortamlarına ket vurulması nedeniyle sosyal becerileri gelişmemekte ve toplumdan soyutlanmaktadırlar. Bu ise bir kısır döngü olarak devam etmektedir. Farklı olan çocuklar dışlanmakta, dışlanan çocuk sosyal becerilerini geliştirememekte, sosyal becerileri gelişmeyen çocuk toplumdan dışlanmaktadır.
Özel eğitime gereksinim duyan çocukların sosyal becerilerini geliştirebilmek ve toplumsal yaşama katılabilmek için bazı psikososyal ihtiyaçları vardır.
Özel Eğitime Gereksinim Duyan Çocukların Psikososyal İhtiyaçları
Her çocuğun olduğu gibi özel gereksinimi olan çocukların da yetenekleri vardır. Ancak çoğu kez dikkatlerin çocuğun yetersizlikleri üzerinde yoğunlaşması nedeniyle yetenekleri gözardı edilmektedir. Oysa özel eğitimde çocuğun “neyi yapamadığı” kadar “neyi yapabildiği”nin bilinmesi önemli olmaktadır. Çocuğun bir ya da birkaç işlevinde yetersizlik göstermesi, onun diğer işlevlerinde de yetersizlik göstereceği anlamına gelmez, gelmemelidir. Çocuğun yeteneklerinin tespiti ve yeteneklerine odaklanılması çocuğun benliği olumlu etkilemektedir.
Zihinsel engelli çocuklar, olağan çocuklar gibi aynı temel psikolojik, sosyal ve duygusal gereksinimlere sahiptirler. Bununla birlikte bazı uyumsal becerileri yerine getirmede yetersizlik göstermeleri çevre ile ilişkili deneyimlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Nitekim zihinsel engelli bireylerde uyumsal davranışlar ve davranışsal problemler daha yüksek oranda görülmektedir (Barlow ve Durland, 1995). Buna bağlı olarak özel eğitime gereksinim duyan çocuklar uyumsal becerilerini geliştirici ve davranış problemlerini inhibe etmeye yönelik destek çalışmalarına ihtiyaç duymaktadır.
Rosen (akt; Naidoo, 1984), çocuğun engelinin ortaya çıkışından kabulüne kadar ilerleyen sürecin beş aşamadan oluştuğunu ileri sürmektedir: çocukta bir problem olduğunun fark edilmesi, gerçek problemin belirlenmesi, probleme bir neden arama, probleme bir çare arama ve çocuğun kabul edilmesidir. Çocuğun farklı olduğunun anlaşılıp kabulüne kadar uzun bir süre geçmekte ve genellikle bu süreçte çocuk ‘ret travması’ yaşamaktadır.
Samyeli ve Metin (2000), okul öncesi dönemde entegrasyon sınıflarındaki 5 ve 6 yaş grubundaki normal gelişim gösteren çocukların ve sınıf öğretmenlerinin, zihinsel engelli çocukların sosyal uyum davranışları hakkındaki algılamalarını incelemişlerdir. Örneklem grubunda entegrasyon programına katılan 140 normal gelişim gösteren çocuk, 13 zihinsel engelli çocuk ve bu sınıflarda görev yapan 20 öğretmen bulunmaktadır. Normal çocuklar ve öğretmenlerle görüşülerek elde edilen veriler “birlikte oyun ve diğerleriyle iletişim”, “paylaşma ve yardımlaşma”, “saldırgan davranışlar” olmak üzere üç grup altında incelenmiştir. Sonuç olarak olağan gelişim gösteren çocukların, zihinsel engelli çocukların sosyal uyum davranışlarını öğretmenlere göre daha olumlu algıladıkları bulunmuştur. Bu durum yetişkinlerin engellilere yönelik önyargılarından kaynaklanıyor olabilmektedir. Önyargılar çocukları olumsuz yönde etkilemektedir.
Akranları tarafından reddedilen çocukların arkadaş ilişkilerini inceleyen George ve Hartman (1996) akranları tarafından reddedilen çocukların daha az karşılıklı arkadaşlıklarının olduğunu, ancak bu çocukların da yaklaşık dörtte üçünün bir arkadaşı olduğunu bulmuştur. Diğer çocuklardan farklı olarak, bu çocukların arkadaş tercihlerinin sıklıkla kendilerinden küçük ve okul dışındaki çocukluklara yönelik olduğunu ifade etmişlerdir (Akt; Hortaçsu, 2003).
Özel eğitime gereksinim duyan çocukların sosyal gelişimleri akranlarına göre geri ve yavaş olduğundan kendilerinden yaşça küçük ve sosyal düzeyde benzerlik gösterenlerle sosyal ilişkiler kurmayı tercih etmektedirler.. Bu özellikleri nedeniyle onların sosyal gelişimini sağlamak için mümkün olduğu kadar akranlarıyla ilişki kurabilecekleri sosyal durumların hazırlanmasına ihtiyaç duymaktadırlar.
Reddedilen çocuklar, diğer çocuklara kıyasla kendilerini ve diğer çocukları genellikle daha olumsuz değerlendirmekte ve daha fazla yalnızlık belirtmektedir. Reddedilen çocuklar, toplumsal başarılarını daha az kalıcı kişilik özellikleriyle açıklamakta ve başkalarının davranışlarını daha az denetleyebildiklerini ifade etmektedirler (Sobol ve Earn, 1985). Bu durum çocuğun benlik algısını olumsuz etkilemektedir. Özel eğitime gereksinim duyan çocuklar benlik algısı ve benlik saygısını geliştirecek destek çalışmalarına ihtiyaç duymaktadır (Akt; Hortaçsu, 2003).
Hymel (1986) araştırmasında sevilen/popüler çocukların olumlu ve reddedilen çocukların olumsuz davranışlarının kalıcı kişilik özellikleriyle açıklandığı ve reddedilen çocuklara olumsuz davranışları için daha fazla sorumluluk yüklendiğini bulmuştur (Akt; Hortaçsu, 2003).
Özel eğitime gereksinim duyan bireyler bazı uyumsal becerileri yerine getirmede yetersizlik göstermeleri çevre ile ilişkili deneyimlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Nitekim zihinsel engelli bireylerde uyumsal davranışlar ve davranışsal problemler daha yüksek oranda görülmektedir (Barlow ve Durland, 1995). Buna bağlı olarak özel eğitime gereksinim duyan çocuklar uyumsal becerilerini geliştirici ve davranış problemlerini inhibe etmeye yönelik destek çalışmalarına ihtiyaç duymaktadır.
Rabiner ve Coie (1989) reddedilen çocukların yeni bir gruba girerken kabul edilmeyeceklerini düşündükleri ve bu beklentiyle gruplara girmeye çalışırken doğru davranışlarda bulunmadıklarını ifade etmişlerdir. Yürüttükleri çalışmada reddedilen çocuklara ya girmek üzere oldukları gruptaki çocukların kendilerinden hoşlandıkları söylenmiş ya da hiçbir şey söylenmemiştir. Araştırmanın sonunda, kabul göreceğini sanan çocukların gruba girmeye çalışırken daha çok uygun davranışta bulundukları ve daha yüksek oranda kabul gördükleri görülmüştür.
Sucuoğlu ve Çiftçi (2001) zihinsel engelli çocukların, okul ve sınıf ortamında akademik başarılarını, arkadaşları ve öğretmenleri ile ilişkilerini olumlu yönde etkileyecek okul ve sınıf için gerekli olan sosyal becerilerini hedef alarak, öğretmenlere ve anne babalara sosyal beceri öğretimini adım adım açıklamışlardır. Yaklaşık 20 sosyalbecerinin öğretiminin doğrudan öğretim yaklaşımı temel alınarak açıklanan kitabın yanı sıra; öğretmen, uzman ve anne babalara, sosyal becerileri kazandırmalarında rehberlik etmek amacıyla eğitim CD’si hazırlamışlardır. Zihinsel engelli çocuklara ve yetişkinlere sosyal beceri öğretimi sürecinde genellikle doğrudan öğretim yaklaşımı benimsenmiş; bireylerin gereksinimi olan sosyal beceriler tek tek öğretilmeye çalışılmıştır. Becerinin önemini açıklama, model alma, rol oynama, prova etme ve geri bildirim verme aşamalarından oluşan doğrudan öğretim yaklaşımının zihinsel engelli bireyler için daha uygun olduğu, bu yaklaşımla daha kolay öğrendikleri açıklanmıştır. Özel eğitime gereksinim duyan bireylerin eğitiminde ailenin katılımı önemli rol oynamaktadır.
Elksnin ve Elksnin (2000), öğretmenlerin ailelere tesadüfi öğretim, sosyal beceri otopsileri (sosyal becerileri desteklemek ve geliştirmek için bir strateji), duygu eğitimi ve ev ödevleri verme yolu ile çocuklarına sosyal olmayı öğretmeleri üzerine bir araştırma yapmışlardır. Araştırma sonunda bu stratejileri uygulama sonucunda öğretmenlerle ailelerin etkin eğitsel ortaklıklar kurabildiği görülmüştür. Böylece çocuklar evde ve okulda bu becerileri daha çok kullanarak sosyal gelişimlerine katkıda bulunulmuştur.
Sazak (2003), Bolu ilinde akran aracılı sosyal beceri öğretimi ile ilgili bir araştırma yapmıştır. Araştırmaya bir ilköğretim okulunun 1. sınıfına devam eden normal gelişim gösteren iki öğrenci ile aynı okulun özel eğitim sınıfına devam eden bir öğrenci katılmıştır. Araştırmada, tek denekli araştırma yöntemlerinden Beceriler Arası Çoklu Yoklama Modeli kullanılmıştır. Hedef sosyal beceriler olan; kendini tanıtma, yardım ya da bilgi isteme ve paylaşma becerilerinin akran aracılığıyla zihinsel engelli öğrenciye kazandırılması için, akran aracılı öğretim yöntemine dayalı öğretim planları geliştirilmiştir. Geliştirilen öğretim programı, haftada üç gün 30 dakikalık oturumlar şeklinde uygulanmıştır. Öğretim oturumları sonunda, izleme oturumları yapılmıştır. Araştırmanın sonunda, akran aracılı sosyal beceri öğretim programının, öğrenciye öğretilmesi hedeflenen kendini tanıtma, yardım ya da bilgi isteme ve paylaşma becerilerinin kazandırılmasında etkili olduğu bulunmuştur. Çocukların akranlarıyla iletişimi eğitimin bir parçasıdır ve bu etkili yöntem çocuğun eğitiminde kullanılabilmektedir. Çocuğun akranlarıyla iletişim kurabileceği uygun zeminler oluşturularak akranlar arası öğrenme ortamlarının hazırlanmasına ihtiyaç duymaktadırlar.
Günümüzde çağdaş eğitim sistemlerinin akademik programa ağırlık vermesi ve sosyal beceri eğitimi-öğretimi için herhangi bir çaba göstermemesi ve hatta bunu çocuğun kendiliğinden öğrenmesinin beklenmesi sosyal becerilerin gelişmesini engelleyen önemli bir faktördür. Eğitim sistemi, çocukların sosyal becerileri gelişimlerinin bir parçası gibi otomatik olarak kazandıklarını varsayar (Cartledge ve Milburn, 1995). Hem normal düzeydeki çocuklar hem de zihinsel engelli çocuklar, sosyal beceri eksikliğini yaşar, kişilerarası ilişki eksiklikleri, benlik saygısı, yardımlaşma, atılgan olma, empati ve öz denetimi içeren becerilerdeki eksiklik bireyin kendisi hakkındaki benlik kavramının gelişememesi; sosyal beceri düzeyinin geliştirmesi ile giderilebilir (Morriso, 1994). Ogivly (1994), okulu bırakma, düşük akademik başarı, anti sosyal davranış, alkolizm gibi sorunların sosyal beceri yetersizliği ile ilişkili olduğunu belirtmiştir. Bu saptamalar sosyal becerilerin sosyal ve psikolojik fonksiyonlar üzerinde önemli bir belirleyici olduğunu ortaya koymakta ve gerekliliğini bir kez daha hissettirmektedir.
Tartışma ve Öneriler
Zihinsel engelli çocuk özel eğitime gereksinim duyar ve bu yüzden çoğunlukla bireysel, sosyal, bağlamsal zorlukları aşmasında yardımcı olacak desteğe gereksinim duyduğu için “özel” diye nitelendirilir. Bu zorlukların içerisinde yavaş zihinsel gelişme (sorgulama, problem çözme, hatırlama ve genellemeler yapma) ve yavaş dil gelişimi de olabilir (Gulliford ve Upton, 1992). Olağan çocuklar gibi zihinsel, duygusal, iletişimle ilgili, sosyal, fiziksel özellikleri nedeniyle normal eğitim süreci içerisinde daha özel gereksinim duyan bireyler için farklı eğitsel çabalara ihtiyaç vardır (Kuzgun, 2002). Eğitim ortamı çocuğun ihtiyacına cevap verecek şekilde hazırlanmalıdır. Sosyal beceri eğitimlerinin kazandırılmasında kolaydan zora giden bir yöntemle, tekrarların yoğun olduğu güncel konu ve olaylara yönelik etkinlikleri yaparak yaşayarak öğrenme yöntemiyle kazandırılmasına çalışılmalıdır (Çağlar, 1979, Özgür 2007).
Erin, Brown, Dignan (1991), sosyal becerilerin gelişememesinde etkili olan faktörlerin; ailesel ve kültürel farklılıklar, amaçların belirsizliği ile uygun davranışların belirlenmesindeki zorluklar, sosyal beceri programlarının uygulama sürecinin kısa olması ve bu becerilerin öğretilmesinde pratik uygulamalar yerine daha çok teorik yöntemlerin kullanılması, oluşacak davranış değişiklikleri ile ilgili beklentilerin farklılaşması olduğunu ifade etmektedir. Bu saptamaların doğrultusunda çocuk için uygun eğitim ortamı hazırlanmalıdır.
Metin (1999) okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 5-6 yaş çocuklarının sosyal duygusal gelişimlerine dramanın etkisini incelemiştir. Araştırmada Marmara Gelişim Envanteri Sosyal-Duygusal Gelişim alt boyutu uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, drama çalışmalarına katılan çocukların sosyal-duygusal gelişimlerinin katılmayan çocuklara göre anlamlı derecede farklılaştığı bulunmuştur. Farklı cinsiyet alt gruplarında da drama çalışmalarına katılan çocukların sosyal-duygusal gelişimlerinin katılmayan çocuklara göre anlamlı derecede farklılaştığı bulunmuştur. Araştırmanın sonuçlarından hareketle, özel eğitime gereksinim duyan bireylerin eğitiminde de dramaya yer verilmelidir.
Sosyal becerilerin öğretilmesi doğal bir eğitimci rolünü üstlenen ailelerin görevi gibi görülse de, her ailenin bu konuda yeterince eğitim görmemiş olması, deneyim yetersizliği, sosyokültürel yetersizlik nedeniyle bu görevin belli bir program dahilinde verilmesini gerektirir. Özellikle çocukların fiziksel, ruhsal, duygusal ve sosyal gelişim dönemlerinin anne-babalar tarafından bilinmesi gerekir. Ayrıca çocuğun zihinsel yönden bir yetersizlik yaşaması söz konusu olduğunda onun yetersizliğinin tür ve derecesi dikkate alınarak eğitim gereksinimini ve öğrenme özelliğini çok iyi belirlemek gerekir. Bu nedenle sosyal becerilerin öğretiminde bu konuda profesyonel olan kişilerin önderliği ve ailenin bu çabadaki desteği önem kazanmaktadır.
Özel gereksinimi olan çocukların farklılıkları zihinsel, duyusal, bedensel, duygusal ve sosyal ya da iletişim özelliklerinde ya da bunların herhangi bir bileşeninde olabilir. Bunun yanı sıra farklılıkların nedenleri, dereceleri ve eğitim gereksinimleri üzerindeki etkileri çeşitlilik gösterebilir. Benzer şekilde farklılıkların etkileri çocuğun yaş, cinsiyet ve yaşam koşullarına bağlı olarak çeşitlenebilir. Buna bağlı olarak çocukların yeterince tanınması; yetersizlik durumunun ve etkilerinin, gelişim dönemlerinin özelliklerinin bilinmesi ve çocuğun gelişim seviyesinin, yetenek ve yetersizliklerinin tespiti gerekmektedir. Meslek çalışanlarının ve ailenin bu konuda bilinçli olması çocuğun psikososyal gelişiminde önemli bir yol oynamaktadır.
Bireyin eğitim süreci içerisinde sosyal gelişiminin değerlendirilmesi, sosyal gelişimi etkileyen etmenlerin ortaya çıkarılması sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda programın geliştirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle zihinsel engelli çocuklara yönelik psiko-sosyal gelişimi taramaya yardımcı olacak envanterlere ihtiyaç duyulmaktadır.
Okul öncesi dönemden ilköğretime geçiş sürecinde birçok çocuğun yaşamış olduğu sosyal etkileşim zorluğu nedeniyle akranları tarafından ihmal edilme ve reddedilme riski ile karşı karşıya kalmaktadır. Fakat birçok çocuk okul öncesi eğitimi almamakta ya da çocuğun farklılığı ilköğretimde akademik alanda başarı sağlayamadığı zaman fark edilmektedir. Bu nedenle engelliliğin erken yaşta tespiti ve sosyal becerilerin erken çocukluk döneminde öğrenilmesi çocuğun akranları tarafından reddedilme ve ihmal edilme riskini azaltabilmektedir (Mize ve Ladd, 1990; Kamavaj, 2005)
Toplumsal bir varlık olarak yaşadığı toplum içinde çeşitli durumlara uyabilme becerilerinin kazandırılmasının yaşamsal derecede önem kazandığı bir gerçektir. Çocukların sosyal yaşamlarının anlamlı ve doyurucu olması, onlara verilecek sosyal yaşantılarla ve kazandırılacak sosyal uyumu sağlayan becerilerle orantılıdır (Çağlar, 1979).
Engellilerin psikososyal gelişimi toplumsal kabulü ile ilişkilidir. Engellilere yönelik önyargılı tutum ve davranışlar onların tam olarak kendilerini ortaya koymasına fırsat vermemektedir. Bu nedenle öncelikle toplumsal bilinçlenme için zemin hazırlanmalı ve topluma yönelik önyargısız bir toplum çalışmaları yapılmalıdır.

KAYNAKÇA
Aşkın, M. (1986), “Sosyal öğrenme kuramı açısından olumlu ve olumsuz sosyal davranışlar”, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, c.1, s.1, ss.15-26.
Ataman, A. (1997) Özel Eğitim; Eğitim Bilimlerine Giriş. Gazi Kitabevi .
Bacanlı, H. (1999), Sosyal Beceri Eğitimi, Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
Barlow, D. H.; Durland, V. M. (1995), Abnormal Psychology: An Integrated Approach. Pacific Grove, CA: Brooks.
Can, G. (2000), “Çocuk Gelişimi Kuramları”, Çocuk Gelişimi ve Psikolojisi, (Edit.: Esra Ceyhan) Eskişehir: Anadolu Üniversitesi A. Ö. F. Yayınları.
Cartledge, G., Milburn, J. F. (1995), Teaching Social Skills to Children And Youth, Massachusetts: Allyn and Bacon.
Çağlar, D. (1979). Geri Zekalı Çocuklar ve Eğitimi. Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları No:82
Çetin, F., Bilbay, A. A., Kaymak, D. A. (2001), Araştırmadan Uygulamaya Çocuklarda Sosyal Beceriler Grup Eğitimi, İstanbul: Epsilon Yayıncılık
Çimen S. (2000). Ankara’da Üniversite Anaokullarına Devam Eden Beş Altı Yaş Çocuklarının Psiko-sosyal Gelişimlerinin İncelenmesi. Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Ev Ekonomisi Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Ankara.
Çubukçu, Z., Gültekin, M. (2006), İlköğretimde Kazandırılması Gereken Sosyal Beceriler, s.37.
Dikmeer (Altınoğlu), İ.D. (1997), “Sosyal beceri eğitiminin sosyal içedönük ergenlerin içedönüklük düzeylerine etkisi”, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Enç, M., Çağlar, D., ve Özsoy, Y. (1987). Özel Eğitime Giriş. Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları.
Erin, J. N., Brown, P. A., Dignan, K. (1991), “Are social skills teachable? A review of the tıterature”, Journal of Visual İmpairment, Blindness, c. 85, s. 2.
Gander, M. J., Gardiner, H. W. (1993), Çocuk ve Ergen Gelişimi, (A. Dönmez, N. Çelen, B. Onur çev.), İmge Kitabevi Yayıncılık.
Hortaçsu, N. (2003). Çocuklukta İlişkiler Anne Baba, Kardeş ve Arkadaşlar. Ankara: İmge Kitabevi.
Kapıkıran N., İvrendi, A.B., Adak, A. (2006), “Okulöncesi çocuklarında sosyal beceri”, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Üniversitesi Dergisi s.1.
Kamaraj, I. (2005), “Sosyal becerileri derecelendirme ölçeğinin Türkçeye uyarlanması ve beş yaş çocuklarının atılganlık sosyal becerisini kazanmalarında eğitici drama programının etkisi”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul
Kırcaali-İftar, G. (1998). Özel gereksinimli bireyler ve özel eğitim. S. Eripek (Ed.), Özel Eğitim (1-14). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları.
Kuzgun, Y. (2002), Meslek Danışmanlığı Kuramlar Uygulamalar, Ankara: Nobel Dağıtım
Metin, N., Samyeli, D. (2000). 'Kaynaştırma Sınıflarındaki Zihinsel Engelli Çocukların Sosyal Uyum Davranışlarının Algılanması Üzerine Bir Çalışma', Burdur Eğitim Fakültesi Dergisi, Yıl: 1, Sayı: 1.
Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği. Devlet Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığından: 31.05.2006 tarih ve 26184 sayılı Resmî Gazete
Morrison, S. M. (1994), “A description and a comparative evaluation of a social skills training program”, Dissertation Abstracts İnternational, c. 55, s. 5.
Naidoo, R. M. (1984). Counseling parents with handicapped children. Projective Psychology, 29 (1).
Ogilvy, C. M. (1994), “Social skills training with children and adolescents: a review of the evidence on effectiveness”, Educational Psychology, c. 14, s. 1.
Quinn, M.E.; Jannasch-Pennell, A.K. (1995), Teaching social skills to at Elemantry Students: A Cooperative Learning Approach the 73rd Annual Meeting of the International Councill for Exceptional Children, Indianapolis, IN.
Sazak, E. (2003), “Zihin engelli birey için hazırlanan akran aracılı sosyal beceri öğretim programının etkililiğinin incelenmesi”, Yüksek Lisans Tezi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bolu.
Smart, D., Sanson, A. (2001), “Childern’s social competence”, Family Matters.
Sucuoğlu, B.; Küçüker, S.; Kobal, G. (1997), “Küçük adımlar erken eğitim programının özürlü/ risk bebeklerin gelişimi üzerine etkisi”, 7. Özel Eğitim Günlerinde Sunulmuş Bildiri, Eskişehir
Ülgen, G. ve Fidan, E. (1987 ), Çocuk Gelişimi, Üçüncü Basım, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Özel Eğitime Gereksinim Duyan Çocukların Psiko-Sosyal İhtiyaçları (Psychosocial Requirements Of Children Requiring Special Education)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Melda DÖNERTAŞ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Melda DÖNERTAŞ'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Melda DÖNERTAŞ'ın Makaleleri
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,929 uzman makalesi arasında 'Özel Eğitime Gereksinim Duyan Çocukların Psiko-Sosyal İhtiyaçları (Psychosocial Requirements Of Children Requiring Special Education)' başlığıyla benzeşen toplam 29 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
--
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


09:34
Top