2007'den Bugüne 83,594 Tavsiye, 26,253 Uzman ve 18,651 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Psikoterapi Yolculuğu Nedir ? Ne Değildir?
MAKALE #15275 © Yazan Uzm.Psk.Hilal BEBEK | Yayın Ağustos 2015 | 1,818 Okuyucu
Tüm hikayeler kendisini yaşatmak ister.. Sahibini öldürme pahasına…

Hiçbir hikaye kendisini yarım bırakmaz. Sessizleşir. Saklanır. Pusuya yatar. Fakat kendisini yarım bırakmaz. Sadece doğru zamanı kollar ve başka kılıklarda kendisini yaşatmaya devam eder.

Aslında bir çoğumuzun tek bir hikayesi vardır. Kavuştuğun, ayrıldığın, yaralandığın, sevindiğin, sevildiğin, ötelendiğin tek bir hikaye. Hani hatırlıyor musun ilk kavuşmanı annenle? Ya ilk ayrılık ? İlk kaybedişin onu.. İlk çaresizlik.. Hani ilk kez sevmiştin o çocuğu. İlk terkediliş. Ya da ilk harab ediliş.. İlk hikayelerini hatırlıyor musun ?

İlmek ilmek örülen bu ilk hikayeler bir kez nakşedildi mi üzerine artık derinin kendisi olur sanki. Gel gör ki zihne kendisini unuttur. Bu yüzden tanınmaz, yakalanmaz, savaşılmaz ve dokunulmazlık zırhı olur. Başka zamanlarda, başka mekanlarda başka isimlerle ve başka kılıklarda karşına çıkar bu ilk hikayeler..

İnsan zihni enteresan bir tutarlılık tutkunu.. İnsan zihni, mantığa tapıyor çünkü. Mantık dediğin nedir ki peki ? Aslında özetle bir iç tutarlılık meselesi.. Birbiriyle tutarlı bilgiler bütünü diyebiliriz.. Yeni giriş yapan bir bilginin öncekiler ile uyumlu ve diğerlerini yanlışlamıyor halde oluşu.

Zihin nasıl çalışıyor bir bakalım… Diyelim ki bulunduğunuz binada bir katil var. Ben, size eşgali tarif edeyim. Katil, 1.50 boylarında, sakallı ve gözlüklü esmer biri adam. Zihninizin yapacağı ilk şey dikkatinizi sakallı, gözlüklü esmer ve kısa adamlara yöneltmek olacaktır. Ve belirgin bir şekilde sakallı olmayan uzun adamları eleyecektir. Belki de en yakınınızdaki uzun adamı hiç kayda bile almayacaktır. Ve belki de en uzakta ve normal şartlarda hiç farketmeyeceğinz o kısa adamı göreceksinizdir. Böylece algıladığınız dünya o an için normalde algılanandan daha yoğun bir biçimde, sakallı, kısa ve esmer adamları içerecektir.

Peki ya benim size başta verdiğim eşgal yanlış ise? Ya katil, aslında sakalsızsa.. Ya da sakalını kestiyse. İşte zihninizin baltayı taşa vurduğu yer.. Dikkat ve bellek gibi size yardımcı olmaları amacıyla hizmetinize sunulan tüm kaynakların sizi yanlış kişiye yönlendirdiği an. Böylece bir türlü katili yakalayamayışınızı enerjinizin olmadık bir kanala yönlenmesi takip edecek.

Bu durumda iki yüksek ihtimal var seçeceğimiz. Bazılarımız, ya baştaki eşgal yanlışsa ? diyecek.. Ve yeni bilgiler edinip katilin tarifini güncelleyecek. Bazıları ise enerjisini daha fazla ve daha dikkatli bir şekilde sakallı adamlara ayırıp bu yönde yeni stratejiler geliştirecek. Ve şu bir gerçekki ortalamanın çok üzeri oranda insan baştaki eşgali hiç sorgulamayacak bile. Bu da enerjinin ve tüm zamanın baştaki tarif ile uyumlu fakat sonuç vermeyen bir alana yönlendirilmesi anlamına gelecek.

Peki hikayelere geri dönelim.. Diyelim ki ilk hikayeniz “sevilmezlik” ile ilgili? Artık zihniniz, yaşamınızı bu tarife uygun kalıplara dökecek ve bu tarife uygun düşecek bir biçimde dış dünyayı algılama eğiliminde olacak demektir, bu. Bu senaryonun doğrulanacağı adımları atacak örneğin.. Mesela sevmeyeceği baştan belli kişileri alacak belki de hayatınıza ya da sevilmediğiniz ile ilgili ipuçlarına daha duyarlı olacak, sevildiğiniz ile ilgili ipuçlarını ise baştan eleyecek. Boşlukları kendisi dolduracak ki bunu sevilmeme temasına uygun olacak şekilde yaparak.. Ya da sevildiğiniz ile ilgili kanıtları eleyecek çünkü baştaki “sevilmezlik” bilgisine uymadığını düşünecek, tutarlı olmadığından yanlış sayacak.

İşte psikolojik sıkıntılar ya da değersizlik, terkedilmişlik, sevilmezlik, kusurluluk hikayeleri, yaşamın çok erken dönemlerinde atılmış düğümler ile ilgili.. Dikkatiniz, belleğiniz, zihninizin tüm fonksiyonları size tutarlı yani “mantıklı”, “makul” bir dünya sunmayı hedefliyor… Aynı şey inançlarımız ile de ilgili değil mi? Politik görüşümüz, dini inancımız, yaşam felsefemiz, çevremiz.. Birbirleri ile öyle tutarlılarki tam bu noktada sorgulanamaz ve şüphe edilemezlik zırhını kazanıyorlar.. İçimiz rahat, çünkü tutarlı.. İçimiz rahat çünkü mantıklı.. İçimiz rahat çünkü tüm bilgileri birbiri ile uyumlu.. Eğer farklı bir ses çıkar, kendi iç tutarlılığımızı bocazak bir bilgi girişi olacak olursa hemen çıban başı ilan eder ve yılanın başını ezeriz. Öteki ilan ederiz. Neden? Çünkü iç tutarlılığımızı tehdit eder. Neden ? Çünkü homeostasis yani iç dengemizi sarsar.. Oysaki hiç birimiz böylesine huzur vadeden bir komfor alanından çıkmak istemeyiz. Birbiri ile bağlantılı yüzlerce linki yeni baştan kurmanız demek olabilir, yeni ve çelişkili bir bilgi girişi.

Sevilmezlik hikayesine geri dönecek olur isek. Kendi hikayenize daha başka isimler koyabilirsiniz. Örneğin terkedilmiş ya da çok erken yaşlarda kusurlu hissettirilmiş olabilirsiniz. Zihniniz bu erken tariflere gore bir dünya yaratmaya devam ettikçe çok muhtemelen hikayelerinizin adı değişmeyecek. Yanınızda size sevenler de olsa, bir dolu başarınız da olsa, zihniniz bunları küçümseme eğiliminde olacak. Çünkü başta size tarif edilen eşgal “sevilmediğiniz” ile ilgili .

Peki ya baştaki eşgal yanlışsa ?

Psikoterapi ortamı, tam olarak bu sorgulamaların ve bu tür güncellemelerin yeşereceği ortam. Bu, ilk etapta tutarlı ve görece huzurlu iç dünyanızın sınırlarını zorlamakta demek. Yeni ve çelişkili bilgilere kucak açmak ve zihni alışılagelenden daha farklı bir biçimde kullanmayı öğrenmek demek. Ki bu yeniden yapılanma ve inşa, size iç tutarlılığınıza çomak sokmaya davet edecek.

Yeni hikayeler yaratmak, kendi matrixinizden çıkmak için.. Neden olmasın..

PSİKOTERAPİ NE DEĞİLDİR ??!

Konuşarak neyi çözebiliriz ki?
Psikolog beni veya eşimi nasıl değiştirecek?
Psikoterapiden rahatlayarak ve mutlu olarak çıkmalıyım!
Psikolog acılarımı hemen dindirmeli!
Annemi kaybettim, eşim aldattı, psikolog buna ne yapabilir?
Psikoterapinin tek amacı bana mutluluk aşılamaktır!
Psikolog bana nasihat etmeli ve akıl vermelidir!
Psikologlar dinlemekten başka bir şey yapmaz!
Terapiye iç dökmek için gidilir!
Ben deli miyim ki psikologa gideyim !
Psikoterapinin ne olduğunu anlamaya ne olmadığının sınırlarını çizerek başlayalım. Psikoterapi süreciyle toplumdaki ilgili hatalı inançlar, bilgi eksikliği ve gerçek dışı beklentiler terapiye bakışımızı etkiler. Kimilerini terapiye gitmekten alıkoyup faydalanabilecekleri bir kaynaktan mahrum bırakırken kimilerinin de terapi sürecini sekteye uğratır ve sağlayacakları faydayı ketler ya da terapiyi zamanından önce bırakmalarına neden olur.

PSİKOTERAPİYE BAKIŞIMIZ, HASTALIĞA VE ACILARIMIZA BAKIŞIMIZDAN BESLENİR

Psikoterapinin ne olduğuna dair inançlar aslında genel olarak iç içedir. Biri diğeri ile çok ilgili ve bağlantılıdır. Hepsinin altında ortak bir zemin, ana bir tema yatar. Bu temaya göre; “Psikoterapi ortamı, sihirli bir değnek gibi algılanma eğiliminde psikolog, tepside mutluluğu sunacak şifa dağıtıcı olarak görülmeye müsait acı, arkaya bakılmadan kaçılması ve hemen yok edilmesi gereken bir duygu kontrol ve hakimiyet, kurtarıcı olarak algınan terapiste ait mutluluk, vazgeçilemez sancı, kabul edilemez hastalık, ise halledilemezdir”. Bu noktada psikoterapinin ne olmadığı, hastalığın ve tedavi edilmesi gereken durumun ne olup olmadığı ile de iç içedir. Psikoterapiye bakışımız, hastalığa ve acılarımıza bakışımızdan beslenir.

PSİKOLOG SİHİRLİ DEĞNEĞİ OLAN BİR ŞİFA DAĞITICI DEĞİLDİR

Öncelikle psikolog bir kurtarıcı, kahraman veya sihirli değneği olan bir şifa dağıtıcı değildir. Terapi sürecinde hasta ile terapist bir ekip çalışmasının içindedir. Hastalığın veya sorunun bir durdurma tuşu yoktur. Terapötik ortam, en başta kendini keşif sürecidir. Kişi, bu süreçte terapist eşliğinde duygularını tanıma, ihtiyaçlarını anlama, kendisi ile diyalog kurma, hastalığının doğasını öğrenme ve onunla doğru ilişkiyi kurabilme yolunda ilerler. Bu noktada terapist ve hasta arasında karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Terapist ve hastanın işbirliği, tek başına terapistin veya tek başına hastanın keşfedeceklerinden çok daha fazlasıdır. Gestalt yaklaşımının söylemi gibi “Bütün, parçaların toplamından fazladır” ve iyileşme, ne tek başına terapistin, ne de tek başına hastanın alanı içindedir. Kişi, “hadi hemen sorunumu çöz” veya “psikoloğum beni sen kurtar” isteğiyle terapi sürecine gittiğinde belki de terapistle keşfedeceği ilk şey, hayatındaki kurtarıcının neden kendisinin olamadığı, çözüm üzerinde bir kontrolü olup olmadığına dair ne düşündüğü veya günlük hayatında da insanlar kendisine çözüm üretmedikçe sorunlar içinde etkisiz kalıp kalmadığıdır.

PSİKOTERAPİ, YALNIZ KONUŞMA, DİNLEYEREK RAHATLATMA YA DA BİR İÇ DÖKME ORTAMINDAN İBARET DEĞİLDİR

Psikoterapi süreci, bütün bu parçaları içermekle birlikte, tek başına bu parçalardan ibaret olarak görülmemelidir. Konuşmak, elbette bu süreçte terapist ve hasta için en önemli araçtır. Bununla birlikte psikolog bir akıl verici, nasihat edici, yönlendirici veya karar verici konumunda değildir. Kişi, başa çıkamadığı sorunlar ile oturduğu koltukta, psikolog ile birlikte bir yapbozun parçalarını tamamlamaya, resmin bütününü ortaya çıkarmaya çalışır. Bu noktada psikolog hazır resmi hastaya sunmaz. Kişinin kendi sonuçları, kararları, çözümleri ve keşiflerini bulmasına yardımcı olur. Nasıl ki, tırtıl, kozasından çıkmaya çalışırken yaşadığı zorluk sayesinde kanatlarını geliştirip uçabiliyorsa ve nasıl ki tırtılın yırtacağı kozayı biz yırtacak olsak kanat gelişimini engellemiş ve uçuşunu baltalamış olursak. Terapi ortamında da nasihat edici ve akıl verici bir psikolog hastanın kanat gelişimini sekteye uğratır. Konuşmak, iç dökmek, rahatlamak, yol göstermek uygun dozda ve uygun zamanda sürecin içinde olan fakat sürecin bütününden ibaret olmayan parçalardır.

YÜZLEŞME, FARKINDALIK VE SORUMLULUK ALMAk ÖNEMLİ

Terapi sürecinin önemli unsurlarından olan yüzleşme, farkındalık ve sorumluluk alma, kişinin yaralarına elini sürmesini ve zaman zaman elini taşın altına koymayı gerektirir. Bu durum, çoğu zaman rahatlama değil, sancılanmayı getirecektir. Ancak bu sancı, tedavi açısından iyiye işarettir. Dolayısıyla terapide süreklilik gösteren bir mutluluk hali hem gerçekçi olmayan bir beklenti, hem de terapi ile ilgili soru işareti oluşturması gereken bir durum olarak görülebilir. Elbette hemen hemen birçok kişi, psikoterapiye acısını dindirmek için gider. Her terapide bu, sürecin nihai hedefi olarak kabul edilir. Psikolog ile hastanın amacı, en nihayetinde kişinin mutlu olabilmesi, acılarının hafiflemesi, hayatından keyif alması ve yaşam kalitesinin artmasıdır. Ancak acının hangi durumdaki hangi dozu sağlıklı ve işe yarardır? Acıya toleransımızı belirleyen şey nedir? Acı verici olaylar kimilerini ilerletip, olgunlaştırıp, pişirirken aynı acı hangi unsurların devreye girmesi ile diğerlerini geriletip daraltmaktadır? Bu noktada hedeflenen, kişinin acısız bir yaşam sürmesi değil yerinde ve dozunda acıları ile barışık hale gelmesi, acının sağlıklı olmayan boyutuna ise şifa bulmasıdır. Kişiyi daima acılarından sıyırmaktan çok onun acı ile kurduğu ilişkinin irdelenmesi, hangi nedenlerle acıdan bu kadar kaçar hale geldiği, toleransını neyin düşürdüğü ve nelerin kendisini dayanıksız kıldığı, yaşadığı durumlarda acının dozunu nelerin arttırdığı, tam olarak terapinin yakalaması gereken ana damarlardır.

ACI ÇEKMEK = PSİKOLOJİK BOZUKLUK, DENKLEMİ YANLIŞ

Psikologa giden insanlardan bazıları “aslında belli bir neden yok” diyerek, bazıları ise sağlam gerekçelerine tutunarak gelir. Neden, her ne olursa olsun, terapinin ana ekseni, dış koşulları değiştirmek değildir. Koşullar ile ilgili yapılabilecekler, çevreyi düzenleme, problem çözme becerisi elbette bu alanın içindedir ancak asıl değişim ve gelişim çevrenin ve acı verici kaynakların yapılandırılması ile değil kişinin iç kaynaklarının yapılandırılması ile gerçekleştirilir. “Depremde göçük altında kaldım terapist buna ne yapabilir?”, “Annemi kaybettim, konuşarak ne değişecek ki?”, “Eşim aldattı, psikolog ancak dinleyebilir, yaşamadan bilemez” gibi yaklaşımlar sorunun tam olarak ne olduğunu belirleyememekten ve terapinin neye hizmet edeceğini bilememekten gelir. Elbette çoğu çok zaman psikolojimizi etkileyecek sağlam gerekçelerimiz olabilir. Psikolog, ne annenizi geri getirebilir, ne de sizi depremden önceye götürebilir. ancak acınızın psikolojik rahatsızlığa döndüğü dönemece müdahale edebilir. Acı=psikolojik bozukluk değildir. Eğer haklı ve uygun dozdaki üzüntünüzün süresi uzadı, dozu arttı, işlevinizi bozdu ve etkisi kendilik değeri gibi başka alanlara da yayıldıysa anne kaybı veya depremin acısından öteye uzanan ve terapiyi ilgilendiren bir şeyler tetiklenmiş demektir. Terapi, duruma uygun acınızı bir kenarda bırakır, fazlasını atar, kalanı ile barışık olup onu da bir gelişime dönüştürmenizi amaçlar. Acılarımızın iki uçlu etkisi vardır. Acıyı algılama ve onunla ilişki kurma biçimimiz, bizim onun ilerleten mi, yoksa gerileten ucunda mı olup olmayacağımızı belirler. Hastalık da dahil, her deneyim birer hayat malzemesidir ve onu nasıl kullanacağımızı bildiğimizde güzel binalar inşa edilebilir.

Sonuç olarak psikolog, dinleyerek veya konuşarak çözen kurtarıcı; hastalık, acı çekmekle aynı anlama gelen durum; hasta, terapi sürecinde hiçbir etkisi ve payı olmayan kişi; iyilik hali, bütün hüzünlerden kurtulma ve kaygılanmama garantisi; mutluluk ise bize altın tepside sunulabilecek ve her daim aktif olması gereken bir duygu değildir. Belki de bütün bu inançlarımız tam da hastalığımıza neden olanlar ile ortak bir kökte birleşmektedir. Belki de günlük hayatımızda da başımıza iş açan, “ötekilerin kurtaracı ya da düşman”, “mutluluğun dışarıdan sunulan” “acının kabul edilemeyen” bir şey olduğuna dair inançlarımızda saklıdır.

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Psikoterapi Yolculuğu Nedir ? Ne Değildir?" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Hilal BEBEK'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Hilal BEBEK'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Hilal BEBEK Fotoğraf
Uzm.Psk.Hilal BEBEK
İstanbul
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi25 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Hilal BEBEK'in Makaleleri
► YENİPsikoterapi Nedir? Ne Değildir? Psk.İlke TARHAN
► Psikoterapi Nedir? Ne Değildir? Psk.Hasan Turgut ERDOĞAN
► Psikoterapi Nedir, Ne Değildir? Psk.Osman İLHAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,651 uzman makalesi arasında 'Psikoterapi Yolculuğu Nedir ? Ne Değildir?' başlığıyla benzeşen toplam 26 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


15:28
Top