2007'den Bugüne 83,086 Tavsiye, 26,199 Uzman ve 18,426 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



İnsanın Bilinçdışı Alanı ile İlgili Görüş ve Teoriler
MAKALE #16042 © Yazan Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA | Yayın Ocak 2016 | 2,335 Okuyucu
Her birimizde var olduğu kabul edilen bilinçdışı alanımızın neden var ve neye hizmet ediyor olabilir? Bu konuyla ilgili farklı çağlarda çok çeşitli görüşler ortaya atılmış. Bazı dinsel öğretiler ve inançlar bu alanı kutsal sayarak insanın içinde gizlenen tanrısal alan olarak ele alırken bazıları ise tam tersi, bilinçdışı alana şeytani bir takım özellikler atfederek onu lanetlemiştir.

Bilinçdışı konusunda Antik Çağ filozoflarından olan Platon’dan tutun da Avrupa’daki Aydınlanma Çağı düşünürlerinden Immanuel Kant’a, Goethe’ye ya da Descartes’a kadar farklı görüşler ortaya atılmıştır. Her biri kendi akıl süzgecinden geçirdikleri bilgiler doğrultusunda bu alanla ilgili yorumlar yapmışlardır ancak kuşkusuz hiçbiri Sigmund Freud’un öne sürdüğü Psikanalitik Kuram’ında geçen “bilinçaltı” kavramı kadar dikkat çekmemiştir. Bundan dolayı, bilinçdışı denince akla ilk gelen, Sigmund Freud ve bilinçdışına ulaşmak için kendisinin geliştirdiği yöntem olan psikanalizdir. Freud’un yaşadığı çağ da büyük yankı uyandıran bu keşifleri halen dünyanın birçok yerinde geçerli kabul edilmekte ve teknikleri uygulanmaktadır.

Bilinçdışı alan yerine bilinçaltını kullanmayı tercih eden Freud, bilinç alanın bir buzdağının suyun üstünde kalan kısmına benzetir. Buzdağının suyla temas ettiği kısım ise bilinç öncesi kesimdir ve onun altında ise devasa nitelikte olan bilinçaltı alanın mevcut olduğunu ifade eder. Freud, bu bilinçaltı alanda insanın en ilkel ve bastırılmış dürtülerinin olduğunu savunur ve bu dürtüleri iki temel kümede sınıflandırır. Bunlar: cinsellik ve saldırganlık dürtüleridir.

Freud’un “id” diye tanımladığı bu alan, ona göre kişilerin davranışlarının ana belirleyicisi niteliğindedir ve her türlü bilinçli ya da bilinçdışı davranışın altında bu iki temel dürtünün tatmin edilmesinin rol oynadığını söyler. Bu açıdan bakıldığında Freud’un tanımladığı alanı, insanın ilkel ya da hayvani bir takım dürtülerinin saklandığı ve ısrarla dışarıya çıkmak için bilince baskı yaptığı bir alan olarak değerlendirilebilir. Freud’un çizdiği bu tasvir, doğal olarak bilinçdışı alanı insanların gözünde son derece ürkütücü, yüzleşmesi tehlikeli ve sakıncalı bir hale getirmiştir.

Freud’a göre bilince varılan, her türlü kaygının, korkunun, öfkenin ya da mutsuzluğun altında kişinin yüzleşemediği kendi benliğine ait cinsellik ya da saldırganlık dürtüleri yer alır. Kişinin bu tür olumsuz duygulardan tek kurtuluş şansı bilinçdışı ilkel dürtüleriyle yavaş yavaş yüzleşerek bu alanda oluşan baskının deşarj edilmesinden geçer. Diğer bir deyişle Freud’a göre, yaşadığımız herhangi bir psikolojik sıkıntıdan kurtulmamızın yolu bilinç lambamızın ışığını karanlık taraflarımıza (bilinçdışımıza) tutmak ve burada tatmin olmayı bekleyen ilkel dürtülerimizi aydınlığa yani bilincimize çıkartmakla mümkün olabilir.

Geliştirdiği Psikanaliz yöntemi de bir Psikanalist eşliğinde kişinin bilinçdışına ışık tutmak suretiyle, kişinin bilinçdışı malzemelerini bilince çıkarmasını esas alan bir tekniktir. Nitekim Freud bu durumu şöyle ifade etmiştir:

“…bizim, psikolojideki bilimsel çalışmamız, bilinçdışı süreçleri (unconscious processes) bilinçli süreçler haline dönüştürmek ve böylece bilinçsel algılar arasındaki eksiklikleri tamamlamak olacaktır…” (Calvin S.Hall,1999).

Çağına damgasını vuran Freud’un bilinçdışı ile ilgili görüşlerine kısaca değindikten sonra Freud’la bilinçdışı alan ile ilgili başlarda benzer fikirleri paylaşan, kendisiyle bir dönem beraber çalışmış, hatta onun ilerideki varisi olacağı düşünülürken aralarında çıkan fikir ayrılıkları nedeniyle yolları ayrılan Carl Gustav Jung’un, bilinçdışı ile ilgili görüşlerine de değinmek istiyorum.

Jung, Freud’tan oldukça genç bir psikiyatristken onun kuramından fazlaca etkilenmiş ve tekniklerini kendi hastalarında uygulamıştır. Freud’la birlikte birçok kongre ve toplantıya katılan Jung, alandaki tecrübesi ve bilgisinin artmasıyla beraber Freud’un geliştirdiği bazı teorilere itiraz etmeye başlamıştır ve en sonunda da bu konularla ilgili kendi teorilerini ortaya atmıştır. Bu manada, Jung’un Freud’un teorilerine karşı yaptığı en büyük itiraz bilinçdışı alanla ilgili olmuştur. Şöyle ki; Jung, Freud’un tanımladığı bilinçdışı alanda cinsellik ve saldırganlık dürtülerinin olduğunu kabul etmiştir ancak bilinçdışının bu iki dürtüden ibaret olduğu konusuna itirazda bulunmuştur. İnsana, hatta insanlığın ortak mirasına dair çok daha fazla malzemenin-cinselliğin ve saldırganlığın ötesinde-ruhsal birçok bileşenin bilinçdışında var olduğunu, uzun yılları alan kendi araştırmaları neticesinde fark etmiş ve tüm bunları -gelebilecek tüm eleştirilere rağmen- herkese ifade etmekten çekinmemiştir.

Jung’un, bilinçdışı alanla ilgili görüşlerini tam olarak anlayabilmek için “İnsan ruhuna yöneliş” adlı kitabındaki şu satırları incelemekte fayda var:

“Bilinç sürekli değildir. Bilinç, kesikli kopuk kopuktur. İnsan yaşamının bilinçli evreleri bir araya toplansa, toplam sürenin ancak yarısına ya da üçte ikisine ulaşır, gerisi bilinçdışı yaşamı oluşturur: Yani gece uykuda geçirilen süre ile gündüzleri bilincimizin dışında kalan saatlerdir. Aslında, bilincin belirli bir düzeye ve yoğunluğa ulaştığı, gerçekte bilinçli olduğumuz çok az zaman vardır. Düşlerimizde ortaya çıkanlar bilincin önemsiz kırıntılarından başka bir şey değildir. Düş gördüğümüz sıralar, bütünüyle edilgen bir rol üstleniriz.
Bilinçdışına gelince; değişmez, dural bir niteliktedir, kesiksizdir, bilinçten apayrıdır. Bilincimiz düzey değişikliğine uğrasa da bilinçdışı kendi etkinliğini sürdürmeye devam eder.
Okuduğumuz, konuştuğumuz, yazdığımız anda bile, hiçbir şey sezmememize karşın, bilinçdışı işlerliğinden hiçbir şey yitirmez. Bilincin altında yer alan bu olay, kimi zaman geceleri düş biçiminde belirir.
Bilinçdışının sürekli iş başında olduğunu hipnoz aracılığıyla yapılan şöyle bir deneyle görebiliriz: hipnotize edilmiş kişiden saniyeleri sayması istenir; denek uyandırılır, belli bir süre sonra denek tekrar uyutulup aradan kaç saniye geçtiği sorulduğunda denek, baştan sona süreyi tam bir kesinlikle yanıtlar. Çünkü uyandığında farkında olmadan saymaya devam etmiştir.”
Evet, Descartes’in dediği gibi, ‘ruh sürekli düşünür.’”

Bu satırlardan da anlaşılacağı üzere Jung, bilinçdışı alanımızın çok daha geniş ve zengin bir alan olduğunu, varoluşumuza dair birçok alt katmanı ve bizim kendimizi gerçekleştirebilmemiz için gerekli birçok malzememizin bu alanımızda barındığı iddiasında bulunmuştur.

Jung’a göre, bu alanımız oldukça gizemli görünmesine rağmen hiç te korkulacak bir alan değildir. O, bilinçdışı alanı; bilinçli olarak kullandığımız işaret ve dillerin çok ötesinde kendini sembollerle ifade eden, ruhsal gelişimimize ve sıkıntılarımızın çözümüne dair bize mesajlar verme çabasında olan bir yapı olarak görmüştür. Bu alanımızı yakından tanımamız ve onun bize sunduğu sembolik mesajları okumamız neticesinde hayatımızı ve benliğimizi şekillendirebileceğimizi, tüm kaygı, korku ve endişelerimizden kurtularak bizde saklı olan cevheri çıkartabileceğimizi savunmuştur.

Yazılanlardan anlaşılacağı gibi, Jung’a göre, kişinin ihtiyacı olan; bilinçdışı ile bilincini birleştirmektir. Diğer bir deyişle, kişisel bilinçdışı alanımızı mümkün olduğunca aydınlatıp, gerekli temizlikleri yaptıktan sonra bu alanımızı mümkün olduğu kadar bilincimize dâhil etmektir. Böylelikle bilinçdışında saklı kalmış malzemelerimizi işleyerek potansiyelimizi kullanma ve üretime geçme olanağı bulabiliriz. Bu sayede, ait olduğumuz toplum içinde bir birey olarak kendimizi gerçekleştirme fırsatını yakalayarak tüm varoluşumuza hayata kaynaklık edebiliriz.*

*Bu yazı, Ümit AKÇAKAYA'nın yayımlanmış "UYANIŞ" adlı kitabından alıntıdır.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"İnsanın Bilinçdışı Alanı ile İlgili Görüş ve Teoriler" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Ümit AKÇAKAYA Fotoğraf
Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
Psikoterapist
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi82 kez tavsiye edildiTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'nın Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,426 uzman makalesi arasında 'İnsanın Bilinçdışı Alanı ile İlgili Görüş ve Teoriler' başlığıyla benzeşen toplam 43 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Birey Olmak ya da Olmamak Aralık 2016
► Psikotik Bozukluk Ocak 2016
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


00:10
Top