2007'den Bugüne 81,168 Tavsiye, 25,806 Uzman ve 18,067 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Reklâmlar Besin Seçiminizi Etkiliyor mu?
MAKALE #1631 © Yazan Dyt.Serkan TUTAR | Yayın Eylül 2008 | 3,587 Okuyucu
Artık reklâmlar bile kısa diziler gibi olmaya başladı ve bir reklâm diğerinin devamı şeklinde her gün evimizde. Yeni teknoloji ile üretilmiş vücut geliştirme veya fitness aletleri her gün televizyonlarda. Peki ya besinler, onlarında altta kalır yanları yok, aksine sürekli besin sanayisinin gelişmesi ve rekabetin artması ve kültürel alışverişin diğer ülkelerle fazla olması nedeni ile yepyeni ürünler her gün gazete, televizyon, dergi ve gittiğiniz alışveriş yerlerindeki rafları süslüyor. Hatta bu ürünler artık normal tüketimler dışında tedavi ettikleri bile iddia ediliyor. Bu reklâmlar daha çok ürün satabilmek için mi yoksa geçerliliği var mı durumu ise ayrı bir tartışma alanı.

İlk olarak, vücut geliştirme ve düzgünleştirme aletlerinden bahsetmek istiyorum. Reklâmlarda kullanılan insanların, o aletleri kullanarak o vücutları yaptıkları bile kesin değil ve çok kısa sürede reklâmdaki kişinin vücuda ulaşacağınız söyleniyor, ama ben eminim ki şu ana kadar o aletleri kullanarak hiç kimsenin vücudu o şekilde olmamıştır. Hatta işi abartıp, siz işinizi yapın makinemiz kaslarınızı güçlendirsin diye reklâm yapanlar bile var. Şimdiye kadar önerdiğim fiziksel aktivitenin asıl amacı hem kalori kaybetmek, hem de metabolizma hızınızı arttırmak; yani çift yönlü kazanç sağlamak. Ama bu teknolojik aletlerden hiçbiri hiçbir şekilde fiziksel aktivitenin yerini tutamaz. Ama bunlara yürüyüş bandı gibi gerçekten işe yarar olanları katmıyorum.

Sürekli bize tanıtılan ve sağlığınız için bulunmaz nimet olarak gösterilen besinlere baktığımızda ise; evet içlerinde gerçektende dedikleri kadar olmasa da yararlı olanları var. Yeni çıkarılan bir ürünün herkese hitap etmesini tabiî ki bekleyemeyiz, düşünsenize çok tuzlu ve yağlı bir besinin kalp-damar hastası veya tansiyon hastasına önerilmesini. Bu durumla hiçbir zaman karşılaşmayız, ancak yeni bir besin gördüğümüzde de hemen üzerine atlayıp, tüketmemeliyiz. Kesinlikle etiket okuma bilgimizin çok kapsamlı olması gerekmektedir. Çünkü yeni çıkan bir ürünün gerçekten denildiği kadar iyi olup olmadığını en iyi anlamanızın yolu budur.

Yenilikleri her durumda destekliyoruz. Bazı insanlar için yasak olan içerikler, ürünlerin içeriğinden çıkarılıp piyasaya sunuluyor. Örneğin diyabetler için piyasada bulunan çikolata veya reçel gibi. Gerçekten bu ürünler hastaların stresini de azaltıyor. Fakat bu tür besinlerinde şişmanlığa sebebiyet verebildiği düşünülerek dikkatli kullanılmaları gerekmektedir.

Reklâmlar gerçekten besin alımında bizi yönlendirmektedir. Bu nedenle biraz daha dikkatli besin seçmeli, doğal olan besinleri daha çok tercih etmeli ve etiket okuma bilginizi geliştirmelisiniz. Sağlıklı günler sizlerle olsun…



Çabuk Kilo Verdiren İşe Yaramaz Diyetler


Atkins diyeti, Simeons diyeti, Bloom diyeti, Stillman diyeti ve daha niceleri. Dünyada ilk çıktıklarında insanların uygulamak için sağlıklarından oldukları diyetler bunlar. Çabucak kilo verdiren ama sağlığı bozan bu diyetleri isimlerini bilmeseniz de sizde uygulamış olabilirsiniz. Hızlı kilo kaybına neden bu diyetlerin bazıları “0 kalorilik”, bazıları bol yağlı, bazıları da 3 gün uygulanan diyetler. Düşününki 3 günde almadığınız 10 kiloyu, 3 günde vermeye çalışıyorsunuz.

Kilo kaybının asıl anlamı, vücuttaki yağ oranının azalmasıdır. Bu diyetler ise vücuttan yağ kaybı yerine su atılmasına, dolayısıyla bireyin hızlı bir şekilde kilo vermesine neden olmaktadır. Ama verilen bu kilolarda hızlı bir şekilde de geri alınmaktadır. İşte o zaman içtiğiniz su bile gerçekten size yaramaktadır.

Vücudunuzun alışık olduğu yiyecek miktarını bir anda azalttığınız anda, beyniniz emir verir ve metabolizmanız yavaşlar, ayrıca iştahınızda da artma gözlenir. Siz çok az yemeye devam ettiğiniz sürece vücutta yağ deposunu kullanmamak için o derece direnir.
Aklımızda yanlış oluşan yargılardan biride aldığımız besinlerden sadece yağı azaltmak, aslında fazla miktarda alınan şekerde, vücutta kullanılmadığı zaman yağ olarak depolanmaktadır.

Vücuttan kilo kaybı yağ dokusu, kas kitlesi ve su kaybı olarak gerçekleşir. Kilo vermede asıl hedefimiz vücudunuzdaki yağ kitlenizden kayıp yaratmaktır. Hızlı kilo kaybı ilk önce su kaybına daha sonra ise kas kitlesi kaybına neden olur, bu sebeple kilo verirken ilk önerimiz kas kitlesinin daha az, yağ dokusunun daha çok kaybı için fiziksel aktivitedir.

Verdiğiniz Kilolar Size Geri mi döndü?

Çok aç kaldınız, istediğiniz kiloya vardınız; fakat kısa zamanda hepsini fazlası ile geri aldınız. Neden mi? Çünkü kısa zamanda verdiğiniz kilolar sizin metabolizmanızı yavaşlattı ve siz eski yeme düzeninize döndüğünüzde vücudunuza bu besinler fazla geldi. Bu tür diyetlerden sonra normal yemeklere döndüğünüzde, tekrar kilo almamak için eskisinden çok daha az yemelisiniz.

Bu sıkıntıları çekmemek için yapmanız gerekenler gayet basit. Gazete ve dergilerde yazan diyetlerin hiç birisini uygulamayın. Çünkü o diyetler hangi cinsiyete, hangi yaş grubuna ve hangi kilodaki bireye yazıldığını bilmiyorsunuz. Gerçekten sağlıklı bir şekilde kilo vermek istiyorsanız bir beslenme ve diyet uzmanına başvurabilirsiniz. Çünkü “DİYET BİREYE ÖZELDİR” ve sadece o diyetin sahibi o diyeti uyguladığında kilo verir, ama başkası o diyeti uyguladığında kilo almasının yanında sağlığını da kaybedebilir. Diyete başladığınızda sadece yemeklerinizden kesmenin çözüm olmadığını bilin ve fiziksel aktiviteyi de hayatınızın bir parçası haline getirmeyi unutmayın.



ANOREKSİA NERVOSA


Son günlerin moda hastalığı haline gelen ve maalesef çocuklarda bile görülmeye başlanan bir hastalık. Anımsarsanız gazete ve televizyona çıkan bir kız vardı 19 kilo ağırlığında ve hiçbir şey yemiyor ve hatta hala kilo vermeyi düşünüyordu. İşte tıp dilinde anoreksia nervosa diye adlandırılan, gazetelere göre manken hastalığı olan bu hastalık yemek yememe ve sürekli kilo verme eğiliminde olma durumudur.

Bu bireyler yemek yememelerine ve aç olmalarına rağmen açlığı sürekli olarak reddederler. Çok düşük kalorili besin tüketirler ve buna bağlı olarak sürekli kilo kaybederler. Çok genç yaşlarda bile ortaya çıkabilmektedir. Özellikle 17 yaş döneminde televizyondan da etkilenen kızlarda ortaya çıkabilmektedir.
Anoreksia’lı bir birey; kilo almaktan korkar, bu nedenle sürekli kilo verme eğilimi içerisindedir. Aç olsalar bile sürekli tok olduklarını belirtirler. Sürekli spor ve ağır egzersizler yaparlar. Ayrıca gün boyunca tartılırlar.

Bu hastalığın diğer bir çeşidi de vardır. Bu da bulimia’dır. Bulimia olan bireyler yemek yemek isterler fakat yemeği yedikten sonra büyük bir pişmanlık duyarlar ve yemeği kusma işlemi ile tekrar dışarı atmaya çalışırlar.

Bu hastalıklar hakkında ve yaptıkları davranışlar hakkında çok daha geniş bilgi vermeyeceğim ama bu hastalıktan çocuklarınızı korumalısınız. Özellikle televizyondaki mankenlere özenen genç yaştaki bireyler yedikleri yemek miktarını gün geçtikçe azaltmakta ve zaman geçtikçe psikolojileri de bu yönde eğilim göstererek bozulmaktadır. Çocuklarınızın tükettikleri besin miktarını sürekli olarak takip etmelisiniz. Çok fazla televizyondaki insanlara özenmelerini önlemelisiniz.

Anoreksia’lı bireylerin tedavisi gerçekten çok zordur. Çünkü kendi inandıkları doğrulardan şaşmazlar ve kendilerini o şekilde mutlu hissederler. Anoreksialı kişiler kendilerinin tedaviye ihtiyaç duymadıklarını hissettikleri için tedavileri zaman almaktadır.

Dünyadaki en önemli ve en güzel olaylardan biridir beslenmek. Görüldüğü gibi fazla yiyende, az yiyende belirli hastalıklara yakalanmaktadır. İlk olarak düşünülmesi gereken olgu kesinlikle sağlık olmalıdır. Sağlıktan sonra dış görünüşünüze önem vermelisiniz. Sağlıksız bir dış görünüşünüzün de istediğiniz gibi olmasını bekleyemezsiniz. Özellikle çocuklarınızın sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanması sizin ellerinizde, bu alışkanlığı onlara alıştırırsanız, ömür boyu sağlıklı yaşayabilecek bireyler yetiştirebilirsiniz.
Sağlıklı günler sizlerle olsun…


YENİ BİR AKIM GI DİYETİ



Glisemik indeks ilk olarak 1981 yılında ortaya atılmasına karşın günümüzde her geçen gün biraz daha fazla ilgi konusu olmaya başladı insanlar için. İlk olarak şeker hastaları için en iyi yiyeceği bulmak için yapılan araştırmalar sonucunda, yiyeceklerin glisemik indeks sınıflandırılmasından herkesin yararlanabileceği anlaşıldı.

Glisemik indeks üzerine yapılan araştırmalarda, iştahın kontrolünün kolaylaştığı, kalp-damar hastalıklarına iyi geldiği ve şeker hastalıklarında da olumlu sonuçlar verdiği anlaşıldı.

Glisemik indeks, yiyeceklerin kan şekeri düzeylerine ani etkilerine göre sınıflandırılması anlamına gelmektedir. Kısacası yemek yendikten ortalama 3 saat sonra kan şekerini ne derece yükselttiğidir.

Peki, bu glisemik indeksin yüksek olması veya düşük olması ne anlama gelmektedir. Bir yiyeceğin glisemik indeksinin yüksek olması, kan şekerinizi o derece arttırması anlamına gelmektedir. Düşük olması ise kan şekerinizi yavaş bir şekilde arttırması anlamına gelmektedir.

Bir yiyeceğin glisemik indeksini etkileyen çeşitli faktörler vardır.
—Yiyeceğin içeriği şeker türü ve miktarı
—Besinin içerdiği lif miktarı
—Yiyeceğin içerdiği nişasta çeşidi
—Pişirme yöntemi
—Yiyeceğin fiziksel şekli
Glisemik indeks değerleri; yüksek, orta ve düşük diye ayrılmaktadır. Düşük glisemik indeksli besinleri tercih etmelisiniz. Bunlar kan şekeri düzeyinizin yavaş yükselmesini sağlayarak tokluk duygusunun daha uzun süre olmasını sağlar.
Peki, nelerdir bu glisemik indeksi düşük besinler;
—İşte bu noktada söylenecek belli bir besin söz konusu değildir. Bu diyetin diğer diyetlerden farkı budur. Örnek verecek olursak patates yemeğinin glisemik indeksi, patates haşlamasına göre yüksektir; çünkü patates yemeği sıcak olması nedeni ile daha çabuk kana karışıp kan şekerini yükseltir. İşte bahsettiğim fark burada, aynı besin ama farklı glisemik içeriğine sahipler.
—Genel olarak kurubaklagil ve tahılların glisemik indeksleri düşüktür.
—Biraz öncede bahsettiğimiz gibi, nişasta içeriği yüksek olan besinlerin glisemik indeksi düşüktür.
—Posa içeriği yüksek olan besinlerin glisemik indeks içeriği düşüktür. Yani portakal’ın glisemik indeksi, portakal suyununkinden daha düşüktür ve tokluk hissinin daha uzun sürmesini sağlar.
—Besinlerin içerisindeki şeker miktarı ve şekerin özelliği glisemik indeksi etkiler. Yapay şekerle hazırlanmış besinlerin glisemik indeksi, içerisinde doğal şekeri bulunan besinlerden daha yüksektir.
Önümüzdeki hafta düşük glisemik indeksli besinlerin yararlarından bahsedeceğim.
Sağlıklı günler sizlerle olsun…




Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Reklâmlar Besin Seçiminizi Etkiliyor mu?" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dyt.Serkan TUTAR'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Dyt.Serkan TUTAR'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Serkan TUTAR Fotoğraf
Dyt.Serkan TUTAR
İstanbul
Diyetisyen
Diyetisyen ve NLP Uzmanı
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi143 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Dyt.Serkan TUTAR'ın Makaleleri
► Besin ve Besin Öğeleri ÇOK OKUNUYOR Dyt.İpek AĞACA
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,067 uzman makalesi arasında 'Reklâmlar Besin Seçiminizi Etkiliyor mu?' başlığıyla benzeşen toplam 33 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


17:23
Top