2007'den Bugüne 84,905 Tavsiye, 26,559 Uzman ve 18,915 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Kimseyi Tanımadım Ben Benden Daha Özel; Narsisistik (Özsever) Kişilik Yapısı
MAKALE #16572 © Yazan Psk.Necdet DÖNMEZ | Yayın Nisan 2016 | 2,734 Okuyucu
KİMSEYİ TANIMADIM BEN BENDEN DAHA ÖZEL; NARSİSİSTİK (ÖZSEVER) KİŞİLİK YAPISI

Soru: En basit anlamıyla narsizm nedir?
Cevap: İnsanın özünü ve kendini sevmesidir.

Soru: Peki insanın kendini ve özünü sevmesi, kendine değer vermesi olumsuz bir durum mudur?
Cevap: Pek tabii ki hayır. İnsanın kendini sevmesi, kendini değerli görmesi son derece doğal ve insanidir. İnsanın kendini sevmeden ve kendini değerli hissetmeden yaşaması mümkün değildir.

Soru: Kendini sevmenin, değerli hissetmenin bir sınırı var mıdır? Ne zaman bu durum bir sorun teşkil etmeye başlar?
Cevap:İnsanın kendisini sevmesinde ve kendini değerli görmesinde herhangi sorunlu bir taraf yoktur. Elbette ki güzel bir eylem yaptığımızı düşündüğümüzde birileri tarafından takdir edilmeyi beklemek ve bu takdir karşısında olumlu hisler yaşamak son derece doğal bir durumdur. Bu bizim kendi kendimize var olmamızda ve kendimizi değerli hissetmemizde destek olur; ancak bütün amacımız hep en sevilen olmak, hep ortamın yıldızı olmak üzerineyse ve sürekli insanlardan bizi onaylamasını beklersek ve insanların ihtiyaçlarını daha da kötüsü varlıklarını görmezden gelirsek tam da bu noktada ilişkisel anlamda bir sorundan bahsedebiliriz.

Soru: Yani “hep ben” dediğimiz zaman mı bir sorundan bahsedebileceğimizi söylüyorsunuz?
Cevap: Evet böyle de söyleyebiliriz. Aslında bir yönüyle sadece ben derken diğer taraftan da etrafındakileri ve dünyayı kendisinin uzantısı olarak görmek, kendine hizmet eden araçlar olarak görmek ve bunu kendinde doğal bir hak olarak görmek gibi durumlar söz konusudur. Yapılan bütün eylemler bir haklılık duygusuyla gerçekleşir. Aslında iç dünyasının derinliklerinde yoğun şekilde değersizlik ve aşağılanmışlık duygularını deneyimlemektedir kişi. Bu duygular bilinçdışında kalıcı bir şekilde adeta bir duygusal mühürleme yoluyla kişinin çok derinden hissettiği ve telafisi için sürekli etrafındakilerin onayına ihtiyaç duyduğu duygulardır. En büyük çelişkilerden biri de bu noktada ortaya çıkmaktadır. En bilinen yönüyle bu insanlar sürekli büyüklenmeci tavırlarıyla, kendilerinin çok değerli ve özel insanlar oldukları tavırlarıyla günlük yaşantımızda karşılaştığımız insanlardır. Peki bu kadar özel ve değerli olduğunu düşünen insanlar neden sürekli etrafındakilerden onay almaya muhtaçtırlar ve neden bu onayı alamadıklarında yoğun bir incinme ve kırılma yaşayarak öfkelenirler? Ve neden sonrasında bu incinme ve kırılmayla karşılarındaki insanları değersizleştirirler?

Soru: Evet gerçekten de çok temel bir çelişki gibi görünüyor. Peki sizce bu çelişki temelini nereden almaktadır, bunun nedeni nedir?

Cevap: Bence bu sorunun cevabını bulmak ve anlamak için insanoğlunun gelişimsel sürecini anlamak gerekmektedir. İnsan doğduğunda bakım veren kişiye yani anneye muhtaç şekilde dünyaya gelir ve ruhsal-fiziksel gelişiminin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için bakım verenin yerinde ve yeterince bebeğin ihtiyaçlarını karşılaması gerekmektedir. Yerinde yeterince ihtiyaçları karşılamaktan kastım şudur; bir yemek yapıyorsunuz örneğin. Çok fazla tuz atarsanız o yemeği yiyemezsiniz, hiç tuz atmazsanız tatsız tuzsuz olur veya çok biber atarsanız yemek çok acı olur, fazla pişirirseniz yanar… Yerinde yeterince annelik yapmak da buna benzer. Hem duygusal hem de fiziksel anlamda yerinde ve zamanında bebeğe bakım vermek, coşkulandığında onunla coşkusunu paylaşmak, öfkelendiğinde onu sakinleştirmek, ona zarar verecek bir gerçekliğe yöneldiğinde (örneğin sıcak bir tencereye yöneldiğinde hayır diyerek onu durdurmak)… kısacası onunla yum içinde tıpkı iki kuşun bir dalda tünemesi gibi onun duygusal yaşantısına uyumlu bir şekilde eşlik etmektir. Onun duygularını düzenlemesine yardımcı olmaktır, yeri geldiğinde övmek, gerekli yerlerde hayır demektir; zira bu noktada bebeğe gerek yüz ifademizle gerek sözel olarak vereceğimiz “hayır” mesajları onun kaldırabileceği oranda kırılmasını sağlar ve ilerde yaşayabileceği daha büyük kırılmaları göğüsleyip yoluna devam edebilmeyi öğretir (işini kaybetme, sevgilisinden ayrılma…).

Biraz önce de bahsettiğim gibi narsizm (öz severlik) insanda olması gereken, insanın kendisini sevmesini sağlayan özelliklerden biridir ve insan gelişimsel açıdan bu narsizmle dünyaya gelir. Yani sevilmek ister, beğenilmek ister, bakım görmek ister. Ancak bir de hayatın gerçekliği vardır. Bu gerçeklikle her yüzleştiğinde insan kırılma yaşar ve tabiri caizse her şeye hakkı olduğuna dair hissettiği narsizmi olgun narsizme doğru yol almaya başlar.

Soru: Peki bu olgun olan ve olgun olmayan narsizm ne demek?
Cevap: İnsanın dünyaya geldiğinde ham bir narsizmle, törpülenmesi gereken bir narsizmle, tabiri caizse tanrısal bir güce benzeyen bir narsizmle dünyaya geldiğini söyler Heinz Kohut. Bu birincil narsizmdir, ham, olgunlaşmamış narsizmdir. Daha sonra hayatın içerisinde optimal düzeyde kırılmalarla törpülenen bu narsizmin olgun narsizme dönüştüğünü ifade eder. Çok basit anlamda ilkel narsizmde olan insan hep ben deyip yaptığı bütün eylemleri onaylanmak ve aynalanmak üzerine bir dünya kurarken olgun narsizme ulaşan bir insan çok doğal olarak onaylanmaktan ve takdir edilmekten hoşlanırken etrafındakileri de takdir etme onları övme duygusal becerisine sahiptir. Onların duygularını anlamak için çaba gösterir ve dünyadaki gerçekliğin farkındadır. İlkel narsizimde kişi dünyanın gerçekliğinin farkında olmadan kafasındaki dünyayı yaşar ve etrafındakileri de tabiri caizse bu kendine ait dünyasında kendisinin amaçlarına hizmet eden hizmetkarlar olarak görür. Bu durumun ilkel narsizmde kalmasını veya olgun narsizme geçmesini sağlayan temel faktör ise anne ve babanın bebeği anlaması, onunla “tünemesi”, duygusal açıdan ona eşlik etmesi ve ihtiyacı olan oanylama ve aynalamayı ona vererek kendini değerli hissetmesinin yolunu açmaktır. Tabi bununla birlikte yaşayacağı kırılmaları da doğal gelişimsel sürecin bir parçası ve güçlenmenin bir parçası olarak görmeleridir.

Soru: Yani bu söylediklerinizden hiç kırılma yaşatmamaya çalışarak, örneğin her istediğini anında yapmaya çalışmak, bir yaşam sunmak da ihtiyaçlarını tamamen görmezden gelip sürekli kırmak da insanın olgun narsizme geçmesinin önünü kapatabileceği sonucunu çıkarabilir miyiz?
Cevap: Tam manasıyla anlatmaya çalıştığım şey bu; çok fazla aynalanmak da hiç aynalanmamak da kişinin ilkel narsizmde kalmasına yol açar. Yerinde ve yeterince kavramıyla anlatmaya çalıştığım durum da bunu ifade etmektedir.

Soru: Günlük hayatta hangi davranışlarla karşımıza çıkabilir ilkel narsizm?
Cevap: Aslında bunun ana eksende iki şekilde karşımıza çıkabileceğini söyleyebilirim. Birinci olarak bildiğimiz anlamda büyüklenmeci bir şekilde kendini ortaya koyan bir narsisistik ilişki tipinden bahsedilebilir. Bu patolojik ologunlaşmamış narsisistik ilişki tipinde kişi kendinin çok çok önemli hatta dünyanın en önemli insanı olduğuna, kendisinin çok özel bir insan olduğuna inanır. Yaptığı bütün eylemleri bu büyüklüğü hissetmek adına yapar. Etrafındakilerin duyguları anlamak gibi bir becerisi yoktur; zira etrafındakiler yoktur ve kendisinin devamı, parçası gibidir. Yani etrafındakileri nesneleştirir. Ortamın yıldızı olup aynalandıkları sürece bir sorun yoktur. Ne zaman ki birilerinin kendilerini eleştirdiklerini ya da aynalamadıklarını ve onaylamadıklarını hissederlerse yoğun bir kırılma, incinme yaşarlar ve kendilerini aşağılanmış hissedebilirler. Bu incinme, kırılma ve aşağılanmışlık, değersizlik duygusundan kurtulmak ve bunu karşı tarafa atmak için karşısındaki insanı değersizleştirip aşağılarlar. Bu yolla içlerindeki değersizliği ve aşağılanmışlığı karşı tarafa atarlar. Hissettikleri öfke kırılganlılarıyla doğru orantılı olarak çok yoğun bir şekilde görülür genelde.
İkinci olarak ise bir başka yapının şemsiyesi altına girerek, o kişiyi veya yapıyı överek onun ışığında kendini değerli hisseden tip karşımıza çıkar. Bunu açacak olursak; benim takımım en iyisi, benim partim en iyi parti, benim öğretmenim en iyi öğretmen… diyerek sürekli birilerini ve bir şeyleri yücelten bir insan aslında onların ne kadar yüce olduğunu anlatarak onların bir parçası olarak hissettiği için aslında kendinin ne kadar değerli olduğuna vurgu yapmaktadır. Çünkü kendini direk olarak ortaya koyacak gücü yoktur. Ancak çok güvende hissettiği, kırılmayacağına kanaat getirdiği , bu genelde terapi ortamı olur ve uzun bir süreç gerektirir, ortamlarda büyüklenmeci kimliğini ortaya koyar. Yüksek ihtimalle ebeveynleri büyüklenmeciliğini ortaya koymasına izin vermemişlerdir ya da kendi büyüklüklerini sürekli kişiye onaylatıp onun üzerinden bu büyüklenmeciliklerini yaşamışlardır.

Soru: Terapi demişken, terapiye hangi şikayetlerle gelir bu durumda olan birisi? Yani kendinin bu kadar özel olduğunu düşünen biri terapiye niçin gelir?
Cevap: Çok önemli ve yerinde bir soru. Genellikle direk bir sorun belirterek gelmezler. Çünkü bu onları çok kırar ve incitir. Mesela bir yakınlarını getirmek bahanesiyle önce ortamı bir görmek isteyip sanki öyle bir sorunları yokmuşçasına gelebilirler. Gelmişken bende de önemli bir şey yok ama.. gibi başlayan cümleler kurarak yapabilirler bunu. Psikolojik temelli fizyolojik bir sıkıntıyla gelebilirler (geçmeyen baş ağrıları, mide ağrıları…), bunun yanında ilerleyen yaşlarda etrafındaki destek unsurlarının geri çekilmesi, iflas etmek gibi yoğun parçalanma kaygısı yaşatan durumlarla da gelebilirler.

Soru: Son olarak etrafındaki insanlara da hissettirdikleri duygular neler olabilir bu manada?
Cevap: Aslında bunu somut bir örnekle açıklamak daha anlaşılır olacaktır. Bir limonun suyunun sıkılıp posasının kalması gibi etrafındakilerin enerjilerini bitirip sömürürler. Adeta cansızlaştırırlar. Bunun yanında kendi değersizliklerini ve aşağılanmışlıklarını karşı tarafa yansıtarak onların değersiz ve aşağılanmış hissetmesine yol açabilirler. Etrafındakileri kişilerin yaşam enerjilerini aşağı doğru çekerek kafalarındaki insan haline getirmeye çalışırlar. Aslında yakın zamanda sinemalar da gösterilen Haluk Bilginer’in oynadığı “Kış Uykusu” filmi narsisistik yapıyı anlatan çok güzel bir örnek.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kimseyi Tanımadım Ben Benden Daha Özel; Narsisistik (Özsever) Kişilik Yapısı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Necdet DÖNMEZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Necdet DÖNMEZ'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     4 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Necdet DÖNMEZ Fotoğraf
Psk.Necdet DÖNMEZ
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Klinik Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi41 kez tavsiye edildiTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Necdet DÖNMEZ'in Yazıları
► Narsisistik Kişilik Psk.Beniz YILMAZ
► Narsisistik Kişilik Bozukluğu Psk.Dnş.Fatih FİDAN
► Narsisistik Kişilik Bozukluğu Psk.Makbule UZUN ÇINAR
► Şizoid Kişilik Yapısı Psk.Tuncay ÇALIKOĞLU
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,915 uzman makalesi arasında 'Kimseyi Tanımadım Ben Benden Daha Özel; Narsisistik (Özsever) Kişilik Yapısı' başlığıyla benzeşen toplam 42 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Dini Takıntılar Nisan 2019
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


06:50
Top