Arama : | Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Çocukluktan Ergenliğe Geçiş
MAKALE #16577 © Yazan Uzm.Psk.Ayşegül COŞKUN | Yayın Nisan 2016 | 732 Okuyucu
ÇOCUKLUKTAN ERGENLİĞE GEÇİŞ

Çocuk, dünyaya ve yaşam koşullarına, kendine özgü bir şekilde uyum sağlamış olarak ergenliğe adım atar. O, dingin ve durağan bir “son çocukluk” dönemi yaşarken, başkalarına bağımlıdır; karşı cinse çok az ilgi duyar veya hiç duymaz. Ailesinden duygusal destek bekler. Hayranlık duyduğu kişilerin yargı ve düşüncelerine göre hareket eder. Onun ne genel ilkelere yönelik bir ilgisi ne de onları kavrayacak yeteneği vardır. Ergenlik döneminin sonunda ise hem duygusal hem de fiziksel olarak evden ve ailesinden ayrılmaya, sosyal ilişkilerini kendisi belirlemeye, kendi kararlarını vermeye hazır olmalıdır.

Kısaca, çocukluğun yavaş ve düzenli gelişiminden sonra, ergenliğin hızlı ve düzensiz gelişimine geçilir. “Fırtına ve stres” kavramlarıyla karakterize edilen ergenlik, kaçınılmaz duygusal çatışma ve çelişkiler dönemi olarak değerlendirilmektedir.

Ergenlik dönemine adım atan birey, öncelikle yetenekleri ve sosyal konumu, kişilik özellikleri ve ilerde başarılı olma olasılığı hakkında bilebileceği her şeyi bilmek ister. İkinci olarak, yetiştirildiği ortamın değer yargılarını sürekli olarak sorgular. Bu sorgulamanın ardından da bunlara karşı gelmekten çok, kendine ve kuşağına ne ölçüde elverişli ve uygun olduklarını belirlemek ve değerlendirmek amacı vardır. O, zihninin bir köşesinde, daha iyisini, daha uygun olanlarını bulabileceğine ilişkin yaygın bir kanı taşır. Ergen üçüncü olarak, anne-babasının veya toplumun getirdiği belli birtakım kısıtlamalara isyan ederek karşı gelir. Ancak amacı yıkıcı olmak değildir. Önceleri düşmanca gibi gözüken bu tavrından, kısa sürede, anlamsız olduğu gerekçesiyle vazgeçer. Son olarak, ergen kendinden yeterince emin değildir. Kuşku, endişe ve korkuları vardır. Aşırı duyarlıdır.

Genç kaygıdan mutluluğa, sevinçten sıkıntıya, kızgınlıktan taşkınlığa değişen çeşitli duygulanım ve coşku durumlarından kaynaklanan iletişimler kurar. Başkasının tatlı ve yumuşak bakışı, gülümseme, bir iki övgü sözcüğü onu mutlu eder. Asık bir yüz, sert mimik ya da jest, örseleyici bir iki sözcük onu kaygının, kızgınlığın, umutsuzluğun derinliklerine sürükler. İlgi ve sevgiyle iletişim kurduğu insanlara karşı bir süre sonra kin ve nefret duyar. Kızıp öfkelendiğini beğenip yüceltir. Çekinip korktuğuna sokulup yaklaşır.

Ergendeki belli eğilimlerin oluşumunda, onun çocukluk döneminde kazandığı duygusal, toplumsal ve zihinsel uyarılmalarla ilgili olarak hazırlık döneminin önemi büyüktür. Bu sebeple aile ortamı içinde yeterli destek ve deneyim fırsatı elde eden ergenler için, bu dönem, daha sakin ve başarılı geçebilir.

Ergen özerklik ve sorumluluk arasındaki dengeyi kurmaya çalışır. Kimliğini, kişiliğini kazandığını sanan, anne babasını, yakın çevresini, başkalarını sürekli olarak eleştiren, küçümseyen genç, kendisi ve çevresiyle ilgili tüm kararlarda, bağımsız ve özgür olmak ister. Buna karşılık içinde bulunduğu ailede, çevrede kendisine düşen sorumlulukları yüklenmez ya da zorla yüklenip sürükler. Giyeceğine, yiyeceğine, eve geliş gidiş zamanına başkalarının karışmasını istemeyen genç, istediği zaman yemeğinin hazır olmamasına kızıp öfkelenirken, sofranın kurulmasına, bakkaldan öteberi alınmasına yardımcı olmaz. Alabildiğine bağımsız ve özgür yaşamak için her türlü çabayı gösterirken ailenin ekonomik durumunu görmezlikten gelir. Çalışmak, başarılı olmak gibi sorumlulukları olduğunu unutur.

Yaşanan bu çalkantılı döneme rağmen çoğu insan, kendisi ve ailesi hakkında olumlu duygularla ergenlikten çıkar ve yetişkinliğe geçer.

UNESCO, ergenlik dönemini 15-25 yaş dilimleri arasında göstermektedir. 2004 yılında Ankara ve Adana’da TÜBA’nın (Türkiye Bilimler Akademisi) yaptığı çalışmada, Türkiye için ergenliğin başlama yaşını kızlarda 12,7 yaş, erkeklerde 13,7 yaş ve ergenliğin bitiş yaşını kızlarda 21,6 yaş, erkeklerde 23,1 yaş olarak bulmuşlardır. Kızlarda ortalama 11-12 yaşlarında başlayan bu dönem altı aydan uzun sürmezken, bu evreye ortalama 13 yaşlarında giren erkeklerde iki yıl hatta daha uzun sürebilir.

Ergenlik döneminin önde gelen konu ve sorunları şunlardır:

Duygusal olgunluk
Karşı cinse olan ilginin artması
Genel sosyal olgunluk
Zihinsel olgunluk
Bağımsızlık isteği
Ekonomik özgürlüğün başlaması
Yetişkinler gibi boş zamanı değerlendirme isteği
Ergenlik döneminin tipik ilgileri:

Sosyal faaliyetlere gösterilen ilgiler
Kişisel görünüşe gösterilen ilgiler
Geleceğe yönelik planlara ilişkin mesleki ilgiler
Fransız Psikiyatr Dalto, ergenliği ikinci doğum olarak tanımlar. Doğum, fetus halinden bebekliğe geçişi, ergenlik de çocukluktan yetişkinliğe geçişi ifade eder. Dalto, ergenlerin tıpkı yaşamın başlangıcındaki bebekler gibi kırılgan ve dayanıksız oldukları belirtir ve onları kabuk değiştiren ıstakozlara benzetir. Istakozlar bu dönemde kabukları yumuşak olduğu için zayıf ve savunmasızlardır. Eğer yaralanırlarsa bu yaranın izini tüm yaşamları boyunca taşırlar. Öyleyse ergenlik, bireyin zayıf ve savunmasız olduğu tehlikeli bir dönemdir.

Ergenlik döneminin temel özelliklerinden biri olan güvensizlik; ergenin atılgan, gösterişçi, ya da çekingen bir birey olmasına sebep olabilir. Bu evrede ergen, başkalarının kendisi hakkında verecekleri hükümler konusunda aşırı derecede duyarlıdır.

Ergenlik döneminin önde gelen sorunlarından biri de, ergenin değişmekte ve gelişmekte olan bedenini kabul etmesi ve bu değişime uyum gösterebilmesidir. Bir ergen, bu değişimi hatıra defterine şu satırlarla aktarır: “Bende garip şeyler oluyor, sadece bedenimin dışında değil, içimden geçenlerde de gariplikler var.

Ergenler, genellikle kendilerini yaşıtlarıyla kıyaslarlar. Bu kıyaslama sonucu, kendilerini onlardan daha eksik gördüklerinde üzüntü duyarlar.

Gencin ilgisi beden sınırları içerisine tutsak olur. Kendi beden yapısına, değişme gelişmelere ilişkin birbirine karşıt, çelişik değerlendirmeler ve düşünceler ortaya çıkar. Bir yandan beden yapısının, yüzünün çirkinleştiğini kabul edip, kaygı duyar, sıkılıp üzülür. Hatta utanır. İçine kapanır, çevreden uzaklaşır. Öte yandan, bedenindeki değişme ve gelişmeleri ortaya çıkarmak için çaba harcar.

Karamsarlık, gerçekle ilgili çatışmalar, kişisel üzüntü ve şüphelerin sonucunda meydana gelir. Güvensizlik duygusu ve çevrenin takdirini kazanma arzusu, gensin başarısızlıklarını ve motiflerini incelemesine sebep olur ki, bunun sonucunda da genç kendi yetersizliğinden haberdar olur ve kendi içine çekilebilir. İşte bu tür farklı etkenler, gencin duygusal dünyasında dengesizliklere sebep olurlar. Örneğin, bir gün önce çok neşeli bir görünümde olan genç, diğer bir gün içine kapanık olarak görülebilir.

KİMLİK OLUŞUMU

Ergenlik dönemi “Ben neyim, diğerleri arasında neredeyim, öncelikle ben nasıl öyle oldum ve yaşamımla ilgili olarak ne yapacağım” gibi soruların sorulduğu bir dönemdir. Gerçekte ergenlik yılları, benliği yaratma dönemi değil, var olan benliği keşfetme dönemidir.

Ergenin başlıca görevi, bir birey olarak kendine özel bir kimlik oluşturmaktadır. Erikson’a göre ergenlik, genç bireyin kendini tanımlama ve benlik saygısı gibi konular üzerinde yoğunlaştığı “yaşamsal bir kavşak noktası”dır. Ergenin bu kimlik arayışının sonucu ya “kimlik kazanımı” ya da “kimlik dağılımı” olacaktır. Bu ikisi birbirine karşıt durumdadır.

Erikson (1968), kimlik gelişiminin bazı aşamalar sonucu gerçekleştiğinden bahseder. Ona göre 1. aşamada ergenler çocuksu rollerinden uzaklaşarak “Ben kimim?” sorusuna kendilerine uygun, tatmin edici bir yanıt bulma uğraşı içine girerler. Bu yoğun arayış sürecinde, çeşitli kimlikler deneyebilirler, farklı rollere ve çeşitli ilişkilere girip çıkarak deneyim kazanmaya çalışırlar. 2. aşama, deneme yanılma yolu aracılığıyla kendini arama, kendini keşfetmeye çalışma sürecidir. Bazıları yeterince olgunlaşmamış bir benliğe sığınır. Bazıları ise iyice oturmuş bir kimlik kazanmada çok geç kalırlar. Erikson’a göre sağlam bir temel kazanmada başarısız olur, yetersiz kalırlarsa, umutsuzluk ve çökkünlük –depresyon- yaşayabilirler. Bu duygular ve buna eklenebilecek aşağılık duygusu, “kimlik dağılması”nın belirtileridir.

BUNALIM VE BAĞLANIM

Marcia’ya (1996) göre “bunalım” ergenin anlamlı seçenekler arasında seçim yapmaya çalıştığı dönemdir. “Bağlanım” ise, bireyin belli etkinliklere, uğraşlara kendini verebilme, kendinden bir şeyler katabilme ölçüsüyle ilgilidir. Dolayısıyla bunalım evresi, ergenin uygun seçimler yapmaya uğraştığı dönem olurken, bağlanım, davranışlara yön veren anlamlı bir seçimdir.

Marcia kimlik arayışı sonucunda varılan dört tip kimlik düzeyi geliştirmiştir. Bunlar:

Kimlik kazanma
Moratoryum
Mevcut kimliği benimseme
Kimlik dağılması
Marcia’ya göre kimlik dağılması yaşayan genç, ne kendine özgü, kişisel yanıtlar bulma ihtiyacı duyan, ne de yaşamında her hangi bir görüş açısına güçlü bir şekilde bağlanmış bireydir. Diğer uçta kimlik kazanan genç durur. Böyle bir genç, yalnızca bir mücadele evresinden geçtiğini ve mesleki, politik ve dini meselelerde bir tür araştırma ve arayış çabası içinde olduğunu bildirmekle kalmaz, aynı zamanda her bir alanda belli kararlara varıp bu mücadeleyi anlamlı bir sona ulaştırır. Moratoryum düzeyindeki gençler bir bunalım dönemindedir. Pek çok kişisel soruya yanıt bulma çabası içinde olan bu gençler, arayışlarını, çözüm getiremedikleri sorunlarla boğuşarak sürdürürler. Mevcut kimliği benimseyen genç ise herhangi bir mücadele veya bunalım evresinden geçmez. Bunun yerine, başkalarının (özellikle anne-babasının) benimsetmeye çalıştığı değerlere güçlü bağlar geliştirir. Anne-babasınca uygun olanın kendisi için de geçerli olduğunu belirtir.

DİNİ İNANCIN GENCİN YAŞAMINDAKİ ROLÜ

Marcia “başarılı kimlik” ve “kimlik kazanma”nın önkoşulu olarak politik, dini ve mesleki açıdan özgün ve bağımsız bağlanım yapmış olmayı ileri sürmektedir. O halde dingin, huzurlu ve uyumlu bir ergen olabilmek için “inanç”, dini açıdan kendine bir yön bulabilmiş olmak önemlidir. Normalden sapan davranış örneklerini sergileyen, kimlik dağılması yaşayan gençler (taşan suya yatak bulamamış olanlar) arayış içerisindedirler.

Din gence öncelikle birtakım değerlere bağlanma, üstün ve aşkın bir varlığa inanma duygusu etrafında bütünleşmiş fertlerle kaynaşma imkanını sağlar. Böylece din, aynı değerler, pratikler etrafına bütünleşen bir topluluk içinde bulunma, bunlara katılma imkanı sağlayarak gence içinde bulunduğu toplumda kendisinin de bir yerinin, anlamının olduğunu hissettirir ve kendine güven duymasını sağlar. Aynı inancı paylaşan insanlar arasında bulunmanın getirdiği huzur da, güven duygusunun oluşmasında önemli bir rol oynar.

Bu açıdan bakıldığında “fırtına ve stres” döneminin zorluklarını yaşayan genç için “din” bir yandan çıkış yolu gösteren bir “yol haritası” özelliği taşırken, öte yandan da sorunlarıyla başa çıkmada destekleyici bir güç işlevi görür. Genç din sayesinde yalnız olmadığını hisseder. Kendini yaratan bir gücün var olduğunu ve o gücün yardım edebileceğini düşünür. Din gence heyecan verir. Gencin kendisini yönetmesini ve çevreye uyumunu kolaylaştırır. Bütün bunlara ek olarak din, bireye denge ve hoşgörünün yanı sıra vizyon genişliği sağlar. Bu yıllarından itibaren çocuğa din konusunda ihtiyacı olan bilgiyi vermek, model olarak da istenen ortamı hazırlamaktır.

ERGENLİK DÖNEMİNDE EVDEN KAÇMA

Evden kaçan gençlerin kendilerine göre tutarlı birçok nedeni vardır: Alışılagelmiş, tekdüze yaşam biçimi değiştirmek, büyüyüp olgunlaşmak, geçici de olsa huzur bulmak ve kabul görmek, yeni bir yuva, yeni bir yaşam aramak, bu nedenlerin başlıcalarıdır. Gençler saklanmak, kaçmak, unutmak, bir düşün peşine takılmak, yeni bir başlangıç yapmak için kaçmaktadır. Bu kaçış, acı çığlığın ya da bir soluk alma arayışının bir belirtisi olabilir.

Evden kaçma kararı, kişisel rahatsızlıkların da bir sonucu olabildiği gibi, kritik aile gerginliklerine de tipik bir tepkidir. Aile sorunları, çoğunlukla değer çelişkileri, sosyal konularda çatışma, okul başarısızlığı, anne-baba tarafından ihmal ya da reddediliş gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır.

İşin garip yanı, evden kaçan gençlerin çoğu anne-babasını sever ve sayar. Bu ayrılış düş kırıklığı sonucudur; anne-baba genci anlamamakta ya da beklentilerinde ve kurallarında son derece katı davranmaktadır veya dayanılması olanaksız bir kardeş vardır ya da genç ders notlarının zayıf olmasından dolayı cezalandırılmaktan korkmaktadır.

Aile, boşanma ya alkolizm gibi nedenlerle parçalanmış olabilir. Kaçak gençlerin çoğu, evlerinde uzun süren zorluklar ve aşırı bir mutsuzluk havası bulunduğunu söylemişlerdir. Onlara göre, evleri, birbirlerine anlayış göstermeyen, sorumluluk ve güven duymayan, birbirleriyle hiçbir fiziksel ya da duygusal ilişkisi olmayan, iletişim kuramayan insanların yaşadıkları bir yerdir. Kısaca, gençlerin evden kaçmalarına yoğun bir yabancılaşma duygusu, baskı ve gerginlik neden olmaktadır. Her ne kadar zor ve tehlikeli olsa da, birçok genç evden kaçmayı, artık ayak uyduramadıkları bir yaşamdan kurtulmanın bir yolu olarak seçmektedirler.

Bir araştırma sonucu, gençlerin evden kaçmalarına, dolayısıyla anti-sosyal davranışa ilk adımlarını atmalarına neden olan en büyük etkenin %59 oranında baba baskısı olduğunu kanıtlamıştır. Katılımcılar, evden kaçma nedeni olarak, babalarının kendilerine fazla iş vermelerini ya da bir hatadan dolayı cezalandırma endişesini ileri sürmüşlerdir.

Kısaca, bir anti-sosyal davranış olan evden kaçmanın kökeninde, aile içinde psiko-sosyal etkileşim yetersizliği bulunabildiği gibi, ergenlik döneminin özellikleri de yer alabilir.ar, evden kaçma nedeni olarak, babalarının kendilerine fazla iş vermelerini ya da bir hatadan dolayı cezalandırma endişesini ileri sürmüşlerdir.

Kısaca, bir anti-sosyal davranış olan evden kaçmanın kökeninde, aile içinde psiko-sosyal etkileşim yetersizliği bulunabildiği gibi, ergenlik döneminin özellikleri de yer alabilir.

Kaynak: Gençleri Anlamak, Haluk Yavuzer
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Çocukluktan Ergenliğe Geçiş" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Ayşegül COŞKUN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Ayşegül COŞKUN'un izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Ayşegül COŞKUN'un Makaleleri
► Ergenliğe İlk Adım Psk.Elif TANIL
► Ergenlerde Okb ve Ailesel Geçiş Uzm.Psk.Fuat BALSAK
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 16,484 uzman makalesi arasında 'Çocukluktan Ergenliğe Geçiş' başlığıyla benzeşen toplam 12 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Kaygı Bozukluğu Nisan 2016
► Sınav Başarısı Nisan 2016
► Anaokuluna Başlarken Aralık 2015
► Şiddet,televizyon,internet Aralık 2014
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


01:48
Top