2007'den Bugüne 84,189 Tavsiye, 26,366 Uzman ve 18,820 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Çocuk Eğitiminde Montessori Yaklaşımı
MAKALE #16727 © Yazan Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA | Yayın Mayıs 2016 | 2,889 Okuyucu
Her çocuk, en temelde kendini gerçekleştirme gibi potansiyelle dünyaya gelmekle birlikte ileride kendini ifade edebileceği ve harika işler yapabileceği gizil bir yetenek alanına da sahiptir. Bu anlayış, Carl Rogers, Abraham Maslow, Eric Berne gibi gelişim psikolojisi alanında önemli bir yere sahip birçok kuramcının da kabul ettiği bir görüştür. Bu inanaca paralel olarak, İtalyan bir psikiyatrist olan Maria Montessori de ‘insan doğuştan iyiye yöneliktir ve esas amacı kendini ispatlamaktır’ felsefesinden hareketle kendi adını taşıyan bir çocuk eğitimi yaklaşımı geliştirmiştir.

Montessori yaklaşımı, çocuğu olduğu gibi gören ve çocuk odaklı bir yaklaşım sergileyen bir çocuk gelişim tarzıdır. Dolayısıyla çocuğun -dönemine göre- gelişimsel ihtiyaçlarını ön planda tutmaktadır. Bu manada, günümüzde birçok ailenin çocuklarına yaptığı yanlışa dikkat çekmektedir. Şöyle ki, çocuk yetiştirirken anne babalar en sık yaptığı hatalı tutum, çocuklarının özel ihtiyaçlarını göz ardı edip kendi beklentileri doğrultusunda bir çocuk yetiştirmeye çalışmalarıdır. Birçok anne ve baba çocuklarına kendi zihinlerindeki “ideal çocuk” imajı ile davranmakta, çocuklarının nevi şahsına münhasır durumunu dikkate almamaktadır. Hal böyle olunca çocuk kendi potansiyelini keşfetmeye yönelik özgür bir ortam bulamamakta ve ihtiyaç duyduğu sevgi ve güveni alabilmek adına ebeveynlerinin belirlediği profile uyumlu davranışlar sergileme eğiliminde olmaktadırlar. Bu durumun bir sonucu olarak çocuk, kendini keşfetme ve gerçekleştirme rotasından uzaklaşmaktadır. Bu tablo zihnime Albert Einstein’nın şu sözünü zihnime getirdi: “Aslında herkes dâhidir, ama siz kalkıp bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirecektir”. Montessori’nin dikkat çekmeye çalıştığı noktada daha çok bu unsur olarak görünmektedir; önemli olan çocuk odaklı olarak ve ona özgür bir ortam sağlayarak kendi dâhiliğini ortaya çıkarmasına fırsat vermektir. Diğer bir deyişle, aslında çocuğa sağlanacak sevgi, güven duygusu ve özgür ortam sayesinde -su akara yatağını bulur misali- onun kendi alanına yöneleceğini ve gelecekte çok başarılı işler ortaya çıkaracağını iddia etmektedir.

Montessori yaklaşımı aslında insanı ve dolayısıyla çocuğu, doğadan ayrı bir varlık görmeyip onu doğanın bir parçası olarak kabul etmektedir ve çocuğun etkileşim halinde olduğu nesnelerin de doğadan, basit, sade ve gerçek materyallerden oluşmasının önemini vurgulamaktadır. Bu bağlamda, gelişen teknoloji ile beraber çağımızın çocuklarının sıklıkla etkileşim halinde olduğu TV, bilgisayar, elektronik oyuncaklar gibi uyaranlara Montessori’nin eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşabileceğini söyleyebilir. Nitekim bu konularla ilgili yapılan son araştırmalar da bu tarz teknolojik uyaranların gelişim dönemlerindeki çocukların- özellikle 0-6 yaş arasındakileri- yaratıcılıklarını ve becerilerini büyük oranda olumsuz etkilediği yönündedir.

Montessori sınıflarında çocukların sınıf içinde istedikleri gibi dolaşmalarına izin verildiği gibi okuldan açık alana çıkmalarına da izin verilmektedir. Çocuklar bu alanlar içinde gidip gelmekte özgürdürler. Hareketlerdeki bu özgürlük nedeniyle Montessori geleneksel okullardaki gibi çalışma, dinlenme ya da oyun zamanlarına bölünmemiştir. Bu bağlamda, Montessori eğitim tarzında, günümüz Türk eğitim sistemindeki gibi katı kuralların ve öğrenciler arasında kıyasıya bir rekabetin olmadığını söyleyebiliriz. Oluşturulan bu özgür ve rahat ortam sayesinde çocuklar, yetişkinler tarafından kısıtlanmanın ve akranlarıyla rekabetin olumsuz etkilerini yaşamadıkları için dikkatlerini daha çok kendi ilgi alanlarına yöneltmekte ve bu alanda kendilerini geliştirme fırsatı yakalayabilmektedirler.

Montessori sınıfı farklı alanları da kapsamaktadır. Örneğin, “Uygulamalı yaşam alanı”, özellikle iki buçuk-üç buçuk yaş arası çocuklar içindir. Çocuk, bu alanda, kendi kendine yetmeyi ve çevresiyle etkin bir şekilde ilgilenmeyi öğrenir. Bu alanda, çocuk özel olarak hazırlanmış kalıplar üzerinde düğme ilikleme, fermuar açma, kapatma, iğneleme, kemer bağlama gibi objeleri kullanarak kendi kendine giyinmeyi öğrenir. Bu açıdan bakıldığında Montessori yaklaşımının temel amaçlarından birinin de yaşamla iç içe olan ve kendi kendine yetebilen bir “BİREY” yetiştirme çabası içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda Montessori’nin bu yaklaşımını, ülkemizde bir dönem için var olmuş ve son derece kalifiye insanlar yetiştirmeyi başarmış Köy Enstitüleri eğitim sistemine benzetebiliriz. Köy Enstitüleri’nde de öğrencilerin birçok alanda uzmanlaştığı, kendi kendilerine yetebilen ve yaşadıkları coğrafyanın koşullarına uygun becerileri kazandıkları bir eğitim yuvası olduklarını söyleyebiliriz

Montessori sınıflarının diğer alanlarını da incelediğimizde: duyu, matematik, dil, sanat, müzik, spor, fen ve doğa, iletişim gibi birçok branşı kapsadığını ve çocukların tüm alanlarda gelişimi için fırsatlar sunduğu anlaşılmaktadır. Aslında tüm alanlar insan beyninin farklı bölgelerini aktive eden ve kişilere bütünsel bir gelişim fırsatı sunabilen alanlar olduğunu görebiliriz. Örneğin matematik, çocuğu analitik düşünme becerisini geliştirerek olayların farklı boyutta irdeleme ve problem çözme, alternatif üretme gibi alanlarda destekleyen bir alandır. Dil ve iletişim alanları sayesinde çocuk, kendi iç dünyasında olup bitenleri ve dış dünyada maruz kaldığı uyaranları anlamlandırma, kendini ifade etme gibi beceriler kazanır ve bunların neticesinde yaşadığı ortama ve birlikte olduğu insanlara uyumlu bir birey olabilme fırsatını yakalar. Sanat alanı sayesinde duygularını ifade etme ve yönetme becerisi kazanarak ruhunu terbiye edebilir. Tüm bu çerçeveden incelendiğinde, Montessori yaklaşımı çocuğun analitik zekâsının yanı sıra duygusal ve sosyal zekâsının gelişimini de son derece önemsediği görülmektedir. Nitekim çağımızda araştırmacılar bu iki alanın bireyin gelişimi için son derece önemli alanlar olduğunu vurgulamaktadır ve her geçen gün bu alanların önemi daha da artmaktadır. Maria Montessori’nin 1869-1952 yılları arasında yaşamış olduğunu düşünürsek, o dönemde çocuk gelişimi ile ilgili son derece ilerici bir bakış açısına sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Montessori sınıflarında öğretmenin görevi kendi bilgi ve deneyimlerini dayatmak olmadığını çocukların gelişimleri için kendilerinde var olan potansiyeli kullanma fırsatını verdiklerini; çocuk için hazırlanmış çevrede sosyal ve kültürel etkinlikler için çocuğu güdülemek suretiyle hazırladıklarını görüyoruz. Bu açıdan bakıldığında öğretmenin öğrenci üzerinde kısıtlayıcı ya da baskılayıcı sıkı bir denetimi olmadığını, çocuk ihtiyaç duyduğunda gereken desteğin gerektiği zamanda verildiğini görmekteyiz. Bu bağlamda, öğretmen bir otorite figürü olmaktan ziyade bir bireysel gelişim için bir danışman ve rehber rolündedir. Aynı şekilde çocukların kendi akranlarından ve yaşça büyük olan diğer çocuklardan da öğrenecek, onların da deneyimlerinden faydalanılmasına imkân sağlayan bir ortam oluşturulmaktadır.

Montessori sınıflarında dış çevrenin de belli bir düzen içinde olmasına dikkat edilmektedir. Örneğin her alet ve edevattan ihtiyaç dâhilinde bulundurmaya ve eğitim-ortamının mümkün olduğunca karmaşadan ve kalabalıktan uzak tutulması önemsenmektedir. Bu bakış açısı, gelişim evresindeki çocuğun algıladığı dış çevrenin, kendi iç dünyası ile bir paralellik arz etmesi anlayışından doğmakta olup, sadeliğin ve düzenin çocuğun iç dünyasında da bir huzura ve dinginliğe neden olacağı görüşünü barındırmaktadır.

“İnsanlık, en acil olarak bekleyen barış ve birlik sağlayamama sorunlarına çözüm bulmak istiyorsa, dikkatini ve enerjisini çocuğun kişiliğinin oluşum sürecindeki gizil güçleri keşfetmeye çevirmelidir.”

Maria Montessori’nin söylediği bu söz, çocuk gelişiminin sağlıklı bir düzeyde olmasının tüm toplumlar ve hatta tüm dünya için ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu vurgulamaktadır. Öyle ki, her geçen gün daha da küreselleşen dünyada, toplumun aktif bir parçası olacak ve topluma yön verecek bireylerin çocukluktaki gelişimlerinin sağlıklı ve potansiyellere açığa çıkacak bir şekilde olması dünya barışı ve insanların refahı açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Bu durum birçok kişi tarafından fark edilmiş olmalı ki, günümüzden yaklaşık altmış yıl önce geliştirilmiş Montessori yaklaşımı, çocuk gelişiminde sağladığı faydalar açısından bugün birçok ailenin ve kurumun dikkatini çekmeye başlamıştır.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Çocuk Eğitiminde Montessori Yaklaşımı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     4 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Ümit AKÇAKAYA Fotoğraf
Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA
İstanbul ve Yurtdışı (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
Jungian Psikoterapist / Yazar/ Kendin Olma Terapisi / Uyanış ve Dönüşüm Psikoterapi Programı
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi97 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'nın Yazıları
► Çocuk Eğitiminde Sınırlar Psk.Nazan PARLAK
► Çocuk Eğitiminde "Dayağın" Önemi Psk.Bilge Kağan BÜYÜKKELEŞ
► Çocuk Eğitiminde Babanın Rolü Psk.Dnş.Evrim Alkış DEMİREL
► Çocuk Eğitiminde Annenin Yeri Dr.Psk.Murat İDİN
► Çocuk Eğitiminde Davranış Olarak Örnek Olmak Psk.Dnş.Hüseyin ÇETİNKAYA
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,820 uzman makalesi arasında 'Çocuk Eğitiminde Montessori Yaklaşımı' başlığıyla benzeşen toplam 23 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Erich Fromm ve 'olmak' Mayıs 2020
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


01:44
Top