2007'den Bugüne 84,869 Tavsiye, 26,547 Uzman ve 18,905 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Kalp Sağlığı ve Beslenme
MAKALE #16827 © Yazan Uzm.Dyt.Merve KAYALI | Yayın Haziran 2016 | 1,770 Okuyucu
Kalp Sağlığı
Yaşayan her canlıdaki dokuların, organların ve hücrelerin; oksijen, karbondioksit, aminoasitler, yağlar, vitaminler ve mineraller gibi madde ve besinlere gereksinimi vardır.
Metabolizma faaliyetleri sonucunda oluşan artık ürünlerin de vücuttan uzaklaştırılması, vücut ısısının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin korunması, hormonlar ve enzimlerin vücudun gerekli bölgelerine taşınması gerekir. Bütün bu işlemleri bir taşıma sistemi gerçekleştirir ki bu işi kalp ve damarlardan oluşan dolaşım sistemi yapar.
Kalp bu sistem içerisinde motor görevi yapar. Kalp dakikada 60-80 vuruş arasında değişen bir hızla günde 9000 litre kanı vücudumuza pompalar. Hayati bir organımız olan kalbin yaşam süresince hiçbir dinlenme dönemi yoktur. Bu nedenle kalbin düzgün çalışması için gerekli olan tüm maddeler eksiksiz olarak ve zamanında alınmalıdır. Kalp kasının normal fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için sadece kalp kasının yeterli oksijeni ve besinleri alması yetmez. Kalbe kanı getiren damarların da sağlıklı, esnek ve doğru fonksiyon görür durumda olması gerekmektedir.
Yaşla birlikte damarlarda yer yer yağ (kolesterol) birikimi olur. Erken dönemde damarlardaki daralma (darlık derecesi %30-%40) kan akımına önemli engel oluşturmadığı için hiçbir şikayete yol açmaz ve bulgu vermez. Darlık derecesi % 70- 80'i geçtiği zaman hiç beklenmedik bir anda damar pıhtıyla tıkanır ki daralan damar akciğerlerdeyse solunum yetmezliğine, beyindeyse felce, kalpteyse kalp krizine neden olabilir. Yapılan istatistiklere göre ülkemizde ölüm nedenlerinin % 47'si kalp ve damar hastalıklarına bağlıdır.
Kalp hastalıklarında ileri yaş, erkek cinsiyeti ya da aile hikayesinde kalp-damar hastalığı geçmişi değiştirilemeyecek faktörlerdir.
KALP HASTALIĞI VE KALP KRİZİ OLUŞTURAN RİSK FAKTÖRLERİ
Genler: Kalıtım kolesterol seviyeleri üzerinde önemli bir etkendir. Araştırmacılar aile ile ilişkili hypercholesterolemia ve diğer ailevi kolesterol bozukluklarından dolayı tüm dünya da her yıl 10 milyon orta yaşlı insanın öldüğüne inanmaktadırlar. Bazı kişiler Karaciğerde LDL alıcılarının eksikliği ile doğarlar.Bu yüzden karaciğerin filtre kapasitesi sınırlıdır. Başka karaciğer bozuklukları da kolesterol seviyelerini etkilerler.
Tiroid hastalıkları, diabet gibi bazı genetik faktörlerde kolesterol seviyelerini arttırıcı etki gösterebilirler. Bu sebeple ailenin tıbbi öyküsünün bilinmesi önemlidir. Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyküsü varsa koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır.
Yağlı Yiyecekler: Eğer yağlı yiyecekleri çok fazla tüketiyorsanız kanınızdaki LDL seviyeleri yükselecektir. Kolesterol et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur.Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok sature yağ ve kolesterol emer.
Hareketsiz yaşam tarzı: Diyet kadar önemli bir risk aktörüdür. İstatistikler fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direk ilişki olduğunu göstermektedir. fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL düşük, LDL yüksektir ve koroner arterlerde plaklar oluşmaktadır.
Aşırı Kilo Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir. amerikan Kalp Birliği aşırı şişmanlığı kalp-damar hastalıkları açısından büyük risk faktör olarak kabul etmektedir.Çünkü aşırı şişman kişiler hareketsizdirler ve beslenme alışkanlıklarında yağlı yiyeceklerin payı çok yüksektir.Bu da arterler de plaklar oluşumunu hemen hemen garantilemektedir.
Vücutta aşırı ölçüde yağ birikmesi olan şişmanlık ya da diğer adıyla obezitedir.
Eski çağlardan yakın zamanlara kadar şişmanlık bir güç, sağlık ve zenginlik simgesi iken, günümüzde tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Daha 30-40 yıl öncesine kadar güzel kadın olarak topluma sunulan modellere bakılacak olursa bunların günümüzde fazla kilolu sınıfına sokulacak kadınlar olduğu görülecektir. Hatta bu durum atasözlerimize bile etki etmiş ve bizden önceki kuşaklar “ bir dirhem et, bin ayıp örter!” demişlerdir. Günümüze geldiğimizde ise obezitenin; koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, inme, tip 2 diyabet, rahim, meme, prostat ve kalın bağırsak kanseri, osteoartrit (romatizma), varis, uyku-apne sendromu, doğum zorlukları, yumurtalık kisti ve depresyon gibi hastalıklar için çok önemli risk faktörü olduğu kesin olarak gösterilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü 1995 yılından 2000 yılına kadar olan sürede Dünyadaki obez kişi sayısının %50 artarak yaklaşık 300 milyona ulaştığını bildirmiştir. Obezite sıklığı Türkiye'de de batılı ülkelerden aşağı kalmamakta, özellikle kadınlarda %30 gibi yüksek rakamlara ulaşmaktadır. 1990'dan 2000 yılına ülkemizde obezite oranı kadınlarda %36, erkeklerde %75 oranında artmıştır.
Obezitenin tanınmasında ve belirlenmesinde pek çok yöntem olmasına rağmen, tanı koymak için basit bir gözlem genellikle yeterlidir. Bununla birlikte sınıflayabilmek ve obezitenin tipini belirlemek için sıklıkla beden kitle indeksi (BKİ) ve bel çevresi ölçümü yapılmaktadır. BKİ kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle [(Vücut ağırlığı/boy 2] kolayca hesaplanabilir ve birimi kg/m2 dir. BKİ’nin 18.5 kg/m2’den küçük olması zayıflık, 18.5-25 kg/m2 olması normal, 25-30 kg/m2 kilo fazlalığı, gürbüz, toplu yada preobez olarak kabul edilir. Otuz kg/m2 ‘den büyük BKİ ise obeziteyi gösterir. Obezite evre I (BKİ 30-40), evre II (BKİ 40-50) ve evre III (BKİ>50) olarak alt sınıflara ayrılabilir. BKİ’nin önemli bir eksikliği vücut yağ dağılımı hakkında bilgi vermemesidir. Çünkü yalnızca yağ dokusunun artışı değil, aynı zamanda bu artan yağ dokusunun nerede biriktiği de önemlidir. Çünkü deri altında ve özellikle kalça bölgesinde biriken yağ dokusu (armut tipi obezite, kadın tipi şişmanlık), obezite ile ilişkili hastalıklarla çok sıkı ilişki göstermezken, yağ dokusunun göbek bölgesinde birikmesi olan elma biçimli obezite yada diğer adıyla erkek tipi şişmanlık hastalıklar açısından daha fazla risk oluşturmaktadır. Bel çevresinin erkeklerde 95.5 kadınlarda 90.5 santimetrenin üzerinde olması kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkilidir.
Obez kişilerin çoğu hızlı ve kolayca zayıflamayı isterler. Gerçekte ise bu o kolay değildir ve başarılamadığından dolayı hastalar arasında motivasyon eksikliğine bağlı tedaviyi bırakma oranı veya nüks sıktır. Bu yüzden daha tedavi başlangıcında gerçekçi hedefler belirlenmelidir (6 ayda %5-10 kilo kaybı gibi). Vücut ağırlığındaki %10 kadar bir azalma bile risk faktörlerinin belirgin olarak azalmasını sağlar.
Örneğin yağ dokusundaki 1 kg’lık azalma sistolik kan basıncında 2 mmHg, diyastolik kan basıncında ise 1 mmHg kadarlık bir düşme sağlar ki, bu sonuç bir antihipertansif ilacın sağladığı kadar düşme anlamına gelir. Kilo vermek kadar verilen kilonun idamesinin sağlanması da tedavinin çok önemlidir, çünkü kilo veren kişilerin %95’inden fazlası yeniden kilo almaktadır. Kilonun korunması uzun süreli davranış değişikliği, dengeli ve sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivitenin artırılmasına bağlıdır. Bu amaca yönelik olarak tedavide ana nokta enerji alımının azaltılması ve enerji harcanmasının artırılmasıdır.
Obezite tedavisinde beslenme tedavisi, fiziksel aktivite, davranış tedavisi, ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi gibi çeşitli tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.
OBEZİTE GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN ETMENLER
„ 1- Demografik faktörler
• Yaş: Yaşla obezite artar.
• Cinsiyet: Kadınlarda daha sıktır.
• Etnisite: Toplumlar arasında çok fark saptanır.
„ 2-Sosyokültürel faktörler
• Eğitim düzeyi ve gelir: Gelişmiş toplumlarda eğitim düzeyi ve gelir
azaldıkça obezite artar.
• Medeni durum: Evlenme obeziteye neden olur
„ 3-Biyolojik faktörler
• Doğum sayısı:
„ Her doğum yaklaşık 1 kg aldırır.
„ 4-Davranışla ilişkili faktörler
• Besin alımı: Kafeterya tipi beslenme (fast food besin tüketimi)
obeziteyi belirgin biçimde artırmaktadır.
• Sigara: Sigarayı bırakma kilo aldırır
• Alkol tüketimi: Kilo alımı ile yakından ilişkilidir.
• Fiziksel aktivite (egzersiz) azlığı.
Obezite ile mücadele bir çok hastalık ile mücadele etmektir. Bu sebeple obezite ile mücadele ülkemizin geleceği için oldukça önemlidir.

Kaynak: Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği

Sigara Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubundadırlar. Sigara içenlerin arterlerinin iç duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL miktarları yaklaşık olarak %15 azalmaktadır. Genellikle hareketsiz yaşantı tarzına eğilimlidirler. Düşük HDL düzeyleri ile tütünün toksik etkileri bir araya geldiğinde kalp krizi riskinin arttığı görülmektedir.
Yaşlanma Yaşla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görülür. 45yaş ve daha üstündeki erkekler, 55 yaş ve daha üstündeki bayanlar her yıl kolesterol seviyelerini ölçtürmelidirler. Ayrıca sigara ve hareketsizlik gibi diğer risk faktörlerden mümkün olduğunca uzak durmalıdırlar.
Cinsiyet Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL düzeyleri görülme sıklığı artar. Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür. Ancak hormon replasman tedavisi yapılan kadınlarda kolesterol düzeyleri azalmaktadır.
Uzun Süreli Hastalıklar Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabilirler.Çalışmalar diabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidizm'in kandaki lipoprotein dengesini değiştirdiğini ve kardiyıovasküler hastalık riskini arttırdığını göstermiştir.
Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon) Damar yapılarında değişiklikler oluşmuştur ve risk artmıştır. Bazı tansiyon ilaçları LDL ve Trigliseridleri arttırıp HDL yi düşürebilir. Kontrollere önem vermek gereklidir.
Stres Stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir. Ancak bazı araştırmacılar stres altındaki insanların kendilerini daha çok yiyerek veya tütün tüketimini arttırarak teselli ettiklerini, bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediğini savunmaktadırlar.
Yanlış beslenme Fazla yağlı yiyecek yemek gibi çok az yağlı yiyecekleri yemek te kolesterolü yükseltir.Uzun süreli uygulanan yetersiz ve dengesiz diyetler kalbi zayıflatır.Tansiyonu bozabilir böbrek ve kalpte bozukluklara sebep olabilir. Bol lif, iyi yağ asidi, sebze, meyve ve rafine edilmemiş tahıllardan oluşan dengeli bir beslenme programı uygulanmalıdır.
LİPOPROTEİNLER
Lipoproteinlerin genel işlevi, suda çözünmeyen lipidlerin, çözünür lipid ve protein kompleksi şeklinde kanda taşınmaların sağlamaktır. Lipidler trigliserid, kolesterol esterleri serbest kolesterol ve fosfolipidleri içerir. Lipoproteinler ayrıca yağda eriyen vitaminler (A,D ve E), ilaçlar , bazı virüsler ve bazı antioksidan enzimleri gibi bir çok maddeyi taşırlar.
Kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. HDL ,LDL,VLDL gibi çeşitleri vardır. LDL; düşük yoğunluklu lipoprotein olarak adlandırılır. LDL plazmada başlıca kolesterol taşıyıcı lipoproteindir; total plazma kolesterolünün yaklaşık % 70'i LDL' dedir. Bununla beraber, LDL-kol birçok hücrede kolesterol kaynağı olarak kullanılır.Buna karşın HDL yüksek yoğunluklu lipoprotein olarak adlandırılır. HDLlipidlerin lipoproteinler ve hücreler arasında dağılımını sağlar. Ters yönlü kolesterol transportu adı verilen bir olayda yer alırlar. HDL hücrelerden kolesterolü alır ve atılım için karaciğere veya kolesterole ihtiyacı olan hücrelere aktarır . Bu yüzden iyi kolesterol adıyla bilinir.
VLDL ise çok düşük yoğunluklu protein olarak adlandırılır. VLDL karaciğerde yapılır ve üretimi yağ asidi sağlanmasıyla uyarılır. Karaciğere artmış yağ asidi girişi yağlı diyetle veya çeşitli metabolik durumlarda (örn. Diabet) ya da açlıkta ikincil olarak yağ asitlerinin yağ dokusundan salınımına bağlı olarak ortaya çıkar.
Trigliserid de kolesterol gibi kanda çözünen bir yağdır. Trigliseridler adipoz dokudaki depolanan yağ miktarıdır. Fazla karbonhidrat içeren özellikle de basit şeker alımı yüksek bir beslenme trigliserit düzeyini kanda yükseltir. Alkoliklerde, obezlerde , böbrek hastaları ve diabet hastalarında kan trigliserit düzeyi genelde yüksektir.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kalp Sağlığı ve Beslenme" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Dyt.Merve KAYALI'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Dyt.Merve KAYALI'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Merve KAYALI Fotoğraf
Uzm.Dyt.Merve KAYALI
İstanbul
Uzman Diyetisyen
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi15 kez tavsiye edildi
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Dyt.Merve KAYALI'nın Yazıları
► Kalp Sağlığı, Kolesterol ve Beslenme Prof.Dr.Dyt.Murat BAŞ
► Kalp Hastalıklarında Beslenme Dyt.Turgay KÖSE
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,905 uzman makalesi arasında 'Kalp Sağlığı ve Beslenme' başlığıyla benzeşen toplam 80 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Tarçın ve Diyabet Kasım 2016
► Hidrasyon Eylül 2016
► Menopoz Dönemi ve Beslenme Haziran 2014
► Besin Alerjisi Mayıs 2014
► Anne Sütü ve Önemi Mayıs 2014
◊ Balık Sezonu Aralık 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


09:34
Top