Arama : | Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Bağlanma
MAKALE #17540 © Yazan Uzm.Psk.Ali İhsan YAKA | Yayın Kasım 2016 | 470 Okuyucu
Bağlanma teorisinin ayırtedici yanı kişilik gelişimine etiyolojik bir yaklaşımdan bakmasıdır. Bowlby ve Ainsworth kişiliğin gelişimine ilgi duymuşlar ve anne-çocuk etkileşimini incelemişlerdi (Ainsworth ve Bowlby, 1991). Bağlanma konusuyla ilgili çalışmalar, önce Bowlby’nin annenin geçici yokluğunda çocuğun vereceği tepkileri gözlemlemesiyle başlamıştır (Bowlby, 1989). Bu çalışma için Bowlby hastaneye yatırılan veya daha önce istismara uğradığı için koruma altına alınarak yuvaya gönderilen çocukların annelerinden ayrıldıklarında verdikleri tepkileri incelemişti. Bu çalışmalarda özellikle iki çocuk Bowlby’i etkilemiştir. Bunlardan birincisi herhangi bir anne figürüyle kalıcı bir ilişkisi olmamış ve sevgiden mahrum bırakılmış bir ergen, diğeri de Bowlby’nin yanından hiç ayrılmayan kaygılı bir çocuktu. En çok bu iki çocuğun tepkileri Bowlby’nin çalışmalarını etkilemiş ve onu o dönemdeki en yaygın yaklaşım olan psikoanalitik eğitime ilgi duymasını ve çocuk psikiyatrisine ve psikoterapisinin üzerinde çalışmasını sağlamıştır (Ainsworth ve Bowlby, 1991). Bowlby çalışmalarını yaparken başlangıçta psikoanalitik geleneğe bağlı kalmıştı; bunun nedeni birincisi 1950’lerde psikopatojinin açıklanmasında psikoanalitik kuram daha çok elverişliydi ve ikincisi belki de en önemlisi diğer davranış disiplinlerinin ‘travma, erken dönemdeki hassas periyotlar, ayrılma anksiyetesi ve nesne ilişkilerine daha az dikkat etmesi ama psikoanalizmin bu kavramlar üzerinde daha çok durmasıydı (Bowlby, 1989); fakat zamanla yaptığı çalışmalarda psikoanalistlerin, çocuğun yaşamındaki gerçek tecrübeleri göz ardı ettiğini fark etmişti (Ainsworth ve Bowlby, 1991). 1950 yılında Bowlby’den Dünya Sağlık Örgütü tarafından kimsesiz çocukların ruh sağlığı hakkında bir araştırma yapması istendiğinde Bowlby, hem alanda çalışanlarla tanışmış hem de çocuk psikiyatrisi alanındaki geniş literatürü incelemişti. Daha sonra 1951 yılında hazırladığı raporda ruh sağlığı açısından olmazsa olmaz şeyin bebeğin veya çocuğun annesiyle (veya sürekli bakıcısıyla) doyum sağlayıcı ve haz alabileceği sıcak bir ilişkinin olması gerektiğiydi. Bu çalışmadaki incelemelerine dayanarak da çocukların birincil bakıcılarından ayrılma tepkilerinin ‘karşı çıkma ve yeniden birleşme arzusu, umutsuzluk ve kopma’ olmak üzere üçe ayrıldığını ileri sürmüştü (Bowlby, 1989; Masterson: 21, 2008).

Daha sonraki çalışmalarda da çocuklarla ilgili benzer gözlemlerine dayanarak yeni doğanın annenin (veya sürekli bakıcının) sevgisine ve varlığına olan açlığının yiyeceğe olan açlık kadar önemli olduğunu ve annenin yokluğunun ise kaçınılmaz bir şekilde güçlü bir kaygı ve öfke duygusunu harekete geçirdiğini ve bakıcı-çocuk arasındaki etkileşimin çocuğun kişiliğini etkilediğine ve bu etkileşimin yapısının da birincil bakıcıların bağlanma yaşantılarına dayandığını ifade etmişti (Ainsworth ve Bowlby, 1991; Bowlby, 1989).

Bowlby Londra’daki ilk sistematik araştırmasında hırsızlık yapan 44 ergenle çalışmış ve bu ergenlerin kontrol grubuyla karşılaştırıldığında çocukluk dönemlerinin uzun bir zaman diliminde annelerinden ayrı olduklarını fark etmiştir (sevgi yoksunluğu); böylece anne ayrılığı üzerinde durmuştu(Ainsworth ve Bowlby, 1991).

Bağlanma kuramının gelişimindeki ikinci evreye de Ainsworth öncülük etmiştir. Ainsworth ise kendi kişiliğinin yapısını merak etmiş ve kişiliğin gelişimi konusuna ilgi duyarak önce S.N.F. Chant ile çalışmış, daha sonra da William Blatz’ın ‘Güven’ teorisinden etkilenerek tezini bu konu üzerinde yoğunlaştırmıştı; fakat Blatz kişilik gelişiminde Freud’un bilinçaltı süreçler yaklaşımını reddedip bilinçli süreçlere önem verdiği için Ainsworth Blatz’in görüşlerinin yeterince açıklayıcı olmadığını düşünmeye başlamış ve onunla çalışmayı daha fazla sürdürmemiş ve Bowlby Dünya sağlık örgütü için hazırladığı raporu bitirdikten sonra ona katılmıştı (Ainsworth ve Bowlby, 1991; Masterson, 2008).

Ainsworth ise çocukların dünya hakkında bilgi edinip zorluklarla başa çıkmayı öğrendikçe zamanla kendilerine güvenmeye ve böylece bağımsız bir güvende olma duygusu geliştirmeye başladıklarını ifade eder. Çocuk gelişiminde gerçek yaşam olaylarının önemini fark ederek bu yaşamsal olaylardan özellikle erken dönemdeki anne ayrılığı üstünde durarak annenin veya bakıcının ulaşılabilir olmasının çocuğun kendisini güvende hissetmesini sağladığını ileri sürmüş ve çocuğun değişime olan ihtiyacının onu dünya hakkında daha da meraklandırarak çevreyi keşfetmesini sağladığını fakat öğrenmenin kendisinin riskli bir durum yarattığı için çevreyi keşfederken çocuğun aynı zamanda yalnız olacağını ama bu öğrenme ve keşfetme deneyimlerinde herhangi bir kaygı yaşandığında anne ya da bakıcının çocuk için ulaşılabilir ve onun ihtiyaçlarını karşılayabiliyor olmasının çocuğun kendisi için güvende olduğuna inanmasını sağlayacağını ve böylece dünyayı tanıma ve öğrenme durumunun gerçekleştiğini ileri sürmüştür (Ainsworth, 1979, 1989; Ainsworth ve Bowlby, 1991).

Bowlby de ayrılık anksiyetesinin (anneden ayrılma durumunda çocuğun yaşadığı yoğun kaygı) bağlanma figürü olmadığında ortaya çıktığını fakat bağlanma davranışının (bakıcıyı arama ve ona ulaşma isteği) hemen sonlanmadığını ileri sürmüştür. Bağlanma davranışının çevrenin uyarıcı veya zararlı özellikleri ortaya çıktığında da aktive olduğunu çünkü çocuğun kendisini tehlikede veya güvende olmadığını hissettiğinde bu tehlikeli durumdan sadece kaçınma davranışı sergilemediğini aynı zamanda kendisine güvenli bir üs aradığını ve bunun da bağlanma figürü olduğunu ve sadece bağlanma figürünün aktive olmuş bağlanma davranışını (ağlamak gibi) sonlandıracağını ileri sürmüştür. Böyle durumlarda anne veya bakıcı çocuğu reddederse veya çocuktan ayrı ve uzak olmaya devam ederse anne veya bakıcıya karşı düşmanlık ve öfke duyguları gelişecektir. Bowlby çocuğun bu davranışının yanlış yorumlanabileceği tehlikesine işaret ederek (örn. Çocuk için kendine güvenen veya bağımsız bir kimlik geliştiriyor denilebilir) aslında burada ilkel savunma süreçlerinin devreye girdiğini (anneye karşı ilgisiz olmak gibi) ifade eder. Ayrılma anksiyetesi her ne kadar anneden ayrılığa bir tepki olarak değerlendirilse de bunun uzun sürmesi durumunda bu anksiyeteye keder, üzüntü ve yas süreci katılacaktır. Burada Bowlby psikanalistlerin ileri sürmüş olduğu küçük çocukların yas ve üzüntüyü yaşayamayacakları fikrine karşı çıkarak ve de Melaine Kleine’nın çocuğun en büyük kaybının sütten kesilmesi fikrine katılmayarak bebeklerle yetişkinlerin davranışlarının özellikle sevilen birinin yokluğu durumundaki davranışlarının (özlem duygusu, öfke, yardım isteği, umutsuzluk, yeniden organize etme, yapılandırma gibi) benzer olduğunu öne sürer (Ainsworth ve Bowlby, 1991).

Ainsworth’un çalışmasında ise bebeklerin pasif veya alıcı değil aksine aktif ve uyarıldıklarında veya acıktıklarında anneyi aramaları ve de dünyayı keşfetmede annenin güvenli bir üs olduğu ifade edilir. Ainsworth bebeklerin davranışlarının özellikle anneden ayrılma ve birleşme durumlarını gözlemleyerek onları üç temel kategoriye ayırır: Güvenli bağlanan, güvensiz bağlanan ve bağlanamayan. Ainsworth’a göre çocuklar ağladığında anneler onların ihtiyaçlarını tutarlı bir şekilde karşıladıklarında bu bebekler yaşamlarının birinci yılının sonuna doğru görece daha az ağlarlar. Bu bebekler için annelerine veya bakıcılarına güvenli bağlanmış denilebilir (Ainsworth, 1979, 1989; Ainsworth ve Bowlby, 1991).

Bowlby de bedensel temasın yüksek düzeyde uyarılmış olan bağlanma davranışını sonlandırdığını ifade eder. Örneğin bir çocuğun ağlaması bağlanma davranışının yüksek düzeyde uyarılmışlığına işaret eder ve genellikle anneler (veya bakıcılar) böyle durumlarda çocuklarını kucağa alırlar. Burada çocuğun anneye güvenli bir şekilde bağlanmasını sağlayan şey annenin çocuğunu kucağına alması değil çocuğun temas işaretlerini doğru algılaması ve bu ihtiyacı karşılayış biçimidir (Ainsworth ve Bowlby, 1991; Bowlby, 1989).

Ainsworth da annelerine veya bakıcılarına güvenli bağlanan bebeklerin sadece kucağa alınmaya olumlu tepki vermediklerini bırakıldıklarında da bu davranışa olumlu tepkide bulunarak çevreyi keşfetmeye devam ettiklerini vurgularlar. Yani uygun zamanda ve uygun biçimdeki yakın bedensel temas bebeği ‘mız mız, telaşlı ve yapışkan’ yapmaz. Kaçıngan bebeklerin ise yoğun anksiyete yaşamamışlarsa da genellikle yaşamlarının birinci yılında özellikle anneleriyle temas kurmak istediklerinde reddedilip bu isteğin göz ardı edildiğini ifade etmiştir (Ainsworth, 1979, 1989; Ainsworth ve Bowlby, 1991).
Bowlby ve Ainsworth’un (Ainsworth, 1979, 1989; Ainsworth ve Bowlby, 1991; Masterson, 2008) bağlanmayla ilgili bu temel çalışmalarından sonra bağlanma kuramı genişleyerek bağlanmanın sınıflandırıp sınıflandırılmayacağı çalışmalarına odaklanılmıştır. Bundan sonraki bölümde bağlanmayla ilgili sınıflandırma çalışmaları tüm yönleriyle incelenmeye çalışılacaktır.

Bağlanma Stilleri (veya Tarzları)

Bowlby’nin etiyolojik-evrimsel bağlanma yaklaşımına göre insan türü de yaşayan diğer canlılar gibi bir anne figürüne bağlanmaya ihtiyaç duyar. Bu figürün doğal bir anne olmasına gerek yoktur; önemli olan birincil bakımı sağlayan kişinin olmasıdır.
Bağlanma kuramının gelişiminde özellikle sınıflandırma yaklaşımıyla önemli bir katkısı olan Ainsworth ve arkadaşları Uganda ve Maryland’de ev ortamında anne-çocuk etkileşimlerini doğal gözlem yoluyla incelemiş ve daha sonra da çocuğun anneden ayrılmaya verdiği tepkileri incelemek amacıyla ‘yabancı durum’ modeli geliştirmişlerdir. Bu yöntem bebeklerin bağlanma süreci içerisindeki organizasyonlarını sınıflandırmak amacıyla onları yaşamlarının birinci yılında belirlenmiş bir ebeveynden laboratuar koşullarında ayrılma ve onunla yeniden birleşmeye verdikleri tepkilerin gözlemlenmesine dayanmaktaydı (Ainsworth, 1979; Masterson, 2008). Bu modelde bebeklerin bağlanma organizasyonlarını genel olarak sekiz gruba ayırsalar da temelde üç ana gruba (A,B ve C grupları) ayrılabileceğini gözlemlediler. B grubundaki bebeklerin (Güvenli grup) ayrılma durumu yaşamadan önce annelerini güvenli bir üs olarak kullandıkları ve bağlanma davranışlarının ise genellikle anneden ayrılma durumunda aktif olup çevreyi keşfetme çabalarının azaldığı stres yaşama ihtimallerinin arttığı ve anneye veya birincil bakıcıya tekrar kavuşma durumunda ise yakınlık ve temas kurma eğiliminin arttığı gözlenmiştir. C grubundaki bebekler ise (Kaygılı grup) anneden ayrılma durumundan önce bile kaygı işaretleri gösterme eğiliminde oldukları ve anneden ayrılma durumunda da yoğun kaygı yaşadıkları ve daha sonra anneye tekrar kavuştuklarında ise ikili bir durum yaşadıkları gözlenmiştir: Hem yakın temas arayışı hem de bu bedensel temasa direnç gösterme durumu yaşanır. A grubundaki bebekler ise anneden ayrılma durumunda oldukça nadir bir şekilde ağlama davranışı sergileyerek anneye kavuşma durumlarında ise ondan kaçınarak kaçıngan davranışlar sergilemişlerdir. Ainsworth ve arkadaşları daha sonra gözlemledikleri bu bağlanma davranışlarına bir faktör analizi uygulayarak üç grubu 1) Güvenli-Kaygı boyutunda ve 2) Yakınlık-Dokunsal temas boyutlarında incelemişlerdir. B grubundaki bebekler Güvenli boyutta, diğer iki grup ise (A ve C) kaygılı boyutta değerlendirilmişlerdir. İkinci boyutta da A grubundaki bebeklerin (kaçıngan) kucağa alındıklarında buna olumlu yanıt vermediklerini fakat bırakılmaya da direnç gösterdikleri gözlenmiştir. Gruplar ayrıca bu faktör analizinde yer almayan fakat zaman zaman sergilenebilen bir boyut olan ‘uyumluluk ve öfke’ye göre de değerlendirilmiş ve B grubundaki bebeklerin (Güvenli) A (Kaçıngan) ve C (Kaygılı) grubundaki bebeklere göre daha uyumlu ve daha az öfkeli; A grubundakilerin ise C grubundakilerden daha öfkeli davranışlar sergiledikleri gözlenmiştir. Ainsworth ve arkadaşları güvenli grubun annelerinin bebeklerinin işaretlerine daha çok dikkat ettiklerini ve onların ihtiyaçlarını diğer grupların annelerine göre daha fazla karşılamaya çalıştıklarını gözlemlediler. Bu ihtiyaç ve beklentileri karşılama bebeğe ilk zamanlarda ilkel olan beklentilerini oluşmasını sağlayarak hem çevreye hem de kendisiyle ilgili içsel tepkilerini dengelemesini sağlar. Annenin cevapları çocuğun kendisiyle ilgili ihtiyaçlarının karşılandığı ve sevildiği inancını (içsel çalışan kendilik modeli) ve çevrenin veya dünyanın güvenilir bir yer olduğunu inancının (içsel çalışan başkaları modeli) gelişmesini sağlar. Böylece çocuk (annenin istediği zaman ona ulaşabileceği algısına dayanarak) yavaş yavaş içsel bir temsil veya işleyen bir model oluşturur. Anneleri tarafından tutarlı bir şekilde ihtiyaçları karşılanmayan veya göz ardı edilen bebeklerin ise anneleriyle ilgili istediklerinde ulaşılabilir olmadığı ve ihtiyaçlarını karşılamadığı algısı oluştuğundan bakıcılarından neyi bekleyip neyi bekleyemeyeceklerine dair tutarlı bir algı oluşmayıp yoğun kaygı geliştirdikleri gözlenmiştir. Kaçıngan gruptaki bebeklerin özellikle öfkeyle ilgili duygularını B ve C grubundakilere göre daha sınırlı ifade ettikleri ve annelerinin de diğerlerine göre daha reddedici olduğu belirtilmişti. Burada kaçınma davranışının ise anksiyete ve öfkeyle baş edilmesini ve de anneye dayanılabilir bir yakınlıkta olmayı sağlayan bir savunma mekanizması gibi işlev gösterdiği ifade edilmiştir. Bağlanma organizasyonunda kaçınma davranışlarının gelişmesinde ise anne ve bebeğin potansiyel durumları göz önünde bulundurulmuştur. Ainsworth’a göre yeni doğan bazı bebekler diğer bebeklere göre daha zor olarak sınıflandırılabilirler. Annelerinin ise kişilik ve yaşam koşullarının da bu bebekler için uygun olmaması bu bebeklerin zamanla kaygılı ve kaçıngan bağlanma organizasyonlarının gelişmesine neden olmuştur (Ainswort, 1979, 1989; Masterson, 2008).

Bağlanma davranışı aktif olduğunda birincil olarak bedensel temasın önemi üstünde duran Bowlby ise bebeğin kucağa alınmasının gerekli olduğunu vurgulamıştır. Daha sonra yaptığı çalışmalarda da bebeklerin yaşamlarının birinci yılında özellikle ağlama davranışları durumunda anneleri tarafından kucağa alınmalarının en etkili sakinleştirme yöntemi olduğunu keşfetmiştir. Ayrıca sadece kucağa alınmanın değil aynı zamanda bebekle yüz yüze temas kurmanın, onu besleme biçiminin de (yani çocuğun nelerden hoşlandığı ve ne zaman doyduğunun anlaşılması gibi) bağlanma organizasyonunda önemli olduğunu vurgular. Böylece beslenme, yakın bedensel temas ve yüz yüze gelmek gibi durumlar anne-bebek etkileşimlerinde bebeğe anneden neyi bekleyebileceğiyle ilgili içsel bir model sunar (kendilik ve diğerleri modeli). Bowlby aynı zamanda evrimsel açıdan bağlanma ve çevreyi keşfetmenin birbirini desteklediğini ileri sürmüştür; yani bağlanma davranışı aktif olduğunda bebek çevreyi keşfetmektense bakıcısıyla yakınlık arayışına yönelir; bağlanma davranışı daha az aktif olduğunda ise bebek çevresindeki birçok yeniliği keşfetmeye hazır olur. Burada bağlanma figürünün varlığı (ki bu istenildiğinde ulaşılabilir olan ve ihtiyaçlara cevap veren kişi ise) bebeği çevresini keşfetmesi için harekete geçirir. Bowlby ve Ainswort bu araştırma sonuçlarının ilerde çocuk ruh sağlığı alanındaki önleme programlarında kullanılabileceğini belirtmişlerdir (Ainsworth, 1979, 1989; Ainsworth ve Bowlby, 1991; Masterson, 2008).
Buraya kadar yapılan açıklamalar çerçevesinde yapılan çalışmalarda çocuklardaki bağlanma sisteminin sınıflandırılabildiği gözlemlendikten sonra araştırmacılar bu defa acaba yetişkinlikte de bağlanma sistemi var mıdır veya yetişkinlikteki yakın ilişkiler çocukluktaki bağlanmanın gelişimine benzer mi gibi sorularla yetişkinlikte bağlanma konusuna odaklanmaya başlamışlardır. Bir sonraki bölümde yetişkinlerde bağlanma konusuyla ilgili çalışmalar ayrıntılı bir biçimde ele alınacaktır.

Yetişkinlerde Bağlanma

Normatif süreçler yaklaşımına göre, Bowbly ve Ainsworth’un (1991) bağlanma kuramı temelindeki bağlanma sistemi evrenseldir. Bu normatif süreç, yeni doğanın evrimsel olarak hayatta kalma şansını arttıran ve zamanla bağlanma davranışları dinamikleri olarak şekillenen duygusal gelişim sürecini açıklar. Yani herhangi bir ihtiyaç anında tüm bebekler yakınlık kurmak isterler, örneğin bebek, yorgun veya hasta olduğunda birincil bakıcısıyla daha fazla temas kurma eğiliminde olur. Shaver ve Miculincer’a (2002) göre yetişkin bağlanma sistemleri arasındaki bireysel farklılıklar da erken yaşlarda yaşanan bu normatif süreçten etkilenerek gelişmektedir. Bağlanma ilişkilerinin yetişkinlikteki diğer ilişkilerden en önemli farklılığının, bağlanılan kişinin varlığının diğer kişide güven ve ait olma duygusu yaşatması, yokluğunda ise yalnızlık ve tedirginlik yaşatmasıdır. Çocukluktaki bağlanma ile yetişkinlikteki bağlanmadaki özelliklerin çoğu benzemektedir. Yetişkin kişi de çocuklar gibi, strese girdiğinde bağlandığı kişinin yanında olmasını istemekte, o varken büyük bir rahatlık, yokken de kaygı hissetmektedir. Ancak çocukluktakinden farklı olarak, yetişkinlikteki bağlanma nesneleri yer değiştirebilmektedir. Davranışlarda karşılıklılık vardır. Kişiler karşılıklı olarak bazen bağlanan, bazen da bağlanılan konumuna geçebilmektedir. Diğer deyişle kişiler zaman ve soruna göre rol değiştirebilmektedir (Crowell, Fraley ve Shaver, 2009). Bowlby bağlanmanın beşikten mezara kadar uzanan ve ömür boyu devam eden bir sistem olduğunu ve çocukluk döneminde oluşan içsel işleyen modellerin fazla değişime uğramadan yetişkinlikte de devam ettiğini ileri sürmüştür (Fraley ve Shaver, 2000). Ainswort (1989) ise çocukluk döneminden sonraki bağlanma sürecinin evrensel ve insan türüne özgü olduğunu ve daha çok duygusal bağlar şeklinde tanımlanabileceğini ileri sürmüştür. Duygusal bağların da diğer ilişkilerden farklı olarak 1) görece daha uzun süreli olduğunu, 2) Kişinin içsel bir temsili olarak karakteristik bir özelliği olduğunu, 3) İki kişi arasındaki ilişkinin doğasını yine bu ilişkinin geçmişi oluşturduğu için bu bağlanmanın birçok yapısının olduğunu ileri sürmüştür.

Bowlby ve Ainsworth’un bağlanma kuramı 1970’lerde ve 1980’lerde yetişkinlerin yalnızlık durumlarını açıklamada kullanılmış ve özellikle yalnız olan yetişkinlerin çocukluk dönemlerinde olumsuz bağlanma yaşantılarının olduğu vurgulanmıştı; fakat bu konuda yani yetişkinlerin bağlanma örüntüleriyle ilgili herhangi bir çalışma yapılmadığı için o dönemde Hazan ve Shaver (1987) yayınladıkları bir makalede yetişkinler arasındaki bağlanma yaşantılarını romantik ilişki terimiyle ifade etmiş ve anne-çocuk arasındaki bağlanma yaşantılarından doğan bireysel farklılıkların yetişkinler arasında da görüldüğünü ileri sürmüşlerdi (Akt. Fraley ve Shaver, 2000). Bu varsayıma dayanarak da

1) Bebek-bakıcı ilişkisinde ve yetişkinler arasındaki romantik ilişkilerdeki duygusal ve davranışsal dinamiklerin aynı biyolojik sistem tarafından yönetildiğini, 2) Ainsworth’un (1979) ileri sürmüş olduğu üç bağlanma stilinin (Güvenli-Kaygılı-Kaçıngan) yetişkinler arasındaki romantik ilişkilerde de görüldüğünü ve 3) yetişkin bağlanma davranışlarındaki bireysel farklılıkların insanların geçmişteki bağlanma tecrübelerine dayanarak kendileriyle ilgili oluşturmuş oldukları beklenti ve inançları yansıttığını ve bunların da işleyen modelleri oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir (Fraley ve Shaver, 2000; Crowell, Fraley ve Shaver, 2009).

Daha sonra da Bartholomew (1991) çocuk ve ebeveyn arasındaki bağlanma ile romantik çiftler arasındaki bağlanma yaşantısı arasında farklılıklar olduğunu ileri sürerek kaçıngan bağlanma stili içinde sınıflandırılan kişilerin kendi aralarında farklı davranış örüntüleri sergilediklerini belirterek bağlanma stillerini Bowlby’nin içsel çalışan modeller yaklaşımına göre yeniden tanımlamaya çalışmıştır.

Bartholomew (Bartholomew ve Horowitz, 1991) benlik ve başkaları modellerinin bağlanma stillerini belirleyen temel boyutlar olduğunu ileri sürmüş ve Horowitz’le birlikte Dörtlü Bağlanma Modeli’ni geliştirmişlerdir. Bu modele göre kişinin kendisi ve başkalarıyla ilgili içsel çalışan modelleri olumlu ve olumsuz olmak üzere iki boyutta incelenebilmektedir; yani olumlu benlik modeli kişinin kendisiyle ilgili olumlu kendilik kavramını ve kendisinin sevilmeye ve ihtiyaçlarının karşılanmaya değer olduğu inançlarını, bunun karşıtı olan olumsuz benlik modelinin ise olumsuz kendilik kavramı ve kişinin kendisini sevilmeye ve ihtiyaçlarının karşılanmasına değer görmemeyi içermektedir. Diğer boyut olan olumlu başkaları modeli ise diğer insanların sevilebilir, ihtiyaç duyulduğunda ulaşılabilir ve yardımsever olduğuna dair beklenti ve inançları ve bunun karşıtı olan olumsuz başkaları modelinin ise diğer insanların reddedici, soğuk ve ihtiyaç duyulduğunda ulaşılabilir olmadıklarına yönelik olumsuz beklenti ve inançları yansıtmaktadır. Bu modelde Hazan ve Shaver’ın (Akt. Bartholomew ve Horowitz, 1991) modelinden farklı olarak kaçınan bağlanma stili kendi içinde ikiye ayrılmıştır (korkulu kaçınan-kayıtsız kaçınan). Korkulu kaçınan bağlanma stiline sahip kişilerin ilişkilerdeki reddedilme korkusuna dayandıklarını, kayıtsız bağlanma stiline sahip olanların ise bir savunma mekanizması gibi kendi bağımsızlıklarını muhafaza etmeye yönelik davranışlarda bulunduklarını ileri sürmüştür (Fraley ve Shaver, 2000; Crowell, Fraley ve Shaver, 2009; Sümer ve Güngör, 1999; Sümer, 2006; Shaver ve Miculincer, 2002; Bartholomew ve Horowitz, 1991). Böylece Dörtlü Bağlanma Modeli’ne göre olan bağlanma stilleri şöyle ifade edilmişlerdir:

1) Güvenli (Secure) Bağlanma Stili: Olumlu benlik ve başkaları modelinin birleşimini içermekte ve kişinin olumlu benlik algısı ve kendisini sevilmeye ve ihtiyaçlarının karşılanmaya değer olduğuna dair inanç ve beklentileri oluşturmaktadır.

2) Saplantılı (preoccupied) Bağlanma Stili: Bu bağlanma stili olumsuz benlik ve olumlu başkaları modelini içermekte ve bu kişilerin kendilerini değersiz ve sevilmeye değmez, kaygı düzeylerinin yüksek ve diğer insanlardan kaçınmalarının ise düşük olduğu belirtilmiştir; çünkü saplantılı bağlanan kişilerin sürekli yakın ilişkiler içinde olmayı istedikleri, ilişkilerde aşırı yakınlık gösterme eğilimlerinin diğer insanları kendilerinden uzaklaştırdıkları ifade edilmiştir.

3) Korkulu (fearfull) Bağlanma Stili: Olumsuz benlik ve olumsuz başkaları modelini içeren korkulu bağlanma tarzı ise kişinin değersiz olduğuna dair inanç ve duygularını ve başkalarının güvenilmez ve reddedici olduğuna dair inanç ve beklentilerini oluşturmaktadır. Bu boyutta olan kişilerin hem kaçınma hem de kaygı düzeyleri oldukça yüksektir.

4) Kayıtsız (dismissing) Bağlanma Stili: Olumlu benlik ve olumsuz başkaları modelini içermektedir. Bu bağlanma stiline sahip kişiler bağımsız olmaya çok fazla önem verdikleri için başkalarıyla yakın ilişki kurmayı reddederler ve başkalarından gelebilecek hayal kırıklığı veya reddedilmekten hissedilecek olan rahatsızlığı yaşamamak için olumlu kendilik algılarını muhafaza etmeye çalışırlar.

M.B. Levy ve Davis (1988, Akt. Fraley ve Shaver, 2000) yaptıkları araştırmalarda güvenli bağlanma stili ile kaçıngan bağlanma stiline sahip olanların kendi aralarındaki korelayonunun güvenli ve kaygılı bağlanma stiline sahip kişilerin aralarındaki korelasyonlardan daha negatif bir ilişkide olduğunu bulgulamışlardır. Bu sonuçlar da kategorik yaklaşımın geçerliliğini sorgulanmasına neden olmuş ve sonuç olarak boyutsal mı yoksa kategorik yaklaşım mı tartışmasını başlatmıştır. Brennan ve arkadaşları 1998’de boyutsal yaklaşımların romantik bağlanmadaki bireysel farklılıkları organize etmedeki rolünü tespit etmek için bağlanmayı ölçmeye yönelik geliştirilen ölçekleri inceleyerek bu ölçeklerdeki maddeleri geniş bir örnekleme uygulayarak bir faktör analizi yapmış ve bağlanma için boyutsal yaklaşımı önererek iki temel boyutun (Kaygılı ve Kaçınmalı bağlanma) yetişkin bağlanmasını ölçmek için daha uygun olduğunu ileri sürmüşler ve bu boyutların kendilik ve diğerleri modeli çerçevesinde yorumlanmasının daha uygun olduğunu ifade etmişlerdir (Fraley ve Shaver, 2000; Shaver ve Miculincer, 2002). Fraley ve Shaver’a (2000) göre kendilik ve diğerleri modelinin 3 sınırlılığı vardır: 1) Bu modeller sadece bağlanma boyutlarını değerlendirmek için hazırlanmıştır. 2) Kendilik ve diğerleri modeline göre saplantılı bireylerin diğerleriyle ilgili pozitif modeli vardır; yani diğer insanlar gerektiğinde ihtiyaçları karşılamak için ulaşılabilir olan, güvenilir kişiledir. Oysa araştırma literatürüne bakıldığında yüksek düzeyde saplantılı bireyler sık sık öfkeli, kıskanç ve partnerleriyle ilgili sürekli şikayet eden kişiler olarak betimlenebilmektedirler. 3) Bağlanma davranışlarının birçok türde ortak olduğu ve bu türlerin de karmaşık bir şekilde kendilik modellerinin olmadığıdır. Dolayısıyla kendilik ve diğerleri modellerine dayanan ölçümler olsa olsa bağlanmanın altında yatan duygusal ve davranışsal dinamiklerin bir yansımasıdır (Fraley ve Shaver, 2000).

KAYNAKÇA
Ainsworth, M. D. S. (1979). Infant-mother attachment. American Psychologist, 34, 932-937.
Ainswort, M.D.S. (1989). Attachments beyond Infancy. American Psychologist, 44, 709-716.
Ainsworth, M. D. S. ve Bowlby, J. (1991). An ethological approach to personality development. American Psychologist, 46, 333-341.
Bowlby, J. (1969). Attachment: Attachment and Loss: Vol.1. Penguin Books, London
Shaver, P. R. ve Miculincer, M. (2002). Attachment-related psychodynamics. Attachment & Human Development, 4 (2), 133-161.
Shaver, P.R. ve Fraley, R.C. (2009). Attachment, loss, and grief: Bowlby’s views and current contraversies. J. Cassidy ve P. R. Shaver, (Ed.), Handbook of attachment: Theory, research, and clinical applications içinde (48-77), New York: Guilford Press.
Crowell, J.A., Fraley, R.C. ve Shaver, P.R. (2009). Measurement of individual differences in adolescent and adult attachment. J. Cassidy ve P. R. Shaver, (Ed.), Handbook of attachment: Theory, research, and clinical applications içinde (599-634). New York: Guilford Press.
Crowell, J.A. ve Treboux, D. (1995). A review of adult attachment measures: Implication for theory and research. Social Development, 4, 294-327.
Sümer, N. ve Güngör, D. (1999). Yetişkin bağlanma stilleri ölçeklerinin Türk örneklemi üzerinde psikometrik değerlendirmesi ve kültürlerarası bir karşılaştırma. Türk Psikoloji Dergisi, 14 (43), 71-106.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Bağlanma" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Ali İhsan YAKA'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Ali İhsan YAKA'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Ali İhsan YAKA Fotoğraf
Uzm.Psk.Ali İhsan YAKA
Diyarbakır
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi27 kez tavsiye edildiTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Ali İhsan YAKA'nın Makaleleri
► Bağlanma - Çocuklarda ve Yetişkinlerde Bağlanma Psk.Dnş.Mehmet Enver BAYATLI
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 16,479 uzman makalesi arasında 'Bağlanma' başlığıyla benzeşen toplam 13 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Depresyon Türleri Mart 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


16:24
Top