TavsiyeEdiyorum.com
TavsiyeEdiyorum.com  
.com
Arama : | Site İçi Arama

Yeni Tavsiye Ekleyin!




27.Mayıs.2017 Tuzla - İSTANBUL
■ Klinik Psk. Tuğba Baltacı Sarıbay ile butik bir çalışma
■ Mitoloji, Arketipler, Kültürel Miras Aracılığı ile Dişilik Kaynaklarımıza Ulaşmak.
■ Bastırdığımız Kadınlık Rollerimiz, İhtiyaçlarımız ve Kadınlık Durumları ile Temasa Geçmek
Hubic'ten herkese ücretsiz!
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Hastalıkta ve Sağlıkta Çocuk
MAKALE #17796 © Yazan Uzm.Psk.Suna BAYRAM | Yayın Ocak 2017 | 252 Okuyucu
Çocukluk dönemi biyolojik ve ruhsal değişimlerin yaşandığı, sosyal olarak uyumun öğrenildiği bir dönem olarak çatışmalarla geçen bir süreçtir. Çocukluğu ele alırken, insan hakları evrensel bildirgesine göre 0-18 yaş aralığındaki her bireyin çocuk olduğunu göz önünde bulundurulmaktadır.

Kavaklı ve arkadaşlarının çalışmalarına göre (1998), çocuklara verilen sağlık hizmetinin nitelikliliği ve sürekliliği hastalığın, sakatlığın ve ruhsal bozuklukların önlenmesinde olduğu kadar toplumun sağlıklı bireyler oluşturmasında ve ülkenin geleceğinde önemli rol oynamaktadır. (akt. Durualp ve ark., 2009)

Geçmişten günümüze çeşitli tedavi yöntemlerinin bulunmasıyla hastalık kavramı değişime uğramıştır. Ölüme sebep olan pek çok hastalık, artık günümüzde tedavisi kolaylaşmıştır; penisilinin bulunmasından antibiyotiklerin kullanımına geçilen süreçte bazı hastalıklar kimi toplumlarda ortadan kalkmıştır. Refah seviyesinin yükselmesi ile modern tıp yöntemleri fizyolojik ya da ruhsal sebeple hasta olan bireylerin hastalıkları sürecinde yaşam koşullarının çok etkilenmemesi için çaba harcama girişiminde bulunmaktadır. Hastalık kavramı bir değişim sürecine girmiştir.

Adler ve Matthews’in 1994 yılındaki çalışmasında yaptığı tanımlamaya göre hastalık, bireyin fiziksel yaklaşımına, bireyin kendisine olan öz-saygısına ve bireyin diğer insanlarla olan ilişkilerine bir müdahaledir (Akt; Hovardaoğlu, 1999). Ateşçi ve arkadaşlarının 150 kanserli hasta üzerinde yaptığı araştırmada, hastalık sürecinde yaşamı tehdit eden stresli bir olay ile karşılaşılması ve geçirilmiş ruhsal sorunları olan bireyleri, yeni durumlarla baş etmede yetersiz kalabildiklerini ifade etmişlerdir.

“Sosyolog Talcot Parsons (1958), ‘Birey kendisini hasta hissettiği zaman ve bununla ilgili bir sorun olduğunu belirten ilaç almak, yatağa girmek gibi etkinliklere giriştiğinde, bireyin hastalık davranışı gösterdiğinden söz edilebilir. Gösterdikleri bu belirtiler (semptomlar) ve hastalık davranışıyla da insanlar, toplumun hasta rolü olarak isimlendirdiği bir role girebilirler. Böyle bir rol hekim tarafından da onaylandığı takdirde, birey artık hastadır.’ Demektedir” (Akt.; Okyayuz, 1999).

Sosyolog Anthony Giddens’ın (2008) belirttiğine göre, hastalık üzerine biyomedikal sağlık modeli üç sayıltı üzerinde durmuştur. Bunlardan ilki, hastalığın bedende meydana gelen ve bedeni normal işlevinden uzaklaştıran bir bozulmadır. 1800’lü yılarda ortaya çıkan mikrop kuramı ile hastalıkların ardında saptanabilir bir fail bulunduğunu ileri sürmektedir. Hastalığın sebebi diğer faktörlerden ayrıştırılarak tedavi edilebilmektedir. İkinci olarak zihnin ve bedenin birbirlerinden bağımsız olarak tedavi edilebilir. Hastalığın tedavisi, klinik bir ifadeyle, hastanın resmi dosyasında bir araya getirilip toparlanmış verilerden hareketle tarafsız olarak ve değerlerden arındırılmış şekilde yapılmalıdır. Üçüncü olarak, yalnızca eğitimli sağlık uzmanları tedavi edebilirler. Sağlıkla mesleki açıdan ilgilenmek etik kuralları çerçevesinde ve belirli bir eğitimi alarak yürütülür. Kendi kendini yetiştirmiş şifacılara ve bilimsel olmayan tıbbi uygulamalara yer yoktur (Giddens, 2008).

Hastalığın hem kişisel hem de toplumsal boyutları bulunmaktadır. Hastalık sürecinde yalnızca birey acı ve sıkıntı çekmez; bireyin çevresindekiler de etkilenirler, ilgi ve şefkat gösterirler, destek olurlar (Giddens, 2008).

İşlevselci düşünür Talcott Parsons’un 1900lü yıllarda literatüre kattığı ‘hasta rolü’ kavramı, hastalığın olumsuz etkilerini en aza indirgeme amacıyla geliştirilmiştir. Hastalar kendi görevlerini yerine getiremezler ve çevrelerindeki bireylerin günlük hayatlarını sekteye uğratırlar. Hastalıkları nedeniyle iş yerine gidemezler, yakın ilişkide bulundukları kişiler hasta kişi ile ilgilenme zorunda kaldıkları için rutin ya da olağan işleri aksayabilir, bu sebeple çevresindeki bireylere sıkıntılı bir süreç yaşatabilirler. Toplumsallaşma süreci ile öğrenilen hasta rolünün üç kolu vardır;

1. Hastalık kişinin kontrolü dışında gerçekleşmektedir. Hasta olan bireyin davranışları ve eylemleri ile bağdaştırılamaz.
2. Hastalığa yakalanan bireyin belirli hakları ve ayrıcalıkları bulunmaktadır; gündelik sorumluluklarından kurtulmak buna dâhildir. Bir ev hanımı eğer hasta olduysa hastalık süresince ev işlerinden azad edilir. Hasta birey normalde olduğundan daha kaba veyahut düşüncesizce davranması mazur görülür. Yatakta dilediğince kalma ve işe gitmeme gibi haklar kazanmaktadır.
3. Hasta birey, hastalığını kabullenmeli ve sağlık durumunu etkileyen durumla ilgili uzman kişiye görünmelidir. Hastalığının bir uzman tarafından onaylanması, hasta bireyin çevresindeki kişilerin de hastalığı kabul etmelerini sağlamaktadır (Akt. Giddens, 2008).

Bahar, Savaş ve Parlar (2009), kronik hastalarda anksiyete ve depresyon sıklığı artmakta, kronik hastalıklar psikiyatrik hastalıkların oluşmasında risk etkeni olabileceğine dikkat çekmektedir ve araştırmaları da bu durumu destekler niteliktedir.

Çocuğun Fiziki Sağlığı ve Hastalığı

Yörükoğlu’nun belirttiği gibi (2008), çocuk güçsüzdür; bakılmak, korunmak ve kollanmak ister. Çevredeki pek çok uyaran savunmasız çocuklar için risk faktörüdür, çocuklar bu yüzden ebeveynlerine bağımlıdırlar. Sürekli bir şeyleri deneme ve öğrenme süreci içerisindedirler. Zihinsel gelişimleri, fiziki gelişimlerini, dil gelişimini ve sosyal gelişimlerini yakından ilgilendirmektedir. Fiziki sağlıktan bahsedebilmek için beyin yapıları ve fizyolojik gelişimlerinin organik sebeplerle hasar görmemesi gerekmektedir, böylelikle biyolojik yapının sosyal ve bilişsel yapıyı destekleyerek gelişimleri sekteye uğramamış olur.
Hastalığın ilk olarak ortaya çıktığı döneme akut evre denilmektedir. Ortaya çıkan hastalık eğer belirtiler görüldüğü dönemde ortadan kaldırılabiliyorsa akut bir hastalıktır. Eğer ortaya çıkan hastalık kişi yaşadıkça ona eşlik edecekse o zaman bu hastalık kronik bir hastalıktır.

Özol ve arkadaşlarının yapmış oldukları çalışmada tıbbi hastalığı bulunan kişilerde psikiyatrik sorunların olması hastaların yaşam kalitelerini bozduğu gibi hastanede kalış süresini uzatabilmekte, tedavi maliyetini arttırıp tedavinin etkinliğini azaltabilmektedir (akt. Bahar, Savaş, Parlar, 2009).

Kronik hastalığın tanımlaması için Erdoğan ve Karaman (2008) şu ifadeyi kullanmışlardır; Kronik hastalık, normalden sapan veya bozukluk gösteren, kalıcı yetersizlik bırakabilen, geriye dönüşü olmayan, patolojik değişiklikler sonucu ortaya çıkan, hastanın rehabilitasyonu için özel eğitim gerektiren, uzun süre bakım, gözetim ve denetim gerektirebilecek durumdur (akt. Durualp ve ark., 2009). Durualp ve arkadaşlarının, 8-18 yaşlarındaki kronik hastalığı olan 154 çocuğun yaşam kalitelerini etkileyen etmeleri inceledikleri araştırmaya göre, kronik hastalığın çocuklarda ortaya çıkardığı sosyal ve psikolojik sorunlar çocuğun kendisine, ailesine, hastalığının türüne, sosyal çevreye ve yararlandığı tıbbi bakıma göre değişmekte ve çocuğun hastalığına uyumu kolaylaşmakta ya da zorlaşmaktadır.

Arslan ve arkadaşlarının (2009) kronik hastalığı olan 65 çocuğun annnesi üzerinde yaptığı çalışmada ifade ettiği gibi, çocuğun kronik bir hastalığının bulunması ailesi üzerinde stres yaratır ve bu strese sosyal desteğin azalması, iletişim zorlukları, maddi zorluklar ve aile döngüsünün bozulması gibi etmenlere zemin hazırlamaktadır. Lovchuk (2003), Kazak (1989) ve Çıkrıkçı(2007)’nın farklı zamanlarda yapmış olduğu araştırma sonuçları çocukta bulunan kronik hastalığın sadece çocukla sınırlı kalmadığı ve aile ilişkilerinde bozulmalara, yüksek düzeyde boşanma oranlarına, aile içerisinde çelişkili tutum ve davranışlara neden olduğu belirtilmiştir (akt. Arslan ve ark, 2009).

Taylor(1995) bütünüyle iyileştirilemeyen hastalıklar grubu içerisinde yer alan kronik hastalıkların giderek artmakta olduğunu ifade etmiştir (akt. Okyayuz, 1999).

Foster ve arkadaşlarının çalışmalarına göre (1991), kronik hastalığı olan çocukların, hasta olmayan çocuklara oranla iki kat daha fazla uyum sorunları görülmüştür. Araştırmanın sonuçlarına göre, çocuklarda gözlemlenen uyum bozukluklarının en önemli faktörlerinin başında, hastalığı yarattığı yetersizlik duyguları ve sınırlamalar gelmektedir (akt. Durualp ve ark.)

Kronik hastalıkların tedavisi aşamasında hasta bireyler duygusal durumlarla da baş etmek zorunda kalırlar. Bazı hastalıklar, insanların gündelik yaşamlarını etkileyebilecek düzenli bakım ve tedavi gerektirir. Sözgelimi şeker hastalarının düzenli insülin iğneleri kullanmaları, böbrek hastalarının belirli periyotlarda diyalize girmeleri, çeşitli rahatsızlıklardan ötürü çok sayıda ilaç kullanmak gibi günlük rutin içerisinde hastalık ile yaşamayı gerektirecek durumlar olduğu gibi bazı rahatsızlıklar sebebiyle idrar ve dışkısını tutamayan bireylerin bir başkasının yardımı ile günlük hayatlarını devam ettirmeleri gerekebilir. Bu durumlara fiziki koşul olarak alışmanın yanında ruhsal olarak da kabullenme süreci ve baş etme savunma mekanizmaları gerekmektedir.

Her ne kadar hastalığın sonuçları yıpratıcı olsa da hasta bireyler çeşitli atıflarda bulunarak bu durumlarla baş edebilmektedirler.(Kelly 1992, akt: Giddens, 2008)

Durualp ve arkadaşlarının (2009) Çankırı’da yürüttüğü 154 çocuktan oluşan kronik hastalar üzerinde yaptıkları araştırma sonucuna göre, kronik hastalığı olan çocukların cinsiyetlerine göre anlamlı farklılık saptanmıştır. Araştırma bulgularına göre erkek çocukları kızlara oranla, yaşam kaliteleri daha yüksek bulunmuş, fiziksel aktiviteleri, duyguları, psikososyal işlevselliği ile ilgili sorunlarla daha iyi başa çıkabildikleri sonucuna ulaşılmıştır.

Çocuğun Ruhsal Sağlığı ve Hastalığı

Yetişkinler için geçerli olan ruh sağlığı tanımlamaları genellikle çocuklar için de doğrudur. Fakat çocuğun sürekli değişen ve gelişen bir yapıda olduğu göz önünde tutularak biraz farklı ölçütler kullanmak gerekir. Mesela çocukluk çağında korku sıklıkla karşılaşılan ruhsal bir durumdur. Çocuklar karanlıktan korkarlar, “uyumazsan civcivler seni yer” dediğimizde eğer civciv görmemişlerse korkmaları olasıdır çünkü hayal dünyalarında bilmedikleri şeyler onlarda korku ve endişe verici durumlara sürükler ve tıpkı yetişkinliklerin bilinmezlik karşısında duydukları endişe ve kaygıyı çocuklar kavram oluşturma aşamalarında çok sık yaşarlar. Çocukluk döneminde görülen yoğun kaygı ve endişeler normal karşılanırken bu durum yetişkinlerde karşılaşıldığında anormal olabilmektedir. Çocukların ruh sağlığı değerlendirilirken bu sebeple yetişkinlerden farklı ölçütler kullanmak daha sağlıklıdır (Yörükoğlu, 2008).

Çocuk ruh sağlığı değerlendirilirken birçok araştırmacının değindiği gibi, çocukluk dönemi içerisindeki yaş dönemleri dikkate alınmalıdır. Çocukluk çağı içerisindeki ruhsal durumlar da gelişim dönemine göre normal ya da anormal olarak değerlendirilebilir. Yavuzer’in (2010) ifade ettiği gibi 1 yaş civarında bulunan çocukların parmak emmeleri çevreyi tanıma ve keşfetme sürecinden kaynaklanırken, ileri yaşlarda bu durumun görülmesi uyumsuzluk sorunu ya da alışkanlık bozukluğu olarak nitelendirilmektedir. Çocuk bir davranışı hangi dönemde yapıyorsa, o davranışın çocukluk çağı davranışları içerisinde değerlendirilip bu doğrultuda bir sonuca varılması gerekmektedir.

Erikson’un psikososyal gelişim kuramına göre, çocuklar için soyut düşüncenin olmaması ve nesneler arasında canlı-cansız ayrımı yapmamaları da yetişkinlerden farklı oldukları noktalardan biridir. İlahi bir varlıktan ya da duygulardan bahsederken çocuklar bunu kavrayamayabilirler. Oyuncaklarının çocuklar için insanlardan hiçbir farkı yoktur ve onlarla konuşabilir hatta oyuncaklarına sevgi gösterilerinde bulunabilirler. Erikson’un kuramında belirttiği gibi “çocuklar bencildir.” çocuklar bu yüzden dürtü ve isteklerini dizginlemekte zorlanırlar. Çocuklar ergenlik dönemine girdikleri zaman tekrar bu bencil dönem ortaya çıkar ve ergen çocukların dürtü ve istekleri bir taraftan baskın çıkarken bir taraftan da toplumun onlardan beklentileri, bir role bürünme çabaları arasında çatışma yaşarlar. Anlaşılacağı gibi ergenlik döneminde de bir uyumsuzluk dönemi yaşayabilirler (Bacanlı, 1998).

Ruhsal bozukluklar çeşitli sınıflamalar altında nitelendirilmektedir, Amerikan Psikiyatri Birliği’nin sınıflandırması içerisindeki bozukluklar kendi içlerinde de çeşitli alt alanlara ayrılmaktadır ve çocuklar için “Genellikle ilk kez bebeklik, çocukluk ya da ergenlik döneminde tanısı konulan bozukluklar” diye sınıflandırılmıştır. Tıbbi durumdan kaynaklı tıbbi rahatsızlıkların depresyon ve anksiyete ihtimalini arttırdığı toplumca benimsenmiş bir durum olduğundan hasta bireylere ilgi gösterilmesi halk arasında yaygındır. Ruhsal hastalıkların da pek çoğu bedensel yakınmalar olarak karşılaşılmaktadır.

Ateşçi ve arkadaşlarının (2003) 150 kanser hastası üzerinde yaptığı araştırmaya göre araştırmaya katılan kanser hastalarının %28.7si depresyon bulgusuna rastlanmıştır. Terminal dönemdeki kanserli hastaların psikolojik rahatsızlık oranını ve mental bozuklukların arttığı bulgusuna ulaşan Ateşçi ve arkadaşları (2003) yine aynı çalışmada kadın olmanın, yatarak tedavi görmenin, kronik hastalık tanısı bilenlerin, daha önce psikiyatrik rahatsızlık belirtisi gösterenlerde daha fazla olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.

Ateşçi ve arkadaşlarının(2003) 150 kanser hastası bireyle yapmış olduğu araştırmaya göre katılımcıların %12si intihar düşüncesi bulunan fakat dini sebeplerden ve çocuklarının bulunmasından dolayı intihar etmekten çekindiklerini belirtmişlerdir. İntihar girişiminde bulunanlar ise ailesel sorunları olanlarda ise psikiyatrik bozukluklar oldukça yüksek bulunmuştur (Ateşçi ve ark., 2003).

Suna Bayram
Klinik Psikolog
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Hastalıkta ve Sağlıkta Çocuk" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Suna BAYRAM'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Suna BAYRAM'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Suna BAYRAM Fotoğraf
Uzm.Psk.Suna BAYRAM
İstanbul
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi12 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
27.Mayıs.2017 Tuzla - İSTANBUL
■ Klinik Psk. Tuğba Baltacı Sarıbay ile butik bir çalışma
■ Mitoloji, Arketipler, Kültürel Miras Aracılığı ile Dişilik Kaynaklarımıza Ulaşmak.
■ Bastırdığımız Kadınlık Rollerimiz, İhtiyaçlarımız ve Kadınlık Durumları ile Temasa Geçmek
Hubic'ten herkese ücretsiz!
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Suna BAYRAM'ın Makaleleri
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 15,540 uzman makalesi arasında 'Hastalıkta ve Sağlıkta Çocuk' başlığıyla benzeşen toplam 17 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Sosyal Destek Şubat 2017
► Kişilik ve Aşk Ağustos 2016
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


06:13
Top