Arama : | Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Kişiliğin Oluşum Serüveni
MAKALE #18771 © Yazan Uzm.Psk.Şakir ERNAS | Yayın YENİ Eylül 2017
KENDİNİ VAR ETME DAVRANIŞLARI

İnsanoğlu kendini bilinci ve iradesi olmayan bir konumdan çıkarabilmesi için bireyin psikososyal bir varlık olma şemasının bir gerekliliği olan ya bir şeyleri yaratmalı, oluşturmalı ya da bir şeyleri ortadan kaldırmalı, yok etmesine bağlıdır. Bu kendini gösterme şekli sadece fiziksel bir şey değildir burada mesele sadece bir yeri kaplamak ve bulunduğu yere bir aidiyetlik vermesi değildir. Temelde bireyin özüne yönelik bir saldırı vardır ve bireyi öz benliğini muhafaza etme şekilleri ve yolları arar daima. Bireyin bu süreğen ve arka planda devam eden savaş halinde olma durumu; öz benliğine yönelik savaş açan kişi-olgu-durumlara karşı koymasını gerektiren bütün davranışlarını içerir. Bireyin fiziksel olarak kendini göstermesi; yürüyüşü, giyimi, hareketleri, saldırganlık davranışları, konuşması ve jest mimikleri; duygusal olarak: kendini değerli hissetmesi, rastlantısal olayları öz benliğin çekiciliğine bağlaması, kendini Tanrı’nın sevgili kulu olarak görmesi vb. bu savaşın arka plandaki oluşumlarıdır. Bireyin ilk yaşamsal döneminden başlayıp kendisini oluşturan-yaratan toplumun kültürüne maruz kalma durumuna göre yetişen bir birey kendini bu durumdan kurtarmak için iki yoldan birin seçmek zorunda kalır. Kuşkusuz bu seçimin özgürlük ve özgür irade ile yapıldığı varsayılamaz çünkü bebekliğinden yetişkinliğine kadar yetiştirilme-maruz kalma durumuna göre kişiliği şekillenir. Olumlu bir süreç atlatan bir birey doğal olarak bir şeyleri yaratmayı-oluşturmayı seçecek kuşkusuz çünkü onu yetiştiren bu toplumun fertleri olmayı yani bir aidiyet kurmayı ve bu topluma iyi bir birey olarak bir şeyler kazandırmayı doğal olarak koşullanmıştır. Bir bireyin kendini toplumda iyi izah edememesi kendini bir konuda kanıtlayamaması yani bir şeyleri öretememesi ve onu tüketici olmaya sevk eder. Bir bireyin yetiştirilme koşularının olumsuz olması durumundan birey kendi varlığını kanıtlayabilmek için toplum tarafından hoş görülen durumları, olguları, nesneleri yok etmeye çalışır. Bu durum fiziksel anlamındaki ortadan kaldırma yok etme dışında farklı olarak sosyal, duyusal ve psikolojik oluşumları da hedef alır. Toplumda kendini iyi ifade edemeyen bir birey içine kapanık, asosyal vb. çoğunlukla bir şeyleri yok etme taraftarıdır. Bu durum bir bireyin çevresi tarafından sözel istismara maruz kaldığı durumda bu duruma tepki verip yardım arayışları içerisine girmektense bu durumu kendi içerisinde içselleştirip kötü olarak yorumlayıp ve olumlu tarafları izole ederek yansıtır. Bu durum aslında yaşadığımızın kanıtı niteliğindedir çünkü kişi kendinin canlı olduğunu kanıtlayabilmesi için duyusal olarak bunu yansıtması gerekir. Bu eylemin duyusal yönü hayatın anlamını oluşturur, hayata bir tat yani yaşanmışlık katar. Yok etmeye yönelenler katiller... vs Eylemlerimizin altında yatan bu varoluşsal dayanak aslında bir savunma mekanizması gibi işler. Bu iki uç arasında kalan herşeyi bir nesnedir yani cansızdır. Örneğin vitrinleri süsleyen ve kimilerini büyüleyen kusursuz gibi görünen mankenler aslında birer nesnedir bu yüzden kimse onlara aşık olmaz.

TANIMLAMA GEREĞİ ÜZERİNE

Çevremize baktığımız zaman insanoğlunun dili keşfetmesinden bu yana etrafından olan bütün nesne ve canlılara ait bir tanımlanma olduğunu görürüz. İnsanoğlunun bu tanımlama uğraşı aslında bir varoluşsal kaygının öz benliğe yönelik gerçekleşebilecek olay ve olguları saptama ve olası bir tehlike durumunu ortadan kaldırmaya ilişkin gerçekleştirilen bir savunma mekanizması olan ölüm korkusu ile ilişkilidir. İnsanoğlunu bu duruma düşüren asıl neden belirsizlik korkusudur ölüm korkusunun altında yatan belirsizlik durumu kişiyi dehşete uğratan kişisel fantezilerle doludur. Kişinin sahip olduğu kültürel inanç ve metafizik inançlarıyla yoğurulan bu fanteziler bireyin yaşantısı üzerinde oldukça önemli bir etkiye sahiptir aslında bu belirsizlik durumu insanoğlunun empati yeteneğinin gelişmesinde önemli bir yere sahiptir çünkü bu belirsizlik durumu bireyin sahip olduğu koşulları değiştirme olasılığına sahip olduğu için kişi şimdi güç ve zor durumda kalınan bireyin içsel dünyasını anlama fantezilerinden doğmaktadır.

ÖZ BENLİKLE BAŞ BAŞA KALMA ÜZERİNE

Bireyin toplumsal hayatından yaşamını sürdürdüğü çeşitli yerlerde bazen tek başına beklemek zorunda olduğu durumlar olabiliyor. İşte tamda burada kendisiyle baş başa kaldığı durumda bireyin sergilediği davranışları içsel dünyasıyla ilgili bilgiler vermektedir. Bireyin sergilemiş olduğu kişilik özelliğiyle gerçekte sahip olduğu kişilik özeliği arasındaki farkı dışa vurumunda açık bir şekilde gösterir. Kendi öz benliğiyle barışık olmayan kişi yalın halde kaldığı kendi özüne maruz kalmamak için çeşitli ritmik hareketler yoğun uyarıcılı fanteziler kurma çeşitli davranışlar sergilemek veya taşıdığı araçlarla meşguliyet içerisine girer. Aslında bu durum bireyin öz benliğini izole etme davranışıdır. Birey barışık olmadığı benliğiyle yalnız kalmamak için sergilemiş olduğu bu davranışlar benliğine yabancılaşmanın altında toplumun seçkilediği rol modellerin etkisi olduğu için birey öz benliğiyle barışık, onu tanıması ve keşfetmesi gerektiği yerde toplumda rol model olana göre kendini kalibre etmesinden dolayıdır. Kendi öz kimliğiyle tanışmayan bir birey kendisini aynada garip görür, sesini kayıt etiğinde de aynı durumu yaşar. Bireyin sergilemiş olduğu bu garip davranışlar aslında yabancı birisiyle yalnız kaldığındaki durumla aynıdır. Kendisi olamayan bir birey ne bir eylemi başlatabilir, ne bir şeyi seçebilir nede bir şeyi oluşturabilir çünkü insan doğası gereği eşsiz biricik orijinal olma durumunu bırakıp bir başkasının kopyası olmuştur.

İNSAN DOĞASI ÜZERİNE

Her şeyden önce hiçbir şeyi bilmeli insan. Her şey olmanın hiçbir şeyin olmayışına borçluyuz aslında. Senin içindeki o herkesten farklı seni eşsiz ve benzersiz kılan ışık etrafındaki karanlığına bağlıdır. Sadece doğru olmakla her şey yolunda gidemez önemli olan doğru olduğunda yanlış yerde veya yanlış olduğunda doğru yerde olmamak işte bütün mesele...

ANLAM ÜZERİNE

İçerisinde bulunduğumuz biyopsikospirituel homeostazinde hayatımızda yer edinmiş küçük bir kayıp bizi kırılgan ve anlamsal bir boşluğa itiyor. Büyük bir yapbozun bir parçasının kaybı bütünsele bir darbe gibi gelir ve bütünün anlamı doğru verebilmesi adına bu eksiklik bütün parçalarda derinden hissettirir kendini. Anlam hayatımıza dünyaya gelişimizin ilk travmasıyla bilincimizde yer edinmeye ve olanları keşfetmeye başlamasıyla ortaya çıkar. Bu ilk adımda daha önce hiç görmediğimiz bilmediğimiz bu yerde bütün odakları anlamaya çalışıyoruz. Süreç ilerledikçe hayatımızın şemaları ve gündelik hayatımızın parçalarıyla rutin olarak içimizde ve çevremizde olanları anlamaya keşfetmeye ve tanımaya çalışırız. İçerisinde bulunduğumuz sürecin hem tanığı hem sanığı hem davacısı olduğumuz hayatın büyük yapbozun yani Kişiliğimizin parçalarını meydana getirir. Dostluğa iliskin ilk şemamızın en fazla güvenilen kişi olarak anlam yükleriz ve öyle kodlarız. Ama bu kişi bizi aldatırsa bu anlam kriterleriyle değişir. Aynı durum sevgili, doktor, arkadaş, eş, baba, ortak... vs içinde geçerlidir. Hepimizin anlamı ve dozajı farklıdır benim için dostun anlamı sizin için geçerli olmayabilir. İçerisinde bulunduğumuz yoksunluğumuzun cinsine göre anlam verme dozajımız ve biçimlerimiz değişkendir. Aşktan yoksunluk yaşayan biri dostluğu aşktan üstün görebilir. Anlam verdiğimiz şeyler hayatımızdaki kişiliğimizi dayandığımız ve onların olmayışı nedeniyle varoluşsal bir boşluk anlamsızlık yaşadığımız şeylerdir. Bizi biz yapan şeylerdir. Söylediklerine dikkat et düşüncelerine dönüşür, düşüncelerine dikkat et duygularına dönüşür, duyguların... davranışlarına, davranışların... karakterine, karakterin.... KADER'ine dönüşür.

KARŞILIKSIZ SEVGİ

İçimizde büyüttüğümüz, kelimelerin anlatmaya çaresiz ve yetersiz kaldığı Sevmelerimiz gerçekten karşılıksız mi? Sevgiliye duyulan bu derin ardı arkası kesilmeyen duygu seli sadece sevgiliye olan saf katıksız duru sevgi midir? Bunun bizim varoluşsal varlığımızla bir ilgisi olabilir mi yoksa bu sadece sevilen sevgilinin tarif edilmesi zor olan güzelliği/değeri/erdemi/varlığının bir sonucu mu? Aslında bütün bu yoğun anlam içeren terimlerin hepsi bizim varlığımızla anlam bulan şeylerdir. Bu durum sevgiliye duyulan özlem olabilir, dosta duyulan güven olabilir, annenin evladına duyduğu sevgi olabilir. Öznenin olmayışı cümleyi bir bağlayacak amaç olamaz. Herşey karşılıklıdır. Anne sevgisi de karşılıklıdır eğer koşulsuz olsaydı aynı anne genetiğinin devamı olan ürününü diğer çocuklardan ayırt etmezdi. Kısaca anlam kattığımız kişiliğimizin bir parçası yaptığımız herşey temel paydada bizi hoşnut eden teselli eden rahatlık veren umut vadeden şeylerdir. Kısacası hepimiz EGO'muzun rahatlığını sağlamak adına ebeveyn oluruz, meslek seçeriz, hayal kurarız, kendimizi bitmek bilmeyen bir uğraşın içinde buluruz. Bu hayatın kendisi çünkü anlamıdır.

ÖZGÜRLÜK

Hepimiz özgürlük istiyoruz oysa özgürlük her istediğini yapıp yaşayıp kimseye bağlı olmamak değildir ama biz öyle kabul edip sürekli bunu isteriz. Asıl olan özgürlük bize sunulan nesne/olgu/ilişkilerden içlerinden birini seçmektir. Asıl özgürlük; Kişiliğin oluşmasından tutun sevdiğimiz en güzel yemekleri, beğendiğimiz en güzel tarzlara, sevdiğimiz insanların karakterine kadar hep bize sunulan-oluşturulan seçenekler içerisinde birini seçmemizden oluşur. Örneğin yöresel bir yer düşünün ve oranın insanın en sevdiği yemek o yöredeki meşhur yemek olması kaçınılmazdır. Somutlaştırmak gerekirse Japon ya da en sevilen yemeğin kebap olması beklenemez değil mi? Kıyafet konusunda kendi tarzımızı oluştururken bile en sevdiğimiz kıyafetler bile bize sunulan seçme özgürlüğü dışından başka bir şey değildir. Özgürlük seçtiğimiz şeylerin sorumluluğunu üstlendiğimiz bir olgudur. Örneğin kişisel özgürlükle bir meslek seçiyorsunuz artık seçtiğiniz mesleğin mesleki kimliğinin gerektiği koşulları ve sorumluluklarını kabullenmiş oluyorsunuz demektir.

AŞK ÜZERİNE

Kişi duygusal bir telepatik frekansa bağlayınca nörotransmitter bir patlama meydana gelir. Kişi milyonlarca insan arasında birden birine yoğun bireysel olarak aşk duymaya başlar. Bireyci bu yoğun duygu sevgiliyi kimseyle paylaşılmayan kıyaslanmayan eşsiz biri olarak görür. O hayatın anlamı ve onsuz her şey boşunaymış hissi yaratır. Peki kişi nasıl aşık olur? Bunca insan arasında neden o? Jung'a göre kişiliğimizin hem erkeksi yönü hem dişi yönü var. Erkek bir kadına aşık oluyorsa kendisindeki kadınsı yönüne en yakın olanı sever. Kadında kendisinin erkeksi yönüyle en iyi uyuşana aşık olur diyor. Aslında hepimiz kendimize aşık oluyoruz çünkü ben kendime göre eşsiz noksansız biri olarak görülüyorum her şeyi kendimde anlam verdiriyorum. Mesela sözgelimi Aşık Veysel in " güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmazsa" sözü tam olarak bunu diyor. Şimdi farkında değiliz ama kendimize aşık oluyoruz. Sevgiliye yanı kendimizin kadınsı yada erkeksi yönüne dizdiğimiz şiirler güzel sözler romantik ve dillere destan olarak dolaşırken gel gör ki kendi kendine aşk dizeleri sıralayana deli damgasını vuruyorlar.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kişiliğin Oluşum Serüveni" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Şakir ERNAS'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Şakir ERNAS'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Şakir ERNAS Fotoğraf
Uzm.Psk.Şakir ERNAS
İstanbul
Uzman Psikolog - Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Şakir ERNAS'ın Makaleleri
► Kişiliğin Oluşum Evreleri Uzm.Psk.Bahattin GÖKTAN
► Kişiliğin Oluşum Süreci ve Ergenlik Psk.Dnş.Lütfi ATABEY
► Kişilik ve Kişiliğin Değerlendirilmesi Psk.Gülçin DÖNMEZ FİDAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 16,489 uzman makalesi arasında 'Kişiliğin Oluşum Serüveni' başlığıyla benzeşen toplam 11 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


01:29
Top