2007'den Bugüne 84,571 Tavsiye, 26,447 Uzman ve 18,835 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Psikanalitik Açıdan Kendine Zarar Verme Davranışı
MAKALE #18830 © Yazan Dr.Psk.Fatih SÖNMEZ | Yayın Eylül 2017 | 1,755 Okuyucu
Psikanalitik Açıdan Kendine Zarar Verme Davranışı

Kişilerin kendilerini yaralama motivasyonunu anlamaya çalışan Kafka, Winnicott’un geçiş objeleri kavramına başvurmuştur. Kendini yaralayan bir hastanın reaksiyonunu tarif eden Kafka, bir kadın hastanın kendi “ılık” kanı derisi üzerinde akarken hissettiği rahatlamayı kaydetmiştir. Kafka, kanın hastanın internalize anne temsilcisi olduğunu, kriz dönemlerinde rahatlatıcı bir geçiş objesi şeklinde eksternalize etmeye çalıştığını ileri sürmüştür (Winchel, 1991). Dolayısıyla, kendini yaralama motivasyonu dayanılmaz gerilim hissini azaltma gereksiniminden kaynaklanmaktadır. Kafka, kendini yaralamanın gerçekleştirilebilmesi için bir hastanın geçici olarak kendi derisini “benim değil” olarak kabul etmesi gerektiğini ileri sürmüştür (Kafka, 1969). Pao, bu problemi daha geniş kapsamlı olarak ele almıştır. Kesme eylemine başlarken kişinin değişmiş bir ego haline geçtiği hipotezini ileri sürmüştür. Bu durumu depersonalizasyon ve derealizasyon deneyimiyle karşılaştırmış; dissosiye durumunun kendini yaralama eylemi sırasında bazı hastalarda mevcut olduğunu; ego yöneliminde geçici askıya alınmanın kişinin doğrudan kendini yaralamasına olanak sağladığını ileri sürmüştür.
Kendilerini yaralayan hastaların inkâr, ayrışma ve projektif idantifikasyon gibi ilkel
savunma mekanizmaları kullanmalarına bağlı olarak psikodinamik teorisyenler böyle davranışları preödipal gelişimsel patolojiye bağlama eğilimi göstermiştir (Graff, 1967). Bu hastalarda “preverbal evrelerde” gelişimsel yaralanmaların ortak bir özellik olduğunu ve bu nedenle gerilimden rahatlamak için “fiziksel, preverbal mesajlar” verilmeye çalışıldığı ileri sürülmüştür. Hastalar sıklıkla annesiz büyümüş olduğundan hastanın annesi tarafından rejeksiyona karşı kendisini korumak için anneyi introjekt ettiği, hem kayıp objeye tutunması hem de kendi içindeki bir parçasını tahrip ederek başa çıktığı gözlemlenmiştir. Kendini kesmeden kaynaklanan keyif verici duygunun bu nedenle hem kendisini annesiz bırakanı cezalandırma sevinci hem de dışsal uyarı eksikliğini karşılamak üzere uyarıcı bir eylem olan kendi kendine manipülasyondan kaynaklandığı şeklinde bir spekülasyon ileri sürülmüştür. Bu bakış, Grunebaum ve Klerman’a uymaktadır. Bu hastaların hastane görevlileriyle ilişkilerinde sık sık kendini savunma amacıyla ikiye bölündüğünü kaydeden yazar, “bileğini kesen hastanın sınırda kişilik bozukluğu grubuna giren bir sendromun üyesi olduğunu” ifade etmektedir (Wenichel, 1991).

Podvoll, kendini yaralayan hastalara ilişkin tartışmasında semptomun toplumla ilişki içindeki kullanımına vurgu yapmaktadır. Bu araştırmacıya göre kısmen hasta kendisini ve eksternal objeleri, diğerleri üzerinde her şeyi yiyen ve yutan taleplerden korumayı amaçlamaktadır. İlkel bir sevgi objesine doğru derinliğine bağımlı, hatta simbiyotik isteklerden kendi vücudunu otoerotik kullanıma dayamaya doğru bir geçiş vardır. Bu semptom, terapist ve görevlilere karşı daha fazla regresif çabaları öngörmektedir. Agresyonu kendine karşı tekrar yönlendirerek öfke ve patlayıcı karakterin sabit ve görünürde tahrip edilemeyecek bir objeye fikse olarak emniyetli bir ev bulduğu, bu yolla hastanın ikiye ayrılmış ve idealize olmuş objesini korumayı başardığı düşünülmektedir (Podvoll, 1969).

Stone sınırda kişilik bozukluğu bulunan hastalardan kendini yaralayanların birçoğunun, yaşamının daha erken evrelerinde yaşça daha büyük birisi tarafından cinsel açıdan sadistik kötüye kullanılmaya maruz kaldığını kaydetmiştir. Stone, daha sonra cinsel arzuların aşırı suçlulukla ilişkili olduğunu, kendini yaralamanın yalnızca hastayı değil; kötüye kullanma işini gerçekleştirenleri de cezalandırdığını ifade etmiştir (Stone, 1967).
Kernberg, kendini yaralama semptomuna özel bir anlam verirken temkinli olunmasını tavsiye etmektedir. Kendini yaralama davranışının hastanın internal deneyiminden uzaklığı nedeniyle kendine zarar verme eyleminin anlamına ilişkin “metapsikolojik teoriler oluşturmanın” pragmatik değerini sorgulamaktadır. Bu semptoma özel olarak herhangi bir anlam atfetmekten kaçınmakta ve terapisti de erken yorumlardan kaçınması yönünde uyarmaktadır. Kernberg’in bu eyleme spesifik psikolojik anlam atfedilmesini ifade ettiği vurgulanmalıdır. Ancak böyle bir atfın ağır kişilik bozukluğunun psikolojik tedavisinde pratik bir değeri olmayabilir ve gerçekten de tedavinin erken evrelerinde üretkenlik karşıtı olabilir (Kernberg, 1996).

Kendine zarar veren kişilere ilişkin teorik psikodinamik tartışmalar sayıca azdır. Genel olarak bu tür formülasyonlar açısından bu hastaların ego gelişiminin erken evrelerinde önemli kusurları bulunduğu yönündedir. Böylesi kusurlar, dissosiye durumlara girme kapasitesini ve diğer ilkel savunmaların hâkimiyetini açıklayabilir. Kendi vücutlarında yarattıkları tahribat, başkalarının internalize edilmiş temsilcilerine yönelmiş olarak ya da suçluluğu geri döndürme çabaları olarak düşünülebilir. Kendine zarar verme dönemleri zamansal olarak incelendiğinde, önem taşıyan başkalarıyla ilişkilerde krizlerle bağlantılı olabilir. Ego psikolojisi, hem bu kişileri anlamak hem de psikodinamik temelde psikoterapi inşa edebilmek için yararlı bir iskelet oluşturmaktadır (Wenichel, 1991).
Hızlı bilişsel gelişimin olduğu dönemler aynı zamanda etkin yaralanabilirliğin yüksek olduğu dönemlerdir. Bilişsel gelişimin en dramatik dönemleri yaşamın ilk yılında ve tekrar erken ergenlik dönemde izlenir. Bunlar aynı zamanda en yoğun idealizasyon dönemleridirler (Hauser, 1991).

Diğer duygulanımlar için de doğru olduğu gibi saldırganlık için de gelişimsel bir sekans bulunmaktadır. Özellikle irritabilite ve öfke doğumdan itibaren bulunmaktadır.
Yoğunluk eşiği büyük oranda genetik faktörlerden etkilenmektedir. Öfke, zararlı uyarandan organizmanın kurtulma reaksiyonudur. Öfke ve düşmanlık, ilk yılın ikinci yarısında ortaya çıkmaktadır. İkinci yılın ikinci yarısında bütün bunlar nefrette toplanırlar. Yani düşmanlık belli bir içselleştirilmiş kişilerarası olaya eklenmektedir ve kararlı ve kalıcı bir duruma geçmektedir. Nefret karakterini almaktadır. Sonunda, bu etkenler duygu karmaşasının doğasını ve sadizmin, hasetin, önyargının ve intikamın niteliğini belirlemektedirler. Bebeğin otonomisinin giderek gelişmesine yönelik çabaları, dokuz ve on altıncı aylar arasında kaçınılmaz olan çatışmayı başlatır ve içte artan bir duygu karmaşası halini alır. İnhibisyon, inkâr, düşmanlığın yer değiştirmesi ve bölünme ortaya çıkmaya başlar. Bunu annenin hükümlerinin içselleştirilmesinin başlaması izler. Bu erken dönem içselleştirmeleri süper-ego ön-imleçleridir. Çocuk yalnız annenin onaylamaması durumuyla ve sevgisini yitirmek hususunda değil; aynı zamanda kendisinin öfkesinin ona yönelmesi ve onun yıkıcılığı konusunda da endişelidir. Çocuk iyi ilişkiler kurma yönünde hareket ederken ve simbiyoz alarm sirenleri ile otonominin davetkâr yönü arasında kalmışken, içselleştirilmiş olan içerleme ve düşmanlık duyguları artık nefret olarak yapılanabilirler. Böyle bir duygu obje olarak diğerlerini günah keçisi yapma, önyargı ve sadizm veya kendiliğine yönelik olarak canını acıtma ve mazoşizm olarak yer değiştirebilir. Sonunda iyi ilişki kurma alt fazı ödipal faza dönüşürken düşmanlık; merak ve rekabetçilik üzerinde olmak üzere yeni bir organizasyon halini almaktadır (Parens, 1991).

Birçok kişilik türlerindeki hastalarda akut regresyon dönemleri sırasında kasıtlı kendini yaralama davranışı gözlemlenmiştir. Psikodinamik bağlamda kişinin başkaları ile uzlaşma dönemi ilişkilerinde tolere edilemez bir kriz tecrübe ettiğinde Mahler ve meslektaşlarının genç çocukların gelişiminde tanımladığı gibi kendini yaralamanın bir “mazoşistik teslim olma” tepkisini temsil ettiği düşünülmüştür (Noshpitz, 1994). Bu nedenle kasıtlı kendine zarar verme; sınır, obsesif, histriyonik kişilik gelişiminde veya akut regresyon sırasında daha olgun karakter yapılarında daha sık olarak ortaya çıkabilir denilmektedir (Mahler, 1975). Alan Apter ve diğer., kendisine yönelmiş agresyon ve intihar girişimi tanımlayan ergenlerde ego savunma mekanizmalarını incelemişlerdir. Yüceltme muhtemelen koruyucu bir faktör iken yer değiştirmenin çok fazla kullanılması intihara-meyilli ve saldırgan davranışlar için riskin artması ile bağlantılı olup birkaç olgunlaşmamış ego savunması muhtemelen saldırıyı (agresyon) artırmakta ve bu da daha sonra içe yansıtmanın, yer değiştirmenin ve baskılamanın çok fazla kullanılmasının yanlış adapte edilmesiyle kişinin kendi aleyhine olmaktadır (Apter ve diğer., 1997).
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Psikanalitik Açıdan Kendine Zarar Verme Davranışı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dr.Psk.Fatih SÖNMEZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Dr.Psk.Fatih SÖNMEZ'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Fatih SÖNMEZ Fotoğraf
Dr.Psk.Fatih SÖNMEZ
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Doktor Psikolog
Uzman Psikolog / Ergen -Bireysel Sorunlar-Aile ve Çift Terapisi
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi79 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Dr.Psk.Fatih SÖNMEZ'in Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,835 uzman makalesi arasında 'Psikanalitik Açıdan Kendine Zarar Verme Davranışı' başlığıyla benzeşen toplam 31 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Evlilik Terapisi Ağustos 2019
► İlışki Danışmanlıgı Ağustos 2019
◊ Evlilikte Kilitlenme Nisan 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


00:21
Top