2007'den Bugüne 73,959 Tavsiye, 24,494 Uzman ve 16,742 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Duygulanım Düzenlemesini Etkileyen Faktörler
MAKALE #18855 © Yazan Uzm.Psk.Esra ÜNAL ŞENGÜL | Yayın Ekim 2017 | 304 Okuyucu
1. BÖLÜM
GİRİŞ
1.1. DUYGULANIM DÜZENLEMESİ KAVRAMI

İnsanlar, stresli durumlarla başa çıkmak için duygulanım düzenlemesi mekanizmasını kullanırlar. Bu mekanizma iki yolla gerçekleşir; kendi kendini düzenleme ve başka insanlarla etkileşimsel yolla düzenleme. Özellikle gelişimsel psikoloji ve nörobilim alanında yapılan araştırmalarda, insanın ömrü boyunca kullandığı düzenleme mekanizmalarının doğumdan itibaren ilk üç yılda belirlendiği ve erken dönem bağlanma figürleri ile ilişkinin bir ürünü olduğunu ortaya çıkmıştır.

Duygulanım düzenleme mekanizmaları ne kadar sağlıklı olursa kişi o denli psikolojik olarak sağlıklı ve dayanıklı olurken, sağlıksız ve düzensiz olması ise bireyin hayat boyu başa çıkma kapasitelerini olumsuz yönde etkileyerek sosyal, psikolojik, hatta fiziksel sağlığını da olumsuz etkilemektedir.

Son yıllarda özellikle erken dönem anne çocuk ilişkilerinin önemi birçok bilim insanı tarafından araştırılmaktadır. Allan Schore ve Daniel Siegel gibi isimler alanın önde bilim adamlarıdır. Önceleri Bowlby ile öne çıkan bağlanma kuramı, son zamanlarda nörobiyolojinin de etkilerinin incelenmesi ile yerini biraz daha duygulanım regülasyonu konusuna bırakmaya başlamıştır.

1.2 DUYGULANIM DÜZENLEMESİ VE TARİHÇESİ

Zihin araştırmalarının tarihçesine bakacak olursak, psikanaliz tarafından nesne ilişkileri olarak adlandırılan süreçlerle başlayarak, sonraları MelanieKlein tarafından erken dönem gelişim süreçler ve ilkel bilişsel süreçler olarak, daha sonra Winnicott tarafından anne-çocuk arasındaki ilişkinin öneminden bahsederek, sonrasında ise Bowlby tarafından çocuk-anne arasındaki güvenli bağlanma ilişkisinin önemini vurgulayarak erken dönem anne-çocuk ilişkisi alanında atılan ilk adımları görebiliriz (Schore, 2003).

Duygulanım düzenlemesi kavramı ilk kez Allan Schore’un makaleleri ve kitapları ile literatüre girmiştir. 1994 yılında Allan Schore’un “Duygulanım Düzenlemesi ve Kendiliğin Temeli” kitabından sonra zihin araştırmaları, davranışların nörobiyolojik temelleri ve erken dönem anne-çocuk bağlanmaları üzerine birçok makale, derleme ve dergi yayınlandı (Schore, 2003).

2. BÖLÜM
2.1. GENETİK ve ÇEVRE FAKTÖRLERİNİN DUYGULANIM DÜZENLEMESİNE ETKİLERİ

Bağlanma teorisi, biz memeliler olarak insanların hayatta kalabilmesi için bakım verenle yakın temasta olmaya ihtiyacımız olduğunu vurgular. Davranışlarımızı yönlendiren ve gelişimimize yardımcı olan bu bağlanma ihtiyacının insanın nöral yapısında var olduğunu açıklar. Bakıcı ile olan bu erken etkileşimler gelişmekte olan beyinde ömür boyu sürecek zihinsel süreçleri etkilemektedir. Bireyin duygularını dengeleme kabiliyeti, korkuyu azaltma, kendini anlamada içgörü sahibi olma, diğerlerine empatik bir bakış açısı ile bakabilme, diğerini anlayabilme gibi özellikleri güvenli bağlanma ile sağlanmaktadır (Siegel, 2012).

Siegel (2012), “Pocket Guide toInterpersonalNeurobiology” isimli kitabında mizacın yani bebeğin doğuştan getirdiği özelliklerin bağlanma ile ters düştüğü olasılığından bahsetmektedir. Mizaç, bebeğin nörolojik sistemini anlamamıza yardımcı olur; bebeğin uyaranlara karşı nasıl tepki verdiği ya da yabancı bir durumla karşılaşmaya ne kadar hassas olduğu ile ilgilidir. Mizaç ve bağlanma gelişimi etkileyen iki önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan araştırmalarda mizaç ve bağlanma arasında önemli bir bağlantı bulunmamıştır. Mizaç, doğuştan gelir, bağlanma türümüz ise, hayatımızdaki önemli bağlanma figürleriyle tecrübe yoluyla edinilir.

Genlerimiz strese karşı nasıl tepki verdiğimizi belirler. Farklı nörotransmitterler yoluyla farklı bağlanma deneyimlerimizi şekillendirir. Örneğin, gergin bir aile içerisinde yetişen çocukların ebeveynleri düzensiz bağlanma stillerine sahip olurlar ve diğer çocuklardan daha farklı genetik varyasyonlara sahip olurlar. Yani, transmitter içindeki genetik farklılık bu çocukların strese karşı cevap verme şeklini belirleyecektir (Siegel, 2012).

Schore (2003) “Duygulanım Düzensizliği ve Kendilik Bozuklukları” kitabında bebeğin dünyaya geldikten hemen sonra periferik ve merkezi sinir sistemleri olgunlaşmaya devam ettiği için, psikobiyolojik durumlarının düzenlenmesinin hayati bir öneme sahip olduğunu ifade eder. Bu düzenlemeler bebeğin birincil bakıcısı tarafından yapılmaktadır ve daha sonraları otomatik olarak düzenlenecektir. Bebeğin birincil bakıcısı ile kurduğu bu psikososyal temaslar önceleri koku-tat alma, dokunma-ısınma ile başlar ve daha sonra bebeğin beyin yapısı farklılaştıkça anneden gelen görsel bilgiler ve annenin verdiği duygulanımsal yanıtlar ile bebeğe iletilir. Böylece annenin ve bebeğin içsel durumları senkronize işlemeye başlar. Bu sürecin sağlıklı işleyebilmesi için annenin bebeğin duygulanım işleyişlerine mümkün olduğunca eşlik etmesi ve beraber olunmayan süreçlerde bebeğin sakince kendine gelmesine fırsat tanıması gerekir. Bir diğer deyişle, anne uyaranların çeşitliliğini, miktarını ve şeklini bebeğin entegrasyon kapasitesine göre ayarlar ve bu senkronize etkileşimler bebeğin duygulanım gelişiminde büyük rol oynar.

Bu şekilde anne sadece bebeğin duygulanım düzenleme sürecini etkilemez, ayrıca bebeğin nörohormon ve hormon salınımını da düzenleyerek ileriki yaşlarda çocuğun sosyo-duygusal gelişimini de etkiler (Schore, 2003).

Bebeğin duygulanım düzenlemesinde şüphesiz annenin ya da birincil bakıcının önemi çok büyüktür. Ancak, çocuğun ilk yılda annesiyle bağlanma ilişkisinin temelleri atıldıktan sonra ikinci yılda da babasıyla ikincil bir bağlanma süreci yaşar (Akt. Schore, 1994; syfSchore, 2003). Erken yaşlarda baba tarafında sevilen ve korunan çocuğun hayat boyu sürecek bir güvenlik duygusunun temelini oluşturduğu (Akt. Blos, 1984; Schore, 2003), ayrıca bebeğin saldırganlık düzenlemesinin gelişiminde de önemli bir role sahip olduğu vurgulanmıştır. Hem erkek hem kız bebek için babanın bağlanma ilişkisi önemli olsa da, özellikle saldırganlık eğilimiyle doğan erkek çocuk için daha da büyük bir rol oynamaktadır (AktMaccoby, 1966; Schore, 2003)

Anne bebeğe her zaman uyumlu olamayabilir, hatta sık sık uyumsuzluk anları yaşanabilir. Burada önemli olan faktör, annenin kendi duygulanımını düzenleyebilmesidir. Özellikle de anne kendi negatif duygulanımını yeterince düzenleyebilmelidir. Bu yüzden anne için hem kendi duygulanımını düzenlemek hem de bebeğin duygulanım durumunu düzenlemek bazen zor olabilir. Bu “bozulma ve onarım” örüntüsünde “yeterince iyi” bakıcı olan anne bebeğin negatif duygulanımını düzenler (Akt. Beebe&Lachmann, 1994; Schore, 1994).

Önemli olan bir başka nokta da, duygulanım düzenlemesi sadece negatif duygusal yoğunluğun azaltılması değil, aynı zamanda pozitif duyguların artırılarak yoğunlaşmasını da içermektedir. Davranışları önceden tahmin edilebilen bir bakıcı ile girilen düzenli duygulanım tepkileri; bebeğe güven duygusu sağlamakla kalmaz, bebeğin çevresini keşfetmesi için gerekli olan bir merak duygusunu da geliştirir (aktGrossman, Grossman % Zimmerman, 1999; Schore, 1994; Schore, 2003)

2.2. ÇOCUKLUK DÖNEMİ OLUMSUZ YAŞANTILARININ DUYGULANIM DÜZENLEMESİNE ETKİSİ

Erken dönem çocukluk çağı travmalarının genel psikopatoloji üzerindeki olumsuz etkileri, ileriki dönemde yaşanan travmaların bırakacağı izlerden çok daha fazladır. Çünkü ego henüz direnç gösteremeyecek kadar gelişmemiş durumdadır (Akt. Freud, 1987/1940, Schore, 2003). Fiziksel travmalara uğramış çocuklar daha çok negatif duygulanım gösterirken, ihmal edilen çocuklar ise duygulanım körelmesi yaşamaktadırlar (Akt. Gaensbauer&Hiatt, 1984; Schore, 2003). Bunların arasında en kötüsü istisnasiz hem ihmal hem de tacize uğrayan çocuklardır (Akt Post&Weiss, 1997; Schore, 2003). Gelişimsel travma dediğimiz birincil bakıcı tarafından ve süreğen ve bozuk bir bağlanma ilişkisinin sonucu olarak yaşanan bu süreçle bebek kronik strese maruz kalmış olur (Akt. Schore, 2001b; Schore, 2003).

Erken dönem yani 0-3 yaş arasında yaşanan ilişkisel taciz ve ihmal, bebeğin orbitofrontal sisteminde olumsuz etkiye sebep olarak “gelişimsel olarak kazanılmış sosyopati”ye sebep olmaktadır (Akt. Schore, 1999c, 2001f; Schore, 2003).

Uyum sağlayan ve bebeğin ihtiyaçları doğrultusunda bebekle eşduyumsal bir etkileşim sağlayan bir ilişkinin tersi olduğu durumlarda bebeğin negatif duygularının uzun süre devam edecek ve taciz ve ihmal gibi olumsuz durumlara maruz kalan bebeğin bağlanma örüntüsü çarpık olacaktır (Akt. Gaensbauer&Sands, 1979; Schore, 2003). Bebeğin anne ile olan ilişkisi sağlıksız olduğu için anne her zaman erişilebilir değildir ve gerektiğinde bebeğin duygu ve stres ifadelerine uygunsuz ve reddedici şekilde tepki vererek bebeğin uyarılmayı düzenleyici sistemine az ya da düzensiz şekilde karşılık veriri. Böylece bebek annesinin davranışlarını önceden tahmin edemez; anne bebeği taciz ederek aşırı uyarılma hallerinin ortaya çıkmasına veya ihmal ederek çok düşük düzeyde uyarılmanın ortaya çıkmasına neden olur. Bebekteki bu olumsuz hallerin uzun süre sıklıkla artmaya devam ettiğinde, bebeğin psikobiyolojik tepkisi aşırı uyarılma ve çözülmedir (disosiasyon) (Akt. Schore, 2001; Schore, 2003).

Bebekte var olan bu stresli düzensizlik durumu bebeğin otomatik sinir sisteminin sempatik bölümünü aktive ederek kalp atışlarının hızlanmasına, tansiyonun yükselmesine ve nefesin sıklaşmasına sebep olur (Akt. Liebeskind; Schore, 2003) ve bebek önceleri ağlayarak sonraları ise çığlık atarak yaşadığı sıkıntıyı ortaya koyar.

İkinci bir tepki olan çözülme tepkisi ise, aşırı uyarılma tepkisinden farklıdır, bu kez parasempatik sinir sistemi devreye girer. Çözülme yaşayan bebek, dış dünyadan koparak içine yönelir (Akt. Kluft, 1992, Schore, 2003). Bebek çözülme anında sabit, donuk, ortamdan uzak, hareketsiz, sessiz ve ulaşılamaz haldedir. Bebek kendini çaresiz hissettiği durumlarda ketlenerek görünmez olur ve dikkati üzerinden çekmekten kaçınır. Bir nevi enerjiyi saklamak, ölmüş gibi yaparak hayatta kalma ihtimalini artırmak ve hareketsiz kalarak yaraların iyileşmesini sağlamak için kendi içine döner (Akt. Powles, 1992; Schore, 2003).

Aşırı uyarılma ve çözülmenin bir arada sıklıkla yaşandığı düzensizlik durumu bebeğin yeni oluşmakta olan psikofizyolojik sistemini ve kardiyovasküler sistemini olumsuz etkiler. Sempatik sistemin uyarılması ile kalp atışlarında hızlanma yaşayan bebek, çözülme yaşadığında parasempatik sistemin etkisi ile düşük kalp atışı ve düşük tansiyon yaşayarak kan dolaşımını olumsuz etkileyecek durumlar yaşar (Akt. Koizumi ve ark. 1982; Schore, 2003). Ayrıca, aşırı strese maruz kalan bebeğin çözülme yaşaması bebeğin beyin işlevlerinde kalıcı nöral değişimlere yol açtığı bulunmuştur (Akt. Chambers ve ark., 1999; Schore, 2003).

Erken çocukluk döneminde interaktif onarım yaşayamayan ve taciz ve ihmale maruz kalan bebekler, yani düzensiz anne ve baba bağlanması yaşayan bebekler, yaşları ilerlediğinde saldırganlık tepkilerinin kontrol etmede büyük problemi yaşamaktadırlar (Schore, 2003).

Annenin yüzü bebeğin dünyasındaki en güçlü ve tanıdık uyaran olduğundan dolayı bebek anneden sadece sevgi mesajları almaz, saldırgan mesajları da alır. Annenin saldırgan yüzünün görüntüsü bebeğin otonom sinir sistemini olumsuz yönde etkileyerek kopma-çözülme mekanizmalarına sebep olur ve bebeğin henüz gelişmekte olan limbik sistemine flaş bellek olarak kalıcı şekilde kaydedilir (Akt. Stuss ve Alexander, 1999; Schore, 2003).

Baba, korku ve saldırganlığın düzenleyicisi olduğundan dolayı bebekle baba arasında kurulan güvenli bağlanma ilişkisi çocuğun ileriki hayatında güvende hissetmesine olanak sağlayacaktır (Akt. Blos, 1984; Schore, 2003). Bu sebeple babayla kurulan bağlanmada ihmal ve güvensizlik olduğundan dolayı çocuk saldırganlık ve korku duygularını kontrol etmede zorluk yaşayacaktır.

3.BÖLÜM
DUYGULANIM DÜZENLEMESİ İLE PSİKOPATOLOJİ ARASINDAKİ İLİŞKİ

Bebek ve anne arasındaki özneler arası ilişkide, bağlanma duygulanımsal yaşantıların bebeğin zihnine saniye saniye işlenmesini sağlar; ve sonuç olarak ömür boyu sürecek olan zihinsel sağlık ve dayanıklılığın temellerini oluşturur (Akt. Siegel, 1999; Lanius, Paulsen ve Corrigan, 2014).

Ebeveynin bebeğin ihtiyacı olduğu zamanlarda olmaması, ömür boyu sürecek olan “ben kötüyüm”, “birşeyleri yanlış yaptım”, “ben utanç vericiyim” gibi olumsuz inanışlara sahip olmasına sebep olarak (Akt. Nathanson, 1992; Lanius, Paulsen ve Corrigan, 2014) kendine ve diğerleri ile ilişkilerine olan inançlarını olumsuz yönde etkileyerek uyumsuz duygusal yanıtlar vermesine sebep olur.

Bir diğer önemli husus olarak, James Masterson (2005) te “Bağlanma Kuramı ve Nörobiyolojik Kendilik Gelişimi Açısından Kişilik Bozuklukları” kitabında vurgu yaptığı konu şudur; bebeğe birincil bakım veren kişi düzensiz, endişeli ya da kayıtsız bağlanma stiline sahipse, çocukla senkronize bir duygu durum halinde olamayacaktır. Bu da çocukta nörobiyolojik duraklamaya sebep olup prefrontal korteks ve kendilik gelişimini olumsuz etkileyecektir. Hayatın ileriki dönemlerinde başkalarının duygularını anlamada sınırlı kapasite ve empati düzeyine sahip olarak yüz ifadelerini okumakta problem yaşamaya neden olacaktır
Borderline Kişilik Bozukluğu olan bireylerde kendilik düzenlemesinde başarısız oldukları, ve sağlıklı bir nesne ve kendilik temsilleri oluşturamamış oldukları (Akt, Grotstein; Schore, 2003) Narsistik Kişilik Bozukluğu olan bireylerin de insanlarla ilişkilerinde kendilik temsillerinde bozukluklar olduğu ve güvensiz bağlanma örüntüsüne sahip oldukları bulunmuştur (AktPsitole, 1995; Schore, 2003). Böylece düzenlenememiş ve uyumlanamayan patolojik kendilik tasarımına sahiptirler.

Ayrıca, erken dönem travmatik anne-bebek bağlanması antisosyal (sosyopatik) kişilik bozukluklarının temelini oluşturduğu için, yüksek düzeyde duygulanım düzenleme problemi ve dürtü kontrol sorunları saldırganlık, dürtüsellik ve duygulanımsal ve tepkisel düzensizliğin yansımalarıdır. Bunlara ek olarak, Allan Schore’ (2003) a göre, borderline kişilik yapılanmasına sahip olan bireylerde anneden gelen taciz ve aşırı uyarılma, antisosyal kişilerde ise ihmal ve düşük uyarılmanın daha çok görüldüğüdür.

Wei ve diğ. tarafından 2005 yılında 229 üniversitesi öğrencisi üzerinde yapılan araştırmaya göre, bağlanma anksiyetesi ve kaçınma, olumsuz duygu durum ve duygusallığı kesme tepkisi gibi farklı duygulanım düzenleme stratejilerini kullanmaya ve kişilerarası ilişkilerde problemlere neden olmaktadır.

Van der Kolk ve diğ. tarafından 1996 yılında yapılan bir diğer araştırmada ise yoğun stres, TSSB’nin varlığı, histeri ile ilgili semptomlar, öz-düzenleme ve yaşam olaylarının bilişsel entegrasyonu arasındaki ilişki araştırılmıştır, sonuç olarak; TSSB, disosiasyon, somatizasyon ve duygulanım düzensizliği arasında önemli ölçüde bağlantı olduğu ve bütün bu psikolojik problemlerin aynı anda var olduğu bulunmuştur.

4.BÖLÜM
TARTIŞMA VE ÖNERİLER

Son yıllarda 0-3 yaş döneminin nöropsikolojik gelişiminin önemi üzerinde daha çok araştırmalar yapılmakta ve psikoterapotik yöntemler üzerinde durulmaktadır. Çocuğun birincil bakım veren sayesinde edindiği duygulanım düzenleme mekanizmaları ne kadar sağlıklı ve düzenli olursa, hayat boyu gelişim sürecinde bireyin psikolojik yapısı o kadar sağlam olmakta, o denli zorluklarla mücadele yeteneği kuvvetlenmekte ve zorluklar karşısında daha rahat adapte olabilmektedir.

Bunun tersi olduğu durumlarda yani anne ile bebek arasında düzensiz ve sağlıksız bir etkileşim olduğunda duygulanım düzensizliği dediğimiz durum oluşmakta, bu da kişilik kökeninde patoloji oluşturarak bireyin ileriki yaşamı boyunca zorluklarla mücadelesinde yetersiz kalmasına, olumsuz bir kendilik algısının oluşmasına ve sonuç olarak insanlar iletişimini de olumsuz yönde etkileyerek bir çok psikolojik ve psikososyal problemlere yol açmaktadır.

Eski yıllara göre son 10-15 yıllık süreçte beden odaklı psikoterapiler ön plana çıkmaya başlamıştır. Henüz ülkemizde pek yaygınlaşmasa da, özellike Avrupa ve Amerika’da “SensorimotorPsychotherapy”, ve “SomaticExperiencingTherapy” gibi oluşumlar göz önüne çıkmaktadır. Bu yöntemlerle amaç, erken dönem anne çocuk bağlanmasındaki bozuklukların giderilmesi ve duygulanım regülasyonu bozukluklarının tedavi edilmesidir.

Kendi psikoterapi pratiğimde henüz öğrencisi olduğum “Somatik Deneyimleme Terapisi” ile danışanların erken dönem bağlanma bozuklukları ve duygulanım bozukluklarının erişkin yaşamına etkileri konusunda edindiğim bilgiler beni heyecanlandırmaktadır. Dileğim, ülkemizde de bu tür eğitimlerin yaygınlaşması ve araştırmalar yapılarak literatüre katkıda bulunmamız yönündedir.

KAYNAKÇA

Lanius, U. Paulsen, S. L.,Corrigan, F. M. (2014) NeurobiologyandTreatment of TraumaticDissociation, Towars an Embodied Self, Springer Publishing Company, United States of America
Masterson, J. F. (2005) Bağlanma Kuramı ve Nörobiyolojik Kendilik Gelişimi Açısından Kişilik Bozuklukları, çev. Habibe Şentürk, Litera Yayıncılık, 2008, İstanbul
Schore, A. N. (2003) Duygulanım Düzensizliği ve Kendilik Bozuklukları, çev. MirelBenveniste, Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları, 2012, İstanbul
Schore, A. N. (2003) Duygulanımın Düzenlenmesi ve Kendiliğin Onarımı çev. Öznur Karakaş, Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları, 2012, İstanbul
Siegel, D. J. (2012). Pocket Guide toInterpersonalNeurobiology, An IntegrativeHandbook of theMind, Norton &Company, United States of America
Van Der Kolk, B. , Pelcovitz, D.,Roth, S., Mandel, F. S. , McFarlane, A., ve Herman, J.L. (1996). Dissociation, Somatization, andAffectDysregulationtoComplexity of Adaptation toTrauma,AmericanJournal of Pschiatry, 153 (7), 83
Wei M.,Vogel D. L. , Ku, T.-Y. ve Zakalik, R. A. (2005). AdultAttachment, AffectRegulation, NegativeMood, andInterpersonalProblems: TheMediatingRoles of EmotionalReactivityandEmotionalCutoff, Journal of CounselingPsychology, 52(1), 14-24
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Duygulanım Düzenlemesini Etkileyen Faktörler" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Esra ÜNAL ŞENGÜL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Esra ÜNAL ŞENGÜL'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Esra ÜNAL ŞENGÜL Fotoğraf
Uzm.Psk.Esra ÜNAL ŞENGÜL
İstanbul
Uzman Klinik Psikolog - Psikolojik Danışman
Psikoterapist - Somatik Deneyimleme 2. Düzey - Emdr Terapisti- Çift Terapisti
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi165 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Esra ÜNAL ŞENGÜL'ün Yazıları
► Eş Seçimini Etkileyen Faktörler Dr.Psk.Başak DEMİRİZ
► Çocuklarda Akademik Gelişmeyi Etkileyen Faktörler Uzm.Psk.Mustafa Varol YORULMAZ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 16,742 uzman makalesi arasında 'Duygulanım Düzenlemesini Etkileyen Faktörler' başlığıyla benzeşen toplam 27 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Stresle Başa Çıkma Ağustos 2015
► Motivasyon Üzerine Temmuz 2015
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


13:04
Top