2007'den Bugüne 75,545 Tavsiye, 24,794 Uzman ve 17,005 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
.
Çocuk Yetiştirmek ve Ebeveynlik
MAKALE #19221 © Yazan Uzm.Psk.Harun ÇOLAK | Yayın Ocak 2018 | 285 Okuyucu
ÇOCUK YETİŞTİRMEK VE EBEVEYNLİK ÜZERİNE

Ergenlik dönemi fırtınalı bir dönem olarak bilinmekte ve birçok problem bu dönemde ciddi ölçüde artmaktadır. Okuldan-evden kaçma, uyuşturucu-alkol kullanımı, taşkınlıklar, kendine veya başkalarına zarar verme veya ebeveynlerle çatışma biçiminde semptomlar görülebilmektedir. Hem kültürümüzde hem de dünya genelinde ergenlik döneminde yaşanan bu sıkıntılar, döneme özgü problemler olarak görülmüş ve ergenlik dönemi sonlandığında geçeceği düşünülmüş ve tedavi edilmeye gerek görülmemiştir. Ancak bununla ilgili olarak yapılan hiçbir araştırma olmamıştır. İlk defa bu bilgiyi araştıran Masterson 12 yıllık bir çalışması sonucunda bunun böyle olmadığını, ergenlerin büyük çoğunun sorunlarının ergenlik sonrasında da ciddi şekilde devam ettiğini bulmuştur. Bunun nedenini de tedavi esnasında değinilmeyen patolojik karakter özellikleri olarak ifade etmiştir.
Tüm bu bulgular beraberinde şu soruları doğurmuştur.
Ergenlerin bu sorunlu karakter özellikleri nelerdir?
Nelerden kaynaklanmaktadır?
Bu karakter özellikleri nasıl belirlenebilir?
Ve nasıl tedavi edilebilir?

Bu soruların cevaplarını aramak için hastanede tedavi edilen ergenlere yönelik bir program oluşturuldu. İlk olarak ergenlerin semptomları olan olumsuz davranışları kontrol altına almaya çalıştılar. Ancak semptomlar kontrol altına alındıkça ergenler depresyona girmeye başlardılar. Bu da semptomların depresyona karşı bir savunma olduğu düşüncesini doğurdu. Yani ergenler depresyonun acısından kurtulabilmek için eyleme vurum yapıyorlardı.
O halde depresyonun kaynağı neydi?
Başlangıçtaki cevap, özgürlük isteğine bağlı çatışmalar olduğu yönündeydi. Fakat ergenlerin savunmaları yenmeye çalışıldıkça ergenle,r güncel çatışmalar yerine gelişimlerindeki eski çatışmalara odaklanmaya başladılar. Masterson bu dönemde Bowlby ve Mahler'in bazı çalışmalarından da esinlenerek ergen'in sorununun, egonun gelişimsel duraklaması ve annenin egonun gelişimini desteklemedeki yetersizliğinden kaynaklanan ayrışma-bireyleşme başarısızlığı olduğunu keşfetti. Bu durumda sorulan soru:
Maternal libidinal ulaşılamazlık(annenin yeterince yakınlık kuramaması) ile egonun gelişimsel duraklaması arasındaki bağ nedir?

Bölüm: Giriş

Ortak amacımız
Sağlıklı, başarılı ebeveynlik
Çocuğu beraber büyütmek

Ebeveynler olarak ortak bir amacımız olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlamdaki ortak amacımız sağlıklı, mutlu ve kendine güvenen çocuklar yetiştirmektir. Bunun içinde belki yıllarca sürecek bir çaba ve emek sarf etmeyi rahatlıkla göze alırız. Bunu başarmak beraberinde büyük ödüller ve mükâfatları getirir. Fakat başarısız olanlar, yani çocuklarımız sağlıklı, mutlu ve kendine güveni olan insanlar olarak yetiştiremeyenler için kaygı, hayal kırıklığı, umutsuzluk, belki utanma ve suçluluk şeklinde ağır cezalara olacaktır. Bu yüzden ebeveynlik ciddi bir karardır ve büyük oynamaktır.
Başarılı sağlıklı bir ebeveynlik gelecek neslin ruh sağlığı için anahtar bir öneme sahiptir. Bu nedenle başarılı bir ebeveynliği etkileyen sosyal ve psikolojik şartları bilmemiz gerekir. Çocuklar, ebeveynlerinin onlara sunacağı imkânlar ışığında gelişecektir.
Başarılı bir ebeveyn olmak çok çalışmak demektir. Bir bebeğin bakımı günde 24 saat haftada7 gün süren uzun soluklu ve zorluklarla dolu bir süreçtir. Her ne kadar çocuk büyüdükçe bu bakım yükü azalsa da sorumluluklar artarak devam etmektedir. Bu da bir ebeveyn için ilgi alanlarından, etkinliklerinden ve dinlenme zamanlarından fedakârlık etmesi demektir. Yapılan araştırmalar bu tespiti doğrulamaktadır. Sağlıklı, mutlu ve kendine güvenen çocukların her iki ebeveynin de çocukları için bolca zaman ayırdığı, ilgi gösterdiği ve istikrarlı olan evlerde yetiştiklerini ortaya koymaktadır.
Aksi görüşler olsa da vurgulamak isterim ki; bebeklere ve çocuklara bakmak tek bir kişinin yapacağı bir iş değildir. Hem çocuğun iyi, sağlıklı yetişmesi, hem de bakıcısının yorgunluktan ve yoğunluktan tükenmemesi için önemli ölçüde desteklenmesi gerekir. Bu desteğin nereden geleceği kültüre göre değişse de yardımın diğer eşten gelmesi ayrıca bir önemlidir. Kültürümüzde annenin ihtiyaç duyduğu bu yardım genellikle büyükanneden gelmektedir. Ancak bu yardımın faydaları olsa da zamanla aile içi sıkıntılara dahi yol açabilmektedir. Koca, büyükanneden gelen bu yardımın rahatlığı ile eşine ve çocuğuna ayıracağı zamanı azaltabilmekte, bireysel hayatına ağırlık verebilmektedir. Böylece de karı koca arasındaki etkileşim azalabilmekte ve ilişki sıkıntıları yaşanabilmektedir.

Bölüm: Anne Bebek İlişkisine Dair Araştırmalar

İlk ilişkilerin kalıcılığı ve önemi
Kazanımların hayat boyu devam etmesi

Anne bebek arasındaki ilişki özellikle son yüzyılda birçok araştırmanın konusu olmuştur. Bunlardan birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bilindiği üzere bir bebeğin anne karnında geçirdiği süre bilim tarafından üç dönem halinde ele alınmaktadır. 1. Dönem olan ilk 3 aylık süre ve bebeğin gelişimi açısından en hassas evredir. Bu dönemde bebeğin bütün organlarını oluşturacak hücreler çoğaldığından, annenin getireceği ağır bir hastalık, ciddi bir gribal enfeksiyon, yanlış bir ilaç kullanımı, radyasyona maruz kalması, alkol veya uyuşturucu kullanımı gibi hususlar bebekte ağır kusurlar oluşturacağından bebek yaşama tutunamaz ve düşükle sonuçlanır. Anne karnındaki 2. dönem olan 4-6 aylarda ise organlar gelişimini sürdürdüğünden bu dönemde yaşanan bir problem düşükle sonuçlanmasa da, bebek, ağır sağlık sorunları ile dünyaya gelir. 3. ve son dönemde ise bebek bir nevi doğuma hazırlanır ve estetik değişimler diyebileceğimiz parmak aralarının açılması, burnun, dudakların ve kulakların son şeklini aldığı değişimler geçirir. Bu dönemde yaşanacak sıkıntılar da bu dönemin özellikleri ile ilgili kusurlara neden olur.
Bebek doğumla birlikte bedensel olarak geliştiği anne rahminden, ruhsal olarak gelişeceği yeni bir rahme doğar. Tıpkı anne karnında geçirilen süreç gibi ruhsal gelişim için bir süreç başlamış olur. Bebeğin ruhsal dünyası, kimliği, kişiliği ve nasıl bir insan olacağı yaklaşık 6 yaşına kadar olan bu süreçte şekillenir. Anne karnında geçirilen süreçte yaşanan sıkıntıların doğuracağı olumsuz sonuçlar, ilk döneme yaklaştıkça artması gibi ruhsal gelişim döneminde de yaşanan eksiklikler ve kusurlar erken döneme yaklaştıkça daha ağır kusurlara neden olacaktır.
Bu anlamda Mahler, yapmış olduğu çalışmalarda bebeğin bebeklerin geçirdikleri bu evreleri incelemiş, her dönemin özelliklerini ve kazanımlarını tespite çalışmıştır. Böylece de bizlere her dönemin özelliklerine ve ihtiyaçlarına dikkat ederek sağlıklı çocuklar yetiştirmemizi sağlamıştır. Herhangi bir dönemdeki aksaklıkları ve bunların yol açtığı psikolojik problemlerin tespiti tedavisi adına yol göstermiştir.
Anne bebek ilişkisini konu alan ikinci bir önemli çalışma ise insan beynini ve gelişimini inceleyen nörobiyolojik araştırmalardır. Yapılan bu araştırmalarda bebeğin beyin gelişiminin anne bebek ilişkisinden önemli ölçüde etkilendiği anlaşılmıştır. Doğumun yaklaşık 6 ayında gelişmeye başlayan bebeğin beyni, bebek 2 yaşına geldiğinde 5 katı büyüklüğe ulaşmaktadır. Bebeğin beyin gelişiminin 6 da 5'i ilk 2,5 yılda tamamlanmaktadır ve bebeğin anneyle kuracağı etkileşim bu gelişimi önemli ölçüde etkilemektedir.
Anne ile bebek arasındaki önemli çalışmalardan bir tanesi de Bowlby ve Ainsworth öncülüğünde yapılan bağlanma araştırılmalıdır. Bağlanmaya kısaca, anneyle bebek arasında kurulan ilişki biçimi diyebiliriz. Bebeğin doğumla birlikte getirmiş olduğu beslenme, uyuma, sıcaklık ve temizlik gibi birtakım ihtiyaçları, anne de bazı duyguları tetikler ve anne bebeği ile temasa geçerek bazen varlığı ile, bazen sesi ile, bazen sarılması ve bazen de beslemesi ve temizliğini yapması gibi eylemlerle bebeğine karşılık verir. Böylece anneyle bebek arasında bir bağ gelişir. İşte anne ile bebeği arasındaki bu bağa, bu ilişki biçimine, bağlanma diyoruz.
Bazı bilim adamları bebekleri ve annelerini doğal ortamlarında ve labaratuvarlarda gözlemleyerek anne bebek arasındaki bağlanma biçimini incelemişler. Anneyle bebek arasında kurulan bu ilişki şeklini özelliklerine göre güvenli ve güvensiz olarak sınıflandırılmışlardır.
Annesi ile güvenli bir bağlanma ilişkisi kuran bebekler olumlu bir ruhsal yapı geliştirip, özgüven içerisinde ve mutlu bir şekilde dünyayı tanımaya, özgür bir birey olmaya doğru yelken açarken, güvensiz bağlananlar, bu güzelliklerden mahrum kalmışlardır. Bebeklerin anneleri ile kurdukları ilişki şeklinin tüm yaşamı etkilediği, yetişkinlikte de bu ilişki biçiminin devam ettiği görülmüştür.
Dolayısıyla anne ile bebek arasındaki kurulacak bağlanma biçimi bebeğin gelecekteki zihinsel, sosyal ve duygusal yeteneklerini oluşturacak zemini sağlayacağından ve tüm ilişki biçimini etkileyeceğinden son derece önemlidir.

Bölüm: Anne Çocuk Etkileşiminin Başlaması

Doğum öncesi
İlk karşılaşma anı
Bağlanma ile kişilik patolojileri ilişkisi

Anne çocuk etkileşiminin doğum öncesi dönemde birçok temeli atılır. Doğumla birlikte bu etkileşim en somut hali ile gözlemlenebilir. Anne ile bebeğin ilk karşılaşma anına tanıklık eden araştırmacılar, annenin bebeğine ilk teması ile hem bebeğin hem de annenin olağanüstü bir şekilde rahatladığını rapor etmişlerdir. İlerleyen birkaç gün boyunca anne, fırsatını buldukça bebeğe bakmak ona dokunmak ve kucaklamak için saatlerini harcamaktadır.
Anne ile bebeğin her anı özel olsa da en eşsiz anlarının göz teması kurulması anı olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlara temas, ses tonu, beden hareketleri, jest ve mimikler eşlik eder. Bebekte aynı şekilde el, kol ve ayaklarını çırparak anneye karşılık verir. Bebek, anne kadar ve onunla birlikte aktif olma eğilimindedir.
Duyarlı bir anne, davranışlarını bebeğe uyacak biçimde ve dozda ayarlar. Yani annenin yapacağı eylemler, bebeğin gösterdiği performansla uyumlanmalıdır. Böylece anne, kontrolü bebeğin elinde tutmasına imkan vermiş olacaktır. Bu durumda bebek hem mutluluğu hem de işbirliği içerisinde hareket etmeyi deneyimler. Başlangıçta sınırlı bir uyum kapasitesine sahip olan bebek, annenin ona uyması sayesinde bu iletiyi kazanacak ve uyum sağlama kapasitesine sahip olacaktır. Yapılan araştırmalarda çocuğun sinyallerini duyarlı, uyumlu annelerin bebekleri, daha az duyarlı annelerin bebeklerine göre daha az ağladıkları ve annenin istekleri ile uyuşmada daha istekli oldukları ortaya konmuştur.
Doğumla birlikte dünyaya gelen bebeğin tek dünyası ve ilişkide bulunduğu tek kişi annesi diyebiliriz. Anne ile arasındaki bu etkileşim sayesinde bebek, nasıl ilişki kurulacağını, nasıl bağlanacağını, sevgiyi ve şefkati nasıl ifade edeceğini öğrenir ve deneyimler. Tüm bu deneyimler beynin sağ yarım küresinde örtülü prosedürel bellekte depolanır.
İlk bakıcı ile kurulan bu etkileşimler sayesinde bebek kim olduğuna, başkalarının kimler olduğuna, bir ilişkinin nasıl kurulup devam edileceğine dair deneyimler kazanır. Çocuğuna yeterince uyum sağlayabilen bir anne, çocuğun yönlendirmelerini takip ederek bir tanıma süreci başlatır. Çocuğun ihtiyaçlarına ve duygularına aynalık eder. Bu sayede çocuk anne aynası üzerinde kendisini ve dünyayı tanır.
Anneyle bebek arasında gelişecek güvensiz bağlanma biçimi, çocuğun nasıl bir psikopatoloji geliştireceğinin temel belirleyicisi olur. Eğer anne, bebeği ile hiçbir bağlanma ilişki kurmuyorsa, çocuğuna karşı çok kopuksa, çocuğuna karşı hiçbir guygu hissetmiyorsa tam anlamıyla mekanik bir çocuk varsa, bu çocuklar bağlantı açısından antisosyal patolojiler geliştirmektedir.
Diğer bir anne zaman zaman çocuğunu hissetmiş, empatik olarak yaklaşabilmiş fakat hemen ardından mekanikleşmişse, bu çocuklarda bağlantı açısından şizoid patolojiler geliştirmektedir. Bu bireyler dünya ile ilişkiler açısından yüzeysel bir ilişki kurarak yaşamakta, bir gün derinlemesine, gerçek bir ilişki yakalayacağına dair umutla hayatına devam etmektedir. Başka bir anne ise bebeği ile çok kuvvetli bir bağ kurmuştur, fakat çocuk ne zaman kendilik aktivasyonunda bulunsa, anne çocuğun yaşam enerjisi olan libidinal enerji kesmektedir. Sevgi enerjisi olmadan yaşayamayan çocuk, kendilik aktivasyonundan vazgeçerek her an annenin gözüne bakmakta, her an terk edileceği, sevilmeyeceği endişesi ile hayata bağlanmaktadır.
Bir başka anne modeli ise, kendi zihnindekini sürekli olarak bebeğine dayatan annedir. Böyle bir anne, çocuğun, ayrı bir varlık olarak kendisini tanımasına fırsat tanımaz. Böyle bir bebek de, duygusal olarak ayrılamayan bir bağlanma sistemi geliştirir. Çocuğun işaret verme yoluyla ilişkide görev üstlenmesine, annenin alan sağlamadaki başarısızlığı, çocuğu ikili bir ilişkiye katılımdan, karşılıklı fedakârlıktan ve empatiden yoksun bırakır.

Bölüm: Ebeveynlerin Çocukluk Deneyimlerinin Etkisi

Çocuğun anne ile kurduğu ilişkideki bağlanma biçimi, nasıl bir birey olacağının ve ne tür patolojik sıkıntılar yaşayacağını belirleyicisi olduğu gibi, bir annenin kendi bağlanma biçimi de aynı şekilde çocuğun nasıl bağlanacağının ve yaşayacağı patolojilerin de belirleyicisi olacaktır.
Ainsworth, annenin bağlanma biçiminin çocuğunkini etkileme durumunu incelemiştir. Doğum öncesi anneler ile görüşmeler yapmış ve annenin bağlanma stilini tespit etmiştir. Doğum sonrası 12. ayda çocuğun bağlanma stili ile bunu karşılaştırıldığında % 75 oranında benzerlik tespit etmiştir. Daha sonra klinik açıdan problemli çocukların ve ergenlerin annelerini incelemiş ve inceleme sonucunda;
Davranış bozukluğu yaşayan çocukların annelerinin 20 de 17 si güvensiz olarak tespit edilmiştir.
Gelişim yetersizliği yaşayan çocukların annelerinin 23 de 22 si güvensiz bağlanma stilinde bulunmuştur.
Uyku bozukluğu yaşayan çocukların annelerinin tamamı güvensiz bağlanma stiline sahiptir.
Tüm bu veriler bakıcının bağlanma stilinin ne kadar önemli olduğunu ve ilerde çocuğun yaşaması muhtemel birçok problemin de habercisi olduğunu ortaya koymaktadır.

5 Bölüm: Güvenli Bir Dayanağının Şartları

Annenin ulaşılabilir olması
Annenin gözünde- aynısında kendini görmesi
Bozulma-onarılma döngüsü
İlişkilerin iç işleyiş modeli

Güvenli bir dayanağın şartlarında ulaşılabilir olmak, cesaretlendirilmek ve yardım için çağrıldığında cevap vermeye hazır olmak, müdahale etmeden, yalnızca net olarak gerekli olduğuna müdahale etmek vardır diyebiliriz.
Güvenli bir dayanaktan beslenen çocuk, dış dünyaya karşı hücum yapar. Strese girdiğinde rahatlatılacağını, korktuğu zaman güven verileceğini ve yardım göreceği duygusunu taşır. Bu açıdan güvenli bir dayanak olan annenin rolü, tıpkı bir askeri üs gibidir. Çocuk üssün güvenli olduğundan ve gerektiğinde destek alabileceğinden emin olduğunda dış dünyaya açılır ve girişimde bulunur.
Çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişiminde ve güvenli bağlanmasında uyum sağlama ve ulaşılabilir olma tek başına yeterli değildir. Anne ile çocuk arasındaki etkileşimde kaçınılmaz olarak uyumun bozulduğu zamanlar olacaktır. Uyum sürecindeki bu aksamaların yerinde ve zamanında onarılması iyi bir gelişim için esastır. Bu şekilde “sen kötü olduğunda, sana kızdığımda, gittiğimde mutlaka geri döneceğim, seni bırakmayacağım, her şey yoluna tekrar girecek” fikrini aktaran içsel bir onarım modeli gelişir. Böylece çocuk anneyi, ondan ayırarak bireyleşebileceği ve keşfedebileceği “sağlam bir temel” ve sıkıntılı zamanlarda dönebileceği “güvenli bir sığınak” olarak deneyimler. Bu içsel deneyim daha sonraki ilişkiler için de bir kalıp olur.

Bölüm: İyi Bir Annenin İşlevi

Varlığın sürekliliği deneyimini oluşturmak

Özellikle hayatın ilk aylarında iyi bir annenin işlevi “varlığın sürekliliği” deneyimini oluşturmak ve bunu korumak için çocuğa yardım etmektir. Anne bunu, empati yeteneği sayesinde, çocuğun biyolojik ritmine uyum sağlayarak gerçekleştirebilir. Anne bunun için;
Birincisi; çocuğu zamanında besleyip, temizliğini yaparak aşırı sıcak ve soğuktan koruyarak süreklilik ve birlik algısının zarar görmesini önler.
İkincisi; çocuğu kucağına alarak, ona dokunarak dokunsal iletişimi kullanır. Böylece ten teması ile hissedilen hazzın kaynağının dışarıdan geldiğini anlayan çocuk iç ve dış ayrımını deneyimlemeye başlar.
Üçüncüsü; karşılıklı bakışmayla çocuğun duygusal deneyimini ona geri yansıtır. Böylece çocuk kendi duygusal ve öznel deneyimini annenin tepkisi ile anlar ve biçimlendirir.

Sonuç Ve Kapanış

Bebeklikte anne ile kurulan bağlanma ilişkisi tüm hayatı etkileme gücüne sahip olup, büyük oranda değişmeden devam eden bir ilişki olsa da, daha iyi ve daha kötü için değişim potansiyeli her zaman mevcuttur. Yetişkinlerle yapılan bağlanma görüşmelerinde güvensiz bir bağlanma geçmişine sahip olmasına rağmen güvenli bağa sahip çocuklar yetiştiren anneler tespit edilmiştir. Bu annelerin ortak özellikleri geçmişleri üzerinde düşünebilmeleri, konuşabilmeleri ve kendilerindeki özellikleri ile geçmişleri arasında bağ kurabilmelidir.
Paylaşımınızı George Santayana’nın bir sözü ile sonlandırmak istiyorum. “Geçmişi hatırlamayanlar onu tekrarlamaya mahkumdur.”

Uzm Klinik Psikolog & Terapist Harun ÇOLAK

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Çocuk Yetiştirmek ve Ebeveynlik" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Harun ÇOLAK'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Harun ÇOLAK'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Harun ÇOLAK'ın Makaleleri
► Çocuk (Toplum’u) Yetiştirmek Psk.Sabahattin ZENGER
► Mutlu Çocuk Yetiştirmek İçin Psk.Aslı PAKSOY
► Özgüveni Yüksek Çocuk Yetiştirmek Uzm.Psk.Gülşah ÖZTÜRK ERTEN
► Ebeveyn Tutumları ve Özgüvenli Çocuk Yetiştirmek Uzm.Psk.Dnş.Ayfer SUMMERMATTER
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,005 uzman makalesi arasında 'Çocuk Yetiştirmek ve Ebeveynlik' başlığıyla benzeşen toplam 14 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
--
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


14:35
Top