2007'den Bugüne 75,959 Tavsiye, 24,845 Uzman ve 17,063 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Medyanın Çocuk Gelişimi Üzerindeki Olumsuz Etkilerinin İncelenmesi
MAKALE #19348 © Yazan Psk.Özlem ŞEN BAYSAL | Yayın Şubat 2018 | 800 Okuyucu ÇOK OKUNUYOR
İnsanoğlu bir canlı olarak ve hayatta kalabilmek için, doğuştan sahip olduğu yeteneklerini geliştirmek ister. Bu gelişim için ihtiyacı olan şey ise çevredir. Gelişimi boyunca hep yenilikler arar. İnsanın gelişimi biyolojik, bilişsel ve sosyo-duygusal gelişim aşamalarını takip eder. İnsanoğlu, doğduğu andan itibaren sosyo-kültürel çevreyle etkileşim içerisindedir. Bu etkileşim bireyin bir kimlik, benlik, tutum oluşturmasında oldukça etkilidir. Tutum; nesneler, olaylar, düşünceler hakkındaki değerlendirmelerimizdir. Tutumlarımızın oluşumu sürecinde, aile, yaşadığımız çevreninin, insanların, çevrede maruz kaldığımız kitle iletişim araçlarının (televizyon, gazete, dergi, internet vb.), grup ilişkilerinin önemi oldukça fazladır. Tutumlarımız, değer yargılarımız, bir kişiliğin oluşması çocukluk yıllarında ortaya çıkmaktadır. Ebeveynler bu kritik gelişim süreçlerinde sağlıklı bir kimlik gelişimi için bilinçli olmalıdırlar.

Bilgi ve teknoloji çağında yaşadığımız günümüzde kitle iletişim araçlarını oldukça yaygın kullanmaktayız. “Günümüzde çocuklar, anne ve babalarının yaşadığı döneme hiçbir şekilde benzemeyen bir medya ortamında yaşamaktadırlar” (Ulusoy ve Bostancı, 2014). Bir tarafta teknolojiye doğan çocuk, bir tarafta ise teknolojiye sonradan maruz kalan ebeveynler. Bu farklılık, ebeveynlerin çocuklarını kontrol etmelerini zorlaştırmaktadır.
Medya, hayatımızın merkezindeyken kıyafetlerimizden tutun da nasıl davranacağımızdan düşünce biçimimize kadar her alanı etkiliyor olması şaşılmayacak bir durumdur. Günümüzde medya insanın maruz kaldığı en önemli alanlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Peki insanlar hangi medyadan bu kadar çok etkilenmektedir?
Kitle iletişimi içerisinde en yaygın kullanılan araçlar; televizyon (TV) ve internettir. Hem geliştirici hem olumsuz etkisiyle günümüzde en çok kullanılan medya türü televizyondur (Oruç ve Tekim, 2011).

Televizyon, yaklaşık 75 yıl önce hayatımıza girmesine karşın bu gün çok hızlı gelişmekte ve hayatımızın merkezine oturmaktadır. Televizyonun bu kadar popüler olmasının nedeni, birden fazla duyuya hitap etmesi, hareket, ses ve renklerin birleşimiyle ortaya görsel bir şölenin çıkmasıdır. Yenidoğan çocuklar için bile ilgi çekici yanı vardır. İnternet ise bilgisayarın ortaya çıkışıyla yaygınlaşmış, bugün neredeyse hayatımızın her alanında vardır.

İnternetin ise tüm dünyada kullanılır hale gelmesinin ardından, iletişim oldukça kolay hale gelmiştir. Her alanda bilgiye internet sayesinde ulaşır durumdayız. Ticaret, alışveriş, eğitim gibi her alanda sınırsız imkân sunuyor. “İnternet kullanım alanları şöyle sıralanmıştır: eğlenmek, zaman geçirmek, rahatlamak ve bilgilenmek” (Çakır ve Çakır, 2010). Yapılan çalışmalarda internetin, çocuklar özellikle ergenler üzerinde olumsuz etkilerine rastlanmıştır. İnternet ağından gelen en büyük zarar, dilin yanlış kullanımı, zamanın kontrolsüz kullanımı, şiddet ve cinsel uyarılma üzerinedir. Televizyondan gelen zarar ise dil gelişimi, psikososyal sorunlar (öğrenme güçlüğü, okul sorunları, toplum dışı davranışlar) gibi benzeri sorunlardır.

Medyadan kaynaklı sorunları şöyle özetleyebiliriz. “Bedensel sorunlar; yemek bozuklukları, obezite iken, psiksosyal sorunlar; okul başarısında düşme, öğrenme güçlüğü, toplum dışı davranışlar, saldırgan davranışlar, şiddete karşı duyarsızlaşma, gece korkuları, anksiyete, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, uyku düzensizlikleri ve kendine zarar geleceği yönünde korkulardır” (Çamurdan, 2007). Araştırmalara göre çocuklar gün içerisinde dört saat kadar televizyon ile vakit geçirmektedir.

Şiddet, saldırganlık, sigara, cinsel gelişim bozuklukları, antisosyal kişilik bozuklukları gibi gelişim problemlerinin televizyon ile bağlantıları araştırılmış ve televizyon programlarının davranış bozuklukları açığa çıkardığını görülmüştür. Bu durum televizyonun kişiyi ne derece etkilediğini göstermek adına oldukça yeterlidir (Oruç ve Tekim, 2011).

Özetle, doğru ve kontrollü kullanıldığında olumlu etkileri olan medya araçları, yanlış kullanıldığında ise çocukların bilişsel, fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimlerini olumsuz etkilemektedir.

Ayrıca televizyondaki şiddetin çocukların üzerinde olumsuz birçok etkileri vardır. Bu bağlamda, şiddetin çocukları nasıl etkilediği de detaylı bir şekilde araştırılarak derlenmiştir. Bu olumsuz etkilere ve yapılan araştırmaların sonuçlarına geçmeden önce, derlemede kullanılacak olan belirli kavramlara açıklık getirilmiştir.

TEMEL KAVRAMLAR

1.1.Medya
1920’lerden beri kullanılan “medya” kavramının kökü Latinceden gelmektedir. “ Medium” kelimesi araç anlamına gelmektedir (Ankaralıgil, 2009). Türk Dil Kurumu için “medya” ise “iletişim ortamı, kitle iletişim araçlarının tümüne verilen ad” anlamına gelmektedir. Kitap, bilgisayar, internet, televizyon, dijital oyunlar, video, cep telefonları medya iletişim araçları olarak kabul edilmektedir. Medya, dünyada büyük bir güç haline gelmiştir. Medya sayesinde dilediğimiz her şeye çok çabuk ulaşır hale geldik.
“Günlük yaşamlarında insanlar medyayı takip ederlerken, bilinçli ya da bilinçsiz bir farklılaşma süreci olmaktadır. Bu farklılaşma yalnızca düşünce dünyasında değil, gözlenebilir faaliyetlerde de kendisini göstermektedir. Medya mesajlarını doğru yorumlayamamak özellikle de çocukluk dönemindeki bireylere zararlı olmaktadır. Özellikle şiddet içerikli yayınların revaçta olduğu son yıllarda bu tür yayınları izlemenin bireylerde gelecekte kişilik bozukluklarına neden olduğu kabul edilmektedir. Aynı zamanda medyada maruz bırakılan cinsel içerikli mesajlarda beyinleri oyuncak haline getirmektedir.” (Çakır ve Çakır, 2010).

1.2.“Çocuk ve Gelişim” Kavramları

Tüm toplumlarda genelde 0 ile 18 yaş aralığı çocuk olarak adlandırılırlar. Yetişkinliğin ve ergenliğin sınırı olarak ise 18 yaş görülmektedir (Pembecioğlu, 1997). Çocuk anne karnına düştüğün andan itibaren yaşam boyu gelişen bir varlıktır.
“Gelişim, canlıda iç ve dış faktörler sonucu bir düzen içinde ortaya çıkan, bir takım değişimler şeklinde tanımlanır. Gelişim üç alanı kapsar. Bunlar; bilişsel, fiziksel ve psikososyal gelişimdir. Bu üç alanın karşılıklı etkileşimi sonucu sağlıklı bir çocuğun gelişimi gerçekleşir. Gelişimi etkileyen faktörler biyolojik faktörler ve çevresel faktörler olmak üzere sınıflandırılmaktadır.

“Televizyonun da içinde bulunduğu medya araçları, çevresel faktörler kategorisinde yer almaktadır” (Ertürk ve Gül, 2006).

“Gelişim 4 ayrı dönemde incelenmektedir. Bunlar; 0-2 yaşı kapsayan bebeklik dönemi, 3-6 yaşı kapsayan ilk çocukluk dönemi, 7-11 yaşı kapsayan son çocukluk dönemi ve 12-18 yaş aralığını kapsayan ergenlik dönemidir” (Büyükbaykal, 2007).
Derlemede de bahsedilecek olan okul öncesi dönem, yaklaşık olarak 3 ile 6 yaş aralığını kapsar. İlkokul çağı (7-11 yaş), ergenlik çağı (12-18 yaş) yaş aralığını kapsamaktadır.

1.3. Medyada Şiddet, Duyarsızlaşma, Saldırganlık

Televizyondan, internete kadar çocuklar medyada da her türlü şiddete maruz kalmaktadır. Gazetelerdeki bilgilendirici haberlerin içeriğinde bile şiddet konulu haberler oldukça yer kaplıyor.

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’ne göre “şiddet” kelimesi, “ bir gücün derecesi, bir hareketin sertliği, duygu ve davranışta aşırılık, inandırma yerine kaba kuvvet kullanma” olarak ifade edilmiştir. Şiddet türleri aynı zamanda psikolojik şiddeti de kapsar. Psikolojik şiddete, birisini aşağılamak, hakaret etmek örnek verilebilir. 1970’li yıllarda, TV ve şiddet ilişkisi araştırılmış ve anlamlı sonuçlar bulunmuştur. Bugün internet ve televizyon bizlere şiddet içeren görüntüler sunmaktadır. Medyada şiddete maruz kalan çocuklar dünyayı şiddet dolu bir yer olarak algılamakta ve ona göre davranmaktadırlar. Şiddet içeren programları izleyen çocuklar, zamanla normal hayatın olmazsa olmazı gibi gösterilen şiddet sahnelerine, duyarsızlaşmaya ve bu durumu normal görmeye başlarlar. Duyarsızlaşma arttıkça, kişi şiddetin etkilerini normal algılayacak, çevresinde gelişen fiziksel veya psikolojik şiddete karşı rahatsızlık duymayacaktır. Bu da kişiyi oldukça savunmasız yapan bir durumdur.

Saldırganlık, sosyal psikologlara göre fiziksel ya da psikolojik acı vermeyi amaçlayan davranışlardır. Bu davranış fiziksel veya sözel olabilir. Sosyal psikologlara göre saldırganlık özellikle çocuklarda taklit edilerek öğrenilir. Saldırganlığın ödüllendirildiğini gören çocuk, sorunlarını saldırganlıkla çözmeyi öğrenir.

1.4. Sosyal Öğrenme Kuramı

Bu kurama göre çocuklar, davranışlarını sosyal çevredekileri (örn, saldırganlık) taklit ederek, çevrelerini gözlemleyerek öğrenirler (Aronson ve Wilson, 2012). “Prof.Elizabeth Newson’a göre, çocuklar yetişkinliğe geçerken kendilerine bir model arayışı içindedirler. Bu model bazen aile içinden bir kişi, bazen sokaktan biri, bazen de çocuğun seyrettiği şiddet filmlerindeki kahramanlardan biri de olabilmektedir. Çocuk özendiği bu modeli zamanla taklit etmeye başlar” (Önder, 2008).

Albert Bandura ve arkadaşları bir dizi deneyle sosyal öğrenmenin ne olduğunu kanıtlamışlardır. Bandura’nın deneylerinde havayla doldurulmuş hacıyatmaz kullanılır. Yumruk atıldığında yeniden eski haline dönen bir oyuncaktır. Yapılan bir deneyde iki grup var: Ebeveynlerinin hacıyatmazı tekme tokat attıklarını izleyen bir deney grubu çocuk ve tekme tokat atmadan öylece duran ebeveynleri izleyen kontrol grubu çocukları. Ardından bu çocukların hacıyatmaz olan odada vakit geçirmeleri oyun oynamalarına izin verilir. Araştırma sonucu, beklendiği gibidir.

Kontrol grubundaki çocuklar oyuncağa bir tokat bile vurmazken, saldırgan ebeveyni izleyen çocuk aynı eylemleri sergileyip aynı sözcükleri kullanıyor. Taklit etmenin ötesine geçenler ve daha fazla zarar vermeye çalışanlar da var. Bu araştırma gösteriyor ki, saldırgan davranış taklit ve gözlem yoluyla öğrenilebilir.

2.OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE, İLKOKUL DÖNEMİNDE VE ERGENLİK DÖNEMİNDE TELEVİZYONUN OLUMSUZ ETKİLERİ

2.1.Okul Öncesi Dönem(2-6 YAŞ) Gelişim Özellikleri

2-6 yaş aralığını kapsayan okul öncesi çocukluk dönemi kişilik gelişimi ve sosyal gelişim için çok önemli bir dönemdir.

Bu yaşta ortaya çıkan sorunlar sağlıklı bir şekilde aşılmazsa çocuk ilerleyen hayatında aşılması gereken problemler yaşar. Kişilik ve sosyal gelişim ihmal edilmemesi gereken dönemdir. Çocukların 0-3 yaş dönemi, duygusal doyum, sevgi, konuşma, üzülme, sevinme, iletişim kurma ve sosyalleşme açısından son derece önemlidir. Bu dönemde temel ihtiyaç, bakım ihtiyacıdır. Bunun yanı sıra duyusal ve duygusal yönleri de gelişmektedir. Uyaranlara tepki verip, tepki beklenen bir dönemdir. Çevre ile etkileşim gereklidir. Ayrıca, psikomotor ve psikososyal gelişiminin temelleri bu dönemde atılmaktadır. Okul öncesi dönem çocukları oldukça ben-merkezci ve meraklıdırlar. Hayatın ortasına kendilerini koyarlar ama çevresindeki kişileri tamamen görmezden gelmezler. Piaget ve diğ. (1996) yılında öne sürdükleri şudur: Çocuklar, dört yaşlarından itibaren çevresindeki özellikle de ailedeki bazı kuralları öğrenmeye ve uygulamaya başlar ama yedi yaşlarına kadar çocuktaki benmerkezciliğin sürdüğü gözlemlenmiştir (Piaget, 2002; Dökmen, 2005; Oruç, 2011). Yedi yaşına gelen çocukta bu durum zamanla kırılmaya başlar” (Piaget, 2002).

3-4 yaş, yeni şeyleri ve keşfetmeye, öğrenmeye çok meraklı olunan bir dönemdir. Bu dönem geleceğe yönelik bir takım şemalar oluşur bu yüzden çocuklar sorduğu her soruya kısa da olsa bir cevap arar. Hayal ve gerçek ayrımı yapılamadığından sorgulamaz. İzlediği çok saçma bir şeyi bile kendine uyarlayabilir.
Tam da bu sebepten, ebeveynler medya kullanımı konusunda çok dikkatli olmalıdır. Televizyonu ve internetteki videoları, ağlayan çocukları susturan bir araç olarak görmemelidirler.

Okul öncesi dönem çocuğunun bir diğer özelliği ise model almadır. Davranışlarının çoğu gözlemlediklerinden öğrendikleridir. Model aldığı şeyler anne-babanın veya bakım veren kişinin dışında, izlediği bir çizgi film, dizi, masallarındaki bir kahraman bile olabilir. Bu dönem de çocukların hayal gücü çok geniştir. En çokta izledikleri çizgi filmlerden çok etkilenmektedirler.

Bu dönemin bir başka gelişim özelliği ise, dili uygun şekilde kullanmada beceri kazanmaya başlamalarıdır. Sözcük dağarcığı zenginleşir. Televizyondan işittiği kötü kelimeleri çabuk kavrarlar.

Bu dönemde çocuğun davranışının niyeti değil, sonucu önemlidir. Somut düşünme başlamıştır. Ayrıca kadın ve erkeğe yönelik farkları fark etmeye başlar, cinsiyet farklılıklarını keşfederler.

2.2. İlkokul Dönemi Gelişim Özellikleri (7-12 YAŞ)

Bu dönemde çocuk kimlik ve kişilik özelliklerinin farkına varmaya başlar.
Kadın ve erkeğe yönelik toplumsal cinsiyet rollerini fark etmeye başlarlar. Kuralcıdırlar.
Somut olan her şeyi anlayabilir ve yorumlayabilirler ancak soyut olana hala yabancıdırlar.

Dikkati odaklama süreleri geliştiği için bu dönemde televizyon ve internet karşısında geçirdikleri zaman karşısında kolayca iletilen mesajları öğrenebilirler.
Sosyal gruplara karşı tutumlar kazanır. Empati geliştirmeyi öğrenir.
Otoriteye karşı sorgulama yapmaz. Uyum gösterir. Bu nedenle televizyondaki otoriter kişilerin verdikleri mesajlar, çocuğu yanlış etkileyebilir.
Gruba ait olma ihtiyaçları bu dönemde açığa çıkar. Özellikle okullarda arkadaşlarıyla grup oluşturma, sosyal ilişkiler kurma söz konusudur. Ancak televizyondan alacakları yanlış görüntüler ve mesajlar (çete kurma, madde bağımlılığı ) çocukların gelişimini olumsuz etkileyecektir.

2.3. Ergenlik Dönemi Gelişim Özellikleri (13-17 YAŞ)

Soyut düşünme becerileri gelişmektedir. Çevrede olup biteni rahatça yorumlayabilirler. Neden-sonuç ilişkileri kurabilir ve bu yönde bilimsel şekilde açıklamalar yapabilirler.
Kendi akranlarıyla olan ilişkileri oldukça iyidir. Akranlarından gelen mesajları yorumlamada oldukça iyidirler.

Yetişkinlerle olan ilişkilerde çoğu zaman çatışmalar yaşayabilirler. Bir kimlik arayışı içerisinde olduklarından aileye tepki gösterilen bir süreçtir. Çünkü bu dönem çocuğu oldukça sorgulayıcıdır. Baş kaldırmaya ve meydan okumaya çalışma oldukça yaygın bir gelişim özelliğidir. Kimlik arayışında olan bu dönem çocukları dinle, politikayla çeşitli sorgulamalarla kimlik oluşturmaya çalışırlar. Bu dönem çocukları medyayı oldukça dikkatli kullanmaya teşvik edilmelidir. Gördükleri bir mafya dizisi karakterini kendilerine kolayca uyarlayabilirler. Merak içindeki çocuk yeni şeyler denemeyi sever. Madde kullanımı bu dönem çocukları arasında oldukça yaygındır. Bundan akran ilişkilerinin yanında medyanın da payı oldukça fazladır.

Bu dönemde karşı cinse ve cinselliğe ilgi artmaya başlar. Cinsel içerikli görüntüler tarafından çocuklar kolayca etkilenebilirler. Özellikle internette dolaşırken karşılarına çıkan pornografik içerikli resimler, görüntüler çocuk için bir takım tehlike teşkil etmektedir. Bu dönemde çok kolay uyarılabilirler.

Riskli davranışlara ilginin olduğu bir dönemdir. Bu sebeple medyada riskli davranışların (madde kullanımı, hızlı araba kullanımı) özendirici bir şekilde sergilenmesi, o döneme ait yapılması gereken davranışlarmış gibi sunulması, bu davranışların öğrenilerek taklit edilmesine neden olabileceğinden izleyecekleri dizilerden, internette oynayacakları oyuna kadar her şey oldukça kontrol altına alınmaya çalışılmalıdır.

Bu dönem yetişkinlerin özellikle ebeveynlerin çocukların üzerinde kontrol kurmakta zorlanacakları bir dönemdir. Meydan okuma davranışlarının gösterilebileceği göz önünde bulundurulmadır. Bağımsızlaşmaya çalışan çocuk, izleyeceği dizi, film ve videolar, oynayacağı oyun hakkında kendi kararlarını vermek isteyecektir. İlkokul ve okul öncesi dönemdeki çocuklara sınır koyabilme ergenliğe göre daha kolaydır. Çocuk ve medya etkileşiminde birden çok değişken bulunmaktadır. Ne kadar süre televizyonla vakit geçirdiği, çocuğun yaşı, zekâ düzeyi, kimlerle birlikte medyaya maruz kaldığı, ailenin sosyoekonomik düzeyi, çocuğun kişisel gelişim öyküsü vb birçok değişken çocuk medya etkileşimini etkilemektedir.

3.TELEVİZYONUN ÇOCUK GELİŞİMİNE OLUMSUZ ETKİLERİ

Çocukluk dönemi özelliklerin bahsedildiği gibi, okul öncesi dönem çocuklarında merak duygusu ön plandadır. Televizyonda gördükleri canlı renkler, hızlı uyaranlar, sesler onu kolayca etkisi altına alabilir. Özellikle çizgi film izlerken çocuklar oldukça dikkatlidir. Merak ve keşif duygusundan uyaranlara büyük bir ilgi gösterirler. İlkokul döneminde ise çocukların şiddete eğilimleri açısından televizyon izleme dikkat edilmesi gereken konudur. Kavrama yeteneği gelişen çocuk, olaylar hakkında yorumlar yapabilir. Çevresindekileri taklit edebilir. Bu dönemde şiddet içerikli programları izleyen çocuk zamanla saldırganlaşabilir. Sanal dünyada gördüklerini kolayca kendi gerçek dünyasına uyarlayabilir. Ergenlik döneminde ise kimlik gelişimi açısından önemli bir dönem olduğundan, ergenler televizyonda gördükleri karakterleri kolayca benimseyebilir, kendini onunla özdeştirebilir. Gördükleri riskli davranışları ( korunmasız cinsel ilişki, madde kullanımı, hırsızlık, çete kurma, dolandırıcılık, hızlı araba kullanma) kolayca sergileyebilirler. Çocukluk döneminin gelişimsel sürecinde, çocuklar izledikleri programlardan olumlu ya da olumsuz kolayca etkilenebilmektedir.

Çocukluk, zihinsel, fiziksel, ruhsal gelişimin çok hızlı geçtiği dönemdir. Televizyonun bu gelişimler üzerinde olumlu etkileri olabileceği gibi birçok olumsuz etkisi de vardır.

3.1. Bilişsel ve Fiziksel Sorunlar:

Televizyon karşısında aşırı vakit geçiren çocuklarda obezite riski artmaktadır. Beslenme alışkanlıkları bozulmaktadır. Çocuklar eskilerdeki gibi sokaklarda arkadaşlarıyla saklambaç, yakar top oynayarak, koşarak vakit geçirmek yerine şimdi televizyon karşısında vakit geçirmeyi tercih etmektedirler. Masa başında ailesi ile yemek yerine, televizyon karşısında yemek yiyen çocuklara dönüştüler. Reklamlarda izledikleri abur cuburları yemek olarak kendilerine uygun görmekte, sebze ve meyveden kaçınmaktadırlar. Yüksek kalorili, doymuş yağlarla yapılan besinleri tercih etmelerinden dolayı aşırı ve hızlı kilo almaktadırlar. Hareketsizlikte arttığı için çocuklarda obezite riski artmaktadır.

Aşırı derecede televizyon izleyen çocuklarda hırçınlık, kaygı, korku gibi olumsuz psikolojik davranış değişiklikleri görülmektedir. Uzun süreli TV karşısında vakit geçiren çocuklarda yatma saatlerinin geciktiği ve uyku problemlerinin ortaya çıktığı ve bunların fiziksel gelişimi olumsuz etkilediği bilinmektedir. Büyükbaykal (2007) ‘a göre, “Çocukların izlediği korku içerikli sahneler, çocukta ayrılık kaygısına sebep oluyor, bazı korkuları artış gösteriyor.

3.2 Psikososyal Sorunlar

Araştırmaya göre, “çocuklar günde üç dört saatini televizyon karşısında geçirmektedir. 6-17 yaş arasındaki çocukların eve geldiklerinde ilk yaptığı şey televizyon izlemektir. (Büyükbaykal, 2007).

RTÜK tarafından gerçekleştirilen medya kullanım oranını araştırmak amacıyla 1-12. Sınıflarda okuyan 4.306 öğrenci incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre, öğrencilerin yüzde 97,9’unun evinde televizyon bulunmaktadır. Ayrıca öğrenciler vakit geçirmek için televizyon izlediklerini belirtmişlerdir (RTÜK, 2013).

Aşırı televizyon izleme ile okul başarısı arasında ilişki bulunmuştur. “ Sürekli televizyon karşısında vakit geçiren çocuk eleştirel düşünmeyi zamanla unutmaktadır” (Çamurdan, 2007). Televizyon karşısında çok vakit geçiren çocuğun okul başarısı düşmektedir. Karşılaştıkları durumlar hakkında neden-sonuç ilişkisi kurmakta zorlanmaktadırlar. Ayrıca zihinsel ve duygusal gelişim olumsuz etkilenmektedir.

Araştırmaya göre ilköğretim çağındaki çocuklar televizyona yoğun ilgi göstermekte ve saatlerce televizyon karşısında kalabilmektedir. RTÜK tarafından 2006 yılında yapılan “İlköğretim Çağındaki Çocukların Televizyon İzleme Alışkanlıkları Kamuoyu Araştırması” da bu ifadenin doğruluğu kanıtlamaktadır. Raporda açığa çıkan en önemli ifade ise şudur:“İlköğretim çağındaki öğrencilerin boş zaman etkinliklerinin dağılımına bakıldığında“kitap okumak” % 64.9 ile birinci sırayı alırken, “televizyon seyretmek” % 64.6 ileikinci sırayı almıştır. Bu iki etkinliği % 37.9 ile “arkadaşlarımla oynamak/vakit geçirmek”izlemektedir” (RTÜK, 2011).

Ayrıca televizyon, çocuğun dil gelişimini olumsuz etkilemektedir. Çünkü televizyonda kullanılan argo kelimeler, şiveler çocuğun dil gelişimi üzerinde olumsuz etki yaratmaktadır. Küfürler hemen çocuğun diline aktarılmaktadır. Dil becerisi zayıflayan çocuk karşısındakilerle diyalog kurmakta zorlanır. Duygu ve düşüncelerini anlatmakta zorluk yaşar. Çünkü televizyon karşısındaki çocuk uyarıcılar karşısında sadece uyaranları alıcı konumundadır. “Çoğunlukla yabancı çizgi filmleri ve dizileri izleyen çocuklar, kendi toplumunun kültürü yerine, diğer ülkelerde kurgulanan kahramanlarla gelişim evrelerini geçirmektedir. Bunun sonucunda, çocuklar kendi kültürüne yabancılaşmaya başlayacaklardır” (Başgül, 2012).

Bir diğer olumsuz etkisi ise, çocukları tüketici hale getirmesidir. İzledikleri reklamlarda, çocuklara reklamı yapılan ürüne sahip olursa mutluluk vaat edilmektedir. Çocuklar bu reklamlar karşısında çok savunmasız kalıp inanmaktadırlar. İnandıkları şey ise tüketerek mutlu olmaktır.

Medyanın kontrolsüzce kullanılması ebeveynler ile olan iletişimi azaltmaktadır. Televizyon karşısında çok vakit geçiren çocuklar bir süre sonra sohbet etmek, bir konu üzerinde tartışmak konusunda tembelleşmektedir.

Medyada ortaya çıkan cinsellik, çocuğun gelişim evresinden önce karşısına çıktıysa, sağlıklı gelişimi olumsuz etkilenebilir. Televizyonda gösterilen çıplaklık, kadın-erkek aldatmaları, cinsellik karşısındaki tutumlar konusunda insanlar duyarsızlaşmaktadır. Çocukların cinsel açıdan erken dönemde uyarılması, çocuklarda cinsellik hakkında çok farklı bir algı meydana getirebilir. Medya da cinsellik, çocuklara örtük bir takım mesajlarla ya da direkt olarak erotik filmler, görüntüler ve videolar ile aktarılmaktadır. 12 ile 17 yaş arasındaki çocuklarla yapılan bir çalışmada, medyada (TV), seksüel bir takım görüntüleri izlemenin, seksüel davranışları arttırdığı bulunmuştur (RTÜK, 2005). O yüzden, özellikle ebeveynler çocuklarıyla birlikte izleyeceği dizileri, filmleri seçerken dikkatli olmalıdır.

4.1. TELEVİZYONDAKİ ŞİDDETİN OLUMSUZ ETKİLERİ

Kavramlar kısmında bahsedilen Bandura’nın deneyindeki gibi sadece saldırganca davranan birilerini izlemek çocuklara saldırganlığı öğretebiliyorsa, internette ve televizyonda şiddet ve saldırganlık içeren görüntüler izlemek ne gibi etkiler yaratabilir? Yapılan araştırmalar aşağıda derlenmiştir. Bunlara göz atarak ne derece çocukları etkilediğini anlayabiliriz.

“Sosyal-bilişsel öğrenme kuramına göre medya, saldırganlık ve şiddet içeriği arasındaki bağlantı, üç bilişsel yapı vasıtasıyla kurulmuştur (Huesmann, Titus ve Eron, 2003). Bu kurama göre, şiddet içerikli programlara maruz kalan bireylerin bilişsel şemalarında, düşmanca bir dünya yer almaktadır. Saldırganlığa dayanan problem çözme stratejilerini içeren senaryolardan dolayı saldırganlık, inançlarına göre kabul edilebilir bir olgu olarak görmektedirler. Bireyler arası ilişkiler şiddet içeren şemalara, senaryolara ve inançlar sistemine dayandırılmaktadır. Böyle bir ortamda sosyalleşme mücadelesi veren çocuk, bu tür davranışları gözlemleyerek taklit etmekte, 2-4 yaşları arasında iken, istediklerini tepinerek ifade etmeye çalışma gibi saldırgan davranışlar göstermektedir” (RTÜK, 2005).
Türk psikologlar derneği, RTÜK’ün isteği üzerine derlediği yazıdan şunları dile getirir.
“Şiddete maruz kalma ya da izlemenin neticesinde, bu tür davranışlar model alma yolu ile öğrenilir ve şiddet içerikli davranışların sıklığı artar. Şiddete karşı duyarsızlaşma meydana geldiği ve bunu takiben boyun eğme davranışlarının olduğu da bilimsel bir gerçektir. (…) Çocuklar dünyayı ve olayları yetişkinler gibi yorumlayamazlar. (…) Medyada şiddet adeta olağan ve hayatın bir parçası olarak gösteriliyor. Bunun sonucunda tüm toplumların şiddete karşı duyarsızlaşmalarına neden olmaktadır. (…) Özellikle kadınlara yönelik gerçekleştirilen programların bazılarında, hem programa katılan konuklar, hem programa katılmayan kişiler ve televizyon izleyicileri açısından engeller doğmaktadır; konuklar ve üçüncü kişiler istismar edilmekle birlikte, patolojik aile ilişkileri, tecavüz, aile içi ilişki durumlarının izleyicilerde sıradan ve normal gibi algılanmasına yol açtığı düşünülmektedir. Ayrıca bu tarz yaşam olaylarıyla televizyona çıkmak özendirici hale de gelebilmektedir ” (Türk Psikologlar Derneği, 2005).
Yapılan çalışmalar bize televizyondaki şiddet içeriğinin, bizim için bir uyarıcı etkisi olduğundan bahsediyor. Televizyonda şiddeti izleyen çocuk şiddetle ilişkilendirdiği bir uyaranı, dış çevrede gördüğünde saldırganca davranabiliyor.

Televizyon programlarının çocuk ve gençler üzerindeki etkisini araştırılmıştır (Milliyet, 2006). “1638 anne-baba ile yapılan görüşme sonucunda, ilkokulu bitirmiş çocuklar, ortalama 100 bin şiddet sahnesi, maruz kalmaktadır. Ayrıca bu çocuklar uyurken televizyon bulunan odada yatıyorlar” (Büyükbaykal, 2007).

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre; 2004 yılında 334 çocuk ıslahevine girmiş, bunların %13.4'ü adam öldürme, %2'si de yaralama suçu işlemiştir. Cezaevine giren 11 yaş ve üzeri hükümlü çocukların toplam nüfusa oranı ise 181/100000'dir.
Biri 28, diğeri de 217 çalışmadan oluşan iki meta analiz televizyondaki şiddetin toplum dışı davranışlara yol açtığını kanıtlamaktadır (TUİK, 2013).
“Medyada çok sık cinsel içerikli görüntüler ve reklamlar bulunmaktadır. Bir genç her yıl 14 binden fazla cinsel içerikli görüntüye maruz kalmaktadır. Birçok çalışma televizyonun ergenlerin cinsel tercihlerini, değer ve inanışlarını etkilediğini göstermektedir” (Çamurdan, 2007 ).
Şiddet imgelerine dayanabilme yeteneği akranlar arasında genç bir erkeğin gücünün veya olgunluğunu işaretidir (Trend, 2008). Bu da şiddetin nasıl içselleştirilmeye çalışıldığının göstergesidir.
“Yine çocuklar televizyonda sık sık gösterilen intihar sahnelerinden etkilenmekte, etkilendikleri oyuncu karakterlerin intihar sahnelerinin gerçeğe dönüştürmektedirler (Sim, 1996). 2007’de Şanlıurfa’da 12 yaşındaki Hatice Demir’in “Yaralı Yürek” dizisinin “Beyaz” adlı karakterinin intihar sahnesinden, 2010’da 9 yaşındaki Onur Öztepe’nin “Kurtlar Vadisi” dizisinde “İskender Büyük” karakterinin iple asılması görüntüsünden etkilenerek kendilerini asmaları Türkiye’de çocukların televizyondaki şiddet görüntülerinin ne kadar yıkıcı olduğunun sadece birkaç örneğidir (Çamlıbel, 2012). Bu açıdan bakıldığında medya, şiddetin sadece aktaran ve yayan değil bazen şiddeti yaratan kaynak olabilmektedir ” (Zorlu, 2016).

Çocukların ise en çokta çizgi filmlerde gördüklerini rol model aldıkları ve etkilendikleri bilinen bir gerçektir. Bu da bizleri çizgi filmlerinin içeriklerini incelemeye yöneltityor. Öğrencilerin en çok izledikleri çocuk kanallarının başında yüzde 39.5 oranı ile TRT Çocuk gelirken, TRT Çocuk kanalını, yüzde 36.6 oranla Yumurcak TV, yüzde 28.5 ile Cartoon Network, yüzde 25.3’le Disney Channel takip ediyor. (RTÜK,2013). Okul öncesi (5 yaş grubu) çocukların izledikleri çizgi filmlerdeki saldırgan içerikli görüntülerin, çocukların serbest oyunları sırasındaki saldırganlık düzeylerine etkisini araştıran bir araştırmada anlamlı sonuçlar bulunmuştur. Çocuğun davranışlarını en iyi gözleyebileceğimiz yer oyunlarıdır. Oyun oynarken çocuklar, seçtikleri konulardan, hangi oyuncaklarla oyun oynamayı tercih ettiklerine kadar iyice gözlemlemelidir. Çünkü çocuklar, oyunla dünyayı nasıl algıladıklarını ve iç dünyalarını yansıtırlar.
Türkiye’de uzun yıllardan beri yayında olan Kurtlar vadisi çocuktan yetişkine büyük bir izleyici kitlesi olan dizidir. Kurtlar Vadisi dizisi giyim kuşam stilinden dünya görüşü oluşturmaya kadar birden çok yönden izleyiciyi etkisi altına almaktadır. “Mafya dizileri, içerdikleri aşırı şiddet sahneleri, verdikleri örtük mesajlarla yasa dışı davranışları meşrulaştırmaktadır. Alkol ve uyuşturucu madde, sigara kullanımını teşvik eden ya da normal olduğunu gösteren içerikler de bu dizilerde bulunmaktadır. Bu mesajlar, sürekli olarak güçlü bir biçimde verilmektedir. Bunların etkisiyle son yıllarda ülkemizdeki bazı ergenler, bu dizilerdeki karakterlere özenmekte ve bunu da davranışlarına dökerek arkadaşlarını yaralamışlardır. Olaylar, yazılı basına taşınmış ve tartışma konusu olmuştur” (Altaylı, Hürriyet, 9 Nisan 2005).

Derlenen birçok araştırmanında gösterdiği gibi televizyondaki şiddet içeren görüntülerin, çocukların rol model almasında, saldırganlığının artmasında, şiddete duyarsızlaşmasında oldukça olumsuz etkisi vardır. Ancak çocuk saldırganlığının tek nedeni yalnızca medyadan kaynaklanmamaktadır. Aile koşulları, ailenin sosyo-ekonomik düzeyi, aile içindeki örnek alınan davranışlar da çocuğun saldırganlığının nedenleri arasındadır. Medya tek başına sorumlu değildir. Unutulmamalıdır ki, medya yalnızca saldırgan davranışı arttıran etmenlerden bir tanesidir. Ailesinde şiddet olan bir çocuğu medyadan uzak tutmak veya kontrollü izlemesini sağlamanın saldırganlığının azalmasında çok fazla etkisi olmayacaktır. Saldırganlığı arttıran çevresel koşullar çok yönlüdür.

5. İNTERNETİN ÇOCUK GELİŞİMİNDE OLUMSUZ ETKİLERİ

Çağımızın en güçlü kitle iletişim araçlarından biri olan bilgisayarlar ve yaşamımıza birden bire giren internet, bugün bilgilenme, işlem yürütme, haberleşme, eğitim ve eğlence fonksiyonlarıyla hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmaktadır (Ulusoy ve Bostancı, 2014).
Medyanın bir diğer kolu olan internet de, Türkiye’de çok geçmeden 1990’ların ortalarından beri hayatımızı etkilemeye başlamış, çocuk ve gençlerin merakını çekmiştir.”(Kırık, 2014: 339). “ Türkiye’de internete bağlanan insan sayısı 48 milyon olarak tespit edilmiştir” (Special Reports, 2017).

Radyo Televizyon Üst Kurulu çalışmasına göre; “Kitap, gazate ve dergi, öğrencilerin en fazla önemsedikleri önem sıralamasında ise birinci sırayı alan iletişim araçlarıdır. İnternet yüzde 60.8, bilgisayar/tablet yüzde 48.6, cep telefonu yüzde 45, televizyon ise yüzde 40.5 oranında önem verilen iletişim aracı oldu” (RTÜK, 2013).

2013 yılında, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından ilk defa 6-15 yaş arasındaki çocukların bilişim teknolojilerini (internet, cep telefonu, bilgisayar) kullanımı araştırılmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu (2013) araştırma sonuçlarına göre, çocuklar ortalama 9 yaşında interneti kullanmaya başlıyor. Ortalama yaş 06-10 yaş arasında 6, 11-15 yaş arasında ise 10’dur.

“06-15 yaş grubu çocuklar İnterneti en çok %84,8 ile ödev veya öğrenme amacıyla kullanırken, bunu %79,5 ile oyun oynama, %56,7 ile bilgi arama, %53,5 ile sosyal medya ağlarına katılma takip etmektedir” (Türkiye İstatistik Kurumu, 2013).
Özellikle yeni nesil çocuklar teknolojinin içine doğmaktadır. Teknolojiden tamamen uzak bir çocukluk dönemi düşünülemez, teknolojiye yoğun maruz kalınan çocukluk döneminin de gelişimsel açıdan bazı olumsuz sonuçları olabilmektedir (Yavuz, 2013). “İnternet çocuk ve ergenlerin davranışlarını biçimlendirirken bir tehtit ya da fırsata dönüşebilir. Bu da yetişkinlerin farkındalığı ile netlik kazanır. Ebeveynlerin sorumluluk alanları internete erişimin birçok yerden (telefon, tablet, bilgisayar) sağlanabilmesinden dolayı çok daha genişledi. İnternet kaynaklı tehlikelerden çocuklarını korumak için çok daha dikkatli ve tedbirli olmaları gerekmektedir.

Teknoloji çağının içine doğan çocuk ile dünyada var olan ebeveynlerin bu çağa ayak uydurması oldukça farklılık göstermektedir. Bilgi ve beceri anlamındaki yetersizliklerden dolayı ebeveynler, çocuklarını kontrol etmekte zorlanmaktadırlar (Ulusoy ve Bostancı, 2014).

Çocukların internet kullanımını programlayamaması, kendilerinin ve ebeveynlerinin gerekli sınırlandırmaları ya¬pamamaları durumunda internetin olumsuz etkileri artmakla bunun ile birlikte bağımlılık da gelişebilmektedir (Başgül, 2012).

5.1. İnternet Bağımlılığı

“İçeriği doğrudan şiddet ve cinsellik üzerine kurulu bilgisayar oyunlarının dışında çocuklar internette, oyun sitelerini girdiklerinde karşılarında seks, pornografi, ırkçılık, uyuşturucu, alkol, çeşitli silahlar, bomba yapımı gibi konularda siteler açılmaktadır” (Tuncer, 2001, s. 427-429). Çocukların bunları merak ederek okuması veya izlemesi beklenen bir durumdur. Doğduğu andan itibaren internet ile tanışan çocuklar zamanla internete bağımlılık geliştirmektedir. “Çocuklarda uzun süre internet kullanmanın neden olduğu önemli problemlerden biri internet bağımlılığıdır. 'İnternet bağımlılığı' kavramını ilk kez Goldberg (1996) kullanmıştır” (Özcan, 2005).

“İnternet bağımlılığı genel olarak "internetin așırı kullanılması isteğinin önüne geçilememesi, internete bağlı olmadan geçen zamanın önemini yitirmesi, yoksun kalındığında așırı sinirlilik hali ve saldırganlık olması ve kișinin iș, sosyal ve ailevi hayatının giderek bozulması" olarak tanımlanabilir” (Arısoy, 2009). “Bağımlılık ve çocuğun sürekli sanal ortamda bulunmak istemesi aileleri çoğu zaman endişelendirmektedir” (Arman ve diğ., 2011, s.165- 166).

İletişim kurmakta zorlanan çocuklar için gerçeklikten uzaklaştıran bir internet ortamı onlara kaçıştır. Kırık, (2014) e göre, arkadaş bulmak için çocuğun sosyal ağlarda gezinmesi onu internet ortamına bağımlı hale getirir. Özellikle çocuklar ve gençler için büyük bir risk oluşturmaktadır.

Bu bağımlılığın önüne geçilmesi için ailenin bilgilendirilmesi çok önemlidir. Bağımlı çocuklar, vakitlerinin çoğunu bilgisayarla internette geçirir. Vakit olmadığı zaman ise huzursuzluk çıkarıyor ve interneti arıyorsa, arkadaşları ile vakit geçirmek yerine internette zaman geçirmeyi tercih ediyorsa, internette gezinmek dışında başka hiçbir aktiviteden hoşlanmıyorsa, bağımlılık gelişmeye başlamıştır. Dahası okul derslerini yapmak yerine, interneti seçiyorsa ve başından bir türlü kalkamıyorsa müdahale edilmesi gerekmektedir. Bağımlılığı artan çocuklar, hijyen ve dış görünüşüne dikkat etmemeye başlar. Bu konuda aileler çocuklarını çok iyi gözlemlemelidir. Unutulmaması gereken bir nokta ise internet bağımlılığı da tedavi edilmesi gereken bir bağımlılık olduğudur.

Elbette internetin de hayatımıza sağladığı yararlar, sunduğu olanaklar tartışılmaz; iletişimi hızlı hale getirip, kolaylaştırması, toplumsal farkındalığı pekiştirmesi, çocukların gelişim düzeylerine uygun programların doğru bir yolla kullanılmasıyla yaratıcılığın geliştirilmesi vb. Bunların yanında internet ve özellikle sosyal medya ağlarının olumsuz etkileri ve zararları da gün geçtikçe daha fazla ortaya çıkmaktadır. “Dezenformasyon (bilgi çarpıtma), bilgi kirliliği ve tekrarı, sahtecilik, fikir korsanlığı, yasa dışı işlemlerin internet üzerinden gerçekleştirilmesi bu teknolojinin dezavantajları arasında yer almaktadır” (Fuchs, 2013).

Özellikle son yıllarda internetin; akıllı telefon, tablet ve notebook gibi araçlar sayesinde daha fazla yaygınlaşmasıyla birlikte, sosyal medya ve internet uygulamalarından çocuklarımızı uzak tutmamız da neredeyse imkânsız hale gelmektedir. (Övmeci, 2015).
3-6 yaş arası 16 çocuk ve ebeveynleri ile yürütülen bir çalışmada, çocukların 1-4 saat arası internet başında zaman geçirdikleri, bu zamanı video ve çizgi film izleyerek, oyun oynayarak değerlendirdikleri bulunmuştur.

Ayrıca ebeveynlerle olan ilişkilerin iletişim konusunda olumsuz etkilendiği ancak ebeveynlerinde bu konuda yeterince bilinçli olmadıkları tespit edilmiştir (Ergüney, 2017).
Araştırmalar gösteriyor ki, internette fazla vakit geçiren öğrencilerde bir takım fiziksel, bilişsel, psikososyal açıdan problemler oluşmaktadır.

5.2. Fiziksel Gelişim Sorunları

Gelişmekte olan çocuk ve ergenlerin çok fazla internet başında zaman geçirmeleri sonucu bir takım fizyolojik sorunların görülmesi oldukça normaldir. Bilgisayar başında uzun süre kalan çocuk ve ergenlerde, kas problemleri, duruş bozuklukları meydana gelmektedir. Kas gerginliklerine bağlı olarak oldukça gergin ve huzursuz hale gelmektedirler. Harris ve Straker (2000) göre, 10-17 yaş arasındaki 314 öğrenciden araştırma bulguları gösteriyor ki, en çok gözlenen rahatsızlıkların, boyun, sırt ve bileklerde meydana geldiği, bunun dışında ekrana uzun süre görsel odaklanmanın gözlerde acıma ve batmaya sebep olacağı belirtilmektedir. (Akbulut, 2013, s.53-68). Maruz kaldıkları radyasyonun zararlı etkilerinden de oldukça etkilenmektedirler.
Hızlı geçişleri olan uyaranlara (görüntü) maruz kalmak göz sağlığını tehlikeye atmasının yanı sıra, bilgisayar başında oturmuş olmanın beraberinde getirdiği hareketsizlik, sinirlilik, huzursuzluğa neden olabiliyor.

İnternet ile tek yönlü iletişim içinde olan çocuğun etrafı ile karşılıklı ve çok yönlü etkileşiminin engellenmesi, dili kullanma gereksiniminin ve göz kontağı kurma süresinin azalması, sonuç olarak konuşma gelişiminin olumsuz etkilenme olasılığı bulunmaktadır (Semerci, 2017).

Bu noktada fiziksel gelişim için alınması gereken önlemler olabilir.Gençler, sağlık sorunlarını en aza düşürmeleri için bilinçlendirilmelidir. İnterneti kullanacakları araç eğer bilgisayarsa, ortamdaki masa, sandalye çocuğun fiziksel gelişim özelliklerine göre ayarlanmalıdır. İnterneti kullanım sırasında sık sık ara vermek, saatlerce başında oturmaktan daha sağlıklıdır. İnternete vakit geçirme zamanı sınırlandırılmalı ve bu çocuğa düzgün bir dille anlatılmalıdır.

Toplu olarak alınması gereken önlemlere aşağıda 0i değinilecek ama şu bilinmelidir ki, farkındalık ve eğitimle bu problemler aşılabilir. Bu noktada kontrolü ve sınırlandırmayı sağlayabilecek ebeveynlere çok büyük sorumluluklar düşüyor.

5.3. Bilişsel Gelişim Sorunları

Çocuk beyni medyaya günümüzde oldukça fazla maruz kalmaktadır. İnternetin bilişsel gelişimi bilinçli bir şekilde kullanıldığında olumlu etkilediğine dair birçok çalışma mevcut. Bilişsel gelişimin olumlu ve olumsuz sonuçları interneti kullanım şekline bağlıdır. Süresi, sıklığı gibi faktörler olumlu ya da olumsuz sonuçlar üzerinde etkilidir. Araştırmalar internet ve bilgisayar doğru kullanıldığında, çocuklarda iletişim kurma becerilerinin, problem çözme tekniklerinin geliştiği görülmüştür. “Okuma yeteneğini ve başarısını ölçmeye yönelik çalışmalarda, internet kullanan çocukların kullanmayanlara göre daha yüksek performans gösterebildiğine dair araştırma sonuçları vardır” (Jackson, 2007; Johnson, 2006).

Çocukların bilişsel gelişim süreçlerinde, belli kritik dönemler vardır. O zaman aralıklarında çocuklar bilişsel becerileri kazanır (Akbulut, 2013). Örneğin; 0 ile 6 yaş arasındaki çocuklar dünyayı somut olarak algılarken zaman içerisinde soyut düşünmeye başlayacaklardır. Bu süreç içerisinde çevreden aldığı sesli, görsel uyaranları önce kısa süreli hafızasına ardından ise uzun süreli hafızasına kullanmak için gönderir. Bu süreç çocuğun dil gelişimi ve kavramları öğrenebilmesi için çok önemlidir. Bu yaş aralığında bilişsel gelişim oldukça hızlıdır. Ceyhan ve Ceyhan (2011) yılında, bilgisayar ile çok zaman geçiren çocuğun çevresindekilerle iletişim kuramama, dikkati odaklayamama gibi sorunların olduğu belirtilmiştir. Bu geçirilen zaman bilişsel faaliyetlerin yerini aldığında ise bu becerilerin telafi edilmesi çok zor olabileceğinin altını çizdiler.
Dil gelişimini olumsuz etkilediğine dair çalışmalar, gençlerin internette iletişim kurarken kısaltılmış kelimeleri tercih etmeleri, yazma becerilerini tembelleştirdiği, kendilerine ait kısaltmalardan oluşan bir günlük konuşma dilinin ortaya çıktığını belirtiyor (Greenfield ve Subrahmanyam, 2003).

İnternet başında, sürekli farklı, hızlı geçişleri olan uyaranlara maruz kalan ve birden fazla aktivite ile meşgul olan genç beyinler zamanla dikkati toplama becerisi ve sorunlara odaklanmada yeterlilikleri konusunda sorun yaşayabilirler.

Literatürde, çocuk ve ergenlerin internet ve bilgisayar kullanmalarına ilişkin bilişsel gelişimi etkileyen birçok olumlu sonuçlarına ulaştıklarına dair bulgular vardır. Kısıtlı sayıda çalışma, aşırı ve bilinçsiz kullanımın olumsuz sonuçlarına odaklanmışlardır.

5.4. Psikososyal Gelişim Sorunları

Psikososyal açıdan etkilerine bakıldığında, internetin bilinçsizce kullanılması sonucunda, çocuğun aile, akran ve okul ilişkilerini olumsuz etkilediğine dair araştırma bulguları var. Ancak, psikososyal açıdan olumlu etkilerinin olduğuna dair de oldukça karşıt görüş bulunmaktadır. Orlen ve Laney (2000), çocuk ve ergenlerin internet kullanımının çocuğu gerçek dünyadan koparmayıp tam aksine sosyalleştirdiğini savunmuşlardır. Bu görüşlerin doğruluğu ya da yanlışlığı internetin nasıl kullanıldığıyla yakından ilişkilidir. Bu çalışmada, internet kullanımının olumsuz etkilerine vurgu yapılmaktadır.

İnternette çok sık ve uzun süre vakit geçiren bir çocuk zamanla aile ile daha az iletişim kurmaya başlayabilir. İnternette izlediği video, oynadığı oyunlardan dolayı çocuklar okula adapte olmakta güçlük yaşamakta, haliyle dikkati derse odaklama da sorun haline gelmektedir. Böyle bir durumda ise okul başarısızlığı kaçınılmazdır. Odaklanmada güçlük çeken çocuklar, konsantrasyon sorunları yaşamaya başlıyor. Sosyal ortamlardan çabuk sıkılmaya başlayan çocuk, bu sıkıntısını saldırgan davranışlar sergileyerek göstermektedir.

Uzun süreli internet kullanımına bağlı zamanla akran ilişkilerinin de bozulduğu gözlenmektedir. Sanal ortamda yaşıtları dışında herkesle iletişim kurabilen çocuk, insanlarla yüz yüze gelmekte ve kendilerini ifade etmekten çekinmektedir. Her yaştan insanla iletişime geçen çocuk, kendi gelişimi süresince sorunlar yaşamaktadır ( Gross ve Law, 2004).

Ayrıca internette uzun süre vakit geçirmek, sosyal çevreden kendini soyutlamaya ve yalnızlığa da yol açabilir. Gerçek dünyada ki ilişkiler azalmakta, yerini sanal arkadaşlıklar almaktadır.

Desjarlais ve Willoughby (2010) yılında, internete erişimi olan medyayı kullanmanın, ergenlerin sosyal kaygı, depresyon ve yaşam doyumu ile herhangi bir ilişkisi olmadığını ortaya koymuştur. Fakat yüksek sosyal kaygıya sahip olan kişilerde bu problemi telafi etmek amacıyla internet kullandıkları ortaya çıkarılmıştır.

Medyanın, televizyon ve interneti kapsayan bu derlemesinde çocukların gelişimsel dönemlerini olumsuz etkilerine odaklanılarak, nasıl etkilediği yönünde bir takım incelemeler yapılmıştır. Literatürde olumlu araştırma bulgularını ortaya çıkaran çalışmalar elbette ki var. Gelişimi etkileyen olumsuzlukların önüne geçilebilmesi için çocuk ve ergenlerin ebeveynlerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Çocuklar elbette medyadan tamamen koparılamaz. Medyanın zararlarından korumak için televizyon ve internetten uzak tutmak doğru değildir. Kontrollü kullanımla medyanın zararlarında koruyabiliriz. Olumsuzlukları olumluya çevirmek için bilinçlenmek çok önemlidir. Uygun yöntemlerin doğru şekilde kullanılmasıyla, medyadaki riskleri minimal düzeye indirgeyerek, yararlı bir takım sonuçlar elde edebiliriz.

Bunun için gerekli olan ebeveynlerin çocuklarının gelişim aşamaları hakkında bilgi sahibi olması ve medyadaki riskler konusunda bilinçlenmesi ve farkında olması gerekmektedir.

6.1.EBEVEYNLER, ÇOCUK VE MEDYA

Okul öncesi dönem çocukları (3 ile 6 yaş arası ) ve 16 ebeveyn ile yapılan bir çalışmada, çocukların ne kadar süre ile internette vakit geçirdikleri, ebeveynlerin eğitim seviyelerinin etkisi, ailelerin tutumları, aldığı önlemler ve bu durumdan çocukların nasıl etkilendiği araştırılmıştır.

Araştırma sonuçlarına göre; anne-babanın eğitim seviyesi, çocukların interneti kullanma sürelerini etkilememektedir. Ebeveynlerin, çocuklar internet başındayken tutumları incelendiğinde, çoğunluk ebeveynlerin zararlı içerikleri engellediğini ve kontrol ettiğini söylemektedir. Araştırma sonuçlarına göre alınan bilgiler, birçok ebeveyn interneti uzun süre kullanan çocuklarından şikâyet etmektedir. Bir kısmı ise kullanımına teşvik etmektedir (Ergüney, 2017).

İnternetin çocukların davranışları üzerindeki etkileri incelendiğinde; internette izledikleri çizgi film karakterlerini kendilerine model aldıkları, onlar gibi giyindikleri, onlara benzemeye çalıştıkları görülmüştür. Ebeveynlerin ortaya koyduğu görüş ise çocuklarının izledikleri görüntüler sonucu yersiz bir korku yaşadıklarıdır. Ayrıca ebeveynlerden alınan bilgiye göre, saldırgan içerikli çizgi film izleyen çocukların saldırganlığının arttığını gözlemlemişlerdir (Ergüney, 2017).

İnternetin aile ilişkilerini nasıl etkilediğine bakıldığında; görüşmelerden elde edilen bilgilere göre ebeveynler, interneti kullanırken bizimle arada konuşuyor hatta hiç konuşmuyor gibi ifadeler vermişlerdir.

Gözlerini açar açmaz tabletinin nerede olduğunu merak ediyor ve soruyor gibi tespitlerini anlatmışlardır. Buradan çıkarılan sonuç, çocukların inernet kullanımı aile içi ilişkilere zarar verdiği yönündedir (Ergüney, 2017).

Ebeveynlerin bir diğer yakındıkları konu ise bu araştırmadan yola çıkarak, çocuklarının aşırı tüketici oldukları yönündedir Tüketimi gerçekleştirirken ise izledikleri çizgi film karakterlerinden çok etkilendiklerini dile getirmişlerdir. Çocuklar alışveriş esnasında, izledikleri reklamların etkisinde kalmaktadır. Ergüney (2017) nin araştırmasında ebeveynlerden alınan bilgiye göre; çocuklar su alırken bile üzerinde çizgi film karakteri bulunan suyu tercih ettikleri, erkeklerin örümcek adamlı okul eşyalarını istediklerini ifade etmişlerdir.

Ebeveynler birçok şeyin farkında olmasına karşın bilinçlendirilmeye ihtiyaçları vardır. Farkında olmaları yetmez. Çocuklarını medyadaki tehlikelerden nasıl koruyacaklarını öğrenmeleri gerekmektedir.

6.2. Medya Kullanımı Hakkında Ebeveynlere Öneriler

• Amerikan Pediatri Akademisi (2011), ebeveynler için yaş sınırı ve sınırlandırmalarla ilgili bazı konulara dikkat çekmiştir. APA’ya göre, 0-2 yaş çocuklar internet ve televizyondan uzak kalmasının, 3-5 yaş arası çocukların günde 1 saat ile sınırlandırılmasının, 6-18 yaş arası çocuklar için ise 2 saat sınırlanmasının uygun olduğunu açıklamıştır.
• Çocuklar televizyon ve internet konusunda bilgilendirilmeli ve internet ve televizyon başında geçen süre sınırlandırılmalıdır.
• Çocuklar mümkün olduğunca yalnız başına medya kullanmamalıdır. Ebeveynleri ile birlikte bu aktiviteler gerçekleştirilmelidir.
• Çocukların gerçek dünyada akranlarıyla olan ilişkileri desteklenmeli ve oyun oynamaları için teşvik edilmelidir.
• İnternetin ve televizyonun zararlı etkileri çocuğa da anlatılmalı ve bilgilendirilmelidir.
• İnternet ve diğer kitle iletişim araçları ebeveynler tarafından elektronik çocuk bakıcı gibi görülmemeli ve olabildiğince çocuklarıyla kendileri vakit geçirmelidirler (Timisi, 2011). TV ve internet çocukların yemek yemelerini sağlayan, ağladığında onları susturan bir araç olarak kullanılmamalıdır.
• Bilişsel ve sosyal-duygusal gelişim özellikleri göz önünde bulundurularak çocuklar için, görsel ve işitsel yayınlarda tespit edilecek zararlı içeriklerden korunmaları için, koruyucu simge düzenlemesi getirilmiştir. Ebeveynler bu konuda bilgi sahibi olmalıdır (Radyo Televizyon Üst Kurulu,2014). RTÜK tarafından ortaya konan şiddet, cinsellik ve korku yaratan bir takım içerikler koruyucu simge sistemi adıyla televizyonlarda işaretle belirtilmiştir.
• Çocukların izledikleri çizgi filmler gözden geçirilmeli gerekirse birlikte izlenmeli, gerekli görülen noktalarda çocuğa açıklamalar yapılmalıdır. İzlenecek programlar tüm aileyle birlikte seçilmeli ve program bitince TV kapatılmalıdır.
• Ebeveynler izledikleri programlarla çocuklara model olduklarını akıllarından çıkarmamalıdırlar.
• Çocuğun internette ne kadar süre vakit geçireceği belirlendikten sonra bu süreyi geçmesine izin verilmemelidir.
• Sert ve katı kurallarla yaklaşılmamalı, bu konular inat haline gelmemelidir.
• Çocukla alınan kararlar yazılı bir sözleşme olarak hazırlanabilir.
• Evlerde bilgisayar ortak bir odada bulunmalıdır. Yeri geldiğinde aile çocuğu rahatça kontrol edebilmelidir.
• Ebeveynler, arama motoru filtreleme, içerik sınırlayan servisler hakkında bilgi sahibi olmalıdır.
• Eğer çocuk arkadaşlık ilişkileri kurmak ve sürdürmek konusunda zorlanıyorsa, destekleyici olunmalı bu durumun sürmesi halinde bir uzmandan yardım alınmalıdır.
• Çocuklar ruhsal, zihinsel gelişimleri açısından spora yönlendirilmelidirler.
• Ev içinde televizyon izlemek yerine birlikte aktiviteler (kitap okumak, oyun oynamak) yapabilirler.
• İnternet bağımlılığı gözlemleniyorsa mutlaka uzmandan yardım alınmalıdır.

SONUÇ

Teknolojik gelişmelerdeki ilerlemeler sayesinde, çocuklar evde her an televizyon ve internet uyaranlarıyla karşı karşıyadır. İnternet ve televizyon evde vakit geçirmek için en güzel aktiviteler arasında yer almaktadır. Oysaki eski çocuklar sokaklarda saklambaç, körebe oynayarak, bisiklet kullanarak, taştan evden yaparak dünyalarını keşfetmeye çalışırlardı. Şimdi ise televizyon karşısında tek taraflı iletişimle, rengârenk çizgi film karakterleri, videolar ile dünyalarını keşfetmeye ve öğrenmeye başladılar. Yalnızca çocuklar için değil, ebeveynler içinde durum aynı. Ebeveynlerde evde çocuklarıyla oyun oynamak yerine dizi izlemeyi tercih eder duruma geldiler. Eşiyle sohbet etmek yerine elinde telefon, internette dolaşmakla meşguller. Ebeveynler ve çocuklar için vazgeçilmez medya aracı durumunda olan internet ve televizyon, görünmeyen bir tehlike haline geldi. Evdeki tüm bireyler birbirleri ile iletişim kurmak yerine medyayla daha çok iletişim kurmaktadırlar. Medya, ağlayan çocuk için susturucu araç olarak kullanılmakta, işlerini bitirememiş anne için ise televizyon, çocuklarına oyuncak olarak görülmektedir. Bilinçsizce kullanılan bir medya karşısında nasıl sağlıklı sonuçlar ortaya çıkabilir ki?
Bilinçsizce kullanım sonucu ortaya çıkan bu gün en önemli sorunların başında ise şiddete karşı duyarsızlaşmak geliyor. Televizyonlarınızı açın, günümüzde haberlerden tutun da diziler, yarışmaların içeriğine kadar her yer mayın tarlası gibi şiddet içerikli görüntü ve mesaj kaynıyor. Bu içerikler maruz kalan çocuk, bir süre sonra gördüklerinin normal olduğunu düşünmeye başlıyor. Bir sorunla karşılaştığında ise öğrendiklerini uygulamaya çalışıyor. Duyarsızca büyüyen bir çocuk önce kendine sonra çevresine nasıl faydası olması beklenebilir ki?

Agresif ve saldırgan davranış sergileyen bir çocuğun, eğer müdahale edilmez ve kontrol altına alınmazsa, ilerleyen yaşantısında riskli davranışlara kalkışması, madde ve sigara kullanmaya başlaması, anti sosyal kişilik bozukluğunun gelişmesi normal karşılanmaktadır. Şiddeti öğrenen bir kişi için artık elindeki silah gücüdür, saldırganlığıdır. Her soruna saldırganlıkla yaklaşan bireyler yetiştirmek istemiyorsak başta yetişkin ve toplum olarak bilgilenmek zorundayız. Çocuklar internette oynadıkları oyunlar, izledikleri videolar aracılığıyla şiddeti öğrenmekte ve uygulamakta, televizyonda ise saldırgan ve cinsel içerikli izledikleri filmler, diziler ve çizgi filmler vasıtasıyla öğrenmekte ve rol model almaktadır.

Özetle, son yıllarda hızla gelişen medya özellikle çocukları çok büyük etkisi altına almaktadır. Çocukların medyayı (internet, televizyon) bilinçsizce kullanmaları fizyolojik, bilişsel ve psikososyal gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebilmektedir. Literatürde de uzun süre medyayı kullanmanın çocuklar üzerinde ciddi sorunlara yol açtığına dair birçok çalışma mevcuttur. En önemli sorunların başında ise medyadaki şiddet geliyor. Medyadaki şiddetin zararları konusunda ebeveynler oldukça bilinçsiz. Bu çalışmada medyadaki şiddetin çocukların tutum ve davranışlarını nasıl etkilediği incelenmiştir. Çizgi filmleri bile seçerken ne kadar dikkatli olunması gerektiğine dikkat çekilmiş ve sağlıklı medya kullanımına dair bir takım öneriler getirilmiştir. Bu çalışma ebeveynler ve tüm kişiler için olumlu tutum ve davranışlar sergilemeleri açısından yararlı olacağı düşünülmektedir.

KAYNAKÇA
1. Akbulut. Y. “Çocuk ve Ergenlerde Bilgisayar ve İnternet Kullanımının Gelişimsel Sonuçları”, Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. Cilt, 3, Sayı 2, ss. 53-68, (2013)

2. Aronson.E., Wilson. T.D. ve Akert. R.M. Sosyal Psikoloji, Kaknüs Yay. (2012)

3. Büyükbaykal, G. “Televizyonun çocuklar üzerindeki etkileri.” İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, Cilt 28, 31-44, (2007)

4. Çamurdan, D.A. “Görsel Medyanın Çocuk Sağlığına Etkileri” Sürekli Tıp Eğitim Dergisi. Cilt 16, Sayı 2. Ankara. (2007)

5. Erdoğan, S. “Erken Çocukluk Döneminde Televizyonun Sosyal Gelişime ve Değerler Eğitimine Etkisi”, International Conference on New Trends in Education and Their Implications, 11-13 November, (2010).

6. Ergüney, M. “İnternetin Okul Öncesi Dönemde ki Çocuklar Üzerindeki Etkileri Hakkında Bir Araştırma “, ulakbilge, 5 (17), ss 1917-1938, (2017)

7. Harris, C. ve L. Straker. “Survey of physical ergonomics issues associated with school children's use”, International Journal of Industrial Ergonomics, 26, 337-346, (2000)


8. Kırık, M.A. “Televizyonun Gelişim Çağı Çocukları Üzerindeki Olumsuz Etkileri ve Ebeveynlerin Kontrol Sorunu”, 21.Yüzyılda Eğitim ve Toplum, Cilt 2, Sayı, 4. ss 189-198 (2013)

9. Kuzu, A., Odabaşı, F., Erişti, S. D., Kabakçı, I., Kurt, A. A., Akbulut, Y., Dursun, Ö. Ö., Kıyıcı, M., ve Şendağ, S. “İnternet Kullanımı ve Aile”, Ankara: T. C. Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Bilim Serisi: 133. (2008)

10. Oruç. C., Tecim, E. Ve Özyürek. H. “ Okul Öncesi Dönem Çocuğunuzun Kişilik Gelişiminde Rol Modellik ve Çizgi Filmler” , EKEV Akademi Dergisi. Cilt 15, Sayı, 48, (2011)

11. ÖNDER¸ M. "Medya Kıskacındaki Çocuklar"¸ Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi. 8¸ S.4¸ Samsun. (2008)

12. Öztürk, C., Karayağız, G. “Okulöncesi dönemdeki çocukların televizyon izleme durumları ve bunu etkileyen incelemesi” Milli Eğitim Dergisi; 175, 116-128, (2007)

13. Palabıyıkoğlu, R. “Medya ve Şiddet” Kriz Dergisi. 5 (2), 123-126 (1997)

14. Piaget, J.” Judgement and Reasoning in the Child”, (Translated by Marjorie Warden).Taylor & Francis (2002)

15. RTÜK(2006). “İlköğretim Çağındaki Çocukların Televizyon İzleme Alışkanlıkları Kamuoyu Araştırması”. www.rtuk.gov.tr , Erişim Tarihi: 26.12.2017

16. RTÜK. (2005). Televizyon programlarındaki şiddet içeriğinin, müstehcenliğin ve mahremiyet ihlallerinin izleyicilerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri. Ankara: RTÜK.

17. RTÜK.(2013). Türkiye’de Çocukların Medya Kullanma Alışkanlıkları Araştırması. Ankara: RTÜK.

18. Ş.S. Başgül “Medyanın çocukların ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri”. Nabız Dergisi, 2012.

19. Timisi, N. Eloktronik Bakıcı: Televizyon Çocuk İlişkisine Genel Bir Bakış. Der/İn Yayınları. Ankara. (2011).

20. Trend, D. “ Medyada Şiddet Efsanesi”, Çev. G. Bostancı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları (2008).

21. TÜİK (2013). 06-15 Yaş Grubu Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanımı Ve Medya, Sayı: 15866, Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu. http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=15866 adresinden 21 Aralık 2017 tarihinde erişilmiştir..

22. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlük, Erişim: 29 Aralık 2017, http://www.tdk.gov.tr/

23. Ulaş, H., Epçaçan, C. ve Koçak, B. “Bir şiddet potansiyeli olarak medya” National Bediüzzaman Symposiums Papers (2012).

24. Ulusoy, A. ve Bostancı, M. “Çocuklarda Medya Kullanımı ve Ebeveyn Rolü” International Journal of Social Science. 28, 559-572, (2014)

25. Yaşar.,M. ve Paksoy., İ. “Çizgi Filmlerdeki Saldırgan İçerikli Görüntülerin, Çocukların Serberst Oyunları Sırasındaki Saldırganlık Düzeylerine Etkisi” Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 30, Sayı 2. ss 279-29 (2011)

26. Zorlu,Y. “ Medyadaki Şiddet ve Etkileri”, Humanities Sciences, Cilt 11, Sayı, 1. ss 13-32 (2016)

27. 900 Saat Okul, 1500 Saat TV. (2006, Nisan 21). Milliyet Gazetesi, s.17.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Medyanın Çocuk Gelişimi Üzerindeki Olumsuz Etkilerinin İncelenmesi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Özlem ŞEN BAYSAL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Özlem ŞEN BAYSAL'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Özlem ŞEN BAYSAL'ın Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,063 uzman makalesi arasında 'Medyanın Çocuk Gelişimi Üzerindeki Olumsuz Etkilerinin İncelenmesi' başlığıyla benzeşen toplam 20 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


20:40
Top