2007'den Bugüne 80,910 Tavsiye, 25,756 Uzman ve 18,034 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Evlilik Doyumunun Bağlanma Biçimleri ve Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile İlişkisi
MAKALE #19811 © Yazan Uzm.Psk.Doğancan DURSUN | Yayın Eylül 2018 | 637 Okuyucu
Giriş
TEZİN TEORİK ÇERÇEVESİ ve RASYONELİ

Evlilik, tarihin ilk çağlarından günümüze kadar çeşitli değişiklikler geçirmiş olsa dahi nesillerce aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. (Kessler, 2006). Evlilik, toplumun en küçük yapı birimi olan aileyi oluşturmasının yanı sıra, bireyin ihtiyaçlarını normal bir şekilde karşılayabilmesi için önemli bir rol oynamaktadır. Kişinin maddi manevi doyum sağlaması, görevlerini iyi bir şekilde yerine getirmesi ve yaşadığı çevreye uyum sağlayarak yararlı bir birey olabilmesinde içinde bulunduğu evlilik ilişkisinin önemli katkıları bulunmaktadır (Çelik, 2006). Toplumun en küçük birimi olan aile, bireylerin mutlu ya da mutsuzluğunun temel kaynağı olması nedeniyle aynı zamanda psikolojik bir birim olarak ele alınmaktadır (Özuğurlu 1990, Dumon, 1991; akt; Yıldırım 1993). Bu sebepten evlilik insan hayatındaki önemli yaşantılardan sadece biri olmasına karşın, kişinin yaşam kalitesi ile doğrudan ilişkilidir (Hünler ve Gençöz, 2003).

Evliliğe insanların ne sebeple gerek duydukları düşünüldüğünde, bireylerin evlenme sebepleri arasında toplumdakilerin birçoğunun evli olması, ekonomik sebepler, yalnızlıktan kurtulma, cinsel doyumun toplumun kabul ettiği şekilde sağlanması, evliliğin getirdiği statü ve bağımsızlığı kazanmak ile sahiplenme duygusu gibi etkenlere rastlanmıştır. (Durak, 2004; Şendil ve Kızıldağ, 2005). Evlilik ilişkisi karmaşık ve değişken bir yapıdadır. Evliliğin gereklilikleri zorunlu yada gönüllü bir şekilde dengeye ulaştırsa, eşler arasındaki ilişki iyiye gitmeye başlar ve evlilikte doyum sağlanmaya başlar. Ancak bu ilişki her ne kadar gönüllü ve karşılıklı isteklere göre ilerliyor olsa bile, gelenekler ve görenekler, yasal gerekçelerin getirdiği bir takım zorunlulukları da içerisinde barındırmaktadır. Evlilik ilişkisinin tümüyle zorunlu bir ilişki olarak algılandığı evliliklerde eşler birbirleriyle iyi geçiniyormuş gibi görünseler de eşler arası çatışmalar sık meydana gelmekte ve bu durum tüm aile sistemini olumsuz etkilemektedir (Haley, 1988, 2006).

İnsan yaşamındaki kişiler arası ilişki ele alındığında, evliliğin bir çok insan için bir mutluluk ve doyum kaynağı olduğu düşünülmektedir. Sevme ve sevilme duygusu, yalnızlık hissinin ortadan kalması, cinsel olarak doyum sağlanması, ekonomik sorunların paylaşılması, toplum tarafından yeni bir statüye sahip olma gibi sebepler kişinin mutluluk düzeyi ve doyumu ile olumlu yönde ilişkilendirilebilir. Ancak, evlilik bazı insanlar için mutluluk ve doyum kaynağı olmayabilir. Bireylerin ihtiyaç ve beklentilerinin karşılanmaması, gelenek ve görenekler arasındaki uyumsuzluk, eşler arasındaki paylaşımın ve etkileşimin istenen düzeyde olmaması gibi sebepler kişinin mutluluk düzeyi ve doyumunu olumsuz yönde etkileyebilir. Mutsuz bir evliliği sürdürmenin genel mutluluk, yasam doyumu, yaşam kalitesi, benlik saygısı ve genel sağlıkla olumsuz yönde ilişkili olduğu belirtilmiştir (Hünler ve Gençöz, 2003).

İnsanların hayatında ve toplum düzeninde önemli bir yer tuttuğu için evlilik sürekli olarak bilimsel araştırmaların ilgisini çekmiştir. Bu ilgi yıllar içerisinde değişime uğrayarak günümüze kadar var olmuştur. İlk yıllarda evlilik boyutları ile çeşitli demografik özellikler üzerinde çalışmalar yürütülmüş, sonraki yıllarda eş seçimi, rol beklentileri gibi kavramları da kapsayan psikolojik boyutlar da ele alınarak çalışmalar daha geniş örneklem üzerinde yürütülmüştür (Fincham ve Bradbury, 1990). Sonraki yıllarda evlilik etkileşiminin bilişsel, duygusal sonuçlarının da ele alınması üzerinde durulmaya başlanmıştır. (Bradbury ve incham, 1988).

Evlilik doyumu

Araştırmanın ilk ele alınan değişkeni evlilik doyumudur. Yapılan bilimsel araştırmalarda evlilik doyumu, evlilik uyumu, evlilik mutluluğu, evlilik huzuru gibi farklı kavramlar birbirlerinin alternatifleri olarak kullanılmaktadır (Spanier ve Lewis, 1980, Fincham ve Bradbury, 1987). Donohue ve Ryder (1982), evlilik doyumunun tanımı ile yaşanan sıkıntılar dolayısıyla evlilik doyumunun ölçülmesinde sorunlarla karşılaşılmıştır. Bu sebepten araştırmalarda 'evlilik doyumu' ile 'evlilik uyumu' kavramlarının sıklıkla birbirlerinin yerine kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca bunun diğer nedeni ise kavramların arasında yakın bir ilişki olmasından kaynaklanıldığı olarak düşünülmektedir. Yılmaz (2001), doyumlu çiftlerin aynı zamanda uyumlu oldukları ifade edilerek bu iki kavramın farklı kavramlar olmadığı yaygın olarak kabul görmektedir. Ancak, evlilik doyumu ve evlilik uyumunun birbirinden farklı kavramlar olduğunu düşünen araştırmacılarda vardır.

Evlilik doyumu kavramı üzerine yapılan açıklamalar ele alındığında, Dönmez (2000), evlilik doyumunu evli çiftlerin bakım, cinsellik gibi temel biyolojik ihtiyaçların ve sevgi, yakınlık, rahatlık gibi ruhsal ihtiyaçların giderilmesi sonucu denge durumunun yeniden sağlanması olarak tanımlamıştır. Sokolski ve Hendrick, (1999) evlilik kurumunun içinde varlığını sürdüren çevresel (eşlerin kararlarda eşitliği, çalışma, problemleri paylaşma vs.) ve kişisel (eşlerin birbirine karşı gösterdiği sevgi biçimi, tutum, cinsel doyum, iletişim biçimi) boyutlardan eşlerin elde ettiği psikolojik tatmin olarak tanımlamıştır. Tezer (1986) evlilik doyumunu çiftlerin evlilik yaşamında kendilerini mutlu hissetmeleri olarak tanımlamıştır. Ayrıca evlilik doyumu, eşler arasında yaşanan huzursuzluğun aile bireylerini etkilediği gibi bir yandan da genel olarak toplumun ruh sağlığını da etkilemektedir. Bu açıdan bakıldığında, evlilik ilişkisinin her iki eş tarafından doyumlu algılanmasının ve bu algının devam etmesinin topluma yarar sağlayacağı düşünülmektedir (Bradbury, Finchman ve Beach, 2000; Özgüven,2000).

Evlilik doyumu üzerine yapılan literatür çalışmaları incelendiğinde, ilk yıllardan günümüze kadar çeşitli değişkenler üzerinde kapsamlı bir literatür olduğu görülmektedir. Karney ve Bradbury, (2000), Erkek eşteki olumsuzluğun sadece eşinin doyumsuzluğunda etki yaptığı ancak kadın eşin olumsuzluğunda hem kişinin kendi için hem de eşinin doyumlarına olumsuz etki yaptığı bildirilmiştir.

Rho (1989) Kore kökenli 230 Amerikalı çift ile yapmış olduğu araştırmasında, çocuğu olmayan kadınların çocuğu olan kadınlara oranla evlilik doyum ortalamalarının yüksek olduğu görülmektedir. Ancak, çocuk sayısı ile evlilik doyumu arasında anlamlı bir istatistiksel anlamlılık bulunamamıştır.

Glenn'nin (1990), çocuksuz çiftlerde evlilik doyumu ortalamaları düşmekte olduğunu fakat çocuğun evlilik doyumuna bir etkisi olmadığını ve evlilik doyumunu da arttırmadığı ifade etmiştir.

Edwards (1990), bir bebeğin getirdiği sorumluluklardan dolayı evlilik doyumunu düşürdüğünü bildirmiştir.

Hatipoğlu (1993), bazı demografik değişkenler ile evlilik çatışmasının yaygınlığı ve sıklığının kadın ve erkek eşlerin evlilik doyumundaki rolü üzerine araştırma yapmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, Kadınların eğitim düzeyleri arttıkça evlilikten sağladıkları doyum düzeyleri de artmaktadır.Ayrıca ele alınan demografik değişkenlerden gelir düzeyinin evlilik doyumu için yordayıcı olduğu ifade edilmiştir. Ancak çocuk sayısı ile evlilik doyumu arasında anlamlı bir ilişkiye varılmamıştır.

Pletchaty ark. (1996) ailedeki çocuk sayısı ile evlilik doyumunun olumsuz şekilde ilişkili olduğu bulunmuştur. Çocuk sayısı artmasıyla evlilik doyumunun düştüğü belirtilmiştir.

Boyacıoğlu ve Sungur (1999), Cantürk (2006), evlilik doyumunun, evli erkeklerde ve kadınlarda cinsel işlev bozukluğuna yol açtığı belirtilmiştir.

Altınparmak ve Eser (2006),yaptıkları araştırma sonucunda evlilik doyumunun evli kadınlarda yaşam kalitesini düşürdüğünü belirtmiştir.

Aklar ve Gençöz (2007), yine evli kadınlarda depresyonla ilişkili olduğunu ifade etmiştir.

Yaşın-Dökmen ve Tokgöz (2002) tarafından yapılan araştırmanın bulgularına göre, Eğitim düzeyine göre, üniversite mezunlarının evlilik doyumlarının lise mezunlarınınkinden yüksek bulunmuştur.

Bağlanma

Araştırma kapsamında incelenen diğer değişken, bağlanma kuramı temelli yetişkin bağlanma biçimleridir. Bağlanma kuramı, John Bowlby (1907–1990) tarafından, psikanaliz, psikodinamik, psikobiyoloji, deneysel psikoloji, etioloj ve öğrenme kuramlardan bir bütünlük içerisinde yararlanılarak oluşturulmuş eklektik bir yaklaşımdır. Bağlanma kavramı, insanların kendileri için önemli gördükleri kişilere karşı geliştirdikleri güçlü duygusal bağlar olarak tanımlanmaktadır (Bowlby, 1973). Bu kuram yaptığı gözlemler sırasında, bebeklerin birincil bakım veren (anne) tarafından ayrılma yaşadıklarında verdikleri tepkilerin benzer olduğunu gözlemlemiştir. Ayrılığa verilen ilk tepkilerin, ağlama, birincil bakım vereni arama ve diğerlerinin sakinleştirici tepkilerine direnç gösterme gibi davranışlardır. İlk tepkiden sonra, çaresizlik olarak adlandırılabilecek, üzüntü ve pasiflik süreci oluşur, ayrılık sürecinin uzaması sonucunda '' kopma '' olarak tanımlanan son sürece gelinir. Kopma, bebeğin bakım vereni aramaktan vazgeçmesi ve ona bağlı olmamasıdır (Bowlby, 1980).

Bowlby’e (1988) göre bebekler, birincil bakım verenleri ile aralarında geliştirdikleri bağlanma biçimleri sonucunda kendileri ve çevrelerine yönelik zihinsel temsiller ya da içsel çalışan modeller olarak adlandırılan yapılar geliştirirler. Bu modeller, bağlanma kuramının temel kavramlarından olup, çocuğun kişilik organizasyonu için temel oluştururlar. Bakım verenin sıcak, ilgili, destekleyici ve şefkatli olması bebekle güvenli bağlanmasına, bebeğin sevilebilir ve yeterli olma gibi kendi benliğine ilişkin olumlu temsiller oluşturmasını sağlar. Ancak bakım verenin soğuk, ilgisiz, reddedici olması bebekle güvenli bağlanamamasına ve bebeğin kendisiyle ilgili sevilmez ve yetersiz olma gibi olumsuz temsilleri geliştirmesine yol açar. Bowlby’e göre bu modeller daha sonra kurulacak yakın ilişkilerde, duygu, düşünce ve davranışlarda da yönlendirici bir etkiye sahiptir.

Bowbly’nin ilk teorik ve gözlemsel çalışmasından sonra, Ainsworth ve arkadaşları (1978) yılında, literatürde “garip durum” olarak bilinen, bebeklerin bağlanma biçimlerini aktif etmeye yönelik olan ve yabancı bir ortamda bakım verenden tekrarlı olarak ayrılmalarını ele alan, bakım verenin yokluğunda bebeklerin davranışlarını gözlemeyi amaçlayan gözlemsel araştırma yapmışlardır. Bu süreçte, çocukların gösterdikleri bağlanma davranışları güvenli, kaçınan ve kaygılı-kararsız olmak üzere üç farklı bağlanma biçimiyle tanımlanmaktadır (Hazan ve Shaver, 1994). Farklı bağlanma biçimlerine sahip oldukları düşünülen çocukların araştırma sırasında sergiledikleri davranışlar aşağıda özetlenmiştir. Ayrıca bu davranışlar, belirtilen bağlanma stillerinin en sık görülen davranışları olarak görülebilir.

Güvenli bağlanma: Bebekler davranışlarında, yakınlığı koruma, rahatlık arama ve bakıcıyı çevreyi keşif için güvence üssü olarak kullanma yeteneği sergilemişlerdir. Güvenli bağlanmış bebeklerde görülen en sık davranış, anneleri odayı terk ettiği zaman huzursuz olma ve geri döndüğü zaman rahatlama ve yanında olduğu sürede çevreyi etkin keşfe girişmişlerdir. Bu bağlanmada, bakıcı bebeğin ihtiyaçlarını kabullenen, duyarlı ve tutarlıdır. Güvenli bağlanmanın, Amerikan örneklemlerinde ortalama %60'ı bulan yaygınlığı vardır (Hazan ve Shaver, 1994).

Kaygılı (kararsız) bağlanma: Bebekler bakıcıları odayı terk ettiği zaman hem kaygılı ve hem de kızgın davranışlarda bulunmuşlardır. Zihinleri bakıcıları çok fazla meşgul olduğundan, keşfe çıkamaz hale gelmişlerdir. Bu tip bağlanmada, bakıcı çocuğun ihtiyaçlarına karşı duyarlı değil ve tutarsız davranmaktadır. Kaygılı bağlanmanın, Amerikan örneklemlerinde ortalama %15'i bulan yaygınlığı vardır (Hazan ve Shaver, 1994).

Kaçınmalı bağlanma: Bebekler bakıcıların odadan ayrılmasından etkilenmez ya da bu durumdan huzursuz olmayan davranışlar sergilemişlerdir, bakıcıları ile temastan kaçınarak, dikkatlerini oyuncaklarına odaklaştıracak şekilde görünmüşlerdir.Bu tip bağlanmada, bakıcı çocuğun taleplerini reddetmektedir. Kaçınmalı bağlanmanın, Amerikan örneklemlerinde ortalama %25'i bulan yaygınlığı vardır (Hazan ve Shaver, 1994).

Bağlanma biçimleri farklılık gösterse bile çocuklar olumsuz duygu ve durumlarla baş etmek zorundadırlar. Güvenli bağlanan çocuklar kızgınlık, öfke, kıskançlık gibi duygularını ifade edebilirken, güvensiz bağlanan çocuklar olumsuz duygularını ifade etmekte güçlük çeker ya da ifade edemezler. Güvensiz bağlanan çocukların aileleri çocuğun duygularını görmezden gelmiş ya da aşırı tepki vermişlerdir. Kobak ve Sceery (1988), güvenli bağlanan çocukların öz güven, öz kontrol, empati ve sosyal becerileri ile olumlu duygularının güvensiz bağlanan çocuklara oranla daha yüksek olduklarını ifade etmişlerdir. Shaver ve Mikulincer (2002), güvensiz bağlanan çocukların aileleri, çocuklarının davranışlarını kendilerini sevmediği ve reddettiği şeklinde yanlış yorumladıklarını belirtmişlerdir.

Yetişkin Bağlanma

Bowlby (1980), bağlanmanın beşikten mezara kadar uzanan, yaşam boyu bir süreç olduğunu ve erken yaşlarda oluşan zihinsel modellerin çok fazla değişime uğramadan yetişkinlikte de işlev gördüğünü ileri sürmektedir . Hazan ve Shaver (1987), Bowlby'nin bağlanma yaklaşımını temel alarak yetişkinlikteki romantik ilişkilerin açıklanabileceğini öne sürmüşlerdir. Hazan ve Shaver (1987), yetişkin bağlanma biçimleri Ainsworth, Blehar, Waters ve Wall’ın (1978) çocuklarda gözlenen üç bağlanma biçimini (güvenli, kaygılı ve kaçınan) temel alarak geliştirdikleri üçlü sınıflama yöntemi ile ölçmüşlerdir. Hazan ve Shaver' a göre, bebeklik ya da çocukluk döneminde ebeveyn ile kurulan bağlanmanın bir benzerinin, yetişkinlikte romantik eşleriyle kurdukları ilişkide sergilediklerini ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçlarına göre, ailesinden sıcaklık ve sevgi gören yetişkinleri güvenli bağlanma biçimine, reddedici ve kaçınan tutumlar gören yetişkinler kaçıngan bağlanma biçimine, ailesiyle hem sıcak hem de uzak ilişkiler kuran yetişkinler kaygılı/kararsız bağlanma biçimine sahip olarak sınıflandırılmışlardır. Zihinsel temsiller ya da içsel modeller doğrultusunda bakıldığında, farklı bağlanma biçimine sahip yetişkinlerin kendilik ve başkaları hakkındaki temsilleri de farklıdır. Güvenli bağlanan yetişkinler, kendilerinin güvenilebilir ve sevilebilir olduğunu, başkalarının da güvenilebilir ve sevilebilir olduğunu düşünmektedir. Kaygılı/kararsız bağlananlarda ise , kendilik ve başkalarının temsilleri güvenilemez, diğerleri tarafında anlaşılmaz olduğu yönündedir. Kaçınan bağlananlarda, kendilerini soğuk olarak tanımlasalar da, olumlu temsilleri geliştirmeye meyillidirler. Ancak başkalarının güvenilmez olduklarını ifade eden zihinsel temsillere sahiptirler.

Bartholomew ve Horowitz (1991), Hazan ve Shaver’in (1987) üçlü bağlanma modelini, Bowlby'nin benlik ve başkalarının içsel çalışan modelleri ya da zihinsel temsilleri doğrultusunda ele alarak, dörtlü bağlanma modelini ortaya koymuşlardır. İçsel çalışan modeller bireyin kendisini ve diğerlerini nasıl algıladığına göre şekillenir ve dörtlü bağlanma modelindeki bağlanma biçimleri güvenli, saplantılı, kayıtsız ve korkulu bağlanmalardır. Bartholomew ve Horowitz, kaçınan bağlanma biçimini, korkulu ve kayıtsız olarak ikiye ayırmanın daha anlaşılabilir bir sınıflama olduğunu savunmuşlardır. Güvenli bağlanan kişilerin kendilerine ve diğerlerine dair olumlu bilişleri varken, saplantılı bağlananların kendilerine dair olumsuz ve diğerlerine dair olumlu, kayıtsız bağlananların kendilerine dair olumlu ve diğerlerine dair olumsuz, korkulu bağlananların ise hem kendilerine hem de diğerlerine dair olumsuz bilişleri vardır (Bartholomew ve Horowitz, 1991).

Literatürde yetişkin bağlanma biçimleri üzerine yapılan çalışmalar incelendiğinde, Masterson (1976) bağlanmanın ebeveyn çocuk ilişkisine bağlı en temel kişilerarası dinamik olduğunu, ileriki yaşamda sınırda kişilik, narsist ve şizoid kişilik bozukluğunda görülen psikopatolojinin bağlanmadaki eksiklikten kaynaklandığını belirtmiştir. Akt. Masterson, 2008).

Karen (1994) yetişkinlerin bağlanma biçimleri üzerine yaptığı araştırmada, ebeveynler ile çocuklarının bağlanma biçimleri arasında anlamlı benzerlik olduğunu belirtmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, bağlanma kuşaklar boyunca aktarılmaktadır ve yetişkinlerin diğerleriyle kurduğu ilişkilerin, anne ve babasıyla kurduğu ilişkileri açıklayan nitelikte olduğunu göstermektedir.
Rothbard ve Shaver (1994), yetişkinlikte bağlanma biçimleri üzerine yaptıkları araştırmaya göre, güvenli bağlanan kişilerin olumsuz duygu ve davranışları daha az gösterdiklerini, diğer kişilerle daha güçlü ilişkiler kurduklarını ve diğer bireylerin duygusal sıkıntılarına daha duyarlı olduklarını göstermektedir. Güvensiz bağlanan bireylerin ise daha az pozitif duygular yaşadığı, kaygı ve depresyon gibi olumsuz duygularla başa çıkabilmede daha başarısız oldukları belirtilmiştir.

Bir başka araştırmada, bağlanma özelliklerinin eşin kaybının ardından yaşanacak olan yas üzerinde de etkili olduğu vurgulanmaktadır (Manci Mancini Ad, Robinaugh D, Shear K Ve Ark., 2009).

Porter Ls, Keefe Fj, Davis D Ve Ark. (2012) , akciğer kanseri hastaları ve eşlerinin bağlanma özelliklerinin eş uyumuna etkisinin araştırıldığı bir çalışmada, kaçınan ve kaygılı türde bağlanma tarzının depresyon ve evlilik kalitesinde bozulma ile ilişkili bulunduğu belirtilmektedir. Yine kaçınan türde bağlanma özelliklerine sahip hastaların bakım veren eşlerinde daha yüksek düzeyde öfke ve depresyona rastlandığı bildirilmiştir.

Senchak, M. ve Leonard, K.E., (1992), yeni evli çiftlerde, bağlanma tarzları ve evlilik uyumu arası ilişkinin incelendiği bir araştırmada; eşlerin benzer bağlanma tarzını paylaşma eğiliminde oldukları, her ikisi de güvenli bağlanan çiftlerin her ikisi veya biri güvensiz bağlanan çiftlere göre evliliklerini daha olumlu değerlendirme eğiliminde oldukları daha az iletişim çatışması ve boşanma yaşadıkları saptanmıştır. Ayrıca, her ikisi de güvenli bağlanma biçimine sahip eşlerin evliliklerinin daha az çatışma ve daha çok sevgi içerdiğini ileri sürmektedir. Bir diğer bulgu ise, eş seçiminde bağlanma biçimlerinin belirleyiciliğiyle ilgili olup, eşlerin kendilerine benzer bağlanma biçimine sahip bireylerle evlenme eğiliminde oldukları yönündedir.

Collıns, N. L., & Read, S. J., (1990) yaptıkları araştırmada, kadının kaygılı ve erkeğin kaçınan olduğu ilişkilerin, çok doyumlu ilişkiler olarak belirtilmeyeceğini ifade etmiştir. Yine de bu tür ilişkilerin, sık rastlanan ve bireylerin daha çok içinde bulunduğu ilişkiler olduğunu belirtmiştir.

Davis (1994), kadının kayıtsız ve erkeğin saplantılı veya korkulu bağlanma tarzına sahip olduğu ilişkilerin ayrılığın en çok yaşandığı ilişkiler olduğunu saptamıştır. Bu ilişkilerden alınan doyumun düşük olduğunu ifade etmiştir.

Grav, I. ve Dall, J. (2003) yaptıkları araştırma sonucuna göre, güvenli bağlanan bireylerin en yüksek doyuma sahip olduğunu ifade etmişlerdir. Kaygılı/kararsız bağlanan bireylerin araştırmada en düşük doyuma sahip bireyler olduklarını bildirmişlerdir.

Banse, (2004), 333 evli çiftle yaptığı evlilik doyumu ve bireylerin bağlanma biçimleri arasındaki ilişkiyi ele alan çalışmasında, güvenli bağlananların evlilik doyumunun yüksek; güvensiz bağlanmanın ise düşük evlilik doyumu ile ilişkili olduğu ortaya koyulmuştur. Araştırma bulgularına göre evlilik ilişkisinde bireylerin doyuma ulaşması kendi bağlanma biçimleri ve eşlerinin bağlanma biçimleriyle ilişkilidir.

Büyükşahin (2006) araştırmasında evlilik doyumu ve bağlanma biçimleri arasındaki ilişkiye odaklanmış, evlilik doyum puanı en yüksek kişilerin güvenli bağlanma biçimine sahip olduğunu göstermiştir. Evlilikte doyum puanı en düşük olanların ise korkulu bağlanma biçimine sahip bireyler olduğu bulgulanmıştır. Ayrıca araştırmada; saplantılı bağlananların evlilik doyum puanlarının, güvenli bağlanan bireylerin doyum puanlarına yakın olup, ancak korkulu bağlananlarınkinden yüksek olduğu bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre, saplantılı bağlananların evlilik doyumlarının düşük olmadığını göstermektedir.

Erdoğan (2007) çalışmasında, evlilik sorunları ile demografik veriler, eşlerin bağlanma özellikleri, psikiyatrik durumları ve mizaç ve karakter özellikleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır.50 kişi ile yürütülen araştırmada, evlilik sorunu yaşayan ve yaşamayan 2 grupta çiftler ayrılmışlardır. Araştırma sonuçlarına göre, evlilikte sorun yaşayan çiftlerden kadınların bağlanma biçimlerinde kaçınan ve kaygılı türde bağlanmanın öne çıktığı, erkeklerde ise kaçınan bağlanmanın daha yüksek olduğu ifade edilmiştir.

Erken Dönem Uyumsuz Şemalar

Araştırma kapsamında incelenen son değişken erken dönem uyumsuz şemalardır. Young (1990) tarafından geliştirilmiş olan, geleneksel bilişsel-davranışçı kavramların ve tedavilerin önemli derecede genişletildiği yenilikçi-bütünleyici bir yaklaşım olan Şema Terapi Modeli (ŞTM), şemaların gelişimsel olarak şekillendiğini öne sürer. Çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişmesi için erken dönemde karşılan¬ması gereken bir takım temel duygusal ihtiyaçları vardır. Young'a göre bu temel ihtiyaçlar, güvenli bağlanma, özerklik, yeterlilik, kimlik algısı ve yetkinliği, duyguları ifade özgürlüğü, gerçekçi sınırlar çizebilme, öz-denetimin sağlanması olarak tanımlanmıştır. Bağlanma figürleriyle yaşanan erken dönem olumsuz etkileşimler (örn., istismar ve ih¬mal yaşantıları) ve bu temel duygusal ihtiyaçların karşılanmaması ya da gereğinden fazla karşılanması sonucunda ise erken dönem uyum bozucu şemalar oluş¬maktadır (Young, 1999; Young ve ark., 2003; Young ve Klosko, 1993). Young ve ark. (2003), erken dönem uyum bozucu şemalar, genellikle çocukluk ve ergenlik süresince gelişen, anı¬lardan, duygulardan, bilişlerden ve bedensel duyulardan oluşan, benlik algısını ve kişilerarası ilişkileri etkileyen ve yaşam boyunca sürekli tekrar eden kalıp ya da örün¬tüler olarak tanımlamışlardır. Daha sonraki çalışmalarda, Young ve arkadaşları (2013), erken dönem uyumsuz şemaları, yaşamın erken yıllarında öğrenilen kişinin kendisi ve dünya hakkındaki katı inançları olarak tanımlamışlardır ve şemaların aşırı, sabit, değişmez, süre giden, kendi kendini baltalayıcı duygusal ve bilişsel temalar olduğunu belirtmişlerdir. Young ve arkadaşları (2015), erken dönem uyumsuz şemaların paradoksal olarak çocuklukta zarar getiren koşulların yetişkin yaşamda kasıtsız olarak yeniden oluşturulmasına neden olduğunu söylemişlerdir.

Çocukluk döneminde ve ergenlikte herkes için oluşturulan şemaların, kişinin kendisi, benliği ve çevresine bakış açısının temelini oluşturan katı dirençli yapılardır. Bu yapıların zaman içerisinde işlevselliğini yitirebileceği düşünülmektedir. Her bireyde bulunan şemaların hayatın bir dönemine kadar işlevsel ve gerçekçi olduğunu belirtmelerine rağmen, hayatın ilerleyen dönemlerinde şemaların işlevini yitireceğini ya da olumsuz doğasının, kişilerarası ilişkilerde daha bariz bir şekilde ortaya çıkacağını bildirilmektedir (Beck, 1979; Young ve ark., 2003).

Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ve Evlilik Doyumu

Rafaeli, Bernstein ve Young (2012), erken çocukluk döneminde oluşan ilişkisel eksiklikler sonucunda oluşan şemaların, ilişki doyumunun düşmesine ve ilişki kurmada güçlükler sebep olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Ellis (1986), evlilik ilişkilerindeki bozulmaları, eşlerin olduğundan fazla abartılmış, mantıksız ve katı düşüncelerinden kaynaklandığını belirtmiştir. Young ve Gluhoski (1997), ilişki doyumunun hem erken dö¬nem temel ihtiyaçların hem de daha sonra yetişkinlikteki ihtiyaçların karşılanması ile gerçekleşeceğini bildiren bir model ortaya koymuştur. Bu modele göre, söz konusu temel ihtiyaçların karşılanmaması sonucu geliştirilen erken dönem uyum bozucu şemalar, bireylerin yetişkinlik döneminde doyurucu ol¬mayan ilişkiler tecrübe etmelerine neden olmaktadır. Bu modelde belirtilen 18 şemanın 11 tanesinin direkt olarak yakın ilişkilerle ilişkili olduğu ifade edilmiştir. Bu 11 şema; terk edilme/istikrarsızlık, güvensizlik, duygusal yoksunluk, boyun eğme, bağımlılık/yetersizlik, yüksek standartlar/ aşırı eleştiricilik, yapışıklık/gelişmemiş benlik, onay arama, kusurluluk/utanç, cezalandırılma ve hak görme şemalarıdır (Young ve Gluhoski, 1997).

Yapılan literatür taraması sonucunda, erken dönem uyumsuz şemaların yetişkinlik dönemindeki ilişkilerin kalitesini ya da evlilik doyumunu ele alan sınırlı sayıda çalışma olduğu görülmekte¬dir.

Yousefi ve arkadaşları (2010), erken dönem uyumsuz şemaların bireylerin durumları yorumlayışında yanlış anlaşılmalara sebep olduğunu ve böylece evlilik doyumunun olumsuz etkilendiğini dile getirmişlerdir. Chay, Zarei ve Pour, (2014) ilişki ve evlilik doyumunun erken dönem uyumsuz şemalarla negatif bir ilişkisi olduğunu gösteren çalışmalar yapılmıştır. Evli kadınlarla yapılan araştırma bulgularına göre, kopukluk şemasının evlilik doyumunu olumsuz etkilediği hakkında anlamlı sonuçlara ulaşmışlardır. Zedelenmiş özerklik ve performans ile evlilik doyumu arasında olumlu bir ilişki olduğu bulunmuştur. Diğer bir deyişle, zedelenmiş özerklik ve performans şemasından yüksek puan alan bireylerin evlilik doyumunun da yüksek olduğu belirtilmiştir.

Young ve arkadaşlarına (2013) göre, zedelenmiş özerklik ve performans şemasına sahip olan kişiler bağımlı, yetersiz, yapışık ve dayanıksızdır, kendi hayatlarının sorumluluklarını alamazlar ve karar alırken bağımsız değillerdir. Şemalarına teslim olmuş durumdadırlar ve bu şemayı değiştirmeyi denemezler, Chay ve arkadaşlarına (2014) göre, bu durum evliliklerinde doyum hissetmelerine sebep olmuş olabilir.

Khosravi ve ark. (2007), zedelenmiş sınırlar şema alanının evlilik doyumunu düşürdüğü belirtmişlerdir. Güngör (2015) çalışmasında zedelenmiş sınırlar şema alanının ilişki doyumunu yükselttiği sonucuna ulaşmıştır. Ancak Güngör’ün çalışmasında (2015), zedelenmiş sınırlar şeması olan bireyler genellikle bencil, sorumsuz, talep eden ve narsisist olarak tanımlanmalarına rağmen ilişki doyumunun yüksek çıkması beklenmedik bir sonuç olmuştur. Ancak çalışma incelendiğinde zedelenmiş sınırlar şema alanının ilişkiye verilen değeri, ilişkide girişkenliği ve ilişkide içsel kontrolü de arttırdığı görülmüştür ve bu durumun araştırma için seçilen katılımcılarla alakalı olduğu düşünülmektedir (Güngör, 2015).

Başkalarına yönelimlilik şema alanındaki şemalar ve evlilik doyumu arasında negatif bir ilişki olduğu bulunmuştur (Chay ve ark., 2014; Epsten ve ark., 1992). Başkalarına yönelimlilik şema alanındaki boyun eğicilik, onay arayıcılık ve kendini feda şemalarına sahip olan insanlar başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından daha çok önemsedikleri için onaylanmadıkları evliliklerinde doyuma ulaşamazlar (Chay ve ark., 2014).

Aşırı tetikte olma ve baskılama şema alanı ve evlilik doyumu arasında olumsuz bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır (Chay ve ark., 2014). Bu şema alanındaki şemalara sahip kişiler olayları negatif tarafından gören ve pozitif yönleri göz ardı eden, katı kuralları olan ve duygularını bastıran kişilerdir ve bu özelliklerinden dolayı evliliklerinden aldıkları doyumlarda düşük olur (Beach ve ark., 1990; akt: Chay ve ark., 2014).

ARAŞTIRMANIN KONUSU, AMACI VE DENENCESİ
Araştırmanın Konusu ve Önemi
Bu araştırmanın amacı, erken dönem yaşantılar; bağlanma stilleri, erken dönem uyumsuz şemalar açısından incelenerek, erken dönemin yetişkin dönemdeki evlilik doyumuna olan etkisine dair bir çalışma sunmak bu tezin amacını oluşturmaktadır. Geçmiş yaşantıların gelecek yaşantıları etkilemesiyle oluşan döngünün devamlılığını nasıl sağladığı incelendiğinde; çocukluk döneminde kurulan yakın ilişkilerin ve temel ihtiyaçların karşılanmasının, yetişkinlikte kurulacak olan ilişkilerin zeminini oluşturduğu düşünülmektedir. Evlilik doyumunun, bağlanma biçimleri ve erken dönem şemalarla belirlenmesinin evli çiftlerin ilişkilerinden aldıkları doyumu azaltan ve arttıran faktörlerin incelenmesi açısından önemli olduğu düşünülmüştür.

Evlilik ile ilgili ülkemizde yapılan çalışmalara bakıldığında çalışmaların sayısının çok fazla olmadığı dikkat çekmektedir. Özellikle erken dönem uyumsuz şemalar ve evlilik doyumu ile yapılan çalışmaların yetersizliği bu araştırmanın önemini arttırmaktadır. Araştırmada ele alınan değişkenler düşünüldüğünde, araştırma sonucunda elde edilecek sonuçların sonraki araştırmacılarını teşvik edip, diğer çalışmalara veri kaynağı olacağı düşünülmektedir. Bir diğer nokta ise, araştırma sonuçlarının her geçen gün gelişen Aile ve Çift Terapileri uygulamalarında yararlanılabilecek, çiftlerle çalışan danışmanlara veri kaynağı oluşturabileceği düşünülmektedir. Yapılan araştırma sonucunda, evlilik dinamiklerinin daha iyi anlaşılacağı, Bireysel ve özellikle Aile ve Çift terapilerinde, erken dönemin evlilik ilişkilerine etkisine dair edinilen bilgiler ışığında bireylerin yakın ilişkilere yönelik uyumsuz şemalarını ve bağlanma biçimlerini daha iyi anlayabiliriz. Böylece danışanların ilişkilere bakış açılarını değiştirebilecekleri ve doyuma ulaşabilecekleri yönde müdahalelerimizi şekillendirebiliriz. Bu sebeple, araştırmanın sonucunun uygulamalı alanlar için önem arz edeceği düşünülmektedir.

Bu çalışma; nesilden nesile aktarılarak devam eden, döngü haline gelmiş uyumsuz bilişlerin ve davranışların fark edilebilmesi, üzerine düşünülmesi ve yeniden yapılandırılması ile olumsuz döngünün kırılabileceğini göstererek evlilik ilişkilerden elde edilen doyumun arttırılmasına ve yeni nesillerin güvenli bağlanan bireyler olarak yetişmesine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Araştırma Problemleri ve Hipotezler
Problem
Evlilik doyum düzeyi farklı evli bireylerin bağlanma biçimleri ve erken dönem uyumsuz şemaları arasında fark var mıdır?

Alt Problemler
1. Bağlanma tarzları, erken dönem uyumsuz şemaları ile evlilik doyumu arasında anlamlı düzeyde bir ilişki var mıdır?
2. Evlilik doyum düzeyi farklı bireylerin bağlanma biçimlerinde anlamlı düzeyde fark var mıdır?
3. Evlilik doyum düzeyi farklı bireylerin erken dönem uyumsuz şemaları arasında anlamlı düzeyde fark var mıdır?
4. Bağlanma biçimleri evli bireylerin evlilik doyumunu anlamlı düzeyde yordamakta mıdır?
5. Erken dönem uyumsuz şemalar evli bireylerin evlilik doyumunu anlamlı düzeyde yordamakta mıdır?

Araştırmanın Hipotezi
Evlilik doyum düzeyi farklı evli bireylerin bağlanma biçimleri ve erken dönem uyumsuz şemaları arasında fark vardır.

Araştırmanın Alt Hipotezleri
1. Bağlanma tarzları, erken dönem uyumsuz şemaları ile evlilik doyumu arasında anlamlı düzeyde bir ilişki vardır.
2. Evlilik doyum düzeyi farklı bireylerin bağlanma biçimlerinde anlamlı düzeyde fark vardır.
3. Evlilik doyum düzeyi farklı bireylerin erken dönem uyumsuz şemaları arasında anlamlı düzeyde fark vardır.
4. Bağlanma biçimleri evli bireylerin evlilik doyumunu anlamlı düzeyde yordamaktadır.
5. Erken dönem uyumsuz şemalar evli bireylerin evlilik doyumunu anlamlı düzeyde yordamaktadır.

ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ VE UYGULANACAK ÖLÇEKLER
Araştırmanın Yöntemi
Evlilik doyum düzeyi farklı evli bireylerin bağlanma biçimleri ve erken dönem uyumsuz şemaları arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığıdır. Araştırmada kullanılan ölçeklerden elde edilen bilgilerden ötürü, betimsel bir araştırma değeri taşımaktadır. Betimsel araştırmada, araştırmayı yapan kişi hiçbir müdahalede bulunmadan değişkenlerin arasındaki ilişkileri neden-sonuç etkisine göre incelenmektedir.

Örneklem
Araştırmanın örneklemi, 100 Evli katılımcı ile Kocaeli ilinde ikamet eden evli bireylere seçkisiz olarak araştırma kapsamında kullanılan ölçeklerin gönüllülük esasına dayalı olarak uygulanması sonucunda oluşturulmuştur. Araştırmaya katılan katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim durumları,evlilik süreleri ve şekilleri, çocuk sahibi olmaları hakkında bilgiler sosyodemografik formun içerisinde doldurulacaktır. Boşanmış ve bekar bireylerin araştırmaya etkisi karıştırıcı değişken olacağından dışlanmışlardır. Ayrıca Kısa Semptom Tarama Envanteri ile patolojik yükselmesi olan bireylerin araştırmaya katılımları sınırlandırılacaktır.

Veri Toplama Araçları
Araştırmada, araştırmacı tarafından hazırlanmış olan , evli bireylerin sosyodemografik
özelliklerini belirlemek amacıyla Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu kullanılmıştır. Evli bireylerin bağlanma biçimlerini belirlemek amacıyla Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II,evli bireylerin erken dönem uyumsuz şemalarını belirlemek amacıyla Young Şema Ölçeği (Kısa Form 3) ve evli bireylerin evlilik ilişkisinden sağladıkları doyumu ölçmek amacıyla Evlilik Yaşam Ölçeği kullanılmıştır.
Araştırmada, katılımcıların patolojik yükselmelerini ölçmek amacıyla Kısa Semptom Tarama Envanteri uygulanmış ve araştırmaya katılımları sınırlandırılmıştır.

Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu
Araştırmanın amacı, içeriği, araştırmacının kimliği ve katılımın gönüllük ilkelerine bağlı olduğu, katılımcıların kimlik bilgilerinin istenmediğine yönelik açıklamalarda bulunan bir giriş bölümü bulunacaktır. Yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu ve meslek bilgilerinin yanı sıra, evlilik süreleri ve şekilleri, çocuk sahibi olmaları hakkında bilgiler demografik formun içerisinde doldurulacaktır.

Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri
Fraley ve arkadaşları (2000) tarafından geliştirilen ve Türkiye’deki geçerlik ve güvenirlik çalışması Selçuk ve arkadaşları (2005) tarafından yapılan ölçek yetişkinlerde bağlanmanın kaygı ve kaçınma boyutunu ölçmeyi hedefler, yedili likert tipindedir ve toplam 36 maddeden oluşur. Sümer (2006), ölçek üzerinde yapmış olduğu çalışmalar sonucunda, "kaygı" ve "kaçınma" olmak üzere iki boyut elde etmiştir. Ölçeğin iç tutarlılık katsayıları, sırasıyla 0.86 ve 0.90 olarak bulunmuştur. Ayrıca ölçeğin, yüksek test-tekrar test güvenirliğine sahip olduğu da belirtilmektedir.

Evlilik Yaşam Ölçeği,
Evlilik Yaşam Ölçeği (EYÖ), eşlerin evlilik ilişkisinden sağladıkları genel doyum düzeylerini ölçmek amacıyla Tezer (1986) tarafından geliştirilmiştir. EYÖ, toplam 10 sorudan oluşan Likert tipi 5’li bir ölçektir. Ölçeğin puanlaması 10 ve 50 puan arasında değişmektedir. Yüksek puanlar daha fazla evlilik doyumunu, düşük puanlar daha az evlilik doyumunu ifade etmektedir. Ölçeğin test-tekrar test yöntemi ile belirlenen güvenirlik kat sayısı 0.85, Cronbach Alfa iç tutarlılık katsayısı ise erkek grubunda 0.88, kadın grubunda 0.91 olarak bulunmuştur.

Young Şema Ölçeği (Kısa Form 3)
Young Şema Ölçeği, Young ve arkadaşları (1991; 2003; akt: Soygüt ve ark., 2009) tarafından revize edilmiş ve Soygüt ve arkadaşları (2009) tarafından Young Şema Ölçeği Kısa Form -3 olarak Türkçe’ye çevrilmiştir. Altılı likert tipindedir ve 90 maddeden oluşmaktadır ve beş temel şema alanı ve bu alanlarla ilgili on dört şemayı ölçmeyi hedefler. Bu on dört madde Zedelenmiş Otonomi, Kopukluk, Yüksek Standartlar, Diğeri Yönelimlilik ve Zedelenmiş Sınırlar olmak üzere beş şema alanı olarak belirtilmiştir. Bu beş şema alanında yer alan 14 faktör ise şunlardır: “Duygusal yoksunluk (faktör yüklerine göre maddeler sırasıyla 55, 19, 37, 73, 1), Başarısızlık (6, 60, 78, 24, 42, 33), Karamsarlık (35, 17, 8, 26, 80), Sosyal İzolasyon/Güvensizlik (58, 4, 76, 3, 57, 75, 40), Duyguları bastırma (30, 84, 12, 66, 48), Onay arayıcılık (88, 52, 70, 56, 34, 16), İç içe Geçme/Bağımlılık (63, 81, 9, 79, 7, 64, 10, 25, 82), Ayrıcalık/Yetersiz özdenetim (68, 69, 15, 50, 32, 51, 22), Kendini feda etme (83, 47, 29, 65, 11), Terk Edilme (2, 20, 38, 28, 74), Cezalandırılma (54, 72, 18, 53, 49, 89), Kusurluluk (90, 41, 23, 43, 59, 77), Hastalıklar/Tehditler Karşısında Dayanıksızlık (62, 71, 44, 21, 39), Yüksek Standartlar (13, 31, 14). Ölçeğin iç tutarlık katsayısının YŞÖ-KF3 alt ölçekleri için “.63-.80” arasında 101 değiştiği görülmüştür. Üst sıra faktör analizi sonucu belirlenen şema alanlarının Cronbach Alpha iç tutarlık katsayıları ise “.53-.81” arasında değişmektedir.

Kısa Semptom Envanteri (KSE)
Kısa Semptom Envanteri (KSE), psikiyatrik ve medikal hastalarda ve normal insanlarda görülebilen bazı psikolojik belirtileri ortaya çıkarmak amacıyla geliştirilmiş olan çok boyutlu kendini değerlendirme türü bir semptom tarama ölçeğidir. KSE’nin orijinal formu Derogatis (1992) tarafından hazırlanmıştır. Kısa Semptom Envanteri için 90 maddelik SCL-90 Semptom Belirleme Listesi kısaltılarak 53 maddeye indirilmiş ve Kısa Semptom Envanteri oluşturulmuştur. 9 alt ölçekten ve 3 global indeksten oluşan ölçek 0-4 değerleri(hiç ve çok fazla) arasında derecelendirilmiş 5'li likert tipi bir ölçektir. Ölçekten alınacak toplam puan 0-212 değerleri arasında değişekmektedir. KSE’nin 9 alt ölçeği için elde edilen Cronbach Alfa iç tutarlılık 105 katsayılarının 0.71 ve 0.85 arasında değiştiği görülmüştür. Ayrıca, test-tekrar test güvenirlik katsayılarının 9 alt ölçek için r=0.68 ve r=0.91 arasında değiştiği belirtilmiştir. KSE’nin Türkiye uyarlaması Şahin ve Durak (1994) tarafından gerçekleştirilmiştir. İç tutarlılık çalışması kapsamında üç ayrı çalışmada ölçeğin toplam puanından elde edilen Cronbach Alfa iç tutarlılık katsayıları 0.96 ile 0.95; alt ölçekler için elde edilen katsayılar ise 0.55 ile 0.86 arasında değiştiği görülmüştür.

İşlem
Araştırmada kullanılan ölçekler verilmeden önce katılımcıların gönüllülük esasına dayalı olarak gerçekleştirdiklerine dair '' Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu'' katılımcılara verildi. Katılımcılara araştırmanın amacı ve hakları hakkında bilgilendirme sözel ve yazılı olarak yapıldıktan sonra, araştırma ölçekleri verilmiştir. Katılımcılara ölçekler dönüşümlü bir sıra halinde verildi. Katılımcılardan bazılarının ilk doldurduğu ölçek, başka katılımcılar için ilk sırada değil, farklı bir sırada dolduruldu. Ölçeklerin bu şekilde verilmesinin nedeni oluşabilecek bir sıra etkisini engellemektir.

Veri Analizi
Bu araştırmada, kullanılacak olan ölçeklerden elde edilen verilere göre, ilişkisel tarama yöntemi kullanılacaktır. Elde edilen verilerin analizi için Pearson korelasyon katsayısı, çoklu regresyon ve tek yönlü MANOVA yöntemleri kullanılacaktır. Araştırmada elde edilen veriler, “SPSS 23.00 for Windows” un uygun alt programlar ile analiz edilecektir.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Evlilik Doyumunun Bağlanma Biçimleri ve Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile İlişkisi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Doğancan DURSUN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Doğancan DURSUN'un izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Doğancan DURSUN Fotoğraf
Uzm.Psk.Doğancan DURSUN
Kocaeli
Uzman Klinik Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi2 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Doğancan DURSUN'un Yazıları
► Otizmin Erken Dönem Belirtileri Uzm.Sümeyra ÖZTÜRK
► Erken Dönem Anne Baba Tutumlarının Önemi Uzm.Psk.Dnş.Kerim CANDAN
► Anne-Çocuk Bağlanma İlişkisi Uzm.Psk.Bahar ERDEN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,034 uzman makalesi arasında 'Evlilik Doyumunun Bağlanma Biçimleri ve Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile İlişkisi' başlığıyla benzeşen toplam 29 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Domestic Violence Eylül 2018
◊ Anaokulu Uyum Süreci Eylül 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


23:48
Top