2007'den Bugüne 77,790 Tavsiye, 25,208 Uzman ve 17,430 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Sosyal Kaygı
MAKALE #19991 © Yazan Psk.İ.Nil BİREYŞOĞLU ÖZEN | Yayın YENİ Kasım 2018
Sosyal Kaygının Epidemiyolojisi

Sosyal kaygının görülme oranı %10’lara yaklaşmış durumdadır. Görülme sıklığı çok olsa da tedavi için başvurma oranı düşüktür (Burkovik, 2011).

Sosyal kaygının başlangıç yaşı 13-24 arasında değişir ama tedavi amaçlı psikiyatri kliniğine gidiş çoğunlukla 15 ila 20 sene sonrasına tekabül etmektedir (Dilbaz, 1997).

Ortalama her on kişiden biri sosyal kaygı yaşar fakat bu hastaların çoğu tedavi için başvurmaz (Koyuncu, 2012).

Sosyal kaygıyla ilgili yapılan çalışmaların çoğu yetişkinler üzerinedir. Yetişkin nüfusunun yaklaşık %1’ine sosyal kaygı tanısı konulmuştur (Özekeş, 2012).

Üniversite öğrencilerinde sosyal fobinin yaşam boyu yaygınlığı % 9.6, son bir yıllık yaygınlığı % 7.9’dur (İzgiç vd.,2000).

Sosyal kaygı iki cinsiyette de görülmektedir fakat kadınlarda daha sık gözlenmektedir (Burkovik, 2011).

Klinik ortamda yapılan çalışmalarda daha sık erkeklerde görülmesine karşın literatürde kadınlarda görülme oranının daha fazla olduğu saptanmıştır (%62,7-%70) Bekar veya boşanmış kişiler ile yüksek eğitimlilerde sosyal kaygı daha sık görülmektedir (Burkovik, 2011).

Yaşam boyu yaygınlık oranlarında majör depresif bozukluk ve alkol bağımlılığından sonra gelen en yaygın üçüncü en yaygın psikiyatrik bozukluktur. Majör bir psikolojik bozukluk olmasının yanı sıra, hem alkolizm hem de depresyon için risk faktörüdür (Gruber ve Heimberg, 2007).

Gültekin ve Dereboy’un (2011) Adnan Menderes Üniversitesi’nde yaptıkları araştırmaya göre son bir yılda sosyal kaygı yaşayanların oranı % 20,9 iken yaşam boyu sosyal kaygı görülme oranı % 21,7 olarak bulunmuştur.

Dilbaz, Enez ve Çavuş’un (2011) yaptığı çalışmada üniversite öğrencilerindeki sosyal kaygı prevelansı %23’tür. Atatürk Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre ise üniversite öğrencilerinde sosyal kaygı görülme sıklığı %17 olarak bulunmuştur (Kırkpınar vd., 1997).

İzgiç, Akyüz, Doğan ve Kuğu’nun (2000) Sivas Cumhuriyet Üniversitesi öğrencileri üzerinde yaptıkları sosyal kaygı yaygınlığına dönük araştırma sonucuna göre ise yaşam boyu sosyal kaygı görülme oranı %9.6’dır.

Sosyal Kaygının Etiyolojisi

Literatür incelendiğinde sosyal kaygının gelişiminde genetik yatkınlığın mı yoksa çevresel faktörlerin mi daha etkili olduğuna ilişkin kesin bir yargıya rastlanılmamakla birlikte genetik ve çevresel unsurların etkileri ile ilgili çalışmalar mevcuttur.

Genetik Faktörler

Yapılan çalışmalar sosyal kaygı bozukluğu olan bireylerin ailelerindeki diğer üyelerde de sosyal kaygı bozukluğuna yatkınlık olduğunu ortaya koymuştur (Nelson ve diğ.,2000).

Sosyal kaygı, kişilere doğrudan kalıtım yoluyla geçmese de kalıtımın sosyal kaygıya zemin hazırladığı bilinmektedir (Leary ve Kowalski, 1995).

Kendler, Neale, Kessler, Heath ve Eaves (1992) tek ve çift yumurta ikizi olan 2000 kadın üzerinde yaptıkları araştırmalarında sosyal fobi ve diğer fobiler üzerinde kalıtımın yanı sıra çevresel faktörlerin de etkili olduğunu belirterek kalıtımın %21 oranında sosyal fobiyi açıkladığını belirtmişlerdir.

Genetik çalışmalarda monozigot ikizlerde eş hastalanma oranı %24,4, dizigot ikizlerde ise % 15,3 bulunmuş ve sosyal kaygı kalıtsal geçiş oranının %30 civarında olduğu söylenmiştir (Dilbaz, 1997).

Gelişen teknolojiyle birlikte beynin işleyişi ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri üzerinde daha kapsamlı bilgiler edinilmiştir. Beynin kaygı duymayla ilgili ana bölümünün amigdala olduğu bulunmuştur. Sosyal kaygılı bireylerin sosyal durumlarda örneğin topluluk önünde konuşma yaparken ya da olumsuz eleştirilere maruz kalacağını düşündüğü zaman amigdalalarının aşırı duyarlılık gösterdiği bulunmuştur. Ayrıca sosyal kaygı yaşayan bireylerin beyinlerindeki nörotransmitter olan seratonin ve dopamin seviyeleri normalin altında gözlenirken diğer bir nörotransmitter olan noradrenalin ise aşırı yüksek seviyede olduğu bulunmuştur (Öztürk, 2004).

Çevresel Etmenler

Sosyal kaygının ortaya çıkış yaşının çocukluk dönemlerine denk gelmesi çocuğun içinde bulunduğu aile ortamı, anne-baba tutumu, anne-babanın eğitim düzeyi, ailenin sosyoekonomik düzeyi, yaşanılan yer gibi birçok çevresel faktörün sosyal kaygı üzerinde etkisi olabileceğini akla getirmektedir. Çocuk doğduğu andan itibaren aile denilen sosyal ortamın içinde gelişimine devam eder. Bu sosyal ortam çocuğun psikolojik yapısını, davranışsal özelliklerini etkileme gücüne sahiptir. Türk toplumundaki çocuk ailenin aynasıdır anlayışı da ailenin çocuk üzerindeki etkisine vurgu yapmaktadır. İlk çocukluk döneminden itibaren çocuk ailesini gözlemlemekte ve model almaktadır. Yemek yemekten, konuşma, yürüme şekline kadar ailesini taklit eden çocuk sosyal etkileşim bağlamında da ailesini rol model olarak görmektedir. Sosyal kaygı düzeyi yüksek ebeveynler dış dünyanın tehlikeleri üzerine aşırı yoğunlaşmakta ve çocuklarını sosyal ortamlardan uzak tutma çabası içine girdiklerinden dolayı çocuk, dış dünyayı tehlikeli görmekte, bunun sonucunda da uyumsuz ve negatif davranışlar sergileyebilmektedir (Ledley ve Heimberg, 2006).

Öztürk, Sayar, Uğurad ve Tüzün (2005) sosyal kaygılı çocukların annelerinin daha yüksek kaçınma düzeyine sahip olduklarını belirtmişlerdir.

Sosyal kaygılı anneler sosyal durumlar karşısında kişisel olarak yaşadıkları kaygıyı çocuklarına yansıtarak çocuklarının sosyal etkileşim performanslarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir (Rosnay, Cooper, Tsigaras ve Murray, 2006).

Yapılan bazı çalışmalarda bebeklik döneminde anne (birincil bakım veren kişi) ile çocuk arasında kurulan ilişkinin sosyal kaygı üzerinde etkisi olduğu düşünülmektedir. Evebeynleriyle güvenli bağlanma yaşayan bireylerin saplantılı ve korkulu bağlanan kişilere göre sosyal kaygılarının daha düşük olduğu bulunmuştur (Karaşar, 2014; Türe, 2013).

Ailede çocuğa karşı takınılan tutumların çocuğun kişilik gelişimi üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğu aşikârdır. Genel olarak demokratik, otoriter ve ilgisiz olarak sınıflandırılan anne-baba tutumları çocuklar için rol model olmaktadır (Kaya, Bozaslan ve Genç, 2012).
Araştırmalar anne-baba tutumlarını demokratik algılayan çocukların sosyal kaygılarının daha düşük olduğunu göstermiştir (Erkan, Çam ve Güçray, 2002; Festa ve Ginsburg, 2011; Kaya ve diğ. 2012).

Çocuğun ilgi ve gereksinimlerine saygı duyan, çocuğa kendini ifade etmesi için fırsat sağlayan ve bu konuda onu destekleyen demokratik tutuma sahip ailelerde yetişen çocuk girişken, hoşgörülü, kendine ve diğerlerine saygılı,kendine güvenen bir birey olarak sağlıklı sosyal ilişkiler kurabilmektedir (Kaya ve diğ., 2012).

Erkan (2002) yaptığı çalışmada koruyucu-istekçi ve otoriter anne-baba tutumlarına sahip öğrencilerin, sosyal kaygıları daha yüksek iken demokratik anne-baba tutumuna sahip öğrencilerin ise sosyal kaygı puanlarının daha düşük olduğu bulunmuştur.

Erözkan (2007) ise yaptığı bir çalışmada sosyal kaygının sosyal kaçınma alt ölçeği hariç bireysel değersizlik ve eleştirilme kaygısı üzerinde anne-baba tutumlarının etkili olduğunu ifade etmiştir. Ebeveynlerini otoriter olarak algılayan bireylerin bu alt ölçeklerden aldıkları puan ortalamaları ebeveynlerini demokratik, tutarsız, ilgisiz ve koruyucu olarak algılayan bireylerin ortalamalarının daha fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Literatür incelendiğinde düşük sosyoekonomik seviye, hiç evlenmemiş olma, düşük eğitim düzeyi, anne-baba eğitim düzeyi, uzun süre kırsal kesimde yaşama faktörlerinin sosyal kaygıyı artırdığı (Gültekin ve Dereboy, 2011; İzgiç ve ark., 2000; Türe, 2013)anlaşılmaktadır.

Bu sonuçlar ışığında toplumda statü ve ekonomik gücün kişinin toplum içindeki saygınlığını, diğerleriyle etkileşimini, girişkenliğini etkilediği düşünülebilir. Ayrıca anne ve babanın eğitim düzeyinin artması çocukla kurulan iletişimin daha kaliteli olmasına, özgüveni yüksek, kendi ayakları üzerinde durabilen, girişken çocukların yetiştirilmesine ve dolayısıyla her açıdan yeterliliği yüksek bireylerin yetişmesine katkı sağlayacağı öngörülebilir.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Sosyal Kaygı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İ.Nil BİREYŞOĞLU ÖZEN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İ.Nil BİREYŞOĞLU ÖZEN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
İ.Nil BİREYŞOĞLU ÖZEN Fotoğraf
Psk.İ.Nil BİREYŞOĞLU ÖZEN
Hatay
Psikolog
Psikoterapist-Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Öğrencisi - Psikolog - Psikoterapist - Hipnoterapist
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi9 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İ.Nil BİREYŞOĞLU ÖZEN'in Makaleleri
► Sosyal Kaygı Psk.Senem ÇOPUR
► Sosyal Kaygı ile Baş Etmek Psk.Nazlıcan BALABAN
► Sosyal Kaygı Bozukluğu Uzm.Psk.Huriye ÇEVİK
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,430 uzman makalesi arasında 'Sosyal Kaygı' başlığıyla benzeşen toplam 17 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► YENİMutluluk Kuramları Kasım 2018
► YENİMutluluk Kasım 2018
► YENİBenlik Saygısı Kuramları Kasım 2018
► YENİKaygı ve Sosyal Kaygı Kasım 2018
► Uyku Nisan 2017
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


04:25
Top