2007'den Bugüne 80,568 Tavsiye, 25,675 Uzman ve 17,963 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Çocukluk Çağı Travmalarının Obezite ile İlişkisi
MAKALE #20372 © Yazan Uzm.Psk.Saadet YAVUZBİLGE | Yayın Şubat 2019 | 355 Okuyucu
ÇOCUKLUK ÇAĞI TRAVMALARININ OBEZİTE İLE İLİŞKİSİ

Alan yazına bakıldığında; çocukluk döneminde yaşanan travma ve obezite ile ilgili pek çok çalışma mevcuttur. Erken yaşlardaki fiziksel şiddet ve cinsel taciz de obeziteyle ilişkilendirilmiştir (Wiederman, 1999). Ancak çocukluk çağı travmalarının obezite ile ilişkisi henüz bilinmemektedir.
Çocukluk çağı travmaları ve obezite ile ilgili kuramsal hipotezlere bakıldığında, yaşanan travmatik olaylara verilen tepkilerin ve yeme davranışında meydana gelen bozulmanın obeziteye yol açabileceği düşünülmektedir (Gustafson, 2004).
Yapılan bir çalışma, obeziteyi, travmaya maruz kalmanın kronik strese bağlı olarak, kişide yüksek kortizol düzeyi ve lezzetli yeme isteğiyle ilişkilendirmektedir (Hemmingsson ve ark., 2014). Bu görüşten yola çıkarak, hem travma mazuriyetinin hem de travma sonrası oluşan kronik strese bağlı yeme isteğinin obezitenin gelişiminde rol aldığı varsayılmaktadır. Obezitenin gelişiminde, nöroendokrin sistemdeki bozulmadan bahsedilmektedir. Travma sonrası gelişen nöroendokrin sistemdeki bozulmanın, sağlıksız beslenme alışkanlıklarına neden olduğu ve kilo alımına katkıda bulunabileceği düşünülmektedir (Crum-Cianflone ve ark., 2014). Bu görüşe ek olarak, yaşanılan TSSB’ nun inflamasyonu arttıracağı ve bunun da obeziteye neden olabileceği düşünülmektedir. Ancak, bu mekanizmayı destekleyen çok az çalışma mevcuttur (Masodkar ve ark., 2016).
Obezite ve travmanın kuramsal analizi çerçevesinde yapılan araştırmalar incelendiğinde de benzer sonuçlar elde edilmiştir. Tıkınırcasına yeme davranışının altında sıklıkla çocukluk çağında meydana gelen cinsel istismarın varlığından söz edilmekte, bunun da yetişkin obezitesine neden olduğu bildirimiştir (Zwan, 2001). Ayrıca, kişinin, yaşamının erken dönemlerinde strese maruz kalması, nöroendokrin sistem patofizyolojisinde değişikliklere bağlı, davranış değişikliklerine yol açarak, bireyde obezite gelişimi veya kilolu olma durumu için risk etmeni oluşturabilmektedir (Baysal, 2008).
Alan yazına bakıldığında sıklıkla çocukluk çağı travmasına maruz kalmanın, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu-TSSB ve olumsuz sağlık sonuçlarına yol açtığı, bununla birlikte psikopatoloji ve duygusal yeme riski ile ilişkili olduğu bildirilmektedir. Amerika da düşük sosyo-ekonomik düzeyden gelen Afrikalı Amerikalılar ile duygusal yeme için risk faktörlerinin belirlendiği bir çalışma yapılmıştır. Çalışma verileri incelendiğinde, duygusal yeme, yüksek vücut kitle indeksi, çocukluk ve yetişkin dönemi travma yaşantıları, depresyon, TSSB semptomları ve olumsuz duygu durumu ile ilişkili bulunmuştur. Yetişkinlikte, duygusal yemeyi en çok yordayan istismar türünün, çocukluk çağında maruz kalınan duygusal istismar olduğu belirtilmiştir (Michopoulos ve ark., 2015).
Çocukluk dönemi travmatik deneyimlerin obeziteye katkısının araştırıldığı Grilo ve arkadaşlarının yapmış olduğu 145 obez hastanın katıldığı araştırmada; %89’ unun yaşamında en az bir alanda kötü muamele ile karşılaştıkları belirtilmiştir (Grilo ve ark., 2001). Yine benzer şekilde obez bireylerle yapılan bir çalışmada çocukluk çağı travma ölçeği kullanılmış elde edilen bulgulara göre obez bireylerin %89,2 ‘sinin kötü bir muamele ile karşılaştığı bildirilmiştir (Mutlu, 2015).
Çocukluk çağı cinsel istismar yaşayan 84 kadın ile cinsel istismar yaşamayan kadın deneklerin vücut kitle indeksi bulguları karşılaştırıldığında, istismara uğrayan kadın deneklerin erken yetişkinlik döneminde obeziteye yakalanma olasılığının daha yüksek olduğu öne sürülmüştür (Noll ve ark., 2007).
Çocukluk döneminde cinsel istismar yaşayan bireylerin, obezite için risk oluşturabilecek yaşam tarzını benimsedikleri görülmüştür (Danielle, 2013). Diğer bir deyişle, istismara veya şiddete bağlı olarak birey aşırı vücut ağırlığını vücudunu dış etkenlerden koruyan bir zırh olarak görmektedir (Danielle, 2013). Ayrıca artan anksiyete düzeylerini azaltmaya yönelik yemek yeme davranışları sonrasında da kilo aldıkları belirtilmiştir (D’Argenio ve ark. 2009). Kenedy ve ark. nın (2007) yaptığı bir çalışmada, çocukluk çağında duygusal istismar yaşamış bireylerin ileriki yaşantılarında da düzensiz yeme alışkanlığı geliştirdikleri ve duygusal istismarın yeme patolojisi üzerinde doğrudan belirleyici olduğu bildirilmiştir (Kenedy 2007)
Çocukluğunda cinsel, fiziksel, duygusal istismara uğradıklarını bildiren yetişkinlerin, çocukluğunda istismar yaşantısı bildirmemiş bireylere oranla ortalama olarak 0.6-4.0 kg daha ağır oldukları belirtilmiştir. Bu kilo artışları yetişkinlik obezitesinde yüksek risk oluşturmakta, BKI≥30 artışlar %6 ila %39 arasında ve BKI≥40 artışlar %6 ila 88 arasında obezite derecesinin artşına neden olmaktadır. Duygusal ve fiziksel istismarın sıklığı, sayısı ve şiddeti obezite riskinin artması ile ilişkilendirilmiştir (Williamson ve ark., 2002). Son yıllarda literatürde yapılan araştırmalar incelendiğinde; çocukluk döneminde travma yaşamanın , yetişkinlik yıllarında bireyde obezite gelişimininde etmen olacağı düşüncesi üzerinde durulmaktadır (Marti ve ark., 2004. TSSB’ nun obezite ile ilişkisi her ne kadar cinsiyete göre farklılık gösterse de, kadınlarda bu oran erkeklere göre yüksek görünse de, son yıllarda elde edilen bulgular, 60 yaş üstü erkeklerde de, obezite gelişimini TSSB ile ilişkilendirmektedir (Mitchell ve ark., 2013). Bu durum da muhtemelen, yaşlı yetişkinlerin, ilerleyen yıllarda TSSB belirtilerine ve sağlık durumlarındaki değişimlere daha duyarlı hale geldikleriyle açıklanabilmektedir (Smith, 2015)
Çocukluk yıllarında cinsel travma yaşamış ve yaşamamış 22 obez kadınla psikiyatrik sıkıntı yaşama oranları ve kilo verme miktarlarının karşılaştırıldığı bir araştırmada, cinsel istismar öyküsü olan obez deneklerin daha az kilo verdiği aynı zamanda daha fazla psikiyatrik sıkıntı yaşadıkları ve düşük özgüvene sahip oldukları bulgulanmıştır (King, 1996).
Obezite ve çocukluk çağı istismarı ile ilgili yapılan diğer bir çalışmada da benzer sonuçlar elde edilmiştir. Araştırmaya 100 obez birey ve 100 normal kilodan oluşan kontrol gurubu katılmış ve bu kişilerle obezitenin diğer yaşam olayları ile ilişkisini incelemek için görüşmeler yapılmıştır. Obez bireyler, normal yetişkin grubu ile karşılaştırıldığında, çocukluk çağı cinsel istismar yaygınlığı, cinsel olmayan çocukluk istismarı, erken ebeveyn kaybı, ebeveyn alkolizmi, kronik depresyon puanı açısından yüksek puan almışlardır (Felitti, 1993). Yapılan çalışmalar, obez bireylerin genellikle obeziteyi, cinsellikten koruyucu bir araç olarak kullandıkları ve birçok obez bireyin duygusal sıkıntı ile başa çıkabilmek için aşırı yeme eğiliminde olduklarını bildirmiştir (Felitti, 1993).
Alan yazında, obezite ile cinsel istismar deneyimi arasındaki ilişki üzerine yapılan çalışmalar incelendiğinde çelişkili sonuçlar elde edildiği görülmektedir. Obezite, bazı çalışmalarda cinsel istismar öyküsü ile önemli derecede ilişkilendirilirken, bazı çalışmalarda cinsel istismar öyküsünün önemi üzerinde durulmamıştır (Kolotkin, 2001). Elde edilen bulgulara ek olarak, travmaları için tedavi almayan obez bireylerin kilo vermede daha çok güçlük yaşadıkları bildirilmiştir (King, 1996). Yapılan diğer bir araştırmada da, obezitenin birey için bazen koruyucu bir işlevi olduğu ve cinsel yakınlığı önlemek için bir bahane olarak kullandığı veya obez kişinin geçmiş öyküsünde travmaya sahip olabileceği gözlemlenmiştir (Wiederman, 1999). Birinci basamak sağlık kurumlarından yardım alan kadın hastaların en az üçte birinin, çocuklukta cinsel istismar öyküsü olduğunun farkında oldukları düşünülmektedir (Roberts, 1996). Genel kadın nüfusta cinsel istismar yaygınlığı % 10 ile % 70 arasında değişmektedir (Folsom, 1993).
TSSB ve obezite ile ilişkilendirilen çalışmalara bakıldığında tartışmalı sonuçlar elde edilmiştir. Obezitenin gelişiminde TSSB‘ nun katkıda bulunmasından ziyade, genetik yatkınlığın, travmaya maruz kalma ve obezite gelişiminde rol oynadığı bildirilmiştir (Sumner ve ark., 2017). Bu görüşten farklı olarak, genetik yatkınlık ve TSSB ile ilişkili tek yumurta ikizleriyle yapılan çalışmalar incelendiğinde, farklı sonuçlar elde edilmiş, obezite ve TSSB‘ nun genler tarafından yordanmadığı ve obezite gelişiminde TSSB‘ nun önemli rol oynadığı bulgulanmıştır (Goldberg ve Fisher, 2005).
İngiltere‘de 142 psikoloji öğrencisinin katılımından oluşan, çocukluk çağı travmalarının farklı türleri ile yeme psikopatolojisi arasındaki ilişkinin incelendiği bir çalışma yürütülmüştür. Çalışma sonucu verileri incelendiğinde, hem duygulanım bozukluğu hem de dissosiyasyon bozukluğunun, çocukluk çağı travması ve yeme psikopatolojisi üzerinde önemli bir yordayıcı etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Duygulanım bozukluğu ile çocukluk dönemi duygusal istismar yaşantısının, yeme psikopatolojisi arasında da dolaylı etkiye sahip olduğu görülmüştür. Bu çalışmadan elde edilen bulgular, çocukluk çağı travmalarını, yeme psikopatolojisi ile ilişkilendiren önceki araştırmaları destekler niteliktedir (Moulton, 2015).
Obezite ve TSSB ile ilgili yapılan bir çalışmada, yaşam boyu deneyimlenen TSSB belirtilerinin sayısının yetişkinlikteki yeme bağımlılığı ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. TSSB’ nun yaşamın erken döneminde meydana gelmesi ile yeme bağımlılığında artış olduğu gözlenmiştir (Kubznsky, 2014). Elde edilen sonuçlar ile, TSSB ile obezite arasındaki ilişkide, kişinin travmanın etkisinden kurtulmak için uyumsuz başa çıkma yöntemlerini kullandığı ve gıda alımını arttırdığı belirtilmiştir (Mason, 2014). Bu yayınların arttırılması ile hem obezitenin etiyolojisi hem de TSSB 'si olan bireylerin tedavilerinde, uygun başa çıkma yöntemlerinin eklenmesi ile obezite tedavisi için faydalı sonuçlar elde edileceği düşünülmektedir.
Son dönemde obezitenin etiyolojisi ile ilgili yapılan güncel çalışmalar incelendiğinde obezite ve TSSB ilişkisi yabancı kaynaklarda merak konusu olmuştur. Ancak yapılan çalışmalar henüz yeterli seviyede değildir. Yapılan çalışmalarda çocukluk çağı travmaları istismar ve ihmal ile sınırlandırılmıştır. Çocukluk döneminde görülebilecek olan, ebeveyn kaybı, göç, savaş gibi travma yaşantıları henüz araştırma konularına dahil edilmemiştir.
Obezite ve psikopatoloji arasında da güçlü ilişki olduğunu gösteren pek çok çalışma mevcuttur. Ruhsal durum ve obezite ilişkisinin incelendiği bir çalışmada, psikolojik stresin depresyon, anksiyete ve somatoform bozukluklara yol açabildiği gibi obezite ile de ilişkili olabileceği bildirilmiştir. Psikiyatrik hastalığa eşlik eden stresin, yeme davranışını artırabileceği ve böylece kilo alımına yol açabiliceği düşünülmektedir (Lean, 2000). Örneğin, kişideki yüksek kortizol düzeyi, stres ve depresyon ilişkisinde belirleyici rol oynamaktadır (Mcewen, 2003). Strese ve hipotalamik-hipofizer-adrenal eksene verilen yanıt BKİ artışına yol açabilmektedir (Mcewen, 2003).
Son olarak, çocukluk çağı travmatik yaşantıları bireyde, sosyal, duygusal ve bilişsel neredeyse yaşamının tüm alanlarında bozulmalara sebep olmakta , hastalık ve hatta erken ölüme kadar giden trajik sonuçlara neden olmaktadır (Anda, 2009). 32 yaşındaki bir bireyle ileriye dönük yapılan bir çalışmada; kişinin, yaşamının ilk on yılında kötü muamele görmüş olduğu ve sosyal izolasyona maruz kaldığı bildirilmiştir. Elde edilen sonuçlarda, kişinin depresyon puanlarında artış, enflamasyon düzeylerinde ve metabolik risk belirleyicilerinde de yükselme olduğu görülmüştür (Danese, 2009). Bu gibi bulgular, travmanın yalnızca ruhsal sağlığı etkilemediğini, metabolizma üzerinde de yıkıcı etkiler yarattığını ve beden sağlığını olumsuz etkilediğini göstermektedir.
Özetle, çocukluk çağındaki travmaların, orta yaşta artmış vücut ağırlığı ve obezite riski ile ilişkili olduğu yapılan çalışmalarca ortaya konmuştur. Bununla birlikte, obez bireylerde psikopatoloji geliştirme riskinin yüksek olduğu bulgulanmıştır. Bu yüzden çocukluk çağı istismarının ortadan kaldırılması ve obez bireylerin tedavilerine psikolojik desteğin ve TSSB ile ilgili uygun başa çıkma yollarının eklenmesi ile obezite tedavisinde yüz güldürücü sonuçlar elde edileceği ön görülmektedir.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Çocukluk Çağı Travmalarının Obezite ile İlişkisi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Saadet YAVUZBİLGE'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Saadet YAVUZBİLGE'nin izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Saadet YAVUZBİLGE'nin Makaleleri
► Çocukluk Çağı Depresyonu Psk.Dnş.Tunahan UZUN
► Çocukluk Çağı Depresyonu Psk.Uğur DALAN
► Çocukluk Çağı Ruhsal Sorunları Psk.Dnş.Kıvanç TIĞLI
► Çocukluk Çağı Kekemeliği Hakkında Uzm.Sümeyra ÖZTÜRK
► Çocukluk Çağı Obezitesi ve Etkileri Psk.Aylin AYDEMİR TÜRKOĞLU
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,963 uzman makalesi arasında 'Çocukluk Çağı Travmalarının Obezite ile İlişkisi' başlığıyla benzeşen toplam 79 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Kış Depresyonu Kasım 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


14:01
Top