2007'den Bugüne 80,330 Tavsiye, 25,616 Uzman ve 17,929 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Benliğin Yapısal Modeli
MAKALE #20562 © Yazan Uzm.Psk.Enes KUŞ | Yayın Mayıs 2019 | 162 Okuyucu
Benliğin Yapısal Modeli – İd (Altbenlik)

Sigmund Freud’un benliği tanımladığı yapısal model; üç katmandan oluşmaktadır. Benliğin yapısı, id yani altbenliğin oluşumu ile başlar. İd (altbenlik) diğer yapıların zeminini oluşturmaktadır. Kişinin hayatı boyunca taşıdığı ilkel arzuları kapsayan bölüm olarak da tanımlanabilir. Sigmund Freud’un tanımına göre, id bireyin doğumuyla eş zamanlı olarak ortaya çıkmaktadır. Diğer yapısal basamaklar, ego ve süperegonun oluşumu ile birey salt arzu doyumu üzerine kurulu yaşamından uzaklaşmaktadır. Sigmund Freud’a göre, id iki ana dürtü barındırır. Yaşam (Eros) ve Ölüm (Thanatos) iç güdüleri.

İd’in yapısını anlamak için, yeni doğmuş bir bebeğin davranışlarını incelemek yeterli olacaktır. Yeni doğmuş bir bebek bir ihtiyacı olduğunda imkanları değerlendirmeksizin, gerçeklikten uzak bir şekilde sadece ihtiyaçlarının karşılanmasını arzulayacaktır. Bebek, dış dünyanın gerçekliğinden ve koşullarından bağımsız bir şekilde hizmet görmek ve ne pahasına olursa olsun ihtiyaçların giderilmesini bekler. Karnı aç olan bir bebek annesinin imkan ve koşullarıyla ilgilenmez. Sadece annesinin karnını yeterince doyurmasını bekler. Bu karşılanmadığında ya da az karşılandığında bazen bir saldırganlık davranışı ( anne memesinin ısırılması ), ya da libidinal enerjinin anne memesinin dışında bir nesneye yöneltilmesi ( parmak emme ) ile sonuçlanabilir.

Sigmund Freud’un geliştirdiği psikanaliz kuramına göre, bireyin en ilkel arzuları id tarafından barındırılır. Bu arzular, bireyin doğumu ile ortaya çıkar. En ilkel ve temel iki dürtü cinsellik ve saldırganlıktır. Bu dürtüler ego ve süperegonun oluşmasıyla birlikte bilinçdışına itilir. Ancak ortadan kalkmaz. Sadece gerçeklik ve dış dünyanın yapısı sonucunda bebeklik dönemindeki kadar rahat bir şekilde dışarıya aktarılamaz. Bebeklik döneminde açık bir şekilde gözlemlenebilen ilkel dürtüler, yetişkinlik döneminde sansürlere maruz kalmış şekilde ortaya çıkmaktadır.

İd (altbenlik) kavramı psikanalize ait bir kavram olmakla birlikte, psikoterapi yöntemleri arasında dinamik/psikanalitik yönelimli psikoterapilerle değerlendirilmektedir. Aynı zamanda, altbenliğin eylemlerdeki yansımaları, kişinin farkındalığının artmasını amaçlayan dinamik/psikanalitik çalışmalar için önem arz etmektedir.

İd, yalnız başına yetişkin bir kimsenin benliğini açıklamaya yetecek kapsamda değildir. Yapısal modeli oluşturan diğer bölümler olan ego ve superego ile etkileşimi, benliği tam olarak tanımlamaktadır.


Ego (Ben)

Ego, Sigmund Freud’un benliği tanımlayan yapısal modelinin bir parçasıdır. Bireyin arzularını kapsayan id (altbenlik), yasakları kapsayan süperego ve dış gerçekler arasında bir uyum aracı olan ego bir bütün halinde işlevsellik göstermektedir. İd, ego ve süperegonun sağlıklı bir biçimde çalışması kişinin psikolojik olarak sağlıklı olma durumuna bir işaret anlamı taşımaktadır. Ego, bireyin hayatta kalması için işlev gösteren bir yapı olarak tanımlanabilir. Bu işlevi yürütmek adına çeşitli savunmalar geliştirerek id ile süperego arasındaki uyumu oluşturmayı hedefler.

Kişinin her arzusu bir şekilde gerçek dünya ile uyuşmamaktadır. Yeni doğan bir bebeğin haz arayışı, gerçek dünyada zaman ile karşılık bulmamaktadır. Ancak doyum arayan arzular, bu gerçeklik ile ortadan kalkmamaktadır. Bir taraftan doyum arayan arzular diğer taraftan dış gerçeklik çatışmaya başlamaktadır. Sigmund Freud’a göre, egonun oluşumu bu süreçte başlar. Egonun oluşum amacı, dış gerçekliğin koşulları ile idin arzuları arasında uyum sağlamayı amaçlamaktadır.


Annesinin sevgi ve ilgisini babası ile paylaşmak durumunda kalan bireyin, babasına karşı beslediği duyguları bastırmak durumunda kalmaktadır. Arzuladığı bu durum dış gerçeklik ve koşullarla uyumlu değildir. Kişi bir taraftan babası gibi bir rakip istememektedir, diğer taraftan babasını yenmek ve arzu ettiği nesneye ulaşmak istemektedir. Kişinin çocukluğundan getirdiği bu rekabet durumu, yetişkinlik döneminde de devam etmektedir. Bu tarz bir çatışması olan kişi ikili ilişkilerden ziyade çok kişili ilişkilerin içerisinde olmaktadır. Aslında bu durum, uygun olmayan baba ile rekabetin daha uygun karşılanabilecek bir rakip ile yeniden yaşantılanıp, doyurulmayı arzulamaktadır. Bu durum üzerinden Sigmund Freud’un yapısal modelini açıklamak gerekirse, babayla olan rekabet idi temsil etmektedir. Bu arzunun doyum arayışının karşılaştığı düşünsel karşı çıkmalar, süperegoya karşılık gelmektedir. Kişinin durumu göz önüne alındığında bir taraftan süperegonun sınırları gözetilmiş, diğer taraftan idin arzularının doyum arayışına karşılık bulunmaktadır. Bu olguyu yaratan, id ile süperego arasında uyum bulan, ego ve egonun işlevidir.

Kişinin psikolojik sağlığı egosunun gücüyle doğrudan ilişkilidir. İdin doyum arayışı gibi, süperegonun sınırları da iyi kavranmalıdır. Bu sebeple, ego terapi içerisinde sıklıkla güç aramakta, terapistin de bu güç arayışını farketmesi gerekmektedir.

Süperego – Benliğin Yapısal Modeli

Süperego, Sigmund Freud’un benliğin yapısal modelinde üstbenlik olarak tanımladığı yapıdır. Bireyin doğumundan sonra dış gerçekliği farketmesinden sonra oluşmaya başlar. Süperegonun oluşumu bireyin arzularına karşın dış gerçekliğin temsilidir. Süperego, bireyin yetiştiği aileden, dahil olduğu din, örf, adet gibi günlük yaşantıyı sınırlayan etmenlerden doğrudan etkilenmektedir. Kişinin, dış gerçeklikte karşılaşabileceği muhtemel olumsuz sonuçları engellemek adına, arzuları kısıtlama ve yasaklama işlevini üstlenmektedir.

Süperegonun işlevi en temelde cinselliğin ve saldırganlığın dışa aktarımını engellemektir.Psikanaliz, idin cinsellik ve saldırganlığı barındıran ilkel bir yapı olduğunu belirtir. Bebeklik döneminde doyurulmasına bir engel olmamakla birlikte ilerleyen süreçte birey dış gerçekler ile karşılaşmaktadır. Bir örnek üzerinden açıklamak gerekirse, yasaklı ilişki yaşayan bir sporcunun maç sonu röportajında, maçta gösterdiği performansı sevgilisine göndermek istemektedir. Bu istek yapısal model göz önüne alındığında idin arzusudur. Ancak toplumun, yasaların ve yakın çevresinin bu yasak ilişkiye vereceği tepki bu açıklamayı yapmasına engel olmaktadır. Yapısal model içerisinde bu engelleme süperego tarafından gerçekleştirilmektedir. İd ve süperegonun isteklerini dengeleme adına yapılan eylem ve çabalar bütünü ise egoya aittir. Röportajda, dil sürçmesi yaşar. Buradaki dil sürçmesi arzuların ve yasakların çatışmasıdır.

Süperego, kişi için dış dünya ile kurduğu ilişkide bir koruma işlevi üstlenmektedir. Ancak, katı bir süperego, kişinin yaşam standartlarını olumsuz anlamda etkilemektedir. Psikanalitik çalışmalarda, katı süperegonun etkisini azaltmak için egonun güçlendirilmesi ve çiğ bir yasaklamadan daha sağlıklı yönlendirmeler yapılarak kişinin yaşam standartları ileriye taşınabilmektedir. Dış gerçeklik, kişinin arzularının doyumunu ne kadar engelleyici olsa da, kişi farklı kaynaklardan doyum imkanı bulabilmektedir. Sigmund Freud’un özellikle hayvanları kesme fantezileri olan bir kimsenin ünlü bir cerrah olmasını, katı süperegonun işlevi olarak değerlendirmektedir. Saldırganlık içgüdüsü toplumun kabul edeceği hatta saygınlığı olan bir biçimde doyurulmaktadır.

Süperego, yasaklayıcı olmakla beraber aslında kişinin topluma uyum sağlamasını kolaylaştıran bir yapıdır. Sigmund Freud’un yapısal modelinde, her yapının önemi vardır. Ancak hem törapötik hem yaşantılama olarak, yapılar arasındaki ilişkinin sağlıklı olması beklenebilir.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Benliğin Yapısal Modeli" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Enes KUŞ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Enes KUŞ'un izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Enes KUŞ Fotoğraf
Uzm.Psk.Enes KUŞ
Kocaeli ve İstanbul
Uzman Psikolog - Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi2 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Enes KUŞ'un Yazıları
► Yapısal Aile Danışmanlığı Uzm.Psk.Dnş.Ömer AKTÜRK
► Yapısal Aile Terapisi ve Türkiye Psk.Salih HAFIZOĞLU
► Floor Time Modeli Muhammet Emin ERYOLDAŞ
► Kuramlara Göre İnsan Modeli Uzm.Psk.Bahar TURUNÇ
► Bilişsel Terapi Modeli ile Stresle Mücadele Psk.Dnş.Halil İbrahim ÇABUK
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,929 uzman makalesi arasında 'Benliğin Yapısal Modeli' başlığıyla benzeşen toplam 17 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Kişilik Bozuklukları Ekim 2018
► Depresyon Ekim 2018
◊ Ayrılık Kaygısı Ekim 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


09:34
Top