2007'den Bugüne 82,017 Tavsiye, 26,002 Uzman ve 18,206 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Davranışların Yaşama Etkileri
MAKALE #20891 © Yazan Psk.Halil TÜRKMEN | Yayın Kasım 2019 | 160 Okuyucu
DAVRANIŞLARIN YAŞAMA ETKİLERİ
İnsan bilinçli, düşünen, duygusal, sosyal bir varlık olarak, doğru kararlar almasını bilen evrendeki canlıların en değerlisi ve en önemlisidir. Her bireyin yaşamı süresince kolay ve pozitif koşullar kadar, zor ve olumsuz koşulları yaşaması doğaldır, çünkü yaşamın kendisi bir mücadeledir. İnsanın özlemini duyduğu daha iyi bir yaşama, geleceğe kavuşmak için verdiği yaşam mücadelesinde zorluklar, güçlükler ve olumsuzluklarla karşılaşması, bunlara göğüs gererek kişisel bütünlüğünü, gerekse canlılığını koruması yalnız kendisinin elindedir. Duygularınız olmadan yaşamınızın bir anlamı yoktur, onsuz olamazsınız ve onu yaşamadan yapamazsınız, harekete ve eyleme geçemezsiniz, düşünceler geliştiremez, davranışta bulunamazsınız ve engellemek isteseniz de engelleyemezsiniz. Herhangi bir olayın, olgunun ya da yaşantının oluşumu halinde, duygular genelde insan yaşamında yararlı, pozitif ve zararlı, olumsuz olarak iki temel duygudan biri şeklinde yaşanarak, düşüncelerde yer alarak duyguları, duygularda yer alarak düşünceleri oluşturur ve kaçınılmaz olarak eylemleriniz doğrultusunda yaşam biçiminize dönüşürler.



Olumlu duygular bireylere haz, huzur, neşe, mutluluk vererek yaşandıkça yaşanmak istenen olumlu, beklenen, istenen ve onay gören kişiliğin temel yapı ve mihenk taşlarını oluştururlar. Genelde şimdi içinde bulunduğunuz, yaşadığınız an ve durumlarla ilgili pozitif içeriğe sahip düşüncelerle beslenirler. Duygular, geçmiş yaşamın, özellikle çocukluk ve ergenlik çağının saf, temiz duyguları ebeveyn, arkadaş ve çevrenin etkileri ile yeniden şekillenir. Yaşamın tadı, lezzeti ve yararlı yaşam kaynağı, azı zarar, çoğu huzur, neşe, mutluluk ve yaşama sevinci verdiği için yararlı olan pozitif içeriğe sahip özellikler taşırlar ve yaşama sıkı sıkıya sarılmanıza neden olurlar. Toplum ve çevrece istenen, beklenen, olumlu karşılanan, onay gören, kabullenilen ve şimdi içinde bulunduğunuz anla, yaşadığınız durumla ilişkili pozitif içeriğe sahip düşüncelerle beslenen azı yetersiz ve zararlı olan çoğu yarar getiren davranış, eylem ve girişimlerde bulunmanızı sağlarlar.



Pozitif düşüncenin özünde ve sürükleyici gücünde sevgi duygusu egemendir. Evrendeki ve dünyadaki tüm iyi ve yararlı şeylerin gelişimi, oluşumu sevgi duygusuna bağlıdır, sevginin eşsiz kaynağı yaşama sonsuz bir enerji katacak, yaşama nefes, can olacak mutluluktur. Pozitif düşüncenin sönmez ışığı bu iki etkili pozitif duygu insana has olan, güç veren en temel bir gereksinimdir. Sevgi, özellikle insan sevgisi doğayı ve insanları birbirine yaklaştıran, aralarında mutluluk bağı oluşturarak birleştiren ve bütünleştiren ve üretken olmaya yönelten pozitif gelişmelere ışık tutan, yol gösteren, yaşama neşe katan tek duygudur. Bedeli ise insani, olumlu bakış açısı ve pozitif düşünceyle ürününü mutluluk duygusu olarak bireye geri dönüt olarak verecektir.

Olumsuz duygular tıpkı olumlu duygular gibi siz isteseniz de, istemeseniz de yaşamınızda yer alacak olan azı karar ve yarar, çoğu zarar veren yaşamın tuzu, biberi, baharatı, çeşnisi olan duygulardır. Bu duygular bireyi olumsuz etkilemekle kalmayan, zarar verip, yıpratan çevrece istenmeyen, beklenmeyen, onaylanmayan, ret edilen, kabul görmeyen, kötü kabul edilen ve bir şekilde mutlaka yaşanması gereken uzak durmak ve kaçınmak isteseniz de kaçınılması olanaksız olan dışsal süreçlerden çok içsel süreçlerin ürünleridir. Olumsuz anı, deneyim ve gerçekleşmemiş, yaşanması engellenmiş, bastırılmış, bilinçaltına atılmış, İz Bırakan olayların depolandığı, biriktirildiği doyuma ulaşmamış isteklerin, arzuların güç alarak, beslendiği geçmişin negatif duygularının izlerini taşırlar. Olumsuz duygular acı, ıstırap vererek, kaygı ve korku yaratarak, endişe, tedirginlik, umutsuzluk yaşatarak, sıkıntılar ve üzüntüler çekmenize neden olarak yaşamınızı elinizden çalarak gününüzü size zehir, zindan, çekilmez ve yaşanmaz ederler. Duygular yalnız sizin öznel hayatınızla ilgili olan, geçmişte yaşanıp kalmış, bedelleri ödenmiş gerçekleşmemiş arzu, istek, heves, kuruntu, tutku vesvese gibi negatif duygularla beslenirler. Düşüncelerde acı, acizlik, değersizlik, elem, endişe, güvensizlik, ıstırap, kaygı, korku, sıkıntı, üzüntü, mutsuzluk, yetersizlik gibi istenmeyen duyguları açığa çıkarırlar. Bu duygulara aşağılanma, beceriksizlik, çaresizlik, düşmanlık, gerginlik, güvensizlik, karamsarlık, kızgınlık, kin, kötümserlik, nefret, öç alma, şüphecilik, umutsuzluk, yetersizlik gibi karmaşık duyguların eşlik ederek canlanmasına neden olan, zarar veren ve yaşamı çekilmez hale getiren yaşam koşullarını oluştururlar. Bu duygular çaresizlik, dehşet, düşmanlık, elem, endişe, gerginlik, huzursuzluk, ıstırap, keder, kızgınlık, kin, öç alma, sıkıntı, suçluluk, tasa, tedirginlik, nefret, umutsuzluk, üzüntü gibi geçmişin karanlığından güç alan ve bastırılarak bilinçaltına atılmış ilkel, ilkel olduğu kadar hayvani özelliğe sahip çok sayıda içsel düşmanların ortaya çıkmasına zemin hazırlayacaktır.



Bu duygulardan kaynaklanan yaşamsal anılar, deneyimlerden, engellenerek baskı altına alınan, doyuma ulaşmamış ve çözümlenmemiş isteklerden güç alan bilinçaltına atılmış İz Bırakan duyguların, düşüncelerde yer alması ile geliştirilen, kor aleve dönüşen negatif yüklerle ve yakıcı ateşle beslenirler. Tüm bu negatif, istenmeyen yönlerine ve özelliklerine rağmen bazen bunlardan korunmak için uyararak, önlem almanızı sağlayan, bazen beklenilmeyen bir anda ortaya çıkarak sizi zorda bırakır, gülünç düşürür, mahcup ve rezil ederler. Bu negatif koşulların oluşumuna ortam hazırlayan, İçsel Canavarların üretilmesi ve oluşturulmasına neden olarak, duyguları gerektiğinden etkili, güçlü ve şiddetli ve yoğun hissedilip, yaşanmasının ve yaşanan bütün olumsuzlukların asıl sorumlusu dış olaylardan çok bireyin kendisi olmaktadır. Zorlukların, güçlüklerin, sorunların üstesinden gelme becerisi kazanarak tatmin olmayı, doyuma ulaşmayı, yaşama sıkı sıkıya tutunmayı ve bağlanmayı içeren geniş kapsamlı istek, ihtiyaç, beklenti, gereksinimlerden oluşan hayaller ve umutlardan beslenir, güç alır ve olumsuz ve güç koşullara karşı direnç, dayanıklılık ve deneyim kazandırarak, yarar vererek insanın kişisel donanımlarını oluştururlar.



Hisleriniz, duygularınız, önsezileriniz sürekli olarak iç dünyanızla ilgili mesajlar ve uyarılar verirler.



Önemli olan verilen bu mesajları doğru algılamaktır. Ego gücünüzün İz Bırakan bu anıları, algı, sezgi, his ve düşünceler yolu ile yaşadığınızda, Dün Dünde Kalmıştır, Geçmiş Geçmişte Kalmıştır diyerek, izin ve geçit vermeyerek, aklınızdan, bilincinizden, zihin veya düşüncenizden söküp atarak, yeri geldiğinde insanca vicdanınızın, kalbinizin sesini dinleyerek Temizlemek, silip süpürerek uzaklaştırmak. Size zarar vereceğinin farkına ve bilincine varmak, olumsuzluk oluşturacak bu koşulları Kontrol Altına Alınarak Temizlemek, arındırmak, değiştirmek ve pozitife çevirerek yok etmek ve kurtulmak da yalnız Sizin Elinizdedir.



Duygular yalnız sizin öznel hayatınızdır, düşüncelerde algıladığınızda, sezdiğinizde, hissederek yaşadığınızda size zarar vereceğinin farkına ve bilincine varırsınız, olumsuzluk oluşturacak bu koşulları kontrol altına alarak Temizlemek, arındırmak, değiştirmek ve pozitife çevirerek yok etmek, yalnız sizin elinizdedir. Tüm çaba ve mücadelelerinize rağmen Temizlenmeyen duyguları iadeli olarak, geldikleri geçmişin karanlık zindanlara gönderecek yeti, beceri ve güç yalnız sizdedir. Geçmişin karanlığından gelen bu tehlikeli, zararlı ve kötü niyetli duyguları aklınızdan, bilincinizden, zihin süreçlerini oluşturan düşünce güçlerinizden söküp atarak Temizlemek olmazsa olmazlarınızdan olmalıdır. Arzu, haz almayı içeren ve ağır bedeller ödemeye hazır olan bu hayvani istekleri düzenleyerek Temizlemek, ehlileştirmek, değiştirmek, pozitif yapmak yine sizin elinizdedir.



Geçmişin karanlığından gelen arzu, haz almayı içeren ve ağır bedeller ödemeye hazır olan bu tehlikeli, zararlı ve kötü niyetli duyguları, hayvani ve ilkel istekleri, içinizdeki çocuğun duygularını kontrol ederek, ayıklayarak, düzenleyerek Temizlemek, ehlileştirmek, değiştirmek, pozitif yapmak yine sizin elinizdedir ve Olmazsa Olmazlarınızdan Olmalıdır.



Özellikle önemsenmesi ve dikkat edilmesi gereken husus, geçmişinizin, bilinçaltınızın, ego gücünüzün İz Bırakan olaylarının depolandığı, biriktirildiği bu anıları, dün dünde kalmıştır, geçmiş geçmişte kalmıştır diyerek izin vermeyerek düşüncelerden uzaklaştırıp, negatif duygulardan arındırmak, Temizlemek, arındırmak, oluşan boşlukları yararlı olanlarla durdurma gücü yine sizdedir. Geçmişte bedelleri ödenmiş olan koşullar için tekrar daha ağıra bedeller ödememek için hesaplaşarak, yüzleşerek, kontrol altına alıp, lehinize, gerçekçi, akılcı olana yönetecek güç yalnız insana ve size mahsustur.
Şimdinin Güneş gibi aydınlatan parlak ışığı karşısında, mum ışığı kadar sönük kalan geçmişin, bilinçaltının zararlı ve köhnemiş ışıklarından medet ummadan hiç geri dönmesi mümkün olmayan, durdurmak isteseniz durmayan zamanı canlandırmak, yaşatmak istemleri ile dolu anılarınıza yer vermek hiçbir koşulda tercihiniz olmamalıdır. Her koşulda her saniyenizi ve tüm enerjinizi hayallerinizi, duygularınızı, düşüncelerinizi ve davranışlarınızı olumlu bakış açısı ile istediğinizce yaşama olasılığı olan ve sizi karanlıklardan aydınlığa çıkaracak şu ana, şu dakikalara yoğunlaştırınız. Bu anı istediğinizce, haz alarak, severek, sevilerek, huzur ve mutlukla doyasıya yaşayınız. Yaşam devam ettiğine göre geçmişte yaşananları geride bırakıp, bugünümüzü ve yarınımızı elimizden almasına izin vermemeliyiz. Olumsuz duygulardan dersler çıkararak sevgiye, huzura, mutluluğa giden yaşam kervanına sıkı sıkı sarılarak yeni gerçekleşebilecek hayallere ve umutlara emin adımlarla, sağlıklı olarak ilerlemek ömrümüzü uzatarak uzun yaşam becerileri kazanmamıza katkılar sağlayacaktır
Bu yapıtta yaşamın ağır koşulları altında ezilmeyerek, direnerek, mücadele ederek sorunun bir parçası olmayan, yaşayacağı sorunların farkına vararak, tanıyarak, kontrol ve denetim altına alarak, sorun çözücü ve çözüm odaklı bilimsel yaklaşımlar sergileyen, alternatif çözüm yolları üretebilmenin koşullarına yer verilmektedir. Size zarar veren, yaşamınızı zehir, zindan eden, bu gününüzü çalan, yarınlarınızı elinizden alan yaşamın ağır koşulları altında ezilmeyerek, direnerek, mücadele ederek sorunun bir parçası olmayan, sorunların farkına varan, tanıyan, yüzleşen, kontrol ve denetim altına alan, sorun çözücü ve çözüm odaklı yaklaşımla sorunlarınızı nasıl çözeceğiniz, lehinize çevireceğiniz. Temizlenmeyen duyguları iadeli olarak, geldikleri geçmişin karanlık zindanlara gönderecek yetileri, kişisel becerileri, donanımları ve gücünüzü keşfetmeniz gerçekleşecektir.



Bu koşullarda gününüzün her anınızın önemini değerini bilerek, çevremize, dünyaya, evrene özellikle buralarda yaşayan canlılardan başlayarak, canlıların en değerlisi en kutsalı insana yaklaşımlarınızda; gönül gözünüzü açarak, pozitif, empati duyarak ve sevgiyle yaklaşarak, içten davranarak, istediğinizce gönlünüzce doyasıya, dolu, dolu yaşam koşullarını tercih ederek yaşama biçimine ve kişiliğinize dönüştürdüğünüz her koşulda normal ve insanoğluna yaraşır biçimde insanca davranıyorsunuzdur. Bu koşulları çevrenize yaklaşmayı tercih ettiğinizde çözülemeyecek sorununuzun olmayacaktır. Ancak yaşam koşulları gereği zaman zaman karşılaşacağınız olumsuz ve güç koşullarla mücadele ederek, lehinize ve pozitife yönelterek, zarar görmeden, yıpranmadan genç, dinç, sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmenin sırlarına erişme donanım, yeti ve becerilerinin yalnız sizin elinizde olduğunu farkına varınız.


Çünkü bir taraftan birey olarak sağlıklı ve uzun bir ömür yaşamanıza katkı getirecek olan davranış ve yaşam biçiminin oluşumu her koşulda pozitif davranışlardan daha doğrusu insancıl, yalnız insana özgü olan, insana yaraşır davranışlardan geçmektedir.
Bu davranışlar yaşam biçimine dönüştüğünde, süreç içinde sizin dışınızda çevrenizdeki bireylere, ailelere, topluma ve süreç içinde evrendeki diğer toplumlara yayılacaktır. İnsanların Negatif Davranışlar yerine Pozitif Davranışları, Kavga veya Savaş yerine Dostluk ve Barışı, Kin ve Nefret yerine Sevgi ve saygıyı, Ötekileştirilerek Ayrışma yerine Kaynaşarak Birlikte olmayı, Bilinçsizce Tüketme yerine Bilimsel Üretmeyi, Bencilce Tüketme yerine Birlikte Paylaşmayı, eğitimle davranışa ve kişiliğimizin parçasına dönüştürdüğümüz her koşulda insana özgü davranışlar alışkanlığa ve yaşam biçimine dönüşecektir. Bu koşullarda insan olmasının ve insanca davranışta bulunmasının gereği olan normal veya pozitif davranışlardan olan sevgi, saygı, huzur, mutluluk içinde özgürce, özveri, empatik yaklaşımlarla yakın çevremizden başlayarak, düşmanlıklara, dostluğa, ayrışmalar birliğe ve beraberliğe dönüşecektir. Süreç içinde toplumun, ülkenin, dünyanın ve evrenin birliği, dirliği, barışı kardeşliği pekiştirilecek, mutlu bir ülkenin ve dünya ailesinin oluşumuna katkılar sağlayacağını düşünmekteyim.



Yıllarca araştırma, deneyim, birikimlerimin ürünü olan, uzun uğraşılar, çabalar ve emekler verilerek yazılanların çocuklarımıza, gençlerimize, yetişkinlere, toplumumuzun tüm bireylerine ve dünya ailesinin davranışlarını tekrar gözden geçirerek, düzenlemesi dileklerimle sunuyorum.


Şimdi geçmişten bu güne insan davranışları konusunda ağırlıklı olarak tamamen kendi görüşlerimden oluşan normal ya da anormal davranışlar konusunda açıklamalarda bulunmak istiyorum.


İnsan davranışlarının, normal veya anormal diye ayrımını yapmak oldukça güçtür.
Bazı yaklaşımcılar davranış konusunda değişik görüşler ileri sürmektedir. Biyolojik Yaklaşımlar (Genler yolu ile anne-babadan çocuklarına geçen kalıtsal faktörler ve beslenme türü, alınan ilaçlar iklimde meydana gelen değişiklikler ve çevresel faktörlerin etkileri sonucu; bedende meydana gelen biyokimyasal dengesizlikler, anormal davranmaya neden olmaktadır.) görüşünü ileri sürmektedir. Psikolojik açıdan olayı ele aldığımızda Psikodinamik Yaklaşım özellikle Freud ve öğrencileri, Psikanalitik çalışmalarla normal ve anormal davranışların altında yatan dinamik ve psiko-genetik incelemeler sonucu, bilinçaltına itilmiş güdülerin bireyin davranışlarının temelini oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir. Davranışçı Yaklaşım bireylerin davranışlarının öğrenilerek kazanıldığını savunmuşlardır. Varoluşçu-İnsancıl Yaklaşımlar, İnsanların psikolojik gelişimleri büyüme ve sağlıklı denge yönünde davranmaya eğilimli olarak doğduklarını savunmuşlardır. Etkileşimsel Yaklaşım, insan davranışlarının son derece karmaşık bir yapıya/sisteme sahip olduğundan yola çıkılarak, bireyi etkileyen değişik faktörlerin etkili olduğundan yola çıkılarak, her yaklaşımın dikkate alınması gerektiğini düşünerek, davranışlara farklı açıklamalar getirilmektedir. Bu farklı yaklaşımlardan dolayı Psikiyatristler ve Psikologlar davranışlara ve psikolojik sorunlara uygun olan objektif testler/ölçekler geliştirmişlerdir. Bu testlerin sonuçlarına uygun psikolojik sorunu tanılayıp, teşhis ederek, uygun çözümler üreterek, ilaçlı ve psikoterapi çalışmalarına yer verilmiştir.


Bireylerin duygu ve düşüncelerinin Olumlu veya Olumsuz, NORMAL veya ANORMAL olması ile bağlantılı düşünceler geliştirmesine, geliştirilen bu düşüncelere uygun yeni duyguların oluşumuna ve bireyi harekete geçirerek davranış biçimine dönüşmektedir. Okuyucularımın davranışların gelişimi ve oluşumu konusunda bir fikir sahibi olabilmesi için, yapıtlarımdan çok kısa ve öz örneklerle açıklamaların yer aldığı alıntılara yer vererek, makaleme başlamak istiyorum. Burada amacım kitaplarımı tanıtmak değil, tabiri caizse özetin özeti şeklinde NORMAL VE NORMAL DIŞI Davranışların oluşumu ve gelişimi konularında, sizlerin düşünce dağarcığınızda hali hazır bulunan bilgileri, düşüncelerinizde soru işareti bırakmayacak şekilde katkılarda bulunup, yeni bir fikir ve görüş kazandırmak düşünülmektedir.



Davranışlar Negatif / olumsuz / istenmeyen / zararlı / anormal / beklenmeyen/ onaylanmayan ve Pozitif / olumlu / istendik / yararlı / normal / beklenen/onaylanan olmak üzere genelde iki tür davranış biçimi bulunmaktadır. Normal denilen Pozitif Davranışların bireye ve çevreye herhangi bir olumsuz etkisi ve zararı olmadığı için çevre tarafından ve toplumca istenen ve beklenen, yararlı davranışlar olarak çevrece kabul edilen ve onaylanan davranışları oluştururlar. Negatif denilen Anormal davranışlar ise çevre ve toplumca beklenmeyen ve istenmeyen davranış biçimleri oldukları için zararlı davranışlar olarak kabul edilirler. Bu nedenlerle de kendileri dışında diğer insanlarca kabul edilmez ve onay görmezler. Bu özellikleri dikkate alınarak, Duygu ve Düşüncelerin Anormal Davranışa dönüşmeden tanınması, ayırt edilmesi, kontrol ve denetim altına alınması ve negatif e dönüşmüş olanların pozitife çevrilme becerilerinin kullanılarak, değişimi vb. konularına ağırlıklı yer verilmesi tercih edilecektir.

+

Bu ego gücü bilinçsiz olduğu kadar gerçek dışı özelliğe sahip olması, kuruntu, kuşku, vesvese kaynaklı ve hayal gücü ile beslenmesi nedeniyle, insanların veya canlıların yaptığı hataların bir nedeni veya sebebi olabileceğini düşünme affetme, bağışlama ve hoşgörü, sorgulama, uzlaşma, yüzleşme ile karşılamaktan yoksun bir işleyişe sahiptir. Çünkü duygular çoğu zaman aşırı yanıltıcı ve şaşırtıcı derecede kör, nankör ve vurdumduymaz özelliklere sahiptirler. Yıkıcı olmakla kalmayıp, gerçeklikten yoksun ve sonradan anlamakta güçlükler yaşayacağınız bu duygular, öğle şiddetli, öğle acımasız, öğle insanlık dışı ve öğle yok edici bir özellik ve güç kazanımına sahiplerdir ki o anda bu durumu algılamanız ve anlamanız olası bile değildir. Bu güç ateşlenip yangına dönüştüğünde, intikam ve öç alma duygularının da negatif enerji yükünü içine katarak, büyüyüp, yanardağ gücünde enerji birikimine dönüşebilirler. Güçlenen negatif duyguların oluşturduğu bu yanardağın, fışkırarak çıkardığı lav denilen kızgın ve yakıcı ateşe dönüşen negatif duygu, düşünce ve davranışlarınız sizi ve çevrenizi yakıcı, yıkıcı, kavurucu etkileri sonucu; bir anda kendinizi ve çevrenizi yok edip, ortadan kaldırmakla sonuçlanır.

Geçmişte istenmeyen, engellenen ve bir şekilde baskı altına alınan; genelde korku yaratan, acı veren içeriğe sahip olan; endişe, ıstırap, sıkıntı, üzüntü yaşanmasına neden olan duygular geçmişin karanlık zindanlarından sizin doyumsuz bencilce, hayvani isteklerinizden, tutkularınızdan, arzularınızdan esinlenerek düşünce lerinizde canlanırlar. Aslında siz istediğiniz için düşüncelerinizde yer almasına, bilinç üstüne çıkması na bilerek izin verdiğiniz ya da engelleyemeyerek, karşı koyamayarak, ego gücünüzü aşarak düşünce lerinizde yeniden yer almalarına ve size rahatsızlık vererek, elinizde olmayan ve sizi aşan davranışla ra ve eylemlere iterler. Geçmiş yaşamın özellikle çocukluk ve ergenlik çağının olumsuz, yasaklanmış, kötü görülmüş, yanlış bulunmuş, engellenerek, gerçekleşmemiş üzeri küllenmiş negatif duygulardan oluşurlar. Bu duygulardan kaynaklanan yaşamsal anılar, deneyimlerden, engellenerek baskı altına alınan, doyuma ulaşmamış ve çözümlenmemiş isteklerden güç alan bilinçaltına atılmış İz Bırakan duyguların, düşüncelerde yer alması ile geliştirilen, kor aleve dönüşen negatif yüklerle ve yakıcı ateşle beslenirler. Bu koşullarda kontrol altına alınmaları zor negatif duyguların etkisi ile acizlik, değersizlik, güvensizlik, zayıflık, mutsuzluk duygularının eşlik ettiği duyguların; acı veren ve korku yaratan, ürkütücü karmaşık hal alması, bireye rahatsızlık ve gerginlik vermekle kalmaz, bireyin hırs lanarak kendisine yapılan kötülüğün bedelini ödetmek daha fazlasını yapma düşüncelerinin geliştiril mesine neden olurlar. İlkel benliğimizin, hayvansal dürtülerinden güç alan, bireyi egemenliği altına alarak yöneten ve kötü olduğu kadar istenmeyen davranışlar yapmaya sürükleyen, yönlendirmekle kalmayıp, eyleme dönüştüren ve genelde akıl ve mantık kurallarını çiğneyen ve kontrolü tamamen ele alan ego gücünden oluşurlar. Bu ego gücü bilinçsiz olduğu kadar gerçek dışı özelliğe sahip olması, kuruntu, kuşku, vesvese kaynaklı ve hayal gücü ile beslenmesi nedeniyle, insanların veya canlıların yaptığı hataların bir nedeni veya sebebi olabileceğini düşünme affetme, bağışlama ve hoşgörü, sor gulama, uzlaşma, yüzleşme ile karşılamaktan yoksun bir işleyişe sahiptirler. Çünkü duygular çoğu zaman aşırı yanıltıcı ve şaşırtıcı derecede kör, nankör ve vurdumduymaz özelliklere sahiptirler. Yıkıcı olmakla kalmayıp, gerçeklikten yoksun ve sonradan anlamakta güçlükler yaşayacağınız bu duygular, öğle şiddetli, öğle acımasız, öğle insanlık dışı ve öğle yok edici bir özellik ve güç kazanımına sahip lerdir ki o anda bu durumu algılamanız ve anlamanız olası bile değildir. Bu güç ateşlenip yangına dönüştüğünde, intikam ve öç alma duygularının da negatif enerji yükünü içine katarak, büyüyüp, yanardağ gücünde enerji birikimine dönüşebilirler. Güçlenen negatif duyguların oluşturduğu bu yanardağın, fışkırarak çıkardığı lav denilen kızgın ve yakıcı ateşe dönüşen negatif duygu, düşünce ve davranışlarınız sizi ve çevrenizi yakıcı, yıkıcı, kavurucu etkileri sonucu; bir anda kendinizi ve çevrenizi yok edip, ortadan kaldıran davranışlarla sonuçlanabilirler. Hatta toplumlara ve uluslara yöneldiğinde bir ulusu yok ederek, tarihin geçmişine gömebilir.
Bireyleri etkileyen yaşadığı acı, acizlik, çaresizlik, dehşet endişe, kaygı, korku, kızgınlık, nefret, öfke, sıkıntı, suçluluk, tasa, tedirginlik, umutsuzluk, üzüntü gibi birçoğu karmaşık yapıya sahip negatif duygunun eşlik etmesi koşullarının oluşumudur. Bu tür negatif yapıya sahip bu duygularla beslenen ve eşlik eden olumsuz düşüncelerin gelişmesi kaçınılmazdır. Bu düşüncelere eşlik eden birçok negatif duygunun düşüncelerde etkinlik, yoğunluk ve şiddet kazanmasına olanak sağlamaktadır. Yaşanan negatif koşulların altında ezildikçe, baş edemedikçe, mücadele gücünü kaybettikçe sorunlardan kaçınılması olanaksız hale gelir. Sorunlar arttıkça ve çözümsüz kaldıkça acı, elem, endişe, ıstırap, kaygı, korku, sıkıntı, üzüntü gibi negatif duygulardan da kaçınması olanaksız hale gelir, bu duygulara, beceriksizlik, çaresizlik, güvensizlik, karamsarlık, kötümserlik, şüphecilik, umutsuzluk, yetersizlik gibi karmaşık duygular eşlik ederek yaşamını çekilmez hale getirirler. Özellikle duygularımızı ifade etmek yerine gizlemeye çalışarak içimize atıp, gömüyorsak, bu davranış kendimize zarar vermekten, içimize kendimizin içsel zehrini akıtmaktan başka bir işe yaramaz. Düşüncelerde canlanarak defalarca düşündükçe güçlenerek siz isteseniz de engellenemeyecek, gücünüz yetmeyecek, sizi aşacak eylemlerde bulunmanıza neden olurlar.
Tüm bu nedenlerle dünyadaki kavgaların, acıların, şiddetin, savaşların, insanlık onurunun çiğnenerek, hiçe sayılarak işlenen cinayetlerin, katliamların, taciz olaylarının ve tüm insanlık suçu ve ayıbı sayılan hareketlerin arkasında kin, nefret ve öç alma duygularının tohumlarının atıldığı bu insana yakışmayan negatif duygular ve düşüncelerden kaynaklanan NORMAL OLMAYAN DAVRANIŞLAR yer almaktadır.
Karanlıktan aydınlığa çıkmanıza yardımcı olacak bu eşsiz ve tek umut ışığı ancak SEVGİ DUYGUSUNDA, insanlara insan olarak değer ve önem verip, sevgi ve empati ile yaklaşımlardan geçmektedir.


Bireylerde negatif duygulardan yalnız korku duygusunun yaşanması sonucu acı, acizlik, aşağılanma, değersizlik, dehşet, endişe, gerginlik, güvensizlik, çekinmek, huzursuzluk, intikam, kaygı, kızgınlık, kuruntu, suçluluk, şüphe, tasa, telaş, ürperti, üzüntü, yetersizlik, zayıflık gibi burada belirtilemeyen çok sayıda negatif duygunun eşlik etmesine neden olmaktadır. Nefretin ise tetikleyici ve ateşleyici gücü korkulardır, kaygıların ve korkuların denetiminde gelişen nefret duyguları, öfke gibi birçok olumsuz duyguyla beslendiği için aynı kin duyguları gibi kontrol altına alınması zor olan duygulardandır. Diğer negatif duyguların bireyleri nasıl etkileyeceğini çeşitli bölümlerde belirtmememe karşın, bu konuda detaylı düşünmeleri sizlere bırakıyorum. Bu negatif koşulların oluşumuna ortam hazırlayan, İçsel Canavarların üretilmesi ve oluşturulmasına neden olarak, duyguları gerektiğinden etkili, güçlü ve şiddetli ve yoğun hissedilip, yaşanmasının ve yaşanan bütün olumsuzlukların asıl sorumlusu dış olaylardan çok bireyin kendisi olduğu hiçbir koşulda göz ardı edilmemelidir.



Bireylerin negatif duygularının, geçmişten kaynaklanan hayvani, ilkel olduğu kadar, en tehlikeli ve yıkıcı düşüncelerini oluşturan bilinçaltı faktörlerden beslenen duygulardan bahsetmenin yararlı olacağını umut ederek, bu konuda kısa açıklamalarda bulunmak istiyorum.


Bilinçaltına atılan yaşanamamış ve özlem duyulan duyguların, düşüncelerin, davranışların ve bunlardan kaynaklanan sorunların birikimi, yoğunluğu ve şiddeti oranında yapılmak istenenlere ve duyguların ifade edilmesine direnç oluşacağı unutulmamalıdır. Bilinçaltının verdiği direnç kırılmadığı, uygun koşullar oluşmadığı, oluşan istek ve duyguların özgürce ifade edilmesine zemin hazırla yan koşulların güçlü olmaması bilinçaltı direnci arttırıcı koşullardır. Bu koşulları, olumluya veya pozitife çeviremediğiniz her koşulda ve ortamda gerekli huzur, rahatlık oluşmayacak ve bunların sonucu mutlu olma olasılığı ortadan kalkacaktır.



Ancak bilinçaltının değişimi için gerekli istek olduğunda, olumlu veya pozitif duygularla değişime açık olunduğunda ve gerekli koşullanmalar, yönlendirmeler sağlıklı yapıldığında, direnç kırılmakla kalmaz, bastırılarak bilinçaltına atılan duygular da bir şekilde bilinç üstüne çıkarak, boşalım bularak, gerekli gevşeme ve rahatlama sağlanmış olacaktır.



Gerekli boşalımın oluşumu, aynı zamanda yaşanan sıkıntı ve gerginliğin yerini gevşeme ve rahatlamaya. Huzursuzluk yerini huzur bulmaya; üzüntülerin sevince dönüşmeye, matem, yas yerini yeniden bir başlangıç yapmaya, intihar etme, ölüm düşüncesi yerini yaşamı tercihe, kısaca yaşanan tüm olumsuz ve negatif duygu ve düşünceler, olumlu ve pozitife dönüşmesi yani temizlenme işlevi gerçekleşecektir. Ayrıca Özellikle geçmişteki olumsuz anı ve deneyimlerinizden, bazen de geleceğe yönelik hayallerinizden, umutlarınızdan ve beklentilerinizden beslenen ve oluşan duygular, olumsuz düşünceleri çağrıştırırlar, bunun sonucu öfke, kin, nefret gibi üst düzey duyguları geliştirmenize neden olurlar.


İnsanın duygusal bir varlık olması nedeniyle özellikle çocukluk çağında tüm duyguları berraktır, saftır ve temizdir. Olumsuz koşullar davranış biçimine dönüştüğünde başlangıçta doğuştan tertemiz ve iyimser düşüncelere sahip olan birey gitmiş ve yerine yepyeni bir birey oluşmuştur.



Ailede, çevrede ve geri kalmış örgün eğitim koşullarında verilen yanlış, kötü ve çağ dışı eğitimin kaçınılmaz bir sonucu olan, insanların negatif davranışlarının ürününden kaynaklı bencilce geliştirilen ve gittikçe büyüyüp katılaşan, karamsar hale gelen, çıkar öncelikli kötümser düşüncelere yerini bırakarak ya da devrederek; egosantrik kişiliğin kaçınılmaz kötü tohumları insanlar eli ile yeniden şekillenip, temelleri atılmıştır. Bu kötü tohumlarda oluşan negatif içerikli ve karmaşık duygular beklenilmeyen, umulmayan, istenmeyen bir anda ortaya çıkarak sizi zorda bırakan, gülünç düşüren, mahcup ve rezil eden, utandıran, kötü ve zarar verici düşünceleri yeniden canlandırarak, besleyip, yükleyerek yeniden yaşanarak zehrini içinize akıtırlar.



Bu nedenle bireyin geçmişte benzer olayları yaşayıp, yaşamaması, bu duygulardan etkilenip, etkilenmemesi, bu duygulara direnç kazanıp, kazanmaması, kontrol ve denetim altına alıp, alınmaması gibi koşullar oranında hafif veya şiddetli hissedilip, yaşanması doğal karşılanmalıdır. Uzun süreli yaşanan acı, elem, ıstırap, keder, korku, tasa, üzüntü gibi aykırı olduğu kadar karmaşık yapıya sahip duyguları besleyerek, geliştirilen düşüncelerin güçlenmesine, yoğunlaşmasına ve direnç kazanmasına neden olurlar. Yoğunluk, güç, derinlik, şiddet ve direnç kazanan düşünceler, daha etkin duygular eşliğinde bireyin psikolojik yapısını bozarak stres başta olmak üzere birçok psikolojik rahatsızlıklara ve negatif koşulların daha uzun süreli yaşanması oranında üzüntü ve keder duygusunda bahsettiğim dengesiz davranışların eşlik ettiği ruhsal ve bedensel hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlar. İstenmeyen, beklenmedik negatif veya anormal davranışlar ya da olumlu koşullar veya terapiyle istenen, beklenen pozitif veya normale dönüşen davranışla; süreç içinde kalıcı hale gelerek bireyin kişilik özellikleri haline geldiğinde, yaşamında kullanıldığı oranda yaşam biçimine dönüşümü kaçınılmaz hale gelmektedir.


Duyguları ifade etme biçiminde sağlıklı olan, insani kişilik özelliklerinin devreye konulması olduğuna göre, bu duygular devreye girdiğinde hayvani duyguları, geliştirilen düşüncelere uygun harekete geçen davranışların; ehlileşmiş ve deneyim kazanmış insani duygular ve düşüncelerle davranışa dönüşmeden, kontrol altına alınması ile yumuşatılması ve normale dönüşümleri sağlanabilmektedir.



Bu nedenlerle, bu tür hayvani duyguların düşüncelere dönüşmesine izin verilmediği koşullarda, bir süre sonra sakinleşmesi halinde olayın soğuması daha bilinçli, akılcı ve mantıklı düşünce ve davranışlara zemin hazırlayacağı için denetim altına alınarak, negatif düşüncelerin yerini daha olumlu düşüncelere bırakacağı bilinmesi gereken bir gerçekliktir. Tüm bu olumsuz yönlerine rağmen bazen korunmak için bizi uyararak gerekli önlemi almamızı sağlayan duygulardır.



Duygularınız yalnız sizin öznel hayatınızdır, düşüncelerde algıladığınızda, sezdiğinizde, hissederek yaşadığınızda; size zarar vereceğinin farkına ve bilincine varırsınız. Olumsuzluk oluşturacak bu koşulları kontrol altına alarak, Temizlemek, arındırmak, değiştirmek ve pozitife çevirerek yok etmek de yalnız sizin elinizdedir.
Tüm çaba ve mücadelelerinize rağmen Temizlenmeyen duyguları iadeli olarak, geldikleri geçmişin karanlık zindanlara gönderecek yeti, beceri ve güç yalnız sizdedir. Geçmişin karanlığından gelen bu tehlikeli, zararlı ve kötü niyetli duyguları aklınızdan, bilincinizden, zihin süreçlerini oluşturan düşünce güçlerinizden söküp atarak Temizlemek olmazsa olmazlarınızdan olmalıdır. Arzu, haz almayı içeren ve ağır bedeller ödemeye hazır olan bu hayvani istekleri düzenleyerek Temizlemek, ehlileştirmek, değiştirmek, pozitif yapmak yine sizin elinizdedir.


Özellikle önemsenmesi ve dikkat edilmesi gereken husus, geçmişinizin, bilinçaltınızın, ego gücünüzün İz Bırakan olaylarının depolandığı, biriktirildiği bu anıları, dün dünde kalmıştır, geçmiş geçmişte kalmıştır diyerek izin vermeyerek düşüncelerden uzaklaştırıp, negatif duygulardan arındırmak, Temizlemek, oluşan boşlukları yararlı olanlarla durdurma gücü de yine sizdedir.
Bu yapıtta yaşamın ağır koşulları altında ezilmeyerek, direnerek, mücadele ederek sorunun bir parçası olmayan, yaşayacağı sorunların farkına vararak, tanıyarak, kontrol ve denetim altına alarak, sorun çözücü ve çözüm odaklı bilimsel yaklaşımlar sergileyen, alternatif çözüm yolları üretebilmen koşullarına sahip olan veya olamayan bireylere yer verilmektedir.” Yaşamınızı Zehir Eden İzleri Temizlemek-Halil Türkmen”
Bu yapıtın devamı kabul ettiğim ikinci yapıtımda, “İnsan beyninin çalışma prensibi hiç durmadan ve susmadan çalışan bir makine benzeri bireyi sürekli ŞÜPHECİ, NEGATİF veya olumsuz olanları tutmaya meyilli, EĞİLİMLİDİR. Ruh ise kendi doğasını ifade edebilmek için beyni yani bilinci kullanır. Bu nedenle insanın dikkatini yoğunlaştırarak, bilinçli davranarak, bu sistemi kontrolü ve denetimi altına alması yaşamsal önem kazanmaktadır.

Bu nedenle bilinçsizce davranışlarda bulunmaktan uzak durmalı, farkında olunmalı, telaşa ve heyecana kapılmadan bilinçsizce gelişen davranışların sürekli kontrol ve denetimini sağlayarak, kişisel denge durumunu kaybetmemeniz gerekir.

Yine 1979 yılında, Sovyet Bilim Adamlarının uzaktan davranış kontrolü, yönlendirme, kapasite düşüklüğü yaratma yani beyni uzaktan ele geçirme ve öldürmeye yönelik araştırmalar ve çalışmalar yaptıkları bilindiği göz önü ne alındığında bu tür silahların günümüzde geliştirildiğini düşündürmektedir……2000’li yılları yaşadığımız günlerde, bu konudaki araştırmalar ve bulguların boşuna yapılmadığı; o günden bugüne elektro manyetik ve nükleer silahların geliştirilmiş olabileceğini düşünmeme ve kuşkular geliştirmeme neden olmaktadır. Çünkü günümüzde pek çok alan da nükleer enerji tesislerinin kurulması ve geliştirilmesi insanlara zarar vermesine karşı hız verilmesi, bu tür silahların geliştirilip, kullanılabileceğinden yola çıkıldığında elektromanyetik silahların da geliştirilmiş olacağı olasılığını güçlendirmektedir ….
Bu durumda Bilim Kurgunun bir gün gerçeğe dönüşerek; insan ve insan sağlığı hiçe sayılarak savaşlarda insan beynini ele geçirmek, onu etkisiz kılan hayvan veya robota dönüştürmesine katkı sağlayacak insanlık dışı, canavarca çalışmaların insanlık neslini yok etmeye yönelik çalışmalara dönüşmesi her koşulda olasıdır. Dünya Barışı için insanlığa zarar verecek bu tür ve YAPAY BEYİN araştırmalarının yasaklanması ya da denetim altına alınmasını gerektiğini düşünmekteyim. Bilimsel çalışmalar tüm insanlığın hatta canlı ve cansız varlıkların yani Dünyamızın, Evrenin yararına olacak biçimde düzenlenip, yapılması bilimsel nitelik taşıyacaktır. Bilim insan yararına, barışa hizmet ettiği oranda bilimseldir. Oysa bulunan her yeni icat, bilimsel çalışma; İnsanlığın Yararına kullanılıp, geliştirilmesi gerekirken; İnsanlığın Zararına Geliştirilip, Kullanıldığı bir Dünyada Yaşıyoruz …. İnsan dış çevreden kaynaklanan olgulara, olaylara ve durumlara hisleri, algıları, sezgileri yolu ile tepkiler geliştirirken düşüncelerde değişimler oluşur. Düşüncelerde oluşan değişimler, duyguların geliştirilmesine yol açar ve eşlik eder.

Geliştirilen duygular ve düşünceler doğrultusunda davranış ve eylemlerde bulunulur. Bu davranışlar yalnız bireyin kendisini değil içinde bulunduğu sosyal çevreyi de etkiler. BEYİN örneklerle AKIL YÜRÜTÜR ve ZİHNİN gelişimine katkıda bulunur …...
Duygular düşünceye dönüştüğünde, ortaya çıkan düşünce boyutu, yaşanan olayın algılanması sonrası yaşanan içsel olayların bilişsel süreçler yolu ile dış dünyasını içselleştirmesi doğrultusunda davranışlarla sonuçlanır. Ortaya çıkan davranışlar, herkesin gözleyebileceği olgularla ilişkili olan ve nesnel olaylarla uyarana tepki vermeyi içeren yani yeni davranış örüntülerinden oluşur. Bir diğer boyut bireyin öznel boyutunu oluşturan, her bireyin bireysel özelliklerini, güçlü, zayıf yönleri ve donanımlarına uygun faklı bireysel yönünü oluşturur.
Beynin sınırlarını zorlama çabaları, ayrıntılı düşünmelerle ilgili olan eğitim, aktivite ve etkinlikler yolu ile beynin sürekli gelişimine katkı sağlamaktadır…… Nasıl düşündüğümüzü, neden düşündüğümüzü ve nasıl düşünmemiz gerektiğini düşünmekle ilgili koşullar oluştukça, düşünmeyi düşünme işlevlerinin yürütüldüğü oranda beynin ve ürünlerinin gelişeceği, etkin ve aktifleşeceği bilinmesi gereken bir gerçekliktir ...… Bu nedenle eğitim sistemimizin yapısı, çocuklarımızın beyninin kullanılamayan kısımlarının gelişmesini, aktifleşmesini sağlayıcı, arttırıcı ve en aktif biçimde kullanmasını sağlayıcı çoklu zeka koşullarını da bünyesinde barındıracak biçimde düzenlenmesi eğitimde olmazsa olmazlardan biri olmalıdır. Sağlıklı beyne sahip, üretken insanlar ve nesiller çağdaş, demokratik, bireysel eğitimle yetiştirilirken; sağlıksız, köle, kukla, körü körüne itaat eden insanlar ise çağın gerisinde veya geçmiş te kalmış bir eğitimle yetiştirilebilir. Günümüzde uygulanan eğitim gerici, gerici olmakla kalmayıp insani olmadığı kadar, etik ve ahlaki de olmayan çağ dışı kalmış bir eğitimdir. Tüm bu nedenlerle, hayatta karşılaşma olasılığı olan bazı sorunları çözerken başkalarından akıl fikir almak yerine duygularımız, sezgilerimizden yola çıkarak, kalbimizden gelen sese kulak vererek, akılcı, mantıklı, ani kararlar almak ve davranmak tercih edilmelidir. İnsan deneyim kazanıp olgunlaştıkça yanlışlarının farkına vararak, gerektiğinde düzelterek; değişme yeteneğine her koşulda sahiptir. Zihni yok edemezsiniz, onsuz yapamazsınız çünkü o sizin var oluşunuzun ve düşüncelerinizin sebebi olduğu kadar, pozitif davranışlarda bulunmak için gerekli olan en önemli parçanızdır. Düşüncelerimizi değiştirirsek duygularımızı, duygularımızı değiştirirsek davranışlarımızı değiştirmeyi öğrenerek, alışkanlığa ve yaşam biçimine dönüştürme becerilerini kazanılması yalnız sizin ellerinizdedir. “Yaşamınızı Uzatmanın Sırları-Halil Türkmen”

Stresle Mücadele Yolları adlı yapıtımda, “Sürekli dile getirilen bireysel özellikler, bireyden bireye değiştiği için stres kaynakları her bireye göre değişiklik gösteren koşullara bağlı güçlükler oluşturmaktadır. Asıl önemli ve can alıcı özelliği bireyin bu kaynakları nasıl algıladığı, nasıl hissettiği, nasıl karşıladığı ve ne gibi tepkiler verdiği yönünde değişiklikler oluşturması bireyi psikolojik yönden etkilemesi ile ilintili olarak strese yol açmasıdır. Daha doğrusu stres düşüncelerde başladığına göre, bireyin donanımları ve kişilik özellikleri ile doğrudan ilişkili olan aslında bireyin kendi eliyle oluşturduğu ve içsel cana varların ürünlerinin ortaya çıkardığı etki düzeyiyle doğrudan ilişkilidir.
Yine bireyin bu bireysel özellikleri dışında yaşı, ailevi konumu, sağlık durumu, engel durumu ve yaşam biçim ve koşulları etkin rol oynamaktadır. Stres oluşturan faktörlere duyarlılık, dayanıksız ve dirençsiz olmak, mücadele ve başa çıkmada kararlılığı, gücü, çabası, enerjisi, yeteneği, becerileri gibi bireysel özellikleri önemli olmaktadır. Bireyin amaçları, arzuları, hedefleri, istekleri, ihtiyaçları, gereksinimleri, beklentileri, özlemleri bunların karşılanma ve tatmin olma düzeyleri, yaşama bakış açısı, bunlara duyarlılık derecesi, anıları, deneyimleri, birikimleri ve alışkanlıkları rol oynamaktadır. Ayrıca bütün bu koşulların algılanma, hissedilme, düşüncelerde bu yönde oluşan ve gelişen değişimlere uygun ortaya çıkan duyguların özellikleri etkili olmaktadır.
Oluşan bu yeni durumlara uygun davranışların ve eylemlerin ortaya çıkması bireyin kişisel yani kendi si ile ilişkili ve bağlantılı olan psikolojik stres kaynaklarını oluştururlar. Stres kaynaklarını tanımlayıp, belirlediğinizde aynı zamanda stres kaynaklarının farkına varmış olmanız, kontrol altına alarak gerekli düzenlemeler yapma olanağını da elde etmenize ve stresin etkileme gücü ve şiddetini kolaylıkla azaltmanıza yardımcı olacak unsuların kazanılmasına yol açacaktır. Bu değişimlere her bireyin güçlü ve zayıf yönlerini oluşturan özellikleri ve dayanıklı, dirençli olup olmaması oranında ortaya çıkan, bireyin kendisinden kaynaklanan tepki ve yanıt biçimlerini oluştururlar.
Günlük yaşamımız da bir gün içinde yapacağımız işler, faaliyet ve etkinlikler; kendiliğinden gerçekleşmez. Günlük işlerimizi gerçekleştirmek ve kendi lehimize çevirmek, gayret ve çaba ister. İnsanlarla iletişim, sağlıklı ve iyi ilişkiler gerektirir. Yapmak için yola çıktığımız iş, eylem ve etkinliklerden bazılarını gerçekleştirmek isterken zorluklar, güçlüklerle karşılaşma ve yaşama olasılığı vardır. Bunları olumlu karşılamak, pozitif açıdan bakmak, çıkabilecek olası sorunları, güçlükleri ve engelleri ortadan kaldırmak için tekrar çaba göstermek gerekir. Yani yaşanan her olumsuzluk ya da talihsizlik, bizim normal halimizi ve yapacağımız görevleri gerçekleştirmek için engel oluşturmamalıdır.
Ortaya çıkan sorunları çözmek için gereken çabayı göstermemek, olumsuz koşulların yaşanmasını sağlar. Bu durumda çıkacak sorunlara takılmak, meydana gelen sorunları biriktirmek ya da en küçük sorun ve olayı abartmak, sorun yokken sorunlar oluşturmak, her şeyi sorun haline getirmek. Yakınımız, arkadaşımız ve akrabamız olan kişiler hakkında çevrede söylenenlere, dedikodulara inanmak, düşüncelerde atıp, tutarak sorun haline getirmek veya sorunları olduğundan fazla büyütmek ya da abartmak. Gerçeklerle bağdaşmayacak düzey de olan hayal ürünlerine, rüyalara takılmak, beklenmeyen senaryolara ve kurgulara kendimizi kaptırmak, yersiz şüphelere kapılmak. Olumsuzluklara açık olmak, gereksiz kuşku ve kıskançlık yaşamak, inandığı değerlere karşı inancını kaybetmek, güven ve öz güven yetersizliği yaşamak, umutsuzluklara kapılmak vb. burada belirtilmeyen birçok sorunu yaşamımıza sokmak yerine, yaşamdan uzak tutmak gerekir.
Tercihimiz, bu gibi olumsuz duygu ve düşünce biçimlerinin yaşantımıza girmesine asla ve asla müsade etmemek olmalıdır. Yaşanan olumsuzlukları hayatın parçası, yaşam biçimine dönüştürmek daha ileri giderek yaşamımıza, bu günümüze egemen olmasına ve o anımızı elimizden almasına izin vermek, en büyük stres faktörlerini oluşturur.
Her insan yaşamında olumsuz durumlar, sorunlar ve koşullarla karşılaşabilir. Önemli olan bu olumsuz durumları normal ve doğal karşılamak, olaylara negatif bakmak yerine pozitif bakmayı tercih etmek ve bunları ortadan kaldırmak için akılcı ve sorun çözücü yaklaşımlar denenmesi önemli olmaktadır. Asla sorun çözme seçeneği bitmeden, öncelikli olarak sorunu düşüncelerde büyüterek, abartarak sorunun bir parçası haline gelinmemelidir. Karşılaştığımız sorunları çözmek için gerekli çaba gösterilmesi halin de, olumsuz yaşantı biçimlerinin geliştirilmesine yol açan negatif duyguların gelişmesine izin verilmeyecek, yaşamayacak ve kölesine dönüşmeyerek, negatif düşüncelerin olumsuz, istenmeyen ve bize zarar verici davranışlara dönüşümü engellenmiş olacaktır. Hiçbir birey isteyerek negatif duyguların geliştirilme sine izin vermez. Bunların istenerek yaşanmasına yol açan, düşünce biçimlerinden oluşan bir yaşamı da tercih edilmez. Tercihin istenmeden bu yönde yani aşırı duygusallığa yol açarak etkilenip, gelişmesi koşullarında, bilinmelidir ki… Stresin yaşanması, zararlar görülmesi, yaralar alınması, yıpranarak hastalanması ve yaşlanması kaçınılmaz olacaktır. Bununla da kalınmayarak, pozitif yaşam biçimlerini tercih etmek yerine genelde negatif yaşam biçimlerinin tercih edildiği her durumda. Süreç içinde yaşama karşı negatif bakma ve yaklaşma alışkanlığı kazanılmış olur ki; bu yaşam biçiminin bireyi yok etmekle kalmayıp, çevresi ile ilişkilerini ve bağlarını kopararak, süreç içinde yalnızlığa veya yok olmaya sürükleyeceği gerçeği bilinmelidir.
İnsanın varlığını korumak ve yaşamının devamının sağlanması için Fizyolojik Güdü- Dürtü “Açlık, susuzluk, cinsel, uyku gibi.” ve Sosyal Güdülerinin yani temel ihtiyaçların karşılanması, doyumunun ve giderilmesinin sağlaması gerekmektedir. Biyolojik ya da Fizyolojik ihtiyaçları karşılayıp sağlayan dürtüler, Psikolojik ve Sosyal ihtiyaçları sağlayıp, karşılayan güdülerin, ihtiyaçlar oranında karşılanmasında yaşanan engeller ve güçlükler oranında sorunlar yaşanacaktır.
Yaşanan bu güçlükler ve zorluklar, bunların duygu ve düşüncelerimizle birlikte kişiliğimiz üzerindeki olumsuz etkileri, birlikte yaşamak zorun da olan insanların ve insan ilişkilerinde yaşadıkları güçlük ve zorluklardan kaynaklanan çok sayıda negatif koşulların geliştirilmesine ve oluşturulmasına, sorunların ortaya çıkmasına ve yaşanmasına neden olurlar.
Doğa olayları, hava durumundaki ani ve beklenmeyen değişiklikler ve kirlilik, yaşam koşullarında ani ve olumsuz değişiklikler oluşturur. (İnsanın Temel İhtiyaçları konusu içinde bütün bu ihtiyaçlar ayrıntılı olarak açıklanmıştır.) Bireyin toplum içinde bir yeri ve değeri olduğunun bilinmesi, güvence duyması, ilgi, sevgi, kabul, onay görmesi, özgüven duyguları geliştirmesi, kendine yeterli bir birey olarak, kendi kendini gerçekleştirmesi, fiziksel ve estetik, zihinsel, sosyal, kişisel vb. ihtiyaçlarının karşılanmasına ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçlarını bir şekilde karşılarken, aile, çevre, toplumun bakış açısı ve toplumca bireyin nasıl algılandığı kendinin tehlikede uzak olduğunu bilmesi, aile içinde bir yeri olduğuna inanması, güven ve öz güven duygusu gelişmiş olması, kendine ve çevresine yeterli olmak gibi çok sayıda pozitif koşulların oluşumu önemli olmaktadır.

Bireyin olaya bakış biçimi ve bakış açısı, beklentilerin üst düzeylerde olup olmayışı, pozitif duygulara değer verilmemesi ve yeterince sevgi, saygı, ilgi ve onay görmemesi şeklindeki yaşantı biçimlerinin artışı ve üst düzeyde yaşanması oranında olumsuz duyguların, negatif düşüncelere yol açarak sorunlar çıkması, olumsuz tutum ve davranışlar geliştirilmesi kaçınılmaz olacaktır.



Bu nedenle sosyal güdülerin birey üzerindeki etkileri psikolojik rahatsızlıklardan biri olan stresin gelişimini tetikleyip, ortaya çıkması ve yaşanması konusunda hayati öneme sahiptir. Yukarıda belirtilen stresi tetikleyen negatif koşullar art tığı oranda stresi tetikleyerek, bireyde stres eğilimini oluşturmakta ve stresi arttırarak, benliği üzerinde kolaylıkla egemenlik kurmaktadır. Süreç içinde benzer koşullar bireyin yaşamının ve kişiliğinin parçası haline dönüşmektedir. Kimseyi düşünmeyen, empati geliştiremeyen, özveride bulunmayan, paylaşmayan, saygı duymayan ve sevmeyen negatif duyguların geliştirilip, sahip olunması ile kalınmayıp, içindeki çocuğun özelliklerini çağrıştıran güven ve özgüven duygusu gelişmemiş ben merkezcil özelliklerin egemenlik kurarak, psikolojik sorunlar, ruhsal sorunlar dışında, kişilik sorunlarının yaşanmasına neden olurlar. Bireylere, çevrenin ve toplumun verdiği değer oranında, birey kendini tehlikede hissetmeyeceği ve kendini olumsuz etkileyecek koşullar oluşmayacak; sorunların yaşanmaması ile orantılı olarak da zarar verici düzeyde stres oluşup, yaşanmayacaktır. Buraya kadar açıkladığım temel ihtiyaçların gerçekleşmemesi, karşılanmaması, karşılanmasında güçlükler yaşanması oranında stres nedeni olan ve stresi tetikleyen faktörlerin artacağı bireylerde stres eğilimi de artacaktır.

Yukarda belirtilen çok sayıda sorunun yoğunluğu, yüksekliği, şiddeti ve bireyin kaldırma, dayanma, başa çıkmak için mücadele edebilme, çözümler üreterek yönetebilme ve denetim altına alma güçlüklerinin yaşanması oranında stresin tetiklediği çok sayıda psikosomatik veya bedensel hastalığın veya rahatsızlığın tetiklenerek ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelecektir.
Özellikle genetik faktörler daha erken yaşlarda ve beklenmedik durumlarda ortaya çıkmaktadır. Toplumun bir ferdi olan bireylerde bu tür olumsuzlukların yaşanması oranında, stres eğilimi artmaktadır. Bu faktörler, stresi tetikleyici koşullar olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha doğrusu bireyler, yukarda belirttiğim olumsuz koşulları, yaşadıkları oranla doğru orantılı olarak stres yaşanmakta ve stresin tetiklediği birçok beden sel hastalık ortaya çıkmaktadır. Diğer bir değişle çağımızda stres düzeyinin şiddeti oranında ve stres sürecinin uzunluğu ile ilişkili olarak, stresin tetikleyerek ortaya çıkardığı Psikosomatik Rahatsızlıklar yaşanması kaçınılmaz olmaktadır.
İşte çağımızın baş döndürücü hızla geliştiği teknolojik gelişmelerin oluşturduğu yaşantı biçimleri, bunlara uyum güçlükleri ile yaşantı biçimlerinin birebir örtüşmesi ve bu sorunun büyük bir toplum kesimini ilgilendirmesinden yola çıkarak, ben strese Çağımızın Psikolojik Rahatsızlığı ve Vebası tanımlamasını getirdim. Stresin çağa uygun bir psikolojik sorun olması ve toplumun tüm kesimlerinde çocuk, genç, yetişkin, yaşlı demeden her geçen gün salgın ve yaygın olarak etkileyerek artması anlamında kullandım.


Stresin hissedilmesi ve yaşanması koşullarında birey kendini tehlikede hisseder ve bu tehlikeli, zarar veren durumdan kurtulmak için tepkide bulunur. Organizmanın tehlikeyi hissetmesi, algılaması sonucu biyolojik olarak verdiği tepkiler sonucu kan basıncı yükselir, çeşitli hormonlar, özellikle adrenalin hormonu faaliyete geçer ve adrenalin salgılar. Yani vücudun kendi yaşamını tehlikede hissettiği koşullar ve vereceği olumsuz etkilerden korunmak amacı ile vücudun alarm sistemleri devreye girer ve harekete geçerek, bu yönde tepkiler verirler. Biyolojik yönden ortaya çıkan ve yaşanan tehlikeden uzaklaşmak, tehdit ortam larından ayrılmak, olumsuz koşulların verdiği etkilerden korunmak ve kurtulmak için çaba gösterilir, mücadele edilir. Vücudun bu biyolojik değişim sürecinde ısısı düşer, kalp çarpıntıları artar, eli ve ayağı çözülür. Diğer değişle heyecanın tüm belirtileri gözleneceği ve ortaya çıkacağı için buna uygun hormonlar faaliyete geçer ve vücut üzerindeki etkileri azaltmaya çalışılır. Bu koşulların yoğunluğuna verilen tep kiler aynı zamanda stres yaratan koşullardan kaçmak, kurtulmak ve mücadele etme çaba ve biçimlerini oluştururlar. Stres bireyin kendine ve çevresine zarar vermeye başlandığının, günlük yaşamını olumsuz etkilediği, vücudun organları ile ilgili şikayet, problem ve sorunlar ortaya çıktığı koşullarda başkaları ya da kendileri tarafından farkına varılabildiğinde stres yaşadığını onaylanabilmektedir. Bu koşullar oluşmadan stres yaşıyor olsa bile başlangıçta birey strese girdiğini, stres yaşadığını, günlük yaşamına olumsuz yandığını ve olumsuz etkilendiğini bilmesine karşı, onu görmezden gelebilmektedir….



Bazen halk arasında yoğun etkilenme koşullarında uyarıcı nitelikte olan ve bireyin yaşadıklarının farkında olmasını sağlayan uyarıcı bazı deyimler bu anlamda kullanılmaktadır.” Çabuk parlıyorsun, hemen sinirleniyorsun, çok sinirli davranıyorsun vb.” Her insan yaşamın güçlüklerine karşı mücadeleler verirken, yaşamını olumsuz etkileyen, tehlikeye düşüren durumlarla ve koşullarla mutlaka karşılaşacak tır. Bu negatif koşulların verdiği, oluşturduğu olumsuz veya negatif koşullardan korunmak, kurtulmak için tepkiler vermesi kaçınılmaz olacaktır. Verilen bu tepkiler her bireyde koşullara uygun ortaya çıkan hafif, normal ve yüksek düzeyde gelişen heyecan, kaygı, stres vb. doğal tepki biçimleridir. Bu tepkilerin normalden saparak, yüksek, şiddetli, yoğun yaşandığı ve süreklilik arz etmesi oranında tehlikeli hal alarak bireye zarar vermesi; psikolojik sorunların ve stresin yaşanması kaçınılmaz olacaktır …...



Ayrıca “sosyal ve toplumsal olaylar, bilim, bilişim, teknoloji alanındaki hızlı değişim ve gelişmeler vb." tüm bu durumlarla mücadele etmede yaşanan güçlükler ve bu yeni ve alışılmadık çevreye uyum sağlama sorunlarını oluştururlar. Bu sorunlara karşı çözüm üretmede yaşanan güçlük ve zorluklar, bu yeni koşullarla mücadele edememesi sonucunda; günlük sorunları çözemeyerek, çözümsüz kalan sorunları biriktirmek ve defalarca düşünmek, düşünmek, sonunda çözüm üretememekten çaresizlik yaşamak, bazen en küçük olayları abartarak soruna dönüştürmek koşulları oluşur. Stresi oluşturan koşullar, yakınları ve sevdikleri, değer verdikleri insanlar hakkında çevredekilerin eleştirisel görüş ve düşüncelerinden, dedikodulardan etkilenmek. Gerçekle bağdaşmayan hayaller ve hayal ürünü kurgulara sık sık kendini kaptırmak, olmayacak yersiz şüphelere kapılmak. Olumsuz duygu, tutum, düşünce, davranış ve eylemlere açık olmak, gereksiz kuşku ve kıskançlıklara kapılmak, kendine ve çevresine karşı güvensizlik duygu ve tutumları ile baş başa olmak ve bunun dışında belirtmediğim birçok sorunun ortaya çıkması olası olacaktır.
Bu duygusal ve sosyal yönleri, özellikleri dışında stres sosyal, duygusal ilişkilerde kısıtlama, uzak durmak. Olumsuz iletişim biçimleri, isteklerimiz ve beklentilerimizin karşılanmaması, işsizlik ve iş olanaklarının zorluğu, güçlüğü ve iflas koşullarında. Olumsuz veya yetersiz ekonomik koşulların yarattığı sıkıntılar ve yoksulluk, hastalıklar ve bulaşıcı hastalıklar, ailelerin parçalanması her türlü saldırıya uğramak, öldürme, yas, savaş, katliam, doğal afetler ve kazalar, kriz ve bunalım gibi çok sayıda ölüm ve sorunların bir arada yaşanmasına yol açarlar. Adeta olumsuzlukların çekim gücü ve merkezine dönüşerek, günlük yaşamında duygularının, düşüncelerinin, davranış ve eylem biçimlerinin, egemenlik kurarak, benliğini esir alması ve bunun sonucu kendi kendisi olmasına izin verilmemesine yol açacaktır. Yaşamında oluşturduğu olumsuz etkiler ve tahribatlar yetmezmiş gibi yaşama sevincini, hayatını elinden alarak, yaşamı ona zehir etmesi biçiminde sorunlar ile baş başa kalan bireyi çaresiz, savunmasız, aciz bir varlığa dönüştürecek koşulları oluştururlar. Bütün bu olumsuz koşullarla her bireyin karşılaşması ve her bireyin yaşaması olasılığı olan olaylar, olgular ve yaşam biçimleri, bireyleri olumsuz etkileyen ve stres oluşturan ve yaratan kaynaklardır. “Stresin Olumsuz Yönleri ve Zararları”
Bu stres kaynaklarının bireyleri etkilemesi bireyden bireye değişiklikler gösterir. Özellikle birey üze rinde bıraktığı psikolojik etkiler ve tahribatlar bireyden, bireye değişiklik arz eder. Olumsuz, negatif, zor, güç koşullar, olaylar, olgular ve yaşantı biçimleri, insanda sıkıntı, üzüntü, korku, endişe, kaygı, acı, tehdit ve tehlike veren vb. biçimlerde algılanır ve bireyi gerer, bu gerginlik yaratan durumlardan kurtulmak için davranışta ve eylemde bulunulur. Bu koşulların bireyi etkilemesinin şiddeti ve sürekliliği oranında stres yaşanır. Her insanın yaşadığı olumsuz koşullar oranında, olumsuz duygular yaşaması, olumsuz düşünceler geliştirmesi, gelişen bu koşullara uygun sorunlar yaşanması normal olduğu kadar doğal kabul edilmeli ve karşılanmalıdır. Asıl olan bu negatif koşulların davranışlara dönüşmeden, zararlar vermeden ortadan kaldırılması için akılcı, bilinçli çözüm yolları üretilmesi için mücadele verilmesi ve çaba gösterilmesini sağlayıcı yaklaşımların denenmesi ve hayata geçirilmesi olmalıdır. Sorun çözücü yaklaşımların tercih edilmesi ve kullanılması gerekirken, duyguların, düşüncelerin ve olayların akışına kapılarak, sorunun parçası olunması, sorunlar üretici ve büyütücü yaklaşımlardan uzak durulması önem kazanmaktadır. ….
Diğer taraftan bu olumsuz durumların etkisini üzerinden atmak için belirli yaralar almadan bu savaş tan galip gelmesinin, sorunları yenerek üstesinden gelmesinin hiç de kolay olmadığının farkına varılmalıdır. Ayrıca, kaldırabileceğinden çok büyük yükle yüklenmiş olan bu koşullar ve sorunlar, özellikle küçük adamı öğle baskı altına almış, öğle güçlü baskı unsurları oluşturmuştur ki bunlar altında adeta ezilmeye başlamıştır. Bu koşullarda bu baskılar altından, ayağa kalkacak gücü toplayarak, hedefine ulaşması çok zor olacaktır. Yaşam mücadelesinden galip gelebilmesi için mutlaka bu olumsuz durumları tehdit edici negatif koşullardan kurtulması gerektiğine öncelikle inanması ve kabul etmesi gerekmektedir. Daha sonra düşüncelerinde, kendisinin kaldıramayacağı kadar zararlar vereceği düşüncesi değil bu olumsuz, zor ve güç durumlarla mücadele etme gücünün olduğuna inanması ve kendine güvenmesi önem kazan maktadır. Daha sonra bu koşullardan kurtulmak, pozitif koşullara dönüştürmek, çözümler üretmek ve mücadele etmek için gereken çabaların gösterilmesi halinde, sorunları elinden geldiğince yenerek, bertaraf edip, ortadan kaldırarak veya hiç değilse kendisini çok düşük düzeyde etkileme yollarını arayıcı mücadeleler vermesi gerekmektedir. Tüm insanların ortak özellikleri olmasına karşın, bireyden bireye değişiklikler gösteren hisleriniz, duygularınız, algılarınız, hedefleriniz, amaçlarınız, beklentileriniz, gereksinimleriniz her bireyde farklıdır. Bu farklı özelliğinizle sizi harekete ve eyleme geçiren gücünüz, düşünceleriniz, davranışlarınız, eylemleriniz, iletişiminiz, etkileşiminiz, ilişkileriniz yalnız size ait, size has, size özgü özelliklere ve donanımlara sahiptir.
Stresin bedelini vücudunuzda, beyninizde, tüm bedeninizin hayati organlarında tahribat verecek biçimde ağır bedellerle ödememek ve psikolojik, ruhsal zararlar görmemeniz için dikkatli olmanız ve önemsemeniz önem kazanmaktadır. Yapıtımın çeşitli bölümlerinde ayrıntılı olarak açıkladığım, yaşanan olayın ve durumun şiddeti, yoğunluğu ve süresinin uzunluğu ile orantılı olarak gelişen stres koşulları, organizmayı tahrip ederek, olumsuz etkilemekle kalmayıp, bağışıklık sistemlerinin de zayıflamasına ve süreç içinde bireyin tüm gücünü yitirmesine neden olmaktadır.
Bu nedenle stres geçmişten, yani evrenin var oluşundan bugüne “Savaş sel, deprem, kıtlık, volkanik olaylar, yangın, yanardağ, yırtıcı hayvanlar vb.” yakın çevresindeki doğa olayları ya da felaketlerle, baş başa kaldığı dış kaynaklı olay, olgu, olumsuz durumlar ve koşullar ve benzer olaylar, durumlar dışsal strese neden olmaktadır. Bu dışsal koşulların oluşturduğu dışsal stresi hissederek, algılamaları, duyguları ve düşüncelerinde anlamalar yükleyip” belirsizlik, endişe, kaygı, korku, tehdit, tehlike duygularını geliştirip, oluşturup, şekillendirmiştir. İnsanoğlu baskı oluşturan, tehdit, tehlike veren olay, olgu ve durumlardan zorlandığı, güçlükler ve sorunlar yaşadığı oranda, bu negatif koşullardan korunmak, kaçıp uzaklaşmak, kurtulmak için mücadele ederek, kurtulma becerisi kazanarak, atlatmayı bilmiştir. Süreç için de mücadele etme ya da kaçıp kurtulma deneyimleri kazanmaları stres koşullarına direnç ve dayanıklılık becerileri geliştirmelerine neden olmuştur.



Çağımızda, başlangıçta belirterek açıkladığım gibi evrendeki doğa olayları dışında insan eliyle oluşturulan, buluşların sonucu, yapılan değişiklikler, o kadar hızlı ve baş döndürücü bir biçimde gelişmiş ve gelişmektedir ki… İnsanoğlunun kendi yarattığı bu medeniyet canavarına karşı, farklı tepki, mücadele ve uyum yöntemlerini de bulma ve kullanma zorunluluğunu da birlikte getirmiştir. Diğer değişle çağımızın psikolojik rahatsızlıklarından biri olarak kabul ettiğimiz stres koşullarının insan üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler yetmezmiş gibi birçok psikolojik ve ruhsal kökenli rahatsızlığın kapısını aralamakta ve çok sayıda psikosomatik veya bedensel rahatsızlıkların ortaya çıkmasını tetiklemektedir. Bu yönü ile ele aldığımızda çağımızın insan eli ile oluşan teknolojik gelişmeleri sonucu yapılan buluşlar, yine kendine zarar veren, bazen de yok eden yeni canavarlar yaratması için gerekli ortamları ve koşulları oluşturmuştur. Bugün basit anlamda günlük yaşamımızın bir parçası haline gelen, trafikteki keşmekeşlik ve terör, hava kirliliği ve ozonun atmosferi delmesi sonucu yaşanan ve yaşanacak olumsuz gelişmeler. Ormanların ve yeşilin yok edilerek, oluşturulan plansız yapılanmalar. Köyden kentlere göçüşü oluşturan faktörler sonucu, geldiği yeni çevreye uyum süreçleri. Çağdışı bir eğitim planlaması ve yapılanması ile olumsuz yetiştirilen geleceklerimiz, çocuklarımız, yarınlarımız…

Olağan üstü durumlarda, koşullarda ya da olaylarda yapılan uygulamalar, ırksal, cinsel, dinsel, dil sel ayrıştırmalar. İç savaş ve savaş durumların da ki insanlık dışı olaylar ve katliamlar veya insan eli ile oluşturulan şiddet ve insanlık dışı olaylar. Ekonomik ve diğer kriz dönemleri ve bunun getirdiği işsizlik, açlık ve yokluk; bireyden bireye değişen çelişkili uygulamalar ve burada belirtilmeyen birçok sorun stres koşullarını oluşturmaktadır.

Bir tarafta açlık, yoksulluk ve felaket içinde insanlar, diğer tarafta lüks, bolluk ve savurganlık vb. yaşam tarzları arasındaki çelişkilerin artışı. Yasaların her birey için farklı uygulanışı, insan hakları ihlalleri ve haksızlıklar ve özellikle demokrasilerde eşitliğin, insan hak ve özgürlüklerinin ihlalleri, güçlüğü koruyucu, zayıfı ezici yapısal değişiklikler. Teknolojinin ortaya çıkardığı olumsuzluklar ve hastalıklar, doğanın, evrenin doğal dengesini bozucu çalışmalar ve uygulamalar vb. burada belirtmediğim birçok olaylar ve durumların olumsuz etkileri biz insanların kendi elimiz le yarattığımız canavarlardır…..Stresi, psikolojik boyutları ile bir süreç olarak irdelediğimizde olayları, olguları, durumları, bireylerin algılamaları, anlamlandırmaları, duygu ve düşünceleri ile yorumlamaları ve değerlendirmeleri vb. birden çok boyutun devreye girdiği görülür. Organizma, strese olumsuz tepkiler verdiği oranda stres kaçınılmaz hal alacak ve birey o derecede psikolojik olarak stres çeşitlerin den birisini, koşullara uygun olarak yaşamasına neden olacaktır …..
Bireylerin normal düzeyde yaşamını sürdürürken, karşılaştıkları güç koşullar “İnsanların iş, kariyer, kendini gerçekleştirme, bağımsızlık ya da özgürlük, saygınlık, ilgi, sevgi, güven, özgüven toplum içinde bir yerinin olmaması ve kendini değer siz hissettirici tutum ve davranışlar. Kişisel sorunları ile ilişkili yaşam biçimi, aile, ailenin parçalanması, akraba, ayrı yaşama, boşanma, eşler, evlilik, iletişimsel ve ekonomik sorunlar, miras, sosyal sorunlar, tanıdıklar, yalnızlık vb. kişisel ilişkiler ile ilgili olumsuzluklar ve sorunlar. Çocuk ya da gencin, aile, akran ya da arkadaş ilişkilerindeki, eğitim, öğretmenden kaynaklı olumsuzluklar ve sorunlar. Öğrencinin okul ortamı, eğitim sistemi, öğretmen tutum ve davranışları, öğretim biçim ve yöntemleri, başarısızlık, disiplin vb. olumsuz koşullar ve sorunlar. Çevre ve yakın çevreden kaynaklı olumsuz sorunlar, iş ortamlarındaki olumsuzluklar ve burada belirtemediğim çok sayıda sorundan, bir ya da birkaçı ile ilgili sorun yaşaması. Sorunların yarattığı güçlükler ve olumsuz koşullar, kısacası yaşamımızın her anında başımıza gelen tehlikeli durumlar ve olumsuz koşullar, aslında birer stres kaynağıdır. Stresin bireysel ve Sosyal olarak etkileyen ve geniş bir özelliğe sahip olan bu boyutuna, Sosyal Stres adını vermemin mantığı bireysel ve sosyal yönden bireyin psikolojisini etkileyen çok sayıda ve önemli etkisinden kaynaklanmaktadır. Diğer bir değişle stresi boyutlarına göre incelediğimizde her boyutu kendi içinde organizmayı olumsuz etkilediği ancak sosyal boyutunun daha geniş kapsamlı etkileme koşulları bulunduğu anlaşılacaktır……çoğu stres türlerindeki olumsuz etkileri dikkate alındığında çağımızın vebası ve yok etmenin gücü tanımlaması karşılığını bulmaktadır. Öğle bir veba ki, birçok psikolojik rahatsızlığı ortaya çıkararak çok sayıda bedensel veya psikosomatik hastalıkları tetikleyerek ortaya çıkarmasını bir tarafa bırakalım. Bağışıklık sistemini felce uğratır ve görev yapamaz hale getirir. Bununla da yetinmez, bireylerin bu olumsuzluklarla baş etme ve mücadele gücünün bittiği yerde; umutsuzluk, yetersizlik duygularının benliğinde egemenlik kurması sonucu; kolaycı kaçış yollarını seçerek kendini toplumdan soyutlama sına ya da mücadeleden, sorumluluktan kaçarak içki, alkol, uyuşturucu vb. kendini vermesine, ya da kendini bu durumlara getiren kişi veya toplumdan bunların hesabını sormak, öç almak istemleri bas kın çıkarak, terör, anarşi yanlısı, sempatizanı ya da terörist ya da anarşist olması koşulları gerçekleşebilir…..
Tüm bu olumsuz koşulların sonucunda, stres bireyde fizyolojik veya bedensel, biyolojik değişikliklerle birlikte, duygusal, düşünsel, davranışsal kökenli psikolojik tepki ve değişikliklere de neden olarak bireyin kendisi ve kendisi dışındaki sosyal çevresini de etkilemektedir.
Geçen süreç içinde, eski durumlarına kavuşma, başarılı olma, statü kazanma, saygın ve sevilir birey olma, üretme, değer verilme, kendini gerçekleştirme vb. sosyal güdülerine tekrar kavuşma hayalleri, umutları, çabaları sonuçsuz kalan ya da hüsrana uğrayan birey, artık çaresizdir. Bu olumsuz duygular ve koşullar tüm direnç, çaba ve zorlanmalara karşın yakasını bırakmamıştır. Bütün bu olumsuzluklar yetmezmiş gibi aile, arkadaş, dost ve çevre ilişkilerinde olumsuz değişimler olması sonucu stresin sosyal boyutu da birey üzerinde o ka dar yoğun hissedilecektir. Bu bireyin tüm bu olumsuz yaşam biçimlerinin şiddetli ve yoğun stresi daha fazla kaldıramaması sonucu, süreç içinde depresyon ve benzeri birçok psikosomatik hastalık ortaya çıkacaktır. Bu koşulların oluşturduğu travma durumlarına organizma ne kadar direnç gösterebilir….
Her ne kadar her stres türünde belirli oranda travma olayı oluşursa da ağır derecede travma olayları sonucu meydana gelen, oluşan ve yaşanan stres türüne, Travmatik Stres adını vermenin uygun olacağını düşünmekteyim. Diğer değişle yaşamın gelişen durumları ile ilişkili yaşananları tehdit, tehlike olarak algılanan her koşul strese neden olduğuna göre, bu koşulların yoğun ve şiddetli yaşanması ve kendisi dışında çevresini ve toplumu ilgilendirmesi oranında travma kaçınılmaz olacaktır. Kısacası strese neden olan olaylar ve durumların farklı olması kadar, bireylerin verecekleri tepkilerin de farklı olmasına yol açacaktır.
Bazı bireyler, aynı olay ve durumlarda stresi hafif yaşarken, başka bir birey yoğun yaşayabilir. Bireylere aşırı acı veren, dehşet duymasına, endişelenmesine yol açan, çaresizlik duygularının yaşanmasına neden olan korkutan, sıkıntı veren, üzen negatif duygularla dışa yansıtılan olağanüstü ve beklenme dik olaylardan dolayı yaşanan ani kayıp, cinsel taciz, çatışma, deprem, eziyet, işkence, kazalar, savaş, sel, süreğen hastalıklar, şiddet, taciz, trafik kazası, tecavüz, ölümcül hastalıklar, ölüm tehdidi, özgürlüğün kısıtlanması, yangın, yaralanma, zalimce davranışlar kaynaklanan; olaylar, olgular, doğal afetler, insanın sebep olduğu durumlarla karşılaşması, şahit olması, görmesi, yaşaması ve olayın kendisinin, sevdiklerinin, yakınının veya tanımadığı insanların, hatta canlıların başına gelmesi ile orantılı olarak kişisel ve bedensel bütünlüğünü tehdit, tehlike, yaralanma ve yok olma veya ölüm koşullarının oluştuğu, karşılaştığı, yaşandığı koşullarda travma durumunu yaşamaları kaçınılmaz hale gelir…..
Bir insanın kaldıramayacağı kadar yoğun ve şiddetli yaşantı biçimleri her insanın kaldırabileceği, mücadele edip üstesinden gelebilecek durumlar değildir. Bu olumsuz koşulların sürekli etkileri sonucu birey umutsuzluk, korku, acı, gerginlik, kaygı, korku, öfke, sıkıntı yaratan bu koşulların girdabında; bir belirsizliğe ve boşluğa doğru sürüklenmektedir. Bu durumdaki birey için hayata yaşamaya değen, kendi canı ve sağ lığı başta gelmek üzere hiçbir tutunma dalı ve sığınağı kalmamıştır. Bu kadar kaldırılamayacak kadar olumsuz koşulla muhatap olan ve duygularını alt üst ederek olumsuz etkileyen koşullarla, baş etmek hiç de kolay bir iş değildir.

Kısaca yaşamın anlamını yitirmiştir, hayatında yaşamaya değer ve yaşamla mücadele etmesini gerektirecek bir şey kalmamıştır. Yaşama sevincini yitirmiş, yaşam onun için acı, keder, ıstırap veren kahredesi duyguların bombardımanına uğramış ve çekilmez bir hale gelmiştir.
Bu durum bireylerde, yalnız psikolojik yönden yıkım ve tahribat oluşturmaz, durgunluk, kararsızlık, huzursuzluk, konsantrasyon ve odaklanma güçlüğü, ilgisizlik, duyarsızlık, iştahsızlık, öfkelenmeler, bilişsel yetersizlikler ve uyuma güçlüklerine ve uyku bozukluklarına sebep olmaktadır. Bütün bu olumsuz koşulların şiddetli etkileri sonucu, birey kaygılıdır, tedirgindir, huzursuzdur, çok gergin ve sinirlidir ve çok acı çekmektedir ve bunun sonucu, ağlar, ağlama nöbetlerine girebilir. Yani duygusal olarak, umutsuz ve çaresiz olduğu için nerdeyse bunalıma girecek ya da Tükenmişlik Sendromu yaşayacak tüm koşullar oluşmuştur….
İnsanın yaşama sevincini, yaşama bağlılığını olumsuz etkileyerek, süreç içinde yok eden, bazen de mücadele edecek gücü kalmadığın da çaresizlik yaşaması sonucu, insanlığa hatta yaşadığı topluma zarar veren bir makineye dönüşümüne ve sonunda daha fazla dayanamayarak, kendini yok edişin kapılarını kolaylıkla açabilmektedir .... Tüm bu birikimlerin sonucunda, yok etmenin bu gücü insan benliğini etkilediği durumlarda, bireyler bir anda terör yanlısı ya da terörist, anarşi yanlısı ya da anarşist olabilir. Bireyler, çevreye zarar verme, canlı bomba olmak, cinnet geçirme, katliam yapma, intihar etme vb. olaylarında olduğu gibi dış çevresine yansıtıp, yöneltebilirler…. Aşırı alkol, sigara, kafein türevlerine süreç içinde uyuşturucu türevlerine yöneliş biçiminde kaçışları, aslında bir anlık olumsuzlukları unutturacağını sandıkları örtülü olarak etkilerinin devamlılığı sağlanarak, kendine zarar vermek dışında bir işe yaramayacaktır.
Aslında bireyin bir şekilde ve kolaylıkla şiddeti seçmeyi tercih ettiği koşullarda, şiddet yanlısı örgütlere katılarak, iki tür amacını gerçekleştirmiş olacaktır. Birincisi, bu tercihi ile kendisini bu duruma getiren, acımayan insanlardan veya düzenden intikam ve öç almış olacaktır. İkincisi kendisinin bu davranış ve eylemlerini destekleyen, onurlandıran arkadaşlarınca değerli olduğu, yeterli bir birey olduğu, çaresiz ve umutsuz olmadığı yönünde kendini avutucu düşünceler benliğinde taht kurarak, tatmin olacağı bir davranış biçimine onu yöneltmiş olacaktır. Yani kaçışın her türlü biçiminde kendisine acı çektiren, aciz düşürenlere karşı düşmanlık, öç almak, kin ve nefret duygularını, başka insanlara kusarak amacına ulaşmış olacaktır ….
Yukarıda hayati organlarımızı olumsuz etkileyen ve önemsememiz gereken durum, birçok psikosomatik veya bedensel hastalıkları tetiklemekle kalmayıp, psikolojik ve ruhsal hastalıkların ortaya çıkmasına neden olan koşulların, bireyi olumsuz etkilemesi, olumsuz yaşam biçimlerinin yoğunluğu, şiddeti ve süresinin uzunluğu ile doğrudan ilişkili olmasıdır…. Bu nedenle biyolojik değişimler aşırı ve düzensiz uyku, baş ağrıları, bitkinlik, boyun, bel, eklem ve kas ağrılarının sıklıkla yaşanmasına yol açarlar.
Yine Kronik Streste açıklanan olumsuz koşullar sonucu kaslarda gerginlikler, kasların daralmasına ve kısalmasına yol açar. Bu durum bağ doku ve eklemlerini çekerek ağrılar oluşmasına neden olur. Birçok ağrı durumlarında ve özellikle migren oluşumunda stresin etkileri olduğu gözlenmiştir, ancak migrendeki çelişki stres koşulu oluşup ortadan kalktıktan sonra migren ve migren krizlerinin meydana gelme sonucu şaşırtıcıdır. Ayrıca cinsel isteksizlik, çarpıntılar, dirençsizlik, ellerde titreme, gerginlikler, güç soluk veya nefes almak, gürültü veya sese duyarlılık, hipertansiyon, ishal veya kabızlık, kasılma, kilo kaybı veya artı şı, mide spazmı veya krampı, nefes darlığı, sıcak veya soğuk basması, uykusuzluk, yorgunluk, yüksek kan basıncı şeklinde sorunlar ortaya çıkar.
Bu sorunlar, organlarda ve organ sistemlerinde doku hasarları oluşturur, kanser, kalp ve damar hastalıkları, mide ülseri, sindirim sorunları, şeker hastalığı ve burada belirtilmeyen konumuz içinde ayrıntılı belirtilecek psikosomatik veya bedensel hastalıkları tetikleyerek ortaya çıkmasına neden olurlar.
Yine stres aşağılarda biraz ayrıntılı ve örnekler vererek açıklayacağım alerji, arterit, astım, diyabet, gastrit, hipertansiyon, kanser, kolit, konuşma güçlükleri ve ülser gibi çok sayıda hastalıklara zemin hazırlar ya da şiddetlendirerek; kanser, felç ve kalp rahatsızlıklarına da neden olmaktadır…. Bu nedenle kalp hastalıklarına genellikle endişe, gerginlik, öfke duygularının olumsuz etkileri ile en çok etkilenen organlardan birinin kalbimiz olabileceğini ortaya koymuştur…. Stresin inme, felce etkisinde açıklanan kasılma koşulları, oksijen ihtiyacını arttırdığı için o bölgeye giden kanın bir hayli zayıflamasına yol açmaktadır. Zamanla kan damarları daralır, tıkanır ve damar sertliği denilen durum ortaya çıkmaktadır. Tıkanma beyin veya karaciğer gibi başka organlarda da görülebilmektedir.

İnme kalp krizi ve kanserden sonra ölüme neden olma durumunda üçüncü sırada yer almaktadır. İnmenin en sık görülen şekli beyin damarlarının tıkanmasıdır.

Kalp, savaş veya kaç tepkisini hazırlamak üzere yaşamsal organlarımıza daha fazla kanın pompalanmasına yol açtığı için bireylerin farkın da olmadan tansiyonun artmasına yol açmaktadır.

Yaptığım araştırmalar ve deneyimlerim doğrultusunda şunları söyleyebilirim. Bütün bedensel hastalıklar stres ve psikolojik sorunlardan, olumsuz etkilenmektedir. Özellikle yoğun ve uzun süreli stres sonucu oluşan yüksek tansiyonun, kalp krizi ve inmeyle ilişkisi bulunmaktadır. Akciğerler büyük oranda üzüntü ve genelde keder oluşturan olaylardan, etkilenmektedir. Böbrekler genelde korku ve şok duygularından olumsuz etkilenirler. Aşırı düşünceler ve endişelendiren koşullar ve olaylar Dalağın enerjisini azaltıp, bitirmektedir. Yine aşırı düşünce, odaklanma, hafıza işlevlerinden etkilenmektedir. Karaciğeriniz kanın akışında yardımcı olduğu için dalaktaki bir aksaklık, karaciğerinizin de çalışmasını olumsuz etkileyerek, karaciğerinizle ilgili birçok sorun ve hastalığı ortaya çıkarır. Bu koşulların ilk belirtileri baş ağrıları ve migren olarak ortaya çıkmaktadır.

Bazen de bazı karaciğer hastalıkları ise stresin ortaya çıkmasına zemin hazırlamakta ve stres yaşamamıza neden olmaktadır…. Stresin tetiklediği Anksiyete, Panik Atak, Depresyon, Psikosomatik, Beden sel ve Ruhsal Hastalıkları aşamalı olarak tetikleyerek ortaya çıkarmaktadır. Stres’ in yukarda belirttiğim birçok psikolojik, psikosomatik veya bedensel olan vücut yapımızdaki rahatsızlığı tetikleyerek, orta ya çıkmasına sebep olduğu için de… Bu yaygın ve etki gücünü de dikkate alarak," Çağımızın Vebası” yakıştırmasını yapmış bulunuyorum. “Stress, Stresle Mücadele Yolları (Çağımızın Vebası) -Halil Türkmen”
Yukarıda üç yapıtımda kısa alıntılar yapılarak, olumsuz koşulların ve yaşam biçimlerinin duygu ve düşünceleri etkileyerek NORMAL OLMAYAN veya NORMAL DIŞI DAVRANIŞLARA yol açtığı ayrıca Normal, Olumlu ve Pozitif davranışların nasıl kazanılacağı konuları ayrıntılı olarak açıklanma ya çalışılmıştır. Bu açıklamaların ışığında NORMAL veya ONORMAL davranışın gelişimi ve oluşumunu bir defa daha özetlemek istiyorum.
Normal dışı davranışların bazısı olağandışı nitelikler taşırken bazılarının ise insanoğlunun yaşamı süresince karşılaştığı güç ve zorlayıcı koşullara karşı mücadele ve baş etme süreçleri sonucu geliştirildiği göz ardı edilmemelidir.

Bazı Psikolojik ve Ruhsal Yaklaşımlar anormal davranışların yol açtığı psikolojik ve ruhsal hastalıkların tamamen genetik ve kalıtsal olduğu düşüncelerine bu nedenlerle katılmamakta ve geçmişten gelen yanlış bir inançtan kaynaklanabileceğini düşünmekteyim. Bazı ruhsal bozuklukların gelişimine kalıtsal-genetik faktörlerin rol oynadığı ve ne kadar etkisinin olduğu kesinlikle kanıtlanamadığı gibi özellikle ebeveynlerin yanlış tutum ve davranışlarının öncelikli olmak üzere, bireyin içinde yaşadığı çevresel faktörlerin ve karşılaştığı olumsuz, zorlayıcı, güç koşulların katkısının daha büyük olduğunu savunmanın gerekçesini bu konudaki deneyimlerim bana gösterdiği için yanlı bir tutum sergilememin doğru olduğunu düşünmekteyim. Ayrıca hangi davranış türlerinin normal veya anormal, hangilerinin normalden sapma olduğu normları, her bireyin yaşadığı toplum içinde belirlenmektedir. (Dini inanç, örf, adet, gelenek, görenek vb.) Bazılarına göre normal veya anormal davranışlar, toplumun belirlediği normların onaylanması ile belirlenemez. Belirli bir oranda toplum kurallarına uyulurken, kişinin kendisine yararlı ve mutlu olmasını sağlayıcı pozitif davranışların birey açısından yararlı, (Yaşamını sürdürmede gizilgüçlerini gerçekleştirmesi ve doyum sağlaması.) bunların dışında bireye zarar veren negatif davranışların anormal olduğu görüşünü de bu bakış açısı ile savunmaktayım.

Toplumsal ve kültürel etmenlerin davranışlara etkilerinin ve öneminin anlaşılması, kültürleri farklı kültürleri araştırmaya yöneltmiştir. Bu araştırmalar sonucu bir kültürde normal kabul edilen bir davranışın bir başka kültürde anormal bir davranış olduğu gözlendiği, araştırmalarla kanıtlandığı yadsınamaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Çağımızda teknoloji çağının yaşanması başta ekonomik sorunların ve emperyalizmin yayılmacı ve sömürücü düzenini bazen sıcak bazen de soğuk (psikolojik) savaşlar döneminde, Dünya Ailesinin Ataları yaşadı, günümüzde bizlerde yaşayıp, tanık olmaktayız. (Özellikle ABD, Rusya, Avrupa Birliği’nin Süper Güçleri ağırlıklı olarak kendileri yapınca sorun yaşanmazken, kendileri dışında ülkelerin çok düşük seviyede uygulamalarına büyük tepkiler vermektedirler.) Bireyler teknoloji, bilim, bilişim çağının baş döndürücü bir hızla değişen bu koşullarına uyum sorunlarıyla, güçlüklerle, zorluklarla, olumsuzluklarla mücadele çabası vermektedirler. Ayrıca bazı bireylerin, insanlık dışı davranışlara taciz, işkence, yoksunluk, yaralanma, ölüm, katliam vb. insanlığın yüz karası davranışlara maruz kalması uğraması sonucu; bu bireylerde başlangıçta bırakın anormal davranışı, çağımızın psikolojik rahatsızlığı STRES’E ve stresin tetiklediği psikolojik, psikosomatik ve bedensel rahatsızlıklara yakalanması kaçınılmaz hale gelmiştir.
İnsanın olumlu veya olumlu davranışları kazanması çocukluktan başlayarak, ergenliğe ve yetişkinliğe kadar içinde yaşadığı sosyal çevresi tarafından şekillendirilmektedir. Diğer bir değişle belirli oranlarda anne- baba, büyükanne, büyük babayı da kapsayan ebeveynler, çocuğun akran, yaşıtı ve arkadaş çevresinin ve yaşadığı sosyal çevrenin, eğitim sistemlerinin, öğretmenlerinin olumlu ve olumsuz davranışları kazanmasında ve kişiliğinin oluşumunda etkileri olmaktadır.
Çocuk aile ortamında kendini değerlendirirken, özellikle anne- babanın (ebeveynlerin) etkisinde kalmaktadır. Anne- babanın çocuk üzerindeki etkisi yalnız duydukları, düşündükleri ve yaptıklarına bağlı olarak değil, değerlendirmelere de bağlı olarak etkileri büyük oranlarda olduğu dikkate alındığında ebeveynlerin etkisi önemsenmelidir. Çocuğun sağlıksız gelişimini etkileyen unsurlardan en önemlisi, kusurlu anne baba (Aynı ortamdaki büyük anne ve baba) tutumlarıdır ki, uyumsuzlukların başlıca kaynağını oluştururlar. Çocuklarına sevgi ile yaklaşıp, büyütmeyen ya da çok az sevgi gösteren, çocuklarına çok karışan, kötü davranan, suçlayan, başkaları ile kıyaslayan, cezalar veren, her şeyine karışan çocukların tepkisel davranışlar geliştirdiği ve sağlıksız, kişilik ve psikolojik sorunları olan, uyumsuz bireyler olarak topluma kazandırıldıkları saptanmış ve bilinmesi gereken en önemli gerçekliktir. Bunun tersi koşullarda sıcak ve sevgi dolu aile yuvasında karşıt tutum ve davranışlarla, büyüyen yeri geldiğinde sınırlılığını bilen ve aşırı şımartılmayan çocuklar sağlıklı, kişilikli, sorunsuz ve uyumlu bireyler olarak toplumda yer almaktadırlar.

Çocuğun benlik kavramı, büyüklerin, özellikle ebeveynlerin tavır, tutum ve davranışlarının bir yansımasıdır.
Anne-babanın “Ebeveyn” itici tavır, tutum ve davranışları, çocukta değersizlik duygularının gelişmesini sağlar. Bu ortamda büyüyen çocuğun olumlu görüşler geliştirmesini düşünmek olanaksızdır. İstenilen ya da beklenilen davranışları gerçekleştiren çocuğun mutlaka desteklenmesi ve ödüllendirilmesi gerekmektedir. Ebeveynlerce desteklenmeyen ve onay görmeyen ya da aşırı korunan çocuk, neyin doğru neyin yanlış olduğu ayrımını yapmakta zorlanabilir. Sonunda tamamen umudunu yitiren çocuk ebeveynlerin onayını alma çabasından vazgeçer ki çocuğu bu aşamadan sonra denetlemek olanaksızlaşır ve güçleşir.
Dar gelirliler diğer bir değişle fakir aile çocuklarının ailesinden utanmasının asıl nedeni, çocukluğunda gerekli ilgi ve sevgiden yoksun bırakılmasından kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle ekonomik sıkıntılar, bazı istisnalar dışında çocuk iticiliğinin en büyük nedenini oluşturmaktadır. Şayet, anne ve baba iyi yetişmiş ve kendini iyi yetiştirmişse; tüm olumsuz koşullara rağmen, çocuklarına gerekli ilgi ve sevgiyi gösterip, dengeli ve tutarlı davranışlarda bulunacakları ve ellerin den geldiğince, çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya çaba göstereceklerdir. Bu şekilde ebeveynlerce sağlıklı ve gelişim özellikleri dikkate alınarak tutarlı yetiştirilen çocuk, olumsuz koşullarda içinde bulunduğu olumsuz koşuların farkında olarak, beklentilerini sınırlayacak, yeri geldiğinde kendine sunulan olanakların daha azı ile yetinerek, bu durumu ve koşulları kabullenecektir. Bunun sonucu olarak her koşulda, ebeveynlerine ve topluma karşı, saldırgan ya da düşmanca davranışlar geliştirmeyecektir.

Çocuğa karşı gösterilen, itici ve ilgisizlik kadar aşırı koruyucu ebeveyn tutum ve davranışları, çocuğun sağlıklı kişilik gelişimini engellediğinden diğer bir iticilik biçimidir.

Bu tür ebeveynler, çocuklarını, aşırı hoşgörü ve şımartmaları sonucu, onların büyümesine ve olgunlaşmasına izin vermeyerek, kendilerine bağımlı hale getirerek; kişiliği gelişmemiş bireylere dönüştürürler. Benim çektiğim sıkıntıları çocuklarım çekmesin, düşüncelerinden yola çıkılarak; çocuğumuz için en iyisini yapalım derken, bilmeden ve istemeden, aslında çocuklarına yapacakları kötülüklerin en büyüğünü yaparlar. Sonuçta, çocuk her köşeye sıkıştığında, mücadele etmek yerine ebeveynlerini kullanarak süreç içinde yönetmeye başlar. Hak tanımaz olmakla kalmaz, sonu gelmez isteklerle çevresindekileri bıktırır.

Aşırı hoşgörü ve disiplinsiz yetiştirilen bu tür çocuklar, topluma karşı sömürücü ve otoriteye karşı başkaldırıcı davranışlarda bulunurlar.
Açık itici ve ilgisizlikten kaynaklanan, katı disiplin, ceza ve kısıtlayıcı davranışlarla yetiştirme biçiminde; ailesine karşı saldırgan, isyancı, kavgacı, düşmanca davranışlar geliştirmekle kalınmayarak; bu tür olumsuz davranışları diğer insanlara ve topluma karşı yönlendiren kişilik özellikleri, istenilme den aile bireylerince kazandırılmış olur.

Ayrıca, Çocuğun anne ve baba dışında değerlendirmesini etkileyen bir diğer faktör, yakın çevresini oluşturan arkadaş ya da akranlarıdır.
Çocuğun ne olması gerektiği ya da ne olmak istediği arasında bir miktar ayrılık olması kaçınılmaz ve sağlıklı bir olgu olarak düşünülebilir. Çocuk kendi keşiflerinin dışında diğer çocukların, yetişkinlerin devamlı uyarıları sonucu kendi sınırlılığını ve toplumsal kuralları öğrenmektedir. Bu öğrenme, ikazlar ve örnekler yoluyla gerçekleşir. Çocuğun kendini değerlendirmesi etkileyen, yalnız bu açık ya da kapalı uyarı ve örnekler değildir. Çocuğun ne olduğu ya da ne olması gerektiği, beklentileri ya da beklentilerinin neler olması gerektiği, kendini ne olarak görmek istediği ya da toplumda bir birey olarak nasıl görülmesi gerektiği. Ondan ne umuyorlar ve hangi davranışlarını yargılıyor ya da yargılamıyorlar vb. arasındaki önemli ya da önemsiz farklılıklar kendini değerlendirmede önemli rol oynamaktadır. Ancak bütün bu çabalara rağmen, anne- babalar çocuklarının, kendilerini örnek almasını istemeseler de çocuğun ebeveynlerini taklit etmesi sonucunu değiştirmeleri mümkün olmamaktadır.

Benliğin en şaşırtıcı fakat önemli yönlerinden biri büyüyen çocuğun kendini gelecekte ne olarak görmek istediğidir. “Olgusal Benlik” İdealleştirilmiş benlik, uğruna çaba harcanan bir amaç olmaktan çok kendi gözündeki gerçek benliğidir. Çeşitli araştırmalara göre kendini olumlu gözle gören kişilerin, başkaları içinde olumlu fikirler beslediklerini ortaya koymuştur. Gerçekçi bir öz algılama, çocuğun yalnız toplumsal kabulü ile değil kişisel uyum ile bağıntılıdır. Kendini değerlendirmede yüksek doğruluk derecesine erişen çocukların, sevilen, güvenilir, uslu ve uyumlu oldukları; kendilerini yanlış değerlendirenlerin, güvensiz, edilgin, bağımlı ve çevreleriyle uyum sorunları yaşayan çocuklar olarak yetişip, kişilik kazandıkları söylenebilir.
Bireyselleşme, toplumsal çevrenin sağladığı öğrenme, eğitim ve yaşam deneyimleri ile bireysel davranışların biçimlenmesini ve toplumsal davranış örüntülerinin oluşmasını sağlar. Bireyin kişiliğinin gelişmesini, motor, bilişsel, duygusal vb. yönlerini; nesne ilişkileri özelliklerini, yaşam sorunları engellenmeler, çatışmalar, zorlanmalar, baskılar vb. bunlarla baş etmek, üstesinden gelmek için geliştirdiği uyum ve savunma biçimlerini, davranışlarını bir bütün olarak değerlendirmek gerekmektedir.

Benlik sevgisinin, başkalarını sevmekle bütünleşmesi ve başkalarını sevme yeteneğinin kişinin kendini sevme yeteneğini gerektirmesi şeklinde özetlenebilir.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde bireyler topluma uyum sağlamak amacı ile iletişim ve ilişkilerinde bazı yapmacık ve gerçekçi olmayan davranışlarda bulunmaya çaba gösterirler. Bu şekilde davranmadıklarında toplumdan soyutlanıp, dışlanacakları düşünceleri, bu tür davranışlara bireyi itmekte etkili olmaktadır. Yani çevredeki çeşitli bireye şekil verici faktörler ya da güçler bireyin bu maskeleri oluşturmasına ön ayak olup adeta zorlamaktadırlar. Bu maskeler sayesinde dış dünya üzerinde rol oynarken, dış dünyada kendileri üzerinde rol oynamaktadır. Çoğu zaman bu maskeler sıklıkla kullanıldıkça, çevresindeki insanlar bireyleri bu kişilikleri ile tanımlamaları sonucu; birey bu maskeleri kullanma sıklığı ile orantılı olarak diğer insanlarca bu sahte ego ile tanınmalarına vesile olur. Bu koşullarla kişi bu sahte ego oluşturan maskelerin verdiği zararların farkında olmadığı ve kendine çeki düzen vermediği sürece, süreç içinde kendi gerçekçi kişiliği ile özdeştirerek, kişilik problemleri sonucu daha büyük ve onarılmaz zararlar görmeye başlar ve bu sahte kişiliğin kölesine dönüşür.
İnsan belirli bir toplum içinde yaşamaktadır. Bu en küçük topluluk olan aileden başlayarak, akran çevresi, okul veya iş çevresi ve birlikte yaşadığı toplumsal çevredir. İnsan istese de istemese de içinde bulunduğu bu toplumsal çevrenin belirli kurallarına uymak zorundadır. Ancak toplumsal çevreden soyutlanmama ve dışlanmamak, bu çevrenin dışına atılmamak için bu çevrenin kurallarına uymaya çaba göstermesi gerekmektedir. Bu kurallara uyarken veya uymaya çaba gösterirken kişiliğinden yani içsel süreçlerinden belirli tavizler vermesi kaçınılmaz olacaktır. Ancak vereceği tavizler kişiliğini, iç sel süreçlerini olumsuz etkileyecek biçimde sürekli bazı maskeler kullanılarak olmamalıdır. Yani kişiliğimizi kısıtlayan farklı tutum ve davranışlar içinde bulunmak hele hele bunları alışkanlığa dönüştürmek kişiliğimize tamiri olanaksız zararlar verecektir. Sonuçta, bireyin Kişilik Bozukluğunu yaşam biçimi şekline dönüştürmesi, kaçınılmaz bir koşul olarak yaşanmakla kalmayacak; bu sorun yalnız bireyi etkilemekle kalmayacak yakın çevresinden başlayarak, tüm birlikte yaşadığı, iletişimde bulunduğu kişileri de olumsuz etkileyecektir.
Yaşantınız süresince birey olarak bir taraftan içinde bulunduğunuz topluma uyum sağlama çabaları gösterirken, diğer taraftan kişiliğinizi fazla kısıtlamadan; özellikle kişilik bütünlüğüne zarar verecek Anormal tutum ve davranışları ayırt etme erdemini göstermek insani bir davranış biçimidir.
Ayrıca bireyin zarar gördüğü davranışı tekrarladığında yine bir zarar göreceğinin bilincinde ve farkında olmakla kalmamakta, normal ve anormal davranışı ayırt etme yetisi denilen bir güce sahip, evrendeki tek varlık olduğu unutulmamalıdır.

Bu nedenlerle yola çıkarak, istenmeyen ve kişiliğimize ve çevremize zarar verici negatif tutum ve davranışlarda bulunmak yerine yararlı olan, yarar getiren pozitif tutum ve davranışların kullanılması sürekli tercih edilmelidir. Tüm bu nedenle tutum ve davranışlarımızı kontrol etme, pozitif davranışları tercih etmek ve yaşam biçimine dönüştürmek; erde minin gösterilmesinin yalnız düşünen insana ve insanca özelliklere has olan size özgü bir özellik olduğu unutulmamalıdır. Bu koşullarda içinde bulunduğunuz sosyal çevre ile iletişim, ilişki, davranışlarda ve etkileşimlerde bulunurken, bazı yararlar elde etmekle kalmayacak, birey olarak sosyal bir varlığa dönüşümün altın anahtarına da sahip olunacaktır. Diğer yandan kişilik bütünlüğünüzü korumanın davranışlara pozitif etkilerinden dolayı, insanca, insanların yararına davranışlarla kalınmayıp, kendi yararınıza olan bazı olumlu kişilik özellik ve deneyimlerini de kazanmış olacaksınız.

Önemli olan negatif veya pozitif davranışların ayrımını yapacak biçim de kendinizi kontrol etmesini bilerek, iletişimde ve toplumsal ilişkilerde pozitif davranışları tercih etme ve alışkanlık biçimine dönüştürme erdemine sahip olmanız olacaktır.

Yaşamınızda olumlu olduğu kadar bireylere yararlı ve insancıl deneyimler kazanmanızın tek reçetesi insana yaraşır biçimde davranmak olmalı ve her koşulda tercihiniz olmalıdır. Yaşamanız süresince negatif, istenmeyen duyguların seline kaptırarak, bazen de kölesine dönüşerek kendinizi kaybettiğiniz koşullar oluşabilir. En kötü koşullarda bile bu tür duyguları hissettiğinizde kendinizi dinlemeniz, gelip geçici olan bu duygu selini fark etmeniz, yüzleşmeniz ve kontrol altına alarak sıfırlamanız gerekmektedir ve zorunludur.
Düşüncelerinizde yaşanan duyguların her koşulda farklı düşüncelerin gelişimine yol açarak, sizin bu yönde davranışlarda veya eylemlerde bulunmaya yönelteceği unutulmamalıdır. Bu tür koşulların oluşumuna izin ve geçit verdiğinizde kendinizin aslında bu olmadığınız, başka kimliklere bürünerek duygu ve düşüncelerinizin kölesine dönüştüğünüzün farkında olmalısınız. Kendi gerçek kişiliğinizden farklı olan bu kimliklerin veya kullandığınız maskelerden oluşan sağlıksız kimliğinizin size zarar vermekten başka bir işe yaramadıklarını, zehrini içinize akıtarak sizi kendi çıkarları için kullandıklarını, bağımlılık yarattıklarını, sizi kölesi haline dönüştürerek, yok etmek istediğini anlayınız.

Ayrıca içinizdeki bu çocuğun doymak bilmeyen, sınır tanımayan arzu ve isteklerinin sizi istemediğiniz, onaylamadığınız ve engelleyemediğiniz farklı kimliğe ya da bireye dönüştürdüğü koşullarda, olumlu, yararlı, sağlıklı düşünceler geliştirmenizi ve kararlar almanızı da önleyerek engellemekle kalmayıp, kötü oldukları kadar karanlık emeller peşinde koşmanıza katkılar sağladıkları gerçekliğini de asla unutmayınız. Olumlu duygu ve düşüncelerinizi ve kararlılığınızı da olumsuz etkilediklerinin, bilincinde olmanız gerekmektedir. Bu koşullarda yaşamınızı zehir eden ve özünde içsel gerçekleşmesi olası olmayan istek, arzular barındıran izleri taşıyan bu canavardan ve kötü tohumlarından; duygu ve düşüncelerinizi temizleyerek kurtulmakla olumsuz davranışlarda bulunmanız engellenmekle kalmayıp, aynı zamanda pozitif ve sağlıklı kişiliğe sahip olduğunuzun farkına varacaksınızdır. Günlük yaşamanızda, kullandığınız cümlelerin içinde genel olarak, “ Aslında, ama, bunlara rağmen, eğer, fakat, keşke, şayet, olsaydı vb.” mazeret üretmekle kalmayıp, pişmanlık belirten veya pişmanlık duygularının eşlik ettiği kelimelerle başlayan cümleleri kullanmanız, kendi elinizle yaşamınızı zehir eden izleri kullanmak anlamını taşırlar. Bu sözcüklere yaşamınızda izin vermemeniz gerekmektedir.
Bilimsel olarak insanı dışardan etkileyen bir uyaran veya olayla karşılaştığında, bu olayın, uyaranın birey üzerinde bıraktığı etkiler doğrultusunda düşünceler oluşur, düşünceler doğrultusunda duygular yaşanır, gelişen ve oluşan duygulara uygun yeni düşünceler geliştirilir ve bu düşüncelere uygun tepki verilerek davranışta veya eylemde bulunulur.
Yaşantınızın her anında önce yapmak istediğiniz bütün hayallerinizin, isteklerinizin, keşkelerinizin, olsalarınızın, amalarınızın… Bir listesini çıkarınız. Hedeflerinizi ayrıntılarıyla yazınız; bunlar arasından gerçekçi olmayanları, gerçekleşmesi olası olmayanları uygun bir zamana erteleyiniz. Erteledikleriniz arasından bile çaba ve olanaklarınıza rağmen hiçbir koşulda gerçekleşme olasılığı olmayan hayalleri, düşüncelerinizden, zihninizden ve benliğinizden uzaklaştırarak, zihninizi bu zarar verici yüklerden arındırıp, temizleyerek, toprağa veya geçmişin karanlığına gömmek veya bulundukları yerde bırakmak üzere gömünüz ve olmayacak şeyleri sıfırlayınız, asla düşüncelerinizde yer etmelerine kesinlikle izin vermeyiniz. Daha sonra gerçekleşmesi koşullara uygun olanları ve sizin elinizde olanları gerçekleştirmek için yola çıkınız. Gerçekleşmesi olası olan eylemler, pozitif duyguların ve düşüncelerin geliştirilmesine yol açarak, normal davranışlar olarak size geri dönüt olarak şekillenip, döneceklerinden hiçbir kuşkunuz olmasın. Sonuçta kazancınızın mutluluk olması kaçınılmazdır.
İnsanların Yaşantıları süresince olumlu veya pozitif koşullar yanında negatif veya olumsuz koşullarla karşılaşması her zaman olasıdır. Başlangıçta da belirtildiği gibi önemli olan olumsuz koşullarda bile mücadele ederek, olumsuzluklara direnç kazanacağınız unutulmamalıdır. Çünkü insanın tüm yaşamı aslında bir mücadeledir. Yaşam mücadelesi bazen düz veya engebeli ve bazen de inişli veya çıkışlı bir süreç olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Önemli olan olumlu ve kolay olduğu kadar güç, zor, olumsuz koşullarla sürekli karşılaşma olasılığının olduğunun göz ardı edilmemesi ve bilincinde olunmasıdır. Yine her koşulda başarılar kadar başarısızlıklarla, yenilgi ve mağlubiyetler kadar galibiyetler yaşanabilir. Yaşanan tüm olaylar şans veya şansızlık olmadığı gibi kader de değildir. Olumsuz koşullarda aklınızı ve bilincinizi, yerine göre vicdanınızı ve kalbinizin sesini dinlemek yerine, şansızlık veya kader diye bu zarar verici, negatif durumların arkasına sığınmak veya bahaneleri kendinize sığınak yapmak, gerçekçi bir tercih değildir, olmamalıdır. Ayrıca bu gibi negatif tercih biçimleri, kolayı tercih etmekle eşanlamlı olduğu kadar, bireyin mücadele gücünü ve direncini zayıflatan, mücadele ve direnmeyi kalıcı olarak ertelemeye yönelik olan veya kendinizin çaba göstermesine karşı olan, engelleyen yıldırmaya yönelik tavır, düşünce, davranış biçimleri ve girişimleridir. Mağlubiyetlerden yılmadan, korkmadan dersler çıkarmasını ve alınacak dersler doğrultusunda yapılacak hataları ve yanlışları en asgari düzeye indirmeye çaba göstererek, mücadele ederek, yenmeyi, başarmayı becerebilme alışkanlığı kazanılmalıdır.
Olumsuz koşulları olumluya, başarısızlıkları başarıya çevirdiğiniz, mağlubiyetleri galibiyete çevirdiğiniz, güçlüklerin ve zorlukların üstesinden gelme becerisini kazandığınız oranda yaşam mücadelesinde sağlıklı ve emin adımlarla yolunuza devam edeceğiniz unutulmamalıdır.
Geçmişin karanlığında iz bırakan negatif koşulları düşüncelerde gelişmesine izin vererek, biz zehir olarak dönüşünü önlemenin yolu, yöntemi, tercih biçimi bu türden zayıf ışıklardan medet ummadan, tüm gücünüzü ve enerjinizi şimdiki zaman yoğunlaştırmanız, size yol gösterecek, yarar getirecek, bu parlak ve güçlü ışığa yönelmeniz, ancak sizi aydınlatacaktır.
Yine sizi geçmişin oluşturduğu karanlıktan aydınlığa çıkaracak olan yegane ve tek güç ve ışık o an diğer bir değişle şimdi içinde bulunduğunuz ve yaşadığınız zamandır. Şimdinin Güneş gibi aydınlatan parlak ışığı karşısında mum ışığı kadar sönük kalan bu türden zayıf ışıklardan medet ummadan, tüm gücünüzü ve enerjinizi şimdiki zaman yoğunlaştırmanız, size yol gösterecek, yarar getirecek, bu parlak ve güçlü ışığa yönelmeniz, ancak sizi karanlıklardan aydınlığa çıkaracaktır. Bu nedenle öncelikli olarak içinde bulunduğunuz her anınıza, bu gününüze, şimdiki anınıza zaman ayırmanız, geçmişe takılmadan geride bırakmanız; tüm gücünüzü ona göre toplamanız ve enerjinizi harcamanız en akılcı ve gerçekçi bir tercih olacaktır.
Tüm bu nedenlerle, yaşamınız süresince geri dönüşü olmayan bulunduğunuz anı yaşamanıza olanak varken, anında dilediğinizce yaşamak tercihiniz olmalı ve bu gün gibi gelecekteki her anın önemini bilirken; geçmişten dersler çıkararak istediğinizce, gönlünüzce, dolu dolu, doya doya yaşamaya çaba gösteriniz. Her şeye rağmen, yaşamın devam ettiği unutulmadan, özellikle geçmişinizdeki olumsuzlukları geride bırakarak, üzerine bir sünger çekerek, yalnız şimdiki anınızı istediğinizce ve mutlulukla, doya doya yaşamanızın çok güzel olduğunu yaşadıkça iliklerinize kadar hissedeceksiniz.
Sevgiyle, istediğinizce ve gönlünüzce nice sağlık ve mutluluk dolu uzun yaşamlar dileğiyle…
Uzman Psikolog/ Yazar, Halil Türkmen
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Davranışların Yaşama Etkileri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Halil TÜRKMEN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Halil TÜRKMEN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Halil TÜRKMEN Fotoğraf
Psk.Halil TÜRKMEN
Gaziantep ve İçel (Mersin)
Psikolog
PSİKOLOG
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi22 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Halil TÜRKMEN'in Yazıları
► Yaşama Tutunmak Psk.Remzi KARAKAYA
► Boşanma Sonrası Yaşama Uyum Dr.Psk.Ayşegül KARAHAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,206 uzman makalesi arasında 'Davranışların Yaşama Etkileri' başlığıyla benzeşen toplam 29 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Stres Testi Aralık 2008
◊ Unutkanlık Testi - Unutkanlık Ölçeği ÇOK OKUNUYOR Ağustos 2008
◊ Beck Anksiyete Ölçeği Ağustos 2008
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


19:46
Top