2007'den Bugüne 83,498 Tavsiye, 26,240 Uzman ve 18,616 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Ölüm ve Yas
MAKALE #21366 © Yazan Psk.Esra DEMİRBOZAN | Yayın YENİ Mayıs 2020 | 171 Okuyucu
Yaşam hem kaybı hem de kazancı içeren bir süreçtir. Bu sürecin bir parçası olarak yaşanılan kayıpların akabinde deneyimlenen yas tutma ve yas süreçleri insanların normal tepkilerini içeren durumlardır. Türk Dil Kurumu (2011) yası “ölüm veya bir felaketten doğan acı ve bu acıyı belirten davranışlar, matem” şeklinde tanımlamaktadır. Freud’a (1917) göre ise yas, sevilen birinin ölümünden sonra verilen bir tepkidir ve kişi ülkesini, özgürlüğünü, idealini ve bunun gibi önemli gördüğü diğer soyut kavramları kaybettiği zaman da gelişebilir (aktaran Freud, 1922). Parkes (1988) ise yası en büyük travmalardan biri ve kaybı izleyen gerekli bir duygu olarak tanımlamaktadır.

Yaşamın her döneminde bireyler, bir ayrılık ve kaybın ardından normal yas süreci ile yüz yüze kalabilir. Yas, kayıp yaşayan bireyin yaşamının her alanını ilgilendiren çok boyutlu zor bir süreçtir ancak bir hastalık değildir, kayba karşı gelişen doğal bir tepkidir. Bireyin yas tepkileri bir uzlaşmadan, ciddi kriz tepkisine kadar değişebilir. Yaşam döngüsünde her birey için yas farklı bir deneyimdir. Bu nedenle kayıp karşısında farklı yas tepkileri verilebilmekte (Malkinson, 2009), yaşanan kaybın türü de bu tepkiler üzerinde etkili olabilmektedir. Nitekim yaşayan her insan, yaşamın doğal gidişi içinde birçok kayıp ya da kayıp tehdidi ile karşılaşmaktadır. Sevilen birinin kaybı, yakın bir ilişkinin bitimi, iş kaybı, uzuv kaybı ve düşünsel-soyut bazı değerlerin kaybı örnek olarak verilebilir. Ancak ölüm, bir sona eriş olması ve geri dönülmezliği nedeniyle bireyin yaşadığı en acı verici bir somut kayıptır. Birey böyle bir kaybın ardından; güvendiği ve bağlandığı kaynaklar yok olmuş, terk edilmiş, yalnız ve çaresiz hissedebilir. Kendisini suçluluk, öfke gibi karmaşık duygularla belirli bir anlamsızlık ve boşluk içinde bulabilir (Malkinson, 2009; Gizir, 2006; Short-Tomlinson, 1982; Brown-Saltzman, 2006).

Yas sürecindeki birey, sevdiği kişinin ölümünü geri alamamakta ve hayatta kalan olarak bu yaşantıyla baş etmek durumundadır. Yas; değiştirilemeyen bu durumla uzlaşmak ve kendi başına yaşama devam etmenin yolunu bulmaya çalışan bireyin temel stres ve değişim için uyum süreçlerini incelemek için bir alan sunmaktadır. Diğer taraftan, sosyal bir süreç olması sebebiyle, ailelerin ve diğer sosyal grup üyelerinin uyumu nasıl destekleyeceği ve engelleyeceği yasa etki etmektedir (Boerner ve ark., 2015; Neimeyer, 2005).

Sevilen bir kişinin ölümünü deneyimlemek ve bu durumu yaşamak mecburiyetinde kalmak psikolojik anlamda oldukça etkileyici bir durumdur (Akyıldız, 2019). Sosyal bir varlık olan insanın, sevdiği bir yakınının ölümü gibi üzücü bir durumu çaresizce yaşamak zorunda kalması en büyük travmalardan biri olarak kabul edilmektedir (Parkes, 1988). Böyle bir travmadan sonra yas dönemi zorlu olsa da insanların kaybettikleri bir şey ya da biri sonrasında yas tutması doğal karşılanmaktadır (Worden, 2008). Bununla birlikte yaşamın bir sonucu olarak sevilen birinin ölümüyle yüz yüze kalmanın ve yaşamdan birisinin eksiliyor oluşunun, psikolojik sıkıntılara yol açabildiği bilinmektedir (Lindemann, 1944). Bazen ani ya da travmatik olan ölümlerle karşılaşıldığında, kaybı travmatik olarak algılamanın ve bunun sonucunda travmatik yas tepkilerinin ortaya çıkmasının muhtemel olduğu dikkat çekmektedir (Prigerson ve ark., 1999). Sevilen birinin kaybının ardından gelişen doğal sürecin sonunda bireylerin yeni bağlar kurması ve ilişkiler yoluyla yaşamını yeniden yapılandırması önemlidir. Böylelikle yas, büyüme ve gelişme için bir araç haline dönüşebilir. Buna karşın süreç tersine işlerse, yas süreci tamamlanamamakta ve bireyin işlevselliğinde belirgin bozulmalar yaşanabilmektedir (Bildik, 2013).

Ölümün ardından gelişen yas süreci değerlendirilirken ölüm kavramının insanlar için ne anlam ifade ettiğini göz önünde bulundurmak önemlidir. Nitekim ölüm; yaşamın kaçınılmaz bir parçası olarak, tıpkı doğumun deneyimlendiği gibi bir gün her insan tarafından deneyimlenecek olan bir olgudur ve insanların ölüme yönelik düşünceleri farklılık gösterebilir. Genel olarak değerlendirildiğinde insanlar için kendi ölümleri ve başta sevdikleri olmak üzere diğer insanların ölümleri üzerine düşünmenin; kaygı, korku ve üzüntü kaynağı olabildiği bilinmektedir. Yalom’a (2011) göre, yok olmanın ve yok olma korkusunun varlığı ile birlikte yaşanılması gerektiği gerçeği, hayatın en temel zorluklarındandır. Geçtan (1990), doğmuş olduğunu ve bir gün öleceğini bilen tek varlığın insan olduğunu ve bunun da anlamlı yaşam konusunda kaygı yarattığını belirtmektedir. Bununla birlikte, sevilen birisinin ölümüyle birlikte gelen acı ve keder gibi yoğun duygularla başa çıkma süreci de insanlar için karmaşık bir durum olabilmektedir (Aşçıoğlu Önal ve Yalçın, 2019).

Yas Süreci

Bir ölüm veya kayıptan sonraki ilk haftalar ya da aylarda görülen fiziksel, duygusal, bilişsel ya da sosyal bağlamdaki kimi değişimler yasın tipik belirtileridir (Volkan ve Zintl, 2012). Her bireyin yas sürecini yaşama şekli kişilik özellikleri ya da stresli durumlarla başa çıkma alışkanlıklarına göre farklılaşsa da, genel olarak öfke, suçluluk, üzüntü, hissizleşme, keder gibi duygular; odaklanma, dikkatini yönlendirme, organize etme ya da hatırlama konusunda zorlanma gibi bilişsel güçlükler; bitkinlik, yorgunluk, uyuşukluk, uyku bozukluğu gibi fiziksel belirtiler ya da toplumsal ortamlara uyum sağlamada zorlanma gibi sosyal bağlamdaki değişimler yas sürecinde görülebilen tepkiler arasındadır (Winokuer ve Harris, 2016). Humphrey ve Zimpfer'e (2008) göre söz konusu belirtilerin yanı sıra kayıp, yas ya da sevilen birinin ölümü bireyin kişisel sınırlarının ihlal edilmesine; dolayısıyla güven ve kontrol duygularının sarsılmasına neden olmaktadır. Birey, seçim şansı olmayan ve kontrol edemediği bu gerçeklik karşısında, kendini kaderin ellerindeki bir piyon gibi hissetmektedir (Neimeyer, 1999).

George Engel’e göre ciddi bir yaralanma fizyolojik olarak ne kadar travmatikse, sevilen birinin kaybı da psikolojik olarak o derece travmatiktir (Engel, 1961). Yasın sağlık ve iyilik durumundan ayrılmayı gösterdiğini, fizyolojik olarak bedenin homeostatik dengesini sağlamak için nasıl bir iyileşme süreci gerekiyorsa, benzer şekilde yas tutanın da denge durumuna dönmesi için belli bir süreye ihtiyacı olduğunu savunmaktadır (Bal Neşe, İlhan, Kaplan, Cankorur ve Çevik, 2014). Bu süre birçok yazar tarafından bireyin tamamlaması ve kayıp öncesi denge durumuna dönmesi gereken belli evreleri olan bir süreç olarak tanımlanmaktadır (Lindemann, 1994; Bowlby, 1973). Literatürde ilk başlarda, normal yas sürecinin evreler ile doğrusal biçimde ilerlediği kabul edilirken günümüzde yasın kaotik ve dairesel bir süreç olduğu görüşü hakimdir (White ve Ferszt, 2009).

Worden’ın Yas Görevleri Modeli’nde yas süreci; belirli evrelerden oluşan bir süreç olarak kavramsallaştırılmamış, bireyin yas sürecine uyum gösterebilmesi için yerine getirmesi gereken temel görevler üzerinden tanımlanmıştır (Worden, 2001). Bu modelde, yas tutan birey süreç içinde aktif bir rol üstlenmiştir. Modele göre yas sürecinin dört görevi aşağıda tanımlanmıştır:

1. Kaybın gerçekliğini kabul etmek: İlk görev kayıp yaşayan bireyin, kaybedilen kişinin “öldüğü ve asla geri dönmeyeceği” gerçeğiyle tam anlamıyla yüzleşmesidir. Bu gerçeklik yas tutan birey tarafından ölümden belli bir süre sonra anlaşılmaktadır. Ancak bu bilişsel anlayışa kıyasla durumu duygusal olarak kabullenmek biraz daha zaman almaktadır.

2. Yas ile oluşan acı üzerinde çalışmak ve duyguları ifade etmek: Sevilen birinin kaybıyla oluşan acı, fiziksel ve duygusal bir acıdır. Bu acıyı kabullenmek ve yaşamak önemli bir görevdir. Bireyin kayba bağlı acısını bastıran ya da engelleyen her şey yas sürecinin uzamasına ve bireyin patolojik belirtiler göstermesine neden olur. Sonuç olarak bedensel belirtiler ya da anormal davranışlar ortaya çıkar ve bireyin yaşam kalitesi bozulur.

3. Ölen kişinin bulunmadığı bir çevreye uyum sağlamak: Bireyin sevdiği birinin ölümüne uyum sağlayabilmesi için ölümün kişinin günlük fonksiyonlarını, benliğini ve dünya hakkındaki inançlarını, değerlerini, değerlendirmelerini nasıl etkilediği önemlidir. Yaslı birey ölümden sonraki bu değişikliklere karşı çıkıp uyum sağlamada zorluk çektiği takdirde yas süreci de olumsuz etkilenecektir (Akyıldız, 2019).

4. Duygusal anlamda ölen kişi ile ilişkileri yeniden düzenlemek ve yaşama devam etmek: Yas tutan birey; ölen kişiyle olan bağını devam ettirecek yollar bulmalı, hayatının ilerleyen dönemini ölen kişiyle bağlantısını kesmeyecek şekilde düzenlemeli ve bu şekilde yas sürecinin gelecek yaşam planlarını ve etkinliklerini olumsuz şekilde örselemesini engellemelidir. Yani kaybedilen kişiyi unutmak yerine, onu duygu dünyasında uygun bir yere koyarak hayatına devam etmeyi öğrenmelidir. Bu görev, yas sürecinin tamamlanmasında gerekli olan en zorlu adımdır.

Yas sürecinin ortalama 6 ay olduğu, bununla birlikte 2 yıla değin uzayabileceği bildirilmektedir. Yas olağan bir süreç olsa da bu sürecin normal bir tablo olmaktan çıkıp patolojik bir tablo halini alması da mümkündür (Worden, 2003). Yas tutan kişinin bu aşamaları tamamlamasına engel olacak durumlar söz konusu olduğunda, yas süreci komplike (patolojik) yas ile sonuçlanabilir (Bal Neşe, İlhan, Kaplan, Cankorur ve Çevik, 2014). Komplike yas; yasın kişiyi aşırı derecede meşgul edecek şekilde yoğunlaşması, maladaptif davranışlara neden olması ya da yas süreci evrelerinin artık ilerlemeden bir noktada kalıp sürekli bir yas tutma halini almasıdır. Burada uyuma yönelik ilerlemelerin yerini stereotipik tekrarlamalar ve iyileşmenin duraklaması almıştır (Volkan, 2008).

Bazı etkenlerin bir insanı komplike yasa yakınlaştırabileceği bilinmektedir; kaybedilen ve kaybeden kişi arasındaki çözümlenmemiş meseleler, kişinin yas tutma kapasitesini zorlayan dış koşullar, geçmişte çözümlenmemiş kayıplar ve ayrılıklara dayanamayan bir duygusal yapı gibi (Volkan, 2008).

Yası ve yas sürecini etkileyen faktörler

Kayıp yaşayan bireyler benzer yas tepkileri gösterseler de bireylerin kayıp karşısında bireysel farklılıkları da bulunmaktadır (Tarım, 2019). Yas, kimi için yoğun, kimi için hafif; kimi için zarar duyduğunda başlayan, kimi için gecikmiş bir deneyim; kimi için kısa iken; kimi için sonsuza dek sürecek bir süreç gibi değerlendirilmektedir (Worden, 2008). Yas karşısında farklılaşan bu tepkilere etki eden birtakım faktörler söz konusudur: (a) yastaki bireyin kişilik özellikleri, (b) ölen kişi ile olan ilişkisi, (c) baş etme tarzı, (d) kültürel ve dini inancı, (e) ruhsal hastalık öyküsü, (f) destek sistemi, (g) ekonomik durumu ve (h) ölümü algılama biçimi gibi faktörler yasın tipini, yoğunluğunu ve zamanını etkileyebilmektedir. Ayrıca kaybedilen kişinin ölüm şekli, kayıp sonrasındaki stres kaynakları da belirleyici etmenlerden olabilmektedir. Worden (2001) yas sürecini etkileyen yedi temel faktör belirlemiştir:

1. Ölen kişinin kimliği: Yası tutulan kişinin kim olduğu yas tepkisi üzerinde belirleyici olabilir. Yaşlılık ve normal sebeplerden ölen bir büyükanne ile bir trafik kazası sonucu aniden ölen bir çocuğa yönelik gelişen yas tepkilerinde farklılıklar görülebilir.

2. Ölen kişi ile olan ilişkinin doğası: Kayıp yaşayan bireyin yasa yönelik tepkilerini anlayabilmek için ölen ile aralarındaki ilişkinin niteliğini bilmek oldukça önemlidir. Ölen kişinin yakınlık derecesi (eş, çocuk, ebeveyn, kardeş, sevgili, arkadaş veya uzak bir akraba olma gibi konumu), kaybedilen kişinin yas içindeki birey için ne anlam ifade ettiği yas sürecini farklılaştırabilmektedir. Kaybedilen kişi ile bağlanmanın gücü ve biçimi, aralarındaki ilişkinin ikircikli duyguları barındırıp barındırmadığı, yaşanmış çatışmalar ve bağımlı ilişkiler de yas sürecini etkilemektedir (Tarım, 2019). Ölen kişi ile çatışmalı bir ilişkileri varsa, yas tutan kişi suçluluk duyguları yaşayabilir ve yas tutma süreci sonlandırılamayabilir. Ölen kişi, kayıp yaşayan birey için bir güven üssü ve bağlanma kaynağı, narsistik kazanımlar sağlayan biriyse ya da kişinin benlik değerinin korunması için gerekliyse, yas tutan birey kendini yalnız, çaresiz ve kolay incinebilir hissedebilir. Bu durumda birey kaçınma davranışı geliştirebilir ve artık ölenin bulunmadığı bir dünyaya yeniden uyum sağlama konusunda güçlükler yaşayabilir (Bildik, 2013).

3. Ölüm biçimi: Ölümün nasıl olduğu bireylerin yas sürecini ve kayba yönelik uyumu etkiler. Doğal ölüm ile kaza, öldürülme ve intihar sonucu ölüme verilen yas tepkileri farklılık gösterir (Bildik, 2013). Ayrıca kaybın travmatik ya da beklenmedik oluşu, önlenebilir, belirsiz ya da damgalanmış ölüm olup olmaması ve ölümde birden fazla kişinin kaybının söz konusu olup olmaması da yas sürecini etkilemektedir (Tarım, 2019).

4. Geçmiş kayıpların varlığı: Kayıp yaşayan bireyin ruh sağlığı geçmişi, geçmişinde kayıplarının olup olmadığı, bu kayıplara gösterdiği yas tepkileri ve önceki kayıplara yönelik yas sürecinin tam olarak tamamlanıp tamamlanmadığı gibi etkenler de yas sürecini ve kayba yönelik uyumu etkiler. Bireyin öyküsünde psikopatoloji varlığı ya da geçmişteki kayıplara patolojik yas tepkisinin oluşu, patolojik yas geliştirme olasılığını artırır (Bildik, 2013).

5. Kişilik özellikleri: Bireyin cinsiyeti, yaşı, baş etme mekanizmaları, bağlanma biçimi ile bilişsel yapısı, inanç ve değerleri bireyin kayba yönelik tepkilerinin anlaşılmasında oldukça önemlidir. Birey kişilik özellikleri nedeniyle yoğun duygusal sıkıntılarla baş etmekte zorlanan biriyse yas sürecini başarıyla tamamlayamayabilir ve bu durumda patolojik yas tepkileri geliştirir.

Duygusal dengesizlik, aleksitimi, karamsarlık ve düşük özsaygı gibi bazı kişilik faktörleri, kaybı takiben oluşan olumsuz düşünce ve duygularla ilişkili bulunurken, iyimserlik gibi diğer kişilik değişkenleri yas tutma sürecinde koruyucu bulunmuştur (Boelen Van den Hout ve Bout, 2006; Boelen ve Van den Bout, 2010; Boelen ve ark., 2011; Lobb ve ark., 2010; Nakao, Kashiwagi ve Yano, 2005; Robinson ve Marwit, 2006; Tomarken ve ark., 2008; Worden, 1996; Worden, 2004). Buna ek olarak, Stroebe, Schut ve Stroebe’ye göre (2007), süreğen olumsuz duygulanımlar, yas tepkilerini yoğunlaştırabilirken, süreğen olumlu duygulanımlar ise yas sürecine bazen engel olabilmektedirler. Gona ve K’Delant (2011) ise olgunlaşmamış savunma tarzının yasın şiddetini belirlediğini ortaya koymuştur. Kişilik ve yas üzerine yapılan diğer bir çalışma (Tomarken ve ark., 2012), saplantılı, narsisistik ve histrionik kişilik tiplerinin umulduğu gibi komplike yas ile bağlantılı olmadığı sonucuna varmıştır (Akt. Maraş, 2014).

6. Sosyal destek: Sosyal bir süreç olan yasta ailelerin ve diğer sosyal grup üyelerinin uyumu, süreci yönelik destekleyici veya engelleyici durumları söz konusu olabilmektedir (Neimeyer, 2005). Bu bağlamda kayıp yaşayan bireyin, sosyal destek ağının olması ve bireyin algıladığı desteğin derecesi yas sürecini ve kayba yönelik uyumu etkilemektedir. Aile içinde kayıp konuşulamıyorsa ya da bireyin kaybı yok sayılıyorsa (Örn. İntihar), sosyal destek sistemi yetersiz kalır ve patolojik yas görülebilir (Bildik, 2013). Bu nedenle aile, arkadaş ya da diğer gruplarla düşünce, duygu ve deneyimlerin paylaşıldığı ve dinlenip onaylanma durumunun olduğu sosyal destek; yasta önem arz etmektedir (Aksöz-Efe, 2015). Bununla birlikte sosyal çevreyle olan iletişimin yas sürecini olumsuz etkilediği durumlar da olduğu bilinmektedir. James ve Friedman (2009)’a göre yas ve kayba ilişkin “üzülme”, “yenisini bulursun/alırsın”, “yeniden olur/yeniden evlenirsin”, “zamanla geçer”, “kendi başına yas tut”, “güçlü olmalısın”, “bir şeylerle meşgul ol” gibi destekleyici olmayan mesajlar, yas sürecine olumsuz etki edebilmektedir (Akt. Apaydın, 2017).

7. Yas sürecinde oluşan sıkıntılar: Bir kaybın ardından gelişen önemli yaşam olayları, ani değişiklikler, krizler ve çoklu kayıplar sonucunda yas tutma patolojik bir seyir gösterebilir. Yas sürecine ciddi ekonomik sorunlar gibi ikincil kayıplar eşlik ederse, bireylerde ya da ailelerinde önemli zorluklar yaşanabilir (Bildik, 2013). Kayıp sonrasında maruz kalınan çeşitli durumlar; örneğin boşanma ya da ölümün ardından aile yapısının ve aile için rollerin değişmesi, ölen kişinin üstlendiği birtakım sorumlulukların hayatta kalan bireylere yüklenmesi, aile üyelerinin kayıp ve yas sürecinde uyuşmazlık yaşaması ya da birbirlerini suçlamaları, yeni kayıp tehditlerinin olması, kaybın ardından ikincil kayıplar yaşanması, gelecek kaygıları ve varsa çocukların kayıp sonrası durumu stres oluşturabilir (Akt. Apaydın, 2017).

Bir derleme çalışmasında, aktif baş etme, olumlu yeniden yapılandırma, destek arama gibi baş etme yöntemlerinin daha az komplike yas belirtisi ile ilişkili olduğu belirtilmiştir (Lobb ve ark., 2010). Bunlara ek olarak, problem çözme davranışındaki eksikliklerin komplike yas yaşayan bireylerde belirgin olduğu görülmüştür (Maccaulm ve Bryant, 2011). Ayrıca, her ne kadar bu konuyu inceleyen çalışma sayısı az olsa da, bilişsel şemaların ve inanç sistemlerinin komplike yasta önemli olduğu belirtilmiştir. Yas tutan bireylerin olumsuz inanç (örn. “Ben değersizim”, “Hayat anlamsız”) ve yorumlamalarının (örn., “Ben acıya tahammül edemem”) doğrudan komplike yas semptomlarıyla sonuçlanabileceği, kaçınma ve ruminasyon gibi işlevsel olmayan başa çıkma stratejilerine yol açabileceği ve kayıp yaşantısının otobiyografik hafızaya entegrasyonunu engelleyebileceği söylenilebilir (Boelen ve ark., 2006; Neimeyer, 2006).

Yas sürecini etkileyen bireysel faktörlerin yanında kültürel özelliklerin de bu süreç üzerinde etkili olduğu bilinmektedir. Toplumsal normlar, kültürel olarak farklılaşan sosyal davranış örüntüleri ve inanç sistemleri, yas sürecinin nasıl yaşanacağı ve bu süreçteki tepkilerin nasıl ifade edileceğini etkilemektedir (Özmen, 2017). Bazı davranışların ait olunan kültürde kabul edilirken bazılarının kabul edilmeyişi ya da normal kabul edilen davranışlar nedeniyle kültür, yasın tanımlanmasında belirli kriterler meydana getirmektedir (Worden, 2008). Bununla birlikte, kültürün ne olduğu fark etmeksizin, kültürel yapının getirdiği bazı gelenek ve ritüeller yas sürecini olumlu etkilemektedir (Akt. Tarım, 2019).

Sonuç olarak ölüme bağlı olarak deneyimlenen yas; bir hastalık değil, kayba verilen doğal bir tepkidir. Bu sürecin olağan seyrinde yaşanabilmesi ve patolojik bir duruma dönüşmemesi için yastaki bireyin kişilik özellikleri, baş etme tarzı, kültürel ve dini inancı, ruhsal hastalık öyküsü gibi bireysel faktörler, yaşanan kaybın şekli, kayıp sonrası yaşanan sürecin niteliği, alınan sosyal destek gibi çevresel faktörler önemlidir. Bununla birlikte kültürde yasın nasıl ifade edildiğini belirleyen toplumsal faktörler de yasın yaşanma şeklini etkileyebilmektedir.




Kaynaklar

Aksöz-Efe, İ. (2015). Social, cognitive and emotional strategies in the grief process. (Doktora tezi). The Graduate School Of Social Sciences Of Middle East Technical University, Ankara.

Akyıldız, D. (2019). Yas Tepkilerinin Algılanan Eş Desteği, Duygusal Baskılama ve Duygusal Tepkisellik İle İlişkilerinin İncelenmesi. (Yüksek Lisans Tezi). Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Apaydın, S. (2017). Kayıp ve yas. Özgür Erdur-Baker ve İdil Aksöz-Efe (Eds.). Yas danışmanlığı içinde (s. 1-50). Ankara: Anı Yayıncılık.

Aşçıoğlu Önal, A. ve Yalçın, İ. (2019). Yas Sürecinin Grupla Psikolojik Danışmada Ele Alınması Üzerine Bir İnceleme. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 9(55), 1013-1051.

Bal Neşe, B., İlhan, R. S., Kaplan, B., Cankorur, V. Ş. ve Çevik, A. (2014). Psikoz Sanılan Patolojik Yas: Olgu Sunumu. Kriz Dergisi, 22(1), 13-19.

Bildik, T. (2013). Ölüm, kayıp, yas ve patolojik yas. Ege Tıp Dergisi, 52(4), 223-229.

Boelen, P. A., Van Den Hout, M. & Van Den Bout,, J. (2006). A cognitive-behavioralconceptualization of complicated grief. Clinical Psychology: Science and Practice, 13(2), 09-128.

Boelen, P. A. & Van Den Bout, J. (2010). Anxious and depressive avoidance and symptoms of prolonged grief, depression, and post-traumatic stress disorder. Psychologica Belgica, 50(1), 49-67.

Boelen, P. A. & Klugkist, I. (2011). Cognitive behavioral variables mediate the associatives of neuroticism and attachment insecurity with prolonged grief disorder severity. Anxiety, Stress and Coping, 24(3), 291-307.

Boerner, K., Stroebe, M., Schut, H. & Wortman, C.B. (2015). Theories of grief and bereavement. Encyclopedia of Geropsychology. doi: 10.1007/978981-287-080-3_1331

Bowlby, J. (1973). Seperation Anxiety And Anger. New York: Basic Books.

Brown-Saltzman, K. (2006). Transforming the grief experience. Carroll-Johnson, R.M., Gorman, L.M., Bush NJ (Eds.). Psychosocial nursing care along the cancer continuum içinde (293-312 ss.). 2nd ed. Pittsburgh, Pa: Oncology Nursing Society.

Engel, G. L. (1961). Is grief a disease? A challenge for medical research. Psychosomatic Medicine, 23, 18-22.

Freud, S. (1922). Mourning and melancholia. The Journal of Nervous and Mental Disease, 56(5), 543-545.

Geçtan, E. (1990). Varoluş ve psikiyatri. İstanbul: Metis Yayınları.

Gizir, C.A. (2006) Bir kayıp sonrasında zorluklar yaşayan üniversite öğrencilerine yönelik bir yas danışmanlığı modeli. Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2(2), 195-213.

Gona, K. & K’Delant, P. (2011). The effects of temperament, character and defense mechanisms of grief severity among the elderly. Journal of Affective Disorders, 128(1-2), 128-134.

Humphrey, P. G., ve Zimpfer, D. G. (2008). Counselling for grief and bereavement. (Second Edition). London: Sage.

Lindemann, E. (1944). Symptomatology and management of acute grief. American Journal ofPsychiatry, 101(2), 141-148.

Lindemann, E. (1994). Symptomatology and management of acute grief. American Journal of Psychiatry, 101, 141-148.

Lobb, E. A., Kristjanson, L., Samar, M., Leanne, M., Georgia, K. B. ve Halkett, A. D. (2010). Predictors of complicated grief: A systematic review of empirical studies. Death Studies, 34, 673-698.

Maccallum, F. & Bryant, R. A. (2011). Imagining the future in complicated grief. Depression and Anxiety, 28, 658-665.

Malkinson, R. (2009) Bilişsel Yas Terapisi. Bir yakınını kaybettikten sonra yaşamın anlamını yeniden yapılandırma. (S. N. Akbaş, Çev.). Boylam Psikiyatri Enstitüsü, Ankara: HYB Basım Yayın. (Orijinal yayın tarihi, 2007).

Maraş, A. (2014). Komplike Yas: Derleme ve Vaka Çalışması. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 1(1), 41-59.

Nakao, M., Kashiwagi, M. ve Yano, E. (2005). Alexithymia and grief reactions in bereaved Japanese women. Death Studies, 29, 423-433.

Neimeyer, R. A. (1999). Narrative strategies in grief therapy. Journal of Constructive Psychology, 12, 65-85.

Neimeyer, R. (2005). Grief, loss, and the quest for meaning. Bereavement Care, 24(2), 27-30. doi:10.1080/02682620508657628

Neimeyer, R. A. (2006). Complicated grief and reconstruction of meaning: Conceptual and empirical contributions to a cognitive-constructivist model. Clinical Psychology: Science and Practice, 13, 141-145.

Özmen, O. (2017). Yas ve kültür. Özgür Erdur-Baker ve Türkan Doğan (Eds.), Afetler, travmalar, krizler ve psikolojik yardım içinde (s. 63-74). Ankara: Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği.

Parkes, C. M. (1988). Bereavement as a psychosocial transition: Processes of adaptation to change. Journal of Social Issues, 44(3), 53-65.

Prigerson, H. G., Bridge, J., Maciejewski, P. K., Beery, L. C., Rosenheck, R. A., Jacobs, S.C., ... & Brent, D. A. (1999). Influence of traumatic grief on suicidal ideation among young adults. American Journal of Psychiatry, 156(12), 1994-1995.

Robinson & Marwit, S.J. (2006). An investigation of the relationship of personality, coping and grief intensity among bereaved mothers. Death Studies, 30, 677-696.

Short-Tomlinson P. Loss, (1982). Death, and Grief. Hill P.M. ve Humphrey, P. (Eds). Human growth and development through out life: A nursing perspective içinde. (s. 439-456). New York: A Wiley Medical Publication.

Stroebe, M., Schut, H. ve Stroebe, W. (2007). Health out comes of bereavement. Lancet, 370, 1960-1973.

Tarım, B. (2019). Yas Yaşantısında Travma Sonrası Büyüme. (Yüksek Lisans Tezi). Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ordu.

Tomarken, A., Holland, J., Schacher, S., Vanderwerker, L., Zuckerman, E., Nelson, C. …Prigerson, H. (2008). Factors of complicated grief pre-death in caregivers of cancer patients. Psycho-Oncology, 17, 105-111.

Tomarken, A., Roth, A., Holland, J., Ganz, O., Schachter, S., Kose, G. …. Nelson, C.J. (2012). Examining the role of trauma, personality, and meaning in young prolonged grievers. Psychooncology, 21(7), 771-777.

Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlük (11. Baskı). (2011). Ankara: Türk Dil Kurumu.

Volkan, V.D. (2008). Kayıptan sonra yaşam. (M. Kocadere ve I. Vahip, Çev.). İzmir: Odağ Psikanaliz ve Psikoterapi Eğitim Hizmetleri Yayınları.

Volkan, V. D. ve Zintl, E. (2012). Kayıptan sonra yaşam. (M. Kocadere ve I. Vahip, Çev.). (4. Baskı). İzmir: Odağ Psikanaliz ve Psikoterapi Eğitim Hizmetleri.

Winokuer, H. R., ve Harris, D. (2016). Principles and practice of grief counseling. (Second Edition). New York: Springer Publishing Company.

White, P. ve Ferszt, G. (2009). Exploration of nurse practitioner practice with clients who are grieving. J Am Acad Nurse Pract, 21(4), 231-240.

Worden, J. W. (1996). Children and Grief: When A Parent Dies. New York: Guilford Press.

Worden, J. W. (2001). Grief counselling and grief therapy: A handbook for the mental health practitioner. New York: Brunner-Routlege.

Worden, J. W. (2003). Yas danışmanlığı ve yas terapisi. (B. Öncü, Çev.). Ankara üniversitesi Basımevi.

Worden, J. W. (2004). Grief counselling and grief therapy: A handbook for the mental health practitioner. (Third Edition). New York: Brunner-Routlege.

Worden, J. W. (2008). Grief counselling and grief therapy: A handbook for the mental health practitioner. (Fourth Edition). New York: Springer Publishing Company.

Yalom, I. (2011). Varoluşçu psikoterapi. (Z. Babayiğit, Çev.). (4. Baskı). İstanbul: Kabalcı Yayınları.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Ölüm ve Yas" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Esra DEMİRBOZAN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Esra DEMİRBOZAN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     2 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Esra DEMİRBOZAN Fotoğraf
Psk.Esra DEMİRBOZAN
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi2 kez tavsiye edildiTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Esra DEMİRBOZAN'ın Makaleleri
► Ölüm ve Yas Psk.Dnş.Buket ALKAŞ
► Ölüm ve Yas Süreci Psk.Funda ARPAGUŞ
► Ölüm, Kayıp ve Yas Süreci Psk.Dnş.Meliha IŞIK
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,616 uzman makalesi arasında 'Ölüm ve Yas' başlığıyla benzeşen toplam 15 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Şema ve Mod Terapisi ÇOK OKUNUYOR Şubat 2020
► Anne ve Psikolojimiz Üzerindeki Etkileri ÇOK OKUNUYOR Ağustos 2019
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


03:40
Top