2007'den Bugüne 83,570 Tavsiye, 26,250 Uzman ve 18,641 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Ruhsal Aygıt Parçaları: İd, Ego, Süperego
MAKALE #21369 © Yazan Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA Şu anda TavsiyeEdiyorum.com\'da!Şu anda Sitemizde! | Yayın YENİ Mayıs 2020 | 303 Okuyucu
“Uygarlığın bedeli nevrozla ödenir.” Sigmund Freud

Freud, insanın ruhsal yapısını bir buzdağına benzetmiş ve suyun üzerindeki bölümü ‘bilinç’, altındaki devasa kütleyi ise ‘bilinçaltı’ (bu kavrama sonradan bilinçdışı denilmiştir) olarak tanımlamıştır. Suyun altındaki kısmın yüzeye yakın olan bölümünü ise ‘bilinç öncesi’ olarak adlandırmıştır. Freud, bilinçaltı katmanın cinsellik ve saldırganlık gibi iki temel dürtüden oluştuğunu iddia etmiş ve buzdağının altında kalan ve temel dürtülerin olduğu katmana ‘id’ -alt benlik- demiştir.

Freud’a göre, ‘id’in bu dünyadaki var oluş amacı -ne pahasına olursa olsun- dürtülerini tatmin yoluna gitmektir. Dolayısıyla zaman, mekân, gerçeklik, ahlak ve mantık algısından uzak bir şekilde bilinçaltında olan en temel ve ilkel benliğimiz, Freud tarafından ‘id’ olarak tanımlanmıştır. Bu bağlamda Freud’a göre dünyaya yeni gözlerini açan bir bebekte, benlik parçası olarak yalnızca ‘id’ bulunmaktadır. Bebeğin hayattaki tek amacı da ‘id’inden gelen dürtüleri hemen tatmin etmek olacaktır. Örneğin dürtü, acıkma eşiğini geçince bebek benliğinde bir gerilim hissedecek ve ağlamaya başlayarak bu açlığını tatmin etmeye yönelik bir beklenti ve çaba içerisine girecektir. Dürtünün tatmin için bekleme süresi uzadığı takdirde bebeğin hissettiği saldırganlık (agresyon) dürtüsü giderek şiddetini artıracaktır.

‘İd’ benlik parçası ile var olan bebek, zaman içerisinde gerçek dünyanın kurallarına maruz kalarak kaynağını yine ‘id’ten alan ve adına ‘ego’ -benlik- denilen bir başka benlik parçası geliştirmek zorunda kalacaktır. Bu durumu anlaşılır kılmak için bir örnekle açıklamakta fayda var diye düşünüyorum. Her acıktığında bir an önce doyurularak bu dürtüsünün tatmin edilmesini bekleyen bir bebek, zaman içerisinde -annesinin memesiyle kurduğu etkileşime bağlı olarak- dürtü tatmininin hemen ve her an mümkün olamayacağını, memenin ağzına gelmesine engel olan fiziksel bir mesafe ve de zaman gibi kavramların rol oynadığını fark etmeye başlayacaktır. Bu sayede bebek, gerçek dünyada uyulması gereken bazı kurallar olduğunu, bu durumun kendi ‘id’indeki kuralsızlıktan çok farklı olduğunu yavaş yavaş idrak eder. Buna benzer tecrübe ve yaşantıların artmasıyla beraber bebekte ‘ego’ denilen bir başka benlik parçası oluşur. Oluşan bu ego sayesinde bebek, zaman içerisinde dürtülerini biraz biraz kontrol etmeyi ve ertelemeyi başarır. Bu durum, biraz dikkat edilirse bir bebeğin gece acıktığında ağlamalarındaki farklılaşmalarda gözlenebilir. Şöyle ki henüz yeni doğmuş bir bebek, acıktığını fark eder etmez şiddetlice ağlayama başlar. Bebek, biraz büyüdükçe ağlamanın başlama süre gecikir ve şiddet derecesi azalır. Bir süre sonra da bebek, ilk olarak ağlamakla ağlamamak arasında kalan bazı seslerle acıktığını belli etme yolunu gider, eğer bu durumda bebek uzun süre doyurulmazsa ağlamanın şiddetti de giderek artar.

Tüm bu açıklamalardan ve örneklerden anlaşılacağı üzere ‘ego’ denen yapı, kişiyi gerçek hayata adapte eden bir benlik parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. ‘Ego’dan bahsederken şunu da vurgulamakta fayda görüyorum: burada bahsi geçen ‘ego’ benlik parçası, günlük hayatta sıkça kullanılan ‘egoist olmak’ ya da ‘egoyu tatmin etmek’ gibi cümlelerde adı geçen ‘ego’dan daha farklı bir anlamdadır. Bu cümlelerde geçen ‘ego’, daha çok insanın kendisini dış dünyaya gösterme ve beğenilme arzusuyla ilgili bir kavram niteliğindedir. Oysa Freud’un kuramında bahsedilen ‘ego’, kişinin bilinçaltı ve bilinci arasındaki ilişkiyi düzenleme ve yaşama adapte olma görevi üstlenmiş bir benlik parçasıdır.

1-3 yaş arasındaki 'anal dönem' sonlarına doğru babanın davranışları da çocuğun kişiliği üzerinde etkili olmaya başlar. Böylelikle ‘ego’nun yanı sıra bir başka benlik parçası olan ‘süperego’ -üst benlik- oluşmaya başlar. Kaynağını yine ilk benlik parçası olan ‘id’ten alan ‘süperego’, çocuğun diğerleri ile etkileşimi sonucunda içselleştirdiği kurallar, yasaklar, değerler bütünü olarak tanımlanabilir. Bu dönemde çocuk, etrafındaki kişileri referans alarak ‘iyi’ ve ‘kötü’ kavramlarını oluşturmaya başlar. Freud’a göre bu kurallar ve değerler bütünlüğü, kişide ‘süperego’nun bir parçası niteliğinde olan ‘vicdan’ kavramını da ortaya çıkarmaktadır. Büyük bir kısmı bilinçdışında kalan ‘süperego’, her türlü toplum ve ahlak kuralları, dini yasaklar, gelenek, örf ve adetleri kapsar niteliktedir. Bu bağlamda birçok insanın duygu, düşünce ve davranışlarını etkileyen “el âlem ne der” anlayışı, kişide var olan ‘süperego’ yapılanması ve baskısı ile alakalı bir durumdur.

Bu üç benlik parçasını daha da netleştirmek için kurgusal bir örnekte açıklamakta fayda görüyorum:

Yolda yürüyen bir erkek, gördüğü bir kadına karşı cinsel bir takım dürtüler hissedebilir. Kaynağını ‘id’den alan bu cinsel dürtü o sırada o kadar çok yoğundur ki ‘id’in gerçekleştirmek istediği tek davranış şekli olayı hiç uzatmadan -adeta bir hayvan gibi- o kadına herkesin önünde tecavüz etmek olacaktır. Çünkü ‘id’ için ortamın uygun olup olmaması, o kadının bunu isteyip istemesi, davranışın olası sonuçları ya da ayıp ve ahlaksızca olmasının hiçbir önemi yoktur. Onun tek derdi, bir an önce dürtüsünü tatmin etmektir. Bu açıdan bakıldığında, ‘id’ kavramı bizim kültürümüzdeki bir takım nefsanî arzular (nefs-i emmare) olarak da tanımlanabilir.

‘İd’ten gelen böyle bir talep karşısında ‘süperego’ devreye girer ve ‘id’e şu mesajı verir: “Bu yapmak istediğin çok çirkin, ayıp ve günah, üstüne üstlük bundan dolayı hapse girersin.” Fakat bu mesaj ‘id’ için hiçbir anlam ifade etmez, dolayısıyla ‘id’ bir taraftan, ‘süperego’ diğer taraftan aralarında yoğun bir çatışma başlar. İşte bu durumda, ara bulucu konumdaki ‘ego’ devreye girerek’ id’ ve ‘süperego’ çatışmasında makul bir orta yol bulmak için çabalar.

Konuyu daha da anlaşılır kılmak için egonun ‘id’ ve ‘süperego’ ile şöyle bir diyaloga girdiğini hayal edelim: ‘Ego’, ‘id’e şöyle der: “Haklısın, bu ihtiyacını anlıyorum ama bunun ne yeri ve zamanı ne de doğru kişi ama bir şekilde seni tatmin ettireceğim, merak etme.”

Sonrasında ‘ego’, ‘süperego’ya da döner ve ona şöyle der: “Seni de anlıyorum, ‘id’in bu yapmak istediği çok ayıp, günah ve üstelik ceza gerektiren bir davranış ama onun da bir şekilde tatmine ihtiyacı var, merak etme ben aranızda orta yolu bulacağım.”

Bundan sonraki aşamada dürtüyü hisseden kişi, bu ihtiyacını daha sağlıklı ve kabul edilebilir kanallardan karşılama yolunu seçebilir. Genel kişilik özellikleri ve sosyal durumuna göre ‘ego’, kişinin kendi karısını ikna ederek onunla tatmin olması ya da kendi kendini tatmin etmesi gibi bir orta yol bulabilir. Böylelikle, ne ‘id’den gelen cinsel dürtü tamamen bastırılmış ne de ‘süperego’ ya aykırı bir davranış sergilenmiş olur. İşte ‘ego’, buna benzer bir şekilde ‘id’ ve 'süperego' arasında orta yolu bulan ve aralarını dengeleyen bir yapı şeklinde görev yapmaktadır. Yaşanılan bu süreç, çoğu zaman bilinçdışı olup az bir kısmı kişiler tarafından bilinçli olarak fark edilir.

‘Ego’nun bir diğer görevi de ‘id’ten gelen dürtüleri tatmin etmek amaçlı bilinçdışı bir şekilde işleyen bir takım savunma mekanizmaları üretmektir. ‘Bastırma’, ‘yansıtma’, ‘yön değiştirme’, ‘karşıt tepki geliştirme’ örnek bazı savunma mekanizmalarıdır. Bunların dışında daha onlarca savunma mekanizması bulunmaktadır ve savunma mekanizmalarının yegâne görevi en temelde kişinin benlik bütünlüğünü koruyarak ruhsal olarak dağılmanın önüne geçmektir. Bu bağlamda ego, çeşitli savunma mekanizmaları geliştirmesi sayesinde bilinçdışı katmanında yer alan dürtü ve çatışmaların bilince çıkmasına engel olur; ancak bazı zamanlarda egonun geliştirdiği savunma mekanizmaları da yetersiz kalabilir ve böyle bir durumda bilinçdışındaki malzeme bilince çıkmak yerine, fobiler, takıntılar, histeri, panik atak gibi çeşitli psikolojik semptomlarla varlığını belli eder. Freud’a göre, kişinin ‘sebepsiz’ yere korktuğu ya da kaygı duyduğu her olay, aslında bilinçdışındaki ‘id’in arzuladığı fakat ‘süperego’nun karşı çıktığı durumların sonuçları olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tablo bilinçdışında bir çatışma yaratmakta ve bu çatışma da bir semptomu açığa çıkarmaktadır. İşte tüm bu ruhsal rahatsızlıklar Freud tarafından ‘nevroz’ olarak tanımlanmaktadır.
Bu durumu bir vaka örneğiyle pekiştirmek gerekirse: otuzlu yaşlarda evli ve çocukları olan bir kadına, başvurduğu psikiyatri servisi tarafından ‘panik atak’ tanısı koyulmuştur. Psikoterapi desteği almaya yönlendiren bu kadının panik atak yaşamadan önceki hayatında gözle görünür bir sorun bulunmamaktadır. Psikoterapi sürecinde kadının panik atağının neye bağlı olarak ortaya çıktığı biraz irdelendiğinde ilginç bir bilgiye ulaşılır. Şöyle ki kadının panik atağının çıktığı dönemde evlerine, iş aramak amacıyla memleketinden büyük şehre gelen kayın biraderi yerleşmiştir. Kadın, eşine yeteri kadar ilgi duymamaktadır aynı zamanda eşiyle aralarında bir takım cinsel sorunları da bulunmaktadır. Evlerine gelen kayın birader ise oldukça genç ve yakışıklı bir erkektir. Hal böyle olunca kayın birader evde bulunduğu süre zarfında kadın ona karşı bilinçdışı bir ilgi ve şehvet duymaya başlamıştır. Ancak kadının kayın biraderine karşı hissettiği kaynağını ‘id’ ten alan bu tür duygular, onun şimdiye kadar aldığı dini ve kültürel alt yapıya (süperegoya) oldukça ters bir durum arz etmektedir. Neticede kadının ‘ego’su sakıncalı bulduğu bu yasaklı dürtüleri fark edip onları bastırma yoluna gitmeye çalışsa da bu hususta başarılı olamamış ve panik atak gibi bir nevrotik semptom açığa çıkmıştır. İşin ilginç yanı kadın, tüm bu yaşadığı çatışmaları psikoterapi süresi boyunca fark etmiştir.

Faydalanılan Kaynaklar

Akçakaya, Ümit (2019). Uyanış-Kişiliğin Gizil Kodları. İstanbul: Kanon Kitap
Ersevim, İsmail (2006). Freud ve Psikanalizin Temel İlkeleri. İstanbul: Assos Yay.

Ümit AKÇAKAYA

Uzm. Psikolojik Danışman & Online Terapist
Yazan
Şu anda TavsiyeEdiyorum.com\'da!Şu anda Sitemizde!
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Ruhsal Aygıt Parçaları: İd, Ego, Süperego" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Ümit AKÇAKAYA Fotoğraf
Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi83 kez tavsiye edildiTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Şu anda TavsiyeEdiyorum.com'da! Şu anda Sitemizde!
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Ümit AKÇAKAYA'nın Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,641 uzman makalesi arasında 'Ruhsal Aygıt Parçaları: İd, Ego, Süperego' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► YENİErich Fromm ve 'olmak' Mayıs 2020
► YENİSokrates ve Felsefesi Mayıs 2020
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


14:01
Top