2007'den Bugüne 84,890 Tavsiye, 26,552 Uzman ve 18,911 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Cinsel İşlev Bozuklukları
MAKALE #21502 © Yazan Psk.Esra DEMİRBOZAN | Yayın Haziran 2020 | 417 Okuyucu
Cinsellik insanlık tarihi boyunca varlığını sürdüren bir içgüdüdür. Cinselliğe yönelik yaklaşımlar, cinsellik hakkındaki bilgiler ve tanımlamalar değişiklikler gösterse de cinsellik önemini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Psikanalizin kurucusu Freud, insanın doğuşundan itibaren ve insanlık tarihi boyunca cinsel bir varlık olduğunu dile getirmiştir. Öyle ki insan davranışında ve psikolojisinde her zaman cinsellik bulunur (Bozdemir ve Özcan, 2011) ve günlük hayatta kültür, biyolojik etmenler, sosyolojik ve psikolojik faktörler cinsellikle beraber şekil alır. Cinsellik, tarih boyunca hem en çok merak edilen hem de en çok ket vurulan ve kısıtlamalara maruz kalınan bir alan olmuştur. Ancak tüm bu kısıtlamalara rağmen; psikolojik, fizyolojik ve biyolojik sağlığın temel taşı olması nedeniyle önüne geçilmesi mümkün olmayan ve insan var oldukça varlığını sürdürecek bir gereklilik olarak görülmektedir.

Bilimsel olarak cinselliğin ele alınışı ilk olarak yirminci yüzyılın başlangıcındadır (Köroğlu ve Güleç 2007). Yirminci yüzyılın ikinci yarısında William Masters ve Virginia Johnson tarafından doğrudan laboratuvar ortamında yapılan çalışma sonuçları yayımlanmıştır (Namlı, Karakuş, Tamam ve Demirkol, 2016). Masters ve Johnson, insanda cinsel uyarana gösterilen fizyolojik tepkiyi (cinsel yanıt) “Uyarılma, Plato, Orgazm ve Çözülme evresi” olmak üzere dört ayrı evreye ayırmıştır (Kinsey ve ark., 1948; 1953; Masters ve Johnson, 1994). Yapılan çalışmalar sonucunda erkeklerdeki cinsel yanıt döngüsünün genellikle birbirine benzer olup tek bir oluşumla tanımlanabildiği ancak kadınlarda durumun daha farklı olduğu görülmüştür. Çünkü kadınlardaki cinsel yanıt döngüsü, tepkinin hem yoğunluğu hem de süresiyle ilişkili olmakta ve sayısız çeşitlilik gösterebilmektedir (İncesu, 2004).

1) Uyarılma evresi: Temel olarak erotik duygu ve düşüncelerin belirdiği bu evre ilk evredir. Herhangi bir bedensel ya da psikolojik uyarı ile ortaya çıkabilir. Verilen tepkinin şiddeti cinsel uyaranın süre ve yoğunluğuna göre hızlı ya da yavaş biçimde artar.

2) Plato evresi: Uyarılma evresinin bir parçası ve devamı niteliğinde olan bu evre orgazm evresine giriş niteliğindedir. Etkili cinsel uyaranın sürdürülmesi ve cinsel heyecanın artmasıyla birlikte, kadın ya da erkek plato sürecine girer. Haz duygusu ve cinsel gerilim giderek yükselir ve kişinin orgazma geçebileceği noktaya kadar devam eder.

3) Orgazm evresi: Erkekte ejakülasyon, kadında ise perine ve vagina kaslarındaki ritmik kasılma ile karakterize olan bu evre, evreler arasında süre açısından en kısa ancak duyumsanan cinsel haz açısından en yoğun olan evredir. Burada 0.8 milisaniyelik 3-4 ritmik kasılma sonrasında düzensiz kasılmaların izlendiği haz içeren bir durum söz konusudur. Orgazm; kadında klitoral bölgede ve vajinada, erkekte ise penis ve prostatta yoğunluk kazanmaktadır (Çavaş, 2008).

4) Çözülme evresi: Kadın ya da erkekte, orgazm ya da orgazmın gerçekleşmediği durumlarda platoyu takiben genital bölgelerde ve bedenin bütününde önceki aşamalarda oluşmuş olan fizyolojik değişikliklerin dakikalar içerisinde aynı sırayı takip ederek kaybolması ile karakterize olan bu evre son evredir. Süresi cinsiyete, orgazmın yaşanıp yaşanmadığına ya da hangi yoğunlukta yaşandığına ve cinsel uyaranın sürüp sürmemesine göre değişir. Kadınlar, çözülme evresinde cinsel uyaranın yeniden başlamasıyla yeniden uyarılıp orgazm olabilme potansiyeline sahipken, erkekler süresi kişiye ve yaşa göre değişen bir refrakter döneme zorunlu olarak girerler. Refrakter dönemin sonuna kadar erkeklerin cinsel bir uyarana yeniden yanıt verip ereksiyon ya da orgazm yaşamaları mümkün değildir. Bu nedenle, erkeklerin tek tip bir cinsel yanıt döngüsü olmasına karşın, kadınlarda bu çok değişken olabilmektedir (İncesu, 2004).

Cinsel yanıt modeli olarak Masters ve Johnson’ın geliştirdiği uyarılma, plato, orgazm ve çözülme evrelerinden oluşan modelin haricinde; Helen S. Kaplan (1970)’ın geliştirdiği cinsel istek, uyarılma ve orgazm aşamalarından oluşan bir model de vardır ve bu model günümüzde kullanılan cinsel yanıt modeli olup cinsel işlev bozukluklarının sınıflandırılmasına temel oluşturmaktadır (Köroğlu ve Güleç 2007).

Cinsel İşlev Bozuklukları

Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı DSM-IV-TR’de (2001) cinsel işlev bozuklukları istek, uyarılma, orgazm ve ağrı bozuklukları olarak ayrılırken; DSM-V (2013) sınıflandırma sisteminde bu gruplandırma yapılmamıştır (Namlı, Karakuş, Tamam ve Demirkol, 2016). Bu bölümde, kadınlarda ve erkeklerde karşılaşılan cinsel işlev bozuklukları Amerikan Psikiyatri Birliği Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı'nın beşinci baskısına (DSM-V) göre işlenmektedir.


Kadınlarda Cinsel İşlev Bozuklukları - DSM-V


1. Kadında Cinsel İlgi/Uyarılma Bozukluğu:

A. En az 6 ay süreli cinsel ilgi/uyarılma yokluğu (aşağıdaki ölçütlerden en az 3’ü mevcutsa) söz konusudur.

1) Cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması ya da hiç olmaması.
2) Erotik düşünce veya fantezilerin az olması ya da hiç olmaması.
3) Cinsel etkinliği başlatmama ve partnerin etkinliği başlatma çabalarını nadiren kabul etme veya hiç kabul etmeme.
4) Cinsel etkinlik sırasında (cinsel ilişkilerin tümünde veya neredeyse tümünde) (veya cinsel ilişkilerin en az %75’inde veya daha fazlasında) cinsel heyecan/hazzın az olması ya da hiç olmaması.
5) İsteğin içsel veya dışsal bir cinsel/erotik uyaranla (örn. yazılı, sözel, görsel, vb.) nadiren tetiklenmesi veya hiç tetiklenmemesi.
6) Cinsel etkinlik esnasında (cinsel ilişkilerin tümünde veya neredeyse tümünde) (veya cinsel ilişkilerin en az %75’inde veya daha fazlasında) genital ve/veya genital olmayan hislerin az olması ya da hiç olmaması.

B. Bu problem klinik anlamda belirgin bir sıkıntıya ve bozukluğa neden olur.

C. Bu cinsel işlev bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğu ile daha iyi açıklanamaz (başka bir cinsel işlev bozukluğu dışında) ve sadece bir maddenin (örn. kötüye kullanılan bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

2. Kadın orgazm bozukluğu:

A. En az 6 ay boyunca, aşağıdaki belirtilerden en az birini hemen hemen (en az %75) tüm ilişkilerinde deneyimlenmesi ile tanı konulur.

1. Orgazmda belirgin bir gecikme, seyreklik olması ya da orgazmın hiç olmaması.
2. Orgazm duyumunun belirgin bir şekilde yoğunluğunun azalması.

B. Bu problem klinik anlamda belirgin bir sıkıntıya ve bozukluğa neden olur.

C. Bu cinsel işlev bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğu ile daha iyi açıklanamaz (başka bir cinsel işlev bozukluğu dışında) ve sadece bir maddenin (örn. kötüye kullanılan bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

3. Genital pelvik ağrı/penetrasyon bozukluğu:

A. En az yaklaşık 6 ay boyunca aşağıdaki belirtilerden bir ya da daha fazlasını sürekli veya tekrarlayan şekilde yaşanması ile tanı koyulur.

1. Vajinal ilişki/penetrasyon sırsında belirgin bir zorluk, vajinal giriş/birleşmenin olmaması.
2. Vajinal ilişki/penetrasyon sırsında belirgin vulvavajinal ya da pelvik ağrı.
3. Vajinal penetrasyonda vulvavajinal veya pelvik ağrı konusunda belirgin bir korku ya da anksiyete.
4. Vajinal penerasyon teşebbüsü sırasında pelvik kasların belirgin bir şekilde kasılması/gerilmesi.

B. Bu problem klinik anlamda belirgin bir sıkıntıya ve bozukluğa neden olur.

C. Bu cinsel işlev bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğu ile daha iyi açıklanamaz (başka bir cinsel işlev bozukluğu dışında) ve sadece bir maddenin (örn. kötüye kullanılan bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

Erkeklerde Cinsel İşlev Bozuklukları – DSM-V

1. Prematüre Ejakülasyon (Erken Boşalma):

A. Boşalmanın tekrarlayıcı bir biçimde, (cinsel etkinliklerin tümünde veya neredeyse tümünde) (en az %75) yaklaşık bir dakika içinde ve kişinin isteği öncesinde meydana gelmesi. Bu durum en az 6 ay boyunca devam etmelidir.

B. Bu problem klinik anlamda belirgin bir sıkıntıya ve bozukluğa neden olur.

C. Bu cinsel işlev bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğu ile daha iyi açıklanamaz (başka bir cinsel işlev bozukluğu dışında) ve sadece bir maddenin (örn. kötüye kullanılan bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

2. Erektil Disfonksiyon (Sertleşme Bozukluğu):

A. En az 6 ay süreli olarak cinsel ilişkilerin tümünde veya neredeyse tümünde (en az %75), cinsel etkinlik sonuçlanana kadar sertleşmeyi sağlayamama, sürdürememe veya yetersiz sertleşme.

B. Bu problem klinik anlamda belirgin bir sıkıntıya ve bozukluğa neden olur.

C. Bu cinsel işlev bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğu ile daha iyi açıklanamaz (başka bir cinsel işlev bozukluğu dışında) ve sadece bir maddenin (örn. kötüye kullanılan bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

3. Erkekte Düşük Cinsel İstek Bozukluğu

A. Cinsel içerikli düşüncelerin ya da düşlemlerin ve cinsel etkinlik için isteğin, sürekli ya da yineleyici olarak az olması ya da hiç olmaması gibi bir durumun (en az %75) en az altı aydır sürmesi.

B. Bu problem klinik anlamda belirgin bir sıkıntıya ve bozukluğa neden olur.

C. Bu cinsel işlev bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğu ile daha iyi açıklanamaz (başka bir cinsel işlev bozukluğu dışında) ve sadece bir maddenin (örn. kötüye kullanılan bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

4. Geç Boşalma:

A. Eşli her cinsel etkinlikte ya da neredeyse her cinsel etkinlikte (en az %75) kişinin gecikme olmasını istemiyorken boşalmada belirgin bir gecikme yaşaması ya da hiç boşalamama olarak tanımlanmaktadır. Kişi cinsel birleşme sırasında orgazm olamaz. Ayrıca tanı konabilmesi için bu belirtilerin en az 6 aydır devam ediyor olması gerekmektedir.

B. Bu problem klinik anlamda belirgin bir sıkıntıya ve bozukluğa neden olur.

C. Bu cinsel işlev bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğu ile daha iyi açıklanamaz (başka bir cinsel işlev bozukluğu dışında) ve sadece bir maddenin (örn. kötüye kullanılan bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

Diğer Cinsel Fonksiyon Bozuklukları- DSM-V

Diğer cinsel fonksiyon bozuklukları her iki cinsiyet için ortak alınmıştır. DSM-IV’de 4 alt başlık altında incelenen diğer fonksiyon bozuklukları DSM V’de iki alt başlık altında incelenmiştir (Höbek Akarsu ve Kızılkaya Beji, 2016).

Madde ve ilaç kullanımına bağlı cinsel işlev bozuklukları

A. Klinik olarak cinsel fonksiyonda anlamlı rahatsızlık olması:

1. Madde/ilaca başlandıktan ya da kesildikten sonra, doz aşımından sonra cinsel fonksiyonlarda rahatsızlık olduğuna dair kanıtlar olmalı.
2. Cinsel işlev bozukluğuna madde/ilaç kullanımı dışında neden olabilecek başka durumlar olmamalı.

B. Sorun klinik olarak belirgin sıkıntı veya bozulmaya neden olmalı.

Alt Tipleri:

1. Madde/ilaç kullanmaya başlandığında ya da doz aşımında.
2. Çekilme sırasında (Sungur, 2013).

Diğer Tanımlanmış Cinsel İşlev Bozuklukları ve Tanımlanmamış Cinsel İşlev Bozukluğu


Bu kategori herhangi bir Cinsel İşlev Bozukluğu için kriterlere uymayan cinsel işlev bozukluklarını içerir. Klinisyen cinsel işlev bozukluğu olduğu sonucuna varmıştır fakat

1. Ya belirtiler karışık, atipik,
2. Ya da primer nedenin genel bir tıbbi durum ya da madde kullanımı mı olduğunu belirleyememiştir (Höbek Akarsu ve Kızılkaya Beji, 2016).

Tanımlanan alt tipleri: Edinilen, yaşam boyu belirteçleri

• Durumsal vs. genelleştirilmiş
• Eş faktörleri (örn. Eşin cinsel sorunları, sağlık durumu)
• İlişkili faktörler (örn. zayıf iletişim, cinsel aktivite için farklı istekler)
• Bireysel faktörler (örn. kötü beden imajı, geçmişinde cinsel ya da duygusal istismar), psikiyatrik rahatsızlıklar (örn. Depresyon ya da anksiyete), ya da stresörler (iş kaybı, ölüm)
• Kültürel/dini faktörler (örn. cinsel aktiviteye karşı engeller, yasaklar, cinselliğe karşı tutumlar) (Sungur, 2013).

Cinsel İşlev Bozukluklarında Etiyoloji

Psikanalitik açıdan ele alındığında cinsel işlev bozukluklarının cinsel dürtüler ile utanç ve suçluluk gibi zorlayıcı duygular arasındaki bilinçdışı çatışmalardan, erken çocukluk dönemindeki yaşantılar, psikoseksüel gelişim dönemlerindeki aksamalar ve psikoseksüel çatışmalardan, ödipus kompleksi, kastrasyon anksiyetesi ya da penis kıskançlığı, penisi silah olarak algılama, bilinçdışı ensestiyöz arzular ve suçluluk hissi gibi nedenler ile ortaya çıktığı savunulur (Sadock, 2007).

Psikopatolojiye sistemik yaklaşan kuramcılar ise cinsel yetersizliğin oluşumunu, cinsel yönden yaralayıcı bir ortam yarattığı için eşler arasındaki patolojik etkileşime bağlarlar (Çavaş, 2008). Davranışçı model ve öğrenme teorisi ise cinsel davranışların da diğer tüm davranışlar gibi öğrenildiği ve cinsel işlev bozukluğu olan kişilerin cinsel uyarılara yanlış tepkiler vermeyi öğrenmiş oldukları görüşüne dayanmaktadır (Cooke 1966).

Modern yaklaşımda, davranışçı ve psikanalitik yaklaşımlarda yer verilen sebeplerin yanı sıra, birçok etkenin işin içinde olduğu ortaya konulmuştur (Sadock, 2007). Bu etkenler doğuştan getirilen özellikler olabildiği gibi yetişme koşulları, ailenin tutumu, eğitim, kişinin yetiştiği alt kültürün cinselliğe bakışı, yaşanılan psikolojik travmalar vb. gibi sonradan edinilen özellikler de olabilmektedir. Cinsel işlev bozukluklarının oluşumu genellikle karmaşık ve çok yönlü bir etkileşim sürecinin sonucunda olmakta; bu sorunların ortaya çıkmasında hazırlayıcı, başlatıcı ve sürdürücü etkenler bulunmaktadır (İncesu, 2004). Bu etkenler şu şekilde sıralanabilmektedir:

Hazırlayıcı etkenler: Cinsel eğitimin yetersizliği, cinsel mitler, tutucu ortamda büyüme, yetersiz cinsel deneyim, yaşam biçimi, bozuk aile ilişkileri, kişilik özellikleri, travmatik cinsel deneyimler, psikoseksüel roldeki güvensizlik, intrapsişik dinamik nedenler.

Başlatıcı etkenler: Bedensel hastalıklar, depresyon ve diğer psikiyatrik bozukluklar, ilaçların yan etkileri, alkol ve madde kullanımı, abartılı performans beklentileri, gebelik, doğum ve laktasyon, ilişkide yaşanan sorunlar, yaşlanma, sadakatsizlik, eş kaybı, partnerdeki cinsel işlev bozukluğu.

Sürdürücü etkenler: Performans anksiyetesi, ilişkide yaşanan sorunlar, cinsel mitler, psikiyatrik bozukluklar, bedensel hastalıklar, ilaçların yan etkisi, alkol ve madde kullanımı, suçluluk ve günahkarlık duyguları, partnerler arasındaki çekicilik kaybı.

Cinsel işlev bozukluklarını hazırlayan, başlatan ve sürdüren etkenlere bakıldığında, cinselliğin psikososyal, kültürel, davranışsal ve klinik etkenlerden kaynaklanan çok boyutlu ve multidisipliner bir süreç olduğu, cinsel işlev bozukluklarının da bu çok yönlü ilişkiler ağı içerisinde oluştuğu ya da ortadan kalktığı görülmektedir (İncesu, 2004). Bu açıdan ele alındığında cinsel işlev bozuklukları; biyolojik sorunların, intrapsişik karmaşaların, kişiler arası zorlukların ya da bunların birleşiminin ortaya çıkardığı bir durum olabilmekte; cinsellikle ilgili bilgisizlik, stres ve emosyonel rahatsızlıklar kişilerin cinsel işlevlerini etkileyebilmektedir. Bunlarla birlikte bedensel hastalıklar ile sürekli ilaç kullanımı, kadınlarda hormonal değişikliklere neden olan doğal evreler (gebelik, menopoz vb.) ve normal yaşlanma süreçlerinin de kişilerin cinsel yaşamlarında değişikliklere neden olabildiği bilinmektedir (Sadock, 2007).

Cinsel İşlev Bozukluklarında Sıklık

Cinsel işlev bozuklukları çok sık görülen bozukluklardır (Köroğlu ve Güleç 2007, Işık ve ark. 2013). Cinsiyet farkı gözetmeksizin her üç kişiden en az birinde, yaşamlarının herhangi bir döneminde en az bir cinsel işlev bozukluğu gözlenmektedir. Çeşitli ülkelerde yapılan çalışmalar, cinsel işlev bozukluklarının yaşam boyu yaygınlığının %30-50 arasında seyrettiğini; gebelik, doğum, menopoz, ileri yaş, infertilite, çeşitli hastalıklar nedeniyle kadınlarda daha sık rastlandığını; en sık görülen cinsel işlev bozukluğunun kadınlarda cinsel istek azlığı (%22), erkeklerde ise erken boşalma (%21) olduğunu, diğer sık rastlanan sorunların ise erkeklerde sertleşme bozuklukları ve cinsel istek azlığı ile kadınlarda orgazm bozuklukları ve cinsel ağrı bozuklukları olduğunu göstermektedir (Basson, 2015). Doğan’ın çalışmasında (2011) ülkemizde normal popülasyonda yapılan bir araştırmada ise cinsel fonksiyon bozukluğu görülme sıklığı kadınlarda vajinismus %15, anorgazmi %5 ve erkeklerde sertleşme bozukluğu %14, erken boşalma %29 olarak bildirilmiştir. Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD) kadınlarda (her 3 kadından 1'inde) cinsel isteksizlik ve uyarılma bozukluklarının, erkeklerde (yaklaşık 3-4 erkekten birinde) ise erken boşalmanın en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğu olduğunu bildirmiştir (2004). Yetişkin kadın ve erkeklerde görülebilen cinsel işlev bozukluklarının çeşitliliği ve sıklığı; bedensel, ruhsal sağlık durumu ve sosyodemografik faktörlerle ilişkili olarak değişebilmektedir (İncesu, 2011).

Cinsel işlev bozukluğu yaygınlığı, başlangıç yaşları, doktora başvuru yaşı ve bozukluk tipi açısından toplumsal ve kültürel farklılıklar gözlenmektedir (Namlı, Karakuş, Tamam ve Demirkol, 2016). Amerikan Tabipler Birliği’nin 1999’da yaptığı bir çalışmaya göre 18-59 yaş aralığında genel olarak cinsel işlev bozukluğu görülme sıklığı %31 olarak bulunmuştur. Bu yaygınlığa rağmen doktora başvuru oranı ancak son dönemlerde artış göstermiştir.

Kadınlarda cinsel işlev bozukluğu (CİB) yaygınlığı yaşla, vasküler hastalıklar için risk etmenlerinin varlığıyla ve menopozla artmaktadır (Kennedy ve Rizvi, 2009; Kennedy, Dickens, Eisfeld ve Bagby, 1999). Ancak kadınlarda CİB yaygın olmasına karşın klinisyene nadiren bildirilmekte ve çoğunlukla tedavisiz kalmaktadır (Laumann, Paik ve Rosen, 1999). Yaşlanmaya eşlik eden bir belirti olarak erkeklerde 40-70 yaşlarında sertleşme bozuklularının sıklığı artmakta ve erkeklerin yarısında sertleşme bozukluğu görülmektedir. Diabetik, hiperlipidemik, sigara kullanan, hipertansif ve kalp hastası olan erkeklerde sertleşme bozukluğu yaygınlığı artmaktadır (Araujo, Durante, Feldman, Goldstein ve McKinlay, 1998).

Cinsel İşlev Bozuklukları ve Psikiyatrik Komorbidite

Cinsel işlev bozukluklarının psikiyatrik hastalıklarla özellikle de anksiyete bozukluğu ve depresif bozukluklarla komorbiditesi oldukça sıktır. Kaplan (1987), cinsel kaçınmaların ve cinselliğe dair korkuların bulunduğu hasta grubunda komorbid psikiyatrik hastalıkların yüksekliğine işaret etmiştir. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan anksiyete bozuklukları ve depresyon cinsel isteği ve ilgiyi azalttığı gibi cinsel işlev bozukluklarına sebepte olmaktadır. Burada primer olan anksiyete bozukluğu ve depresyon mu yoksa cinsel işlev bozukluklarına sekonder mi gelismiş bunun ayrımı önemlidir. Hangisi öncelikli durumsa tedavi planının ona göre belirlenmesi gerekir (Genek Ülgen, 2015).

Bir çalışmada 40-60 yaş arasındaki hastalarda anksiyete bozukluğu ve depresyonun, cinsel işlev bozukluklarıyla bağlantısı araştırılmış; kontrol grubuna kıyasla her bir yalın psikopatoloji varlığının cinsel işlev bozukluğu görülme sıklığını 2 kat arttırdığı, hem anksiyete bozukluğu hem depresyon varlığının ise 3 kat artırdığı saptanmıştır (Perlman vd., 2007). Ernst ve arkadaşları, genç erişkinlerdeki cinsel sorunların anksiyete, depresyon ve kadınlarda sosyal fobi ve yeme bozukluğu ile ilişkili olduğunu öne sürmüştür (Ernst, Foldenyi ve Angst, 1993). Literatürdeki çalışmalardan sosyal fobi ile prematür ejakülasyon arasında ilişki olduğu bilinmektedir. Prematür ejakülasyonlu olgularda %47 oranında, kontrol vakalarında ise %9 oranında sosyal fobi tespit edilmiştir (Tignol, Martin-Guehl, Aouizerate, Grabot ve Auriacombe, 2006).

Ülkemizde Aksaray ve Yelken’in yaptığı bir çalışmada (2000), OKB olan kadın hastaların cinsel doyum ve işlev düzeyleri genelleşmiş anksiyete bozukluğu tanısı almış kadınlarla karşılaştırılmış ve OKB hastalarının cinsel olarak daha az uyarıldıkları, kaçınma düzeylerinin daha yüksek olduğu ve bu hastalarda orgazm olamama probleminin daha sık gözlendiği sonucuna varılmıştır (Aksaray ve Yelken, 2001).

Cinsel İşlev Bozukluklarında Tedavi

Kadın ve erkek cinsel işlev bozukluklarının tedavisine yönelik yaklaşımlar zaman içerisinde dramatik bir değişim göstermiştir. 1950’li yıllarda Freud’un psikanalitik yaklaşımı öne sürmesi ile, cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde odak noktası bilinçaltı çatışmaların çözümlenmesi olmuştur. 1960’lı yıllarda davranışçı yaklaşım kişilerin cinsel uyaranlara yanlış tepki vermeyi öğrendiklerini savunmuştur ve öğrenme prensiplerini temel alan kas gevşetme ve sistematik duyarsızlaştırma gibi davranışçı terapi uygulamaları ön plana çıkmıştır. Masters ve Johnson (1970)’nın cinsellik ile ilgili çalışmaları sonucunda ise modern cinsel terapi yaklaşımının temelleri atılmıştır. Bu bağlamda cinsel tepkiler üzerinde doğrudan gözlemler yapılmış, bu gözlemler sonucunda cinsel tepkinin heyecan, plato, orgazm ve rahatlama şeklinde dört aşamadan oluştuğu öne sürülmüş ve cinsel işlev bozukluğu performans kaygısına verilen bir tepki olarak tanımlanmıştır. Davranışçı yaklaşım temel alınmakla birlikte partnerler, partnerler arasındaki ilişki ve iletişim biçimi gibi faktörlerin de önemi vurgulanmıştır. Kökenini buradan alsa da zaman içerisinde gelişim gösteren cinsel terapilerin günümüzdeki uygulamalarına bakıldığında, müdahaleler cinsel tepki döngüsü hakkında psikoeğitim, danışmanlık, duyumlara odaklanma gibi davranışçı egzersizleri içermekte olup temel olarak performans kaygısının azalması ve cinsel hazzın yeniden deneyimlenmesi amaçlanmaktadır (Durna, Ülbe ve Dirik, 2020). Ülkemizde bu alanda yetkin bir kurum olan Cinsel Eğitim, Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD) cinsel terapiyi, cinsel sorunlar konusunda eğitim almış deneyimli psikiyatrist ve psikologlar tarafından cinsel sorunları olan birey ya da çiftlere uygulanan bir tür kognitif davranış tedavisi olarak tanımlamaktadır (Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği, 2011).

Tarih içerisindeki işleyişe bakıldığında cinsel işlev bozukluklarının tanımlanışının tedavi yaklaşımları üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Nitekim 1980’lerde cinsel işlev bozuklukları biyolojik bir problem olarak tanımlanmış ve tıbbi tedaviler ön plana çıkmıştır (Tiefer 2006). Günümüzde ise davranışçı tedavi yöntemleri kullanılmakta olup, cinsel işlev bozuklukların etiyolojisinde hem psikolojik hem de biyolojik faktörlerin rol oynadığı kabul edilmektedir. Dolayısıyla farklı tedavi yaklaşımlarını birleştiren bütüncül bir yaklaşım kullanılmaktadır. Cinsel işlev bozukluklarının tedavisi için en yaygın bilinen ve kullanılan yaklaşımlardan biri, bilişsel-davranışçı terapi (BDT) yaklaşımıdır (ter Kuile, Both ve van Lankveld, 2010). BDT’de amaç cinsel uyaranlara verilen yanlış tepkiler yerine doğru tepkilerin öğretilmesidir. Bu bağlamda, müdahaleler cinsel işlev bozukluklarını başlatan ve sürdüren bilişsel faktörleri (örn., cinsellikle ilgili mitler, olumsuz düşünceler, inançlar, cinsel benlik şemaları, duygular) ve/ya davranışsal faktörleri (örn., cinsel aktiviteden kaçınma davranışı, zayıf iletişim) hedef almaktadır. Bu doğrultuda BDT’de psikoeğitim, bilişsel yeniden yapılandırma, iletişimi güçlendirme, mastürbasyon eğitimi, gevşeme eğitimi ve duyumlara odaklanma egzersizi gibi pek çok teknikten yararlanılmaktadır (Hucker ve McCabe, 2014; Weiner ve Avery-Clark, 2014). İlgili literatürde, BDT’nin cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde etkin olduğunu gösteren görgül çalışmalar bulunmaktadır (Frühauf, Gerger, Schmidt, Munder ve Barth, 2013). Ancak, her ne kadar BDT araştırmalarda ve klinik uygulamalarda yaygın şekilde kullanılsa da, mevcut literatürde sınırlılıklarının olduğu da vurgulanmaktadır. Bu sınırlılıklar arasında, kadın cinsel işlev bozukluklarının bazı türleri (örn., disparoni, cinsel uyarılma bozukluğu) için kanıta dayalı ve yapılandırılmış BDT tedavisinin olmaması, randomize aktif kontrollü çalışmaların ve BDT’nin hangi bileşeninin daha etkili olduğunu tespit etmeye yönelik çalışmaların az sayıda olması ve birçok tedavi bileşeninde (örn., duyumlara odaklanma) cinsel partnerin olması gerekliliği yer almaktadır (ter Kuile, Both ve van Lankveld, 2010, Pyke ve Clayton 2015).

Son dönemde, kadın cinsel işlev problemlerinin tedavisi için BDT’ye alternatif olarak ya da BDT ile entegre edilerek kullanılan bilinçli farkındalık temelli terapilerin ön plana çıktığı görülmektedir (Hucker ve McCabe 2014; Paterson, Handy ve Brotto, 2017). Bilinçli farkındalık, bireyin dikkatini istemli bir şekilde ve yargısızca anlık deneyimlerin akışına yöneltmesi olarak tanımlanmaktadır (Kabat-Zinn, 2005). İlgili literatür gözden geçirildiğinde, kadın cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde bilinçli farkındalık temelli psikolojik müdahalelerin uygulandığı ampirik çalışmaların olduğu gözlemlenmiştir (Brotto, Basson ve Luria, 2008a). Ancak bu müdahale içerikli çalışmaları değerlendiren güncel bir sistematik derleme çalışmasına rastlanmamıştır (Durna, Ülbe ve Dirik, 2020).

Sonuç

Cinsel işlev bozukluğu her iki cinsiyette de sık karşılaşılan bir durum olup birçok kronik hastalık ve tedavileri ile ilişkili olabilmekte ve tanısı önemli ölçüde öyküye dayanmaktadır. Tedavide hastanın ve varsa eşin ya da partnerin bilgilendirilmesi önemlidir. Altta yatan organik bir sebep var ise tedavi sürecinde öncelik organik sebebin ortadan kaldırılmasıdır. Cinsel bilgilendirme, tedavi sürecindeki olası zorluklara karşı hastanın ve partnerinin uyumunu kolaylaştıracağı için cinsel yanlış inanışların düzeltilmesi ve normali bilmek tedavinin önemli bir basamağını oluşturur. Bu aşamada genellikle çizim ve maket gibi eğitim materyalleri kullanılmaktadır. Bilgilendirmenin, eğitim ve tedavi sürecinde tarafsız, yargılayıcı olmayan, basit ve anlaşılır bir dille yapılması gerekir. Ayrıca eğer cinsel işlev bozukluğunun altında yatan neden alkol veya madde kullanımı ise kişilerin bağımlılık tedavisine yönlendirilmesi, ön planda evlilik dinamiklerindeki sorun yer alıyor ise evlilik terapisi ile cinsel terapinin eş zamanlı olarak yürütülmesi önemlidir (Örüm, 2019).

Depresyon başta olmak üzere birçok psikiyatrik rahatsızlığın cinsel isteği azalttığı ya da geçici bir süre ortadan kaldırdığı bilinmektedir. Cinsel isteği olumuz etkileyebilecek diğer psikiyatrik rahatsızlıklar ise “yaygın anksiyete bozukluğu, özellikle cinsellikle ilgili olmak üzere obsesif-kompülsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluk, özellikle anksiyetenin yoğun olduğu dönemlerde şizofreni gibi psikotik bozukluklar” şeklinde sıralanabilir. Cinsel istek azlığı psikiyatrik bir hastalığa ya da onun tedavisinde kullanılan ilaçlara bağlı ise, öncelikle hastalığın cinsel isteği etkilemeyen bir ilaçla tedavisi gerekmektedir. Psikiyatrik rahatsızlık düzelme gösterdiği halde cinsel isteksizlik devam ediyorsa cinsel terapi ya da soruna yönelik özel yaklaşımlar gerekebilir (Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği, 2004).

Kaynaklar

Akarsu, R. H. ve Beji, N. K. (2016). Kadın cinsel fonksiyon bozuklukları sınıflandırılmasında DSM-V kapsamında yapılan değişiklikler. Androloji Bülteni, 18(65), 134-137.

Aksaray, G. and Yelken, B. (2001) Sexuality in women with Obsessive Compulsive Disorder. Journal of Sex & Marital Therapy, 27, 273-277.

APA (2001) Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 4th TR edition (DSM-IV TR). Washington, DC, American Psychiatric Association.

APA (2013) Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 5th edition (DSM 5). Washington, DC, American Psychiatric Association.

Araujo, A. B., Durante, R., Feldman H. A., Goldstein, I. ve McKinlay, J. B. (1998). The relationship between depressive symptoms and male erectile dysfunction: Cross sectional results from the Massachusetts Male Aging Study. Psychosom Med, 60, 458–465.

Basson, R. (2015). Human Sexual response. Handb Clin Neurol, 130, 11-18.

Bozdemir, N. ve Özcan, S. (2011). Cinselliğe ve cinsel sağlığa genel bakış. Turkish Journal of Family Medicine and Primary Care, 5(4).

Brotto, L. A., Basson, R. and Luria, M. (2008a). A mindfulness-based group
psychoeducational intervention targeting sexual arousal disorder in women. J Sex Med, 5, 1646-1659.

Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (2004). Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Alanında Ulusal ve Yerel Medya Yoluyla Savunuculuk Projesi Bilgilendirme Dosyası 1: Cinsel Yaşam ve Sorunları. Erişim Adresi https://cetad.org.tr/CetadData/Books/21/pdf-dosyasini-indirmek-icin-tiklayiniz.pdf

Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (2011). Cinsel Terapi Nedir? Kimler Tarafından Yapılır? Erişim Adresi https://www.cetad.org.tr/4/haber-ve-duyurular/77/cinsel-terapi-nedir-kimler-tarafindan-yapilir

Cooke, G. (1966). The efficacy of two desensitization procedures: an anlogue study. Journal of Behaviour Research and Therapy, 4, 17-24.

Çavaş, Şengül. (2008). Cinsel İşlev Bozuklukları Polikliniğine Başvuran Vajinismus ve Prematür Ejakülasyon Olgularında Psikiyatrik Komorbiditenin Araştırılması. (Uzmanlık Tezi). Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul.

Doğan, S. (2011). Cinsel işlev bozuklukları, depresyon ve antidepresanlar. Journal of Mood Disorders, 1(2), 81-86.

Durna, G., Ülbe, S. ve Dirik, G. (2020). Kadında Cinsel İşlev Bozukluğunun Tedavisinde Bilinçli Farkındalık Temelli Müdahaleler: Sistematik Bir Derleme. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 12(1), 72-90.

Ernst, C., Foldenyi, M. and Angst, J. (1993). The Zurich Study: XXI Sexual dysfunction and disturbances in young adults. Data of a longitudinal epidemiological study. Eur Arch Psychiatry Clin Neurosci, 243(3-4), 179-88.

Frühauf, S., Gerger, H., Schmidt, H. M., Munder, T. and Barth, J. (2013). Efficacy of psychological interventions for sexual dysfunction: a systematic review and meta-analysis. Arch Sex Behav, 42, 915-933.

Genek Ülgen, M. (2015). Bir Üniversite Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine Başvuran ve Antidepresan Tedavi Başlanan Hastalarda Cinsel İşlev Bozukluğu Yaygınlığının İncelenmesi. (Tıpta Uzmanlık Tezi). Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Eskişehir.

Hucker, A. ve McCabe, M. P. (2014) An online, mindfulness-based, cognitive-behavioral therapy for female sexual difficulties: impact on relationship functioning. J Sex Marital Ther, 40, 561-576.

Işık, E., Işık, U. ve Işık Taner, Y. (Ed.). (2013). Çocuk, Ergen, Erişkin ve Yaşlılarda Depresif ve Bipolar Bozukluklar. Ankara: Sigma.

İncesu, Cem. (2004). Cinsel İşlevler ve Cinsel İşlev Bozuklukları. Klinik Psikiyatri, Ek 3, 313.

İncesu, C. (2011). DSM-5 ve cinsel işlev bozuklukları. Nöropsikiyatri Arşivi, 48(1), 1-6.

Kabat-Zinn, J. (2005). Full Catastrophe Living: Using The Wisdom of Your Body and Mind to Face Stress, Pain, and Illness (15th ed.) New York, NY: Delta-Bantam.

Kaplan, H. S. (1977). Hypoactive sexual desire. J Sex Marital Ther, 3(1), 3-9.

Kaplan, H.S. (1987). Sexual Aversion, Sexual Phobias and Panic Disorder. New York: Brunner-Mazel Publishers.

Kennedy, S., Dickens, S., Eisfeld, B. and Bagby, R. M. (1999). Sexual dysfunction before antidepressant therapy in major depression. J Affect Disord, 56, 201-208.

Kennedy, S. H. ve Rizvi, S. (2009). Sexual dysfunction, depression, and the impact of antidepressants. J Clin Psychopharmacol, 29, 157-64.

Kinsey, A. C., Pomeroy, W. B. and Martin, C. E. (1948). Sexual behavior in the human male. Philadelphia: W.B. Saunders.

Kinsey, A. C., Pomeroy, W. B., Martin, C. E. and Gebhard, P. M. (1953). Sexual behavior in the human female. Philadelphia: W.B. Saunders.

Köroğlu, E. ve Güleç, C. (2007). Psikiyatri Temel Kitabı (2.Baskı). Ankara: Hekimler Yayın Birliği.

Laumann, E. O., Paik, A. ve Rosen, R. C. (1999). Sexual dysfunction in the United States: prevalence and predictors. JAMA, 281, 537-544.

Masters, W.B. ve Johnson, V. E. (1994). İnsanda cinsel davranış. (Çev. Ü. Sayın). İstanbul: Bilimsel ve Teknik Çeviri Yayınları Vakfı. (Orijinal yayın tarihi, 1966).

Namlı, Z., Karakuş, G., Tamam, L. ve Demirkol, M. E. (2016). Bipolar Bozuklukta Cinsellik ve Cinsel İşlev Bozuklukları. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 8(4), 309-320.

Örüm, M. H. (2019). Cinselliğin Önemi ve Cinsel İşlev Bozuklukları Yönetimi. Aile Hekimliğinde Güncel Yaklaşımlar (ss.449-456). Ankara: Akademisyen Kitabevi.

Paterson, L. Q., Handy, A. B. and Brotto, L. A. (2017). A pilot study of eight-session mindfulness-based cognitive therapy adapted for women’s sexual interest/arousal disorder. J Sex Res, 54, 850-861.

Perlman, M. C., Martin, L., Hirdes, J. P., Telegdi, N. C., Perez, E. and Rabinowitz, T. (2007). Prevelance and predictors of sexual dysfunction in psychiatric patients. Psychosomatics, 48, 309-318.

Pyke, R. E. and Clayton, A. H. (2015). Psychological treatment trials for hypoactive sexual desire disorder: a sexual medicine critique and perspective. J Sex Med, 12, 2451-2458.

Sadock, V. A. (2007). Normal insan cinselliği ve cinsel işlev bozuklukları. In: Sadock VA, Sadock BJ, eds. (Çev. Ed. Aydın H, Bozkurt A) Kaplan & Sadock’s Comprehensive Textbook of Psychiatry. Sekizinci baskı. Ankara: Güneş Kitabevi, 1902-1936.

Sungur, M.Z. ve Gündüz A. (2013). Critiques and Challenges to Old and Recently Proposed American Psychiatric Association’s Website DSM 5 Diagnostic Criteria for Sexual Dysfunctions. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni, 23(1), 113–28.

ter Kuile, M. M., Both, S. and van Lankveld, J. J. (2010). Cognitive behavioral therapy for sexual dysfunctions in women. Psychiatric Clinics, 33, 595-610.

Tiefer, L. (2006) Sex therapy as a humanistic enterprise. Sex Relation Ther, 21, 359-375.

Tignol, J., Martin-Guehl, C., Aouizerate, B., Grabot, D., and Auriacombe, M. (2006), Social phobia and premature ejaculation: a case-control study. Depression and Anxiety, 23(3), 153-7.

Weiner, L. and Avery-Clark, C. (2014). Sensate focus: Clarifying the Masters and Johnson's model. Sex Relation Ther, 29, 307-319.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Cinsel İşlev Bozuklukları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Esra DEMİRBOZAN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Esra DEMİRBOZAN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     2 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Esra DEMİRBOZAN Fotoğraf
Psk.Esra DEMİRBOZAN
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi3 kez tavsiye edildiTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Esra DEMİRBOZAN'ın Makaleleri
► Cinsel İşlev Bozuklukları Psk.Nergis ÖZDİNÇ AZANPA
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,911 uzman makalesi arasında 'Cinsel İşlev Bozuklukları' başlığıyla benzeşen toplam 31 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Ölüm ve Yas Mayıs 2020
► Şema ve Mod Terapisi ÇOK OKUNUYOR Şubat 2020
► Anne ve Psikolojimiz Üzerindeki Etkileri ÇOK OKUNUYOR Ağustos 2019
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


03:22
Top