2007'den Bugüne 85,285 Tavsiye, 26,662 Uzman ve 18,981 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Covid-19 Pandemisinin Psikolojik Boyutu
MAKALE #21535 © Yazan Psk.Esra DEMİRBOZAN | Yayın Haziran 2020 | 572 Okuyucu ÇOK OKUNUYOR
Tarih boyunca insanlar çeşitli afetlerle karşılaşmış ve bu afetlerin etkileriyle baş etmek durumunda kalmışlardır. İnsanlığın karşılaştığı afetlerden birisi hiç şüphesiz ki salgın hastalıklardır. Bu hastalıklar devletleri, toplumları, insanları derinden etkilemiş, ticari faaliyetlere darbe vurmuş ve sosyal yaşamı felce uğratmıştır (Yiğit ve Gümüşçü, 2016; Yolun, 2012; Yıldız, 2014). Günümüzde Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkan ve hızlı bir şekilde yayılım göstererek dünyayı etkisi altına alan yeni koronavirüs salgını da (COVID-19 veya 2019-nCOV) toplumların yaşantısını ve dünya ekonomisini önemli ölçüde etkilemiştir (Zhu, Wei ve Niu, 2020). Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak tanımlanan COVID-19 salgını yaygın bulaşma potansiyeli, yüksek ölüm oranı, öngörülemezliği ve alışılmadık korunma yolları (sosyal mesafelenme, izolasyon) nedeniyle pek çok boyutta krize neden olan küresel bir afettir. Travmatik etkiler yaratma potansiyeline sahip her afet gibi bu salgının da psikososyal etkileri açısından ele alınması önem taşımaktadır (Türk Psikologlar Derneği, 2020).

Salgınlar bir toplumdaki güç dengelerini, sınıf çatışmalarını ve derin toplumsal değişmeleri gösteren yansıtıcılardır. Salgının olduğu yerdeki sosyolojik gruplar farklı tepkiler gösterebilirler ve bulaşıcı hastalıkların yol açmış olduğu sonuçlar bir toplumdaki derin toplumsal zemini göz önüne serebilir (Ekiz, Ilıman ve Dönmez, 2020). Orta çağda birçok insanın ölümüne sebep olan veba salgınında; hastalık ve savaşların ekonomik yükü hayatı zorlaştırmış, özellikle kırsal kesimlerde büyük isyanlara yol açmış ve bu dönemde yabancı düşmanlığının (Zenofobi) tetiklendiği görülmüştür (Yolun, 2012; Yıldız, 2014). Yapılan birçok çalışma, salgın hastalıkların insanlarda büyük bir travma oluşturduğunu ve kaygı düzeyinin yükselmesine neden olduğunu göstermiştir (Yıldız, 2014; Lau vd., 2005; Taylor vd., 2008; Zhang vd., 2020).

UNICEF (2020)’e göre herhangi bir salgın hastalık sırasında bu salgın hastalıktan hem direkt hem de dolaylı olarak etkilenen insanların tepkileri şunları içerebilir: geçim kaynaklarını kaybetme korkusu, izolasyon sırasında çalışamama korkusu, işten çıkarılma korkusu, hastalıkla ilişki olunduğu için karantinaya alınmanın sosyal dışlanmaya (hastalıktan etkilenen alandan olan veya olduğu düşünülen kişilere yönelik etnik ayrımcılığa) neden olacağı korkusu, izole edilmeye bağlı olarak çaresizlik, sıkılma, yalnızlık hissetme ve depresyon, hastalığa yakalanma ve ölme korkusu, bakım sırasında enfekte olma korkusuna bağlı olarak sağlık tesislerine yaklaşmaktan kaçınma, sevilenleri korumak konusunda güçsüz hissetme, virüse bağlı olarak sevilenleri kaybetme korkusu, karantina uygulamasına bağlı olarak bakım verenlerden ve sevilenlerden ayrı kalma korkusu, ebeveynlerinin veya bakım verenlerinin karantina altına alınması nedeniyle enfekte olma korkusuna bağlı olarak refakatçisi olmayan çocuklar ile yaşlı veya engelli bireylere bakmayı reddetme ve bir önceki salgın hastalık deneyimini yeniden yaşıyor olma hissi.

Bulaşıcı hastalıklar sırasında deneyimlenmesi olası olan tepkilere bağlı olarak COVID-19 özelinde karşılaşılabilecek tepkiler sırasıyla özet ve ek olarak şunları içerebilir: bireyin kendi sağlık durumu ve COVID-19'a maruz kalmış olabilecek sevdikleriyle ilgili korku ve endişe, uyku hijyeninde ya da beslenme düzeninde değişiklikler, uyuma veya konsantre olma konusunda zorlanma, varsa kronik sağlık sorunlarının kötüleşmesi ve alkol, tütün ya da diğer ilaçların kullanımında artış (CDC, 2020). Nüfusun temel alındığı bir çalışmada; kadın cinsiyet, öğrenci olmak, COVID-19'u düşündüren semptomlara sahip olmak ve algılanan sağlık durumu, daha yüksek kaygı ve depresyon oranları ile ilişkili bulunmuştur. Öte yandan, doğru bilgilerin mevcudiyeti ve el yıkama gibi spesifik önleyici tedbirlerin uygulanması bu etkileri hafifletiyor görünmektedir (Wang vd, 2020).

Covid 19 süreci çocuklar, yaşlılar ve genç yetişkinler için farklı şekillerde deneyimlenmektedir. İnsanlarda gelişimsel dönemlere özgü birtakım farklılıkların olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu durum anlaşılırdır. Örneğin çocuklar normal yaşam süreçleri içerisinde de çevrelerindeki yetişkinlerin verdikleri tepkileri gözlemleyerek tepki verirler. Bulaşıcı hastalığa bağlı salgın dönemlerinde ise özellikle yetişkinlerin verdikleri tepkiler mevcut durumla sakin ve güvenli bir biçimde başa çıkabildikleri mesajını vermekteyse bu, çocuklar için önemli derecede destek sağlayıcı olmaktadır (Aktürk, 2020).

Çocukların stres verici yaşam olaylarına yönelik verdikleri tepkiler birbirlerinden farklı olabildiği için çocuklarda takip edilmesi gereken, sık görülen birtakım değişiklikler söz konusudur. Sağlıksız yeme ve uyku alışkanlıkları, kolayca sinirlenip öfkelenebilme, akademik performansta düşüş, önceden zevk alınan etkinliklerden kaçınma, açıklanamayan somatik semptomların varlığı, uyuşturucu madde ve alkol kullanımı, aşırı ağlama ve sinirlilik hâli, geride bırakılan davranışlara gerileme (regresyon), takibi gerekli olan sık gözlenen değişikliklerden bazılarıdır (CDC, 2020). İleri yaştaki bireyler ise bu dönemde daha yoğun kaygı, öfke, stres, huzursuzluk, içe çekilme gibi tepkiler yaşayabilmektedirler. Esasında bu bireylerin tepkileri yaşanmakta olan olağandışı durumdan kaynaklıdır ve rutinlerinin dışına çıkmaya, alışkanlıklarını gerçekleştiremiyor olmaya katlanmak bu yaş grubu için daha zorlayıcı olabilmektedir. Özellikle zihinsel bozukluk/demans yaşayan ileri yaştaki yetişkinlerin tepkilerinin ele alınması daha güç olabileceğinden, sosyal destek bu yaş grubu için ayrıca önemli olmaktadır. Bu bireyler için gerekli durumlarda tıbbi destek için girişimde bulunulması, zihinsel durumları göz önünde bulundurarak, neler olup bittiğine ilişkin bilgilerin basit ve açıklayıcı bir dille anlatılması, sokağa çıkma yasağı ve diğer tedbirler konusunda uyum sağlamalarına yardımcı olunması, yardım istemekten çekinebilecekleri göz önünde bulundurularak ihtiyaçlarını karşılamalarında destek olunması gerekmektedir (Türk Psikologlar Derneği, 2020).

Kitlesel Özellikteki Pandeminin Psikolojik Yönü


Küresel olarak yayılan bir salgın pandemi olarak adlandırılmaktadır. COVID-19 pandemisine kadar dünya nüfusunun üçte birinden fazlasını enfekte eden ve yaklaşık 50 milyon insanı öldüren 1918 İspanyol gribi bunun en bilindik örneğidir. 1957, 1968 ve 2009'da H1N1 influenza pandemileri diğer pandemi örnekleridir (Grennan, 2019). Tarih boyunca insanlık kızamık, kolera, veba, tifo, sıtma, sarı humma gibi birçok salgın yaşamıştır. Günümüzde ise Covid 19 pandemisi yaşanmaktadır. Pandemilerin en önemli etkilerinden birisi psikolojik etkileridir. Örneğin MERS salgınının ilk aşamalarında hastalık hakkında daha fazla bilgi ile bireylerin kaygı düzeylerinde artış yaşadıkları ve gayri resmi bilgilere daha fazla güven duydukları bildirilmiştir (Jeong vd., 2016).

COVID-19 pandemisi bir sağlık krizinden çok daha fazlasına işaret etmektedir. Dokunduğu her ülkeyi sarsan bu pandemi, günümüz ve gelecek için yıkıcı ve derin izler bırakacak ekonomik, politik ve sosyal krizlere yol açma potansiyeline sahip küresel bir sağlık sorunudur. Bu pandemi nedeniyle insanların hemen her gün işleri ile gelirlerini kaybediyor olmasının yanı sıra normal yaşama ne zaman dönüleceğini bilmiyor olmaları, COVID-19 pandemisinin küresel ölçekte bırakmaya devam ettiği ve devam edeceği zorluklardan bazılarına işaret etmektedir (UNDP Türkiye, 2020). Söz konusu bu önlemlerin ekonomik, siyasal ve sosyal olduğu kadar psikolojik birtakım etkileri de olmaktadır. Olağan yaşam sürecinde günlük davranış rutinleri; yaşam pratiğinin belli bir aks üzerine konumlandırılması, uyku düzeninden beslenme saatlerine dek birçok noktada insan hayatının kolaylaştırılmasına yarayan otomatik yönelimler ve yıllar boyunca tekrarlanan davranışların bir süre sonra kalıplaşması ile oluşmaktadır. Ancak pandemi sürecinde bu rutinlerde ve gündelik yaşam düzeninde değişiklikler ve birtakım bozulmalar deneyimlenebilmektedir. Bireylerin gerek hoşlandıkları gerek hoşlanmadıkları alışkanlıkları, yaşamlarını öngörülebilir kılmalarından ötürü önemli iken pandemiye bağlı olarak oluşan belirsizlik bu süreci sekteye uğratmakta ve bir bunaltıya sebebiyet vermektedir (Aktürk, 2020). Rutin hâlini almış olan alışkanlıkların askıya alınması ile pandeminin seyrinin ve sonuçlarının uzun vadede belirsizliğini koruyor olması; insanın doğası gereği aradığı belirlilik, öngörülebilirlik ve kontrol hissi deneyimlerine tehdit oluşturmaktadır. Söz konusu bu belirsizliğe bağlı olarak bireylerin kaygı, korku ve öfke deneyimlemeleri normal bir görünüm kazanmaktadır (Demirutku, 2020).

Ruh sağlığı, Covid 19 gibi yeni enfeksiyonların yönetiminde önemli bir rol oynamaktadır. Geçmiş pandemilerde yaşanılanlar göz önünde bulundurulduğunda Covid 19 korkusunun insanlarda paniği artırabileceği ve sosyal damgalanmaya yol açabileceği düşünülebilir. Küresel çapta etkileri olan, ölümcül olabilen bir salgınla aniden karşılaşmak kendi başına zorlayıcı bir durumken; salgın süreci nedeniyle oluşturulan yeni hayat düzeni ve kısıtlamaların getirdiği duygusal yük, yeni bir düzene (online yaşam, maskeyle dolaşmak, evden çalışmak vb) uyum sağlamaya çalışmanın stresi; yaşanılan psikolojik zorluğu artırabilmektedir. Süreçle baş etmek konusunda herkesin aynı şartlarda ve yeteri kadar kaynağa sahip olamayışı (maddi koşullar, çalışma koşulları vs), süreci yönetmek açısından dezavantajlı bir durumda (yaşlı olmak, fiziksel ve/veya psikolojik bir rahatsızlığa sahip olmak, sağlık çalışanı olmak vs) yer almak, halihazırda var olan psikolojik alt yapı, baş etme mekanizmaları gibi bireysel farklılıklar; küresel ve ulusal etkileri olan bir salgından bireysel olarak farklı düzeylerde etkilenilmesine sebebiyet verebilmektedir. Haber kanalları ve sosyal medya aracılığıyla paylaşılabilen yanlış bilgiler, ulusal ve küresel tedbirlerde yaşanabilen aksaklıklar, süreçle ilgili belirsizlikler, kişi olarak tek başına tedbirli olmanın yetmemesi, tüm insanlar olarak başkalarının hareketlerinden de etkilenilen bir süreç içerisinde yer almak ise; bireysel faktörler dışında toplumsal ve küresel faktörlerin de işin içerisinde olduğunu göstermekte, bu durum psikolojik açıdan yaşanılan zorluğu artırabilmektedir. Bununla birlikte aynı tehdidi yaşayan insanlar olarak bir bütünün parçası olarak hissedebilmek, toplum bilincinin oluşması, daha önce vakitsizlikten dolayı yapılamayan aktivitelere zaman ayırabilmek, farkındalığı artırıcı çalışmalarda bulunmak, yeni hobiler edinmek, yaşama daha farklı bir perspektiften bakabilmek, öncelikleri ve değerleri anlamlandırabilmek gibi konularda süreçten fayda sağlamak da mümkün olabilmektedir.

Pandemi Sürecinde Online Yaşam ve Etkileri


COVID-19 pandemisine bağlı olarak alınan karantina, sosyal mesafelenme ve sosyal izolasyon gibi koruyucu önlemler; kişiler için çeşitli yönlerden psikolojik olarak zorlayıcı olabilmektedir. Pandemi sırasında mental sağlığın korunumu ve psikososyal destek sağlanmasına yönelik atılabilecek birtakım adımlar; bu zorlayıcı etkinin azaltılması ve bireylerin olumlu duygular hissetmeleri açısından önemlidir. Bu adımlar; sosyal olarak izole edilmiş olma ihtimali olan insanlarla sosyal kontağın aramalar veya yazışmalar yoluyla sürdürülmesi, özellikle sosyal medya kullanmayan topluluk üyeleriyle salgın hastalığa ilişkin gerçekliği olan önemli bilgilerin paylaşılması ve ailelerinden ya da bakım verenlerinden ayrılmak durumunda kalmış olan kişilerin bakımının sağlanıp desteklenmeleri şeklinde özetlenebilir (Aktürk, 2020). İnsanların birbirlerini desteklemeleri için, hissedilen korkunun ve endişenin normalleştirilmesi gibi destek yollarına başvurulması ile gerektiğinde nasıl ve nereden yardım alınabileceği bilgisini de içerecek şekilde COVID-19 pandemisine ilişkin doğru ve güncel bilgilerin topluluk üyeleriyle paylaşılması önemli hususlardır. Özellikle yaşlı bireylerin sevdikleri kişilerle fiziksel olarak temas etmelerinin mümkün olmaması nedeniyle sosyal ağlar yoluyla sık sık iletişim kurmaları her iki taraf için de koruyucu olmaktadır (UNICEF, 2020). Ayrıca online danışmanlıklar gibi bazı sağlık hizmetleri, online kurs ve eğitimler, online olarak yapılan toplantı ve görüşmeler; hem kişilerin dışarıya çıkmadan bazı ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini sağlamakta, hem de onlara sosyal ilişki kurdukları bir alan sunmaktadır.

Virüsün küresel çapta seyreden bir yayılım hâli göstermesiyle birlikte, Türkiye özelinde pandeminin yayılımının kontrol altına alınması ve olası yeni vakaların önüne geçilmesi amacıyla devlet ve toplum düzeyinde alınan birtakım önlemler özellikle önemlidir. Bu önlemler; kamuda ve özel sektörde esnek mesai, dönüşümlü mesai ve evden çalışma gibi alternatiflerin devreye sokulması ile eğitime zorunlu ara verilerek tamamen uzaktan eğitime geçilmesidir (TÜBA, 2020). Bu bağlamda çoğu insanın evde geçirdiği zaman, miktar bakımından artış gösterme eğilimindedir. Yetişkin bireyler iş yaşamlarına online platformlarda devam ederken çocukların ve gençlerin eğitim hayatları da televizyon ekranlarında ve online platformlarda devam etmektedir. Bu süreçte özellikle çocukların yeni duruma uyum sağlama becerileri ciddi birtakım problemleri de beraberinde getirme ihtimalini taşımaktadır (Aktürk, 2020). Bu nedenle anne babalar, hem pandemi sürecini deneyimleyen kişiler olarak hem de birer ebeveyn olarak yaşadıkları bu süreci sağlıklı bir şekilde yönetmek durumunda kalmaktadırlar.

Karantina ve Sosyal İzolasyonun Neden Olduğu Ruhsal Belirtiler


Covid 19 pandemisinin en önemli sonuçlarından birisi karantina ve sosyal izolasyondur. Sosyal izolasyonun ilk adımı sosyal mesafedir ve mutlak izolasyonun zorunlu olmadığı, temasın ve etkene maruz kalmanın minimum düzeyde tutulduğu yöntemdir. Türkiye Psikiyatri Derneği (2020) günümüzde uygulanan etkili ve yaygın olarak kullanılan sosyal mesafe önlemlerini şu şekilde sıralamıştır:

- Toplantıların iptal edilmesi
- Yüz yüze eğitime ara verilmesi
- İşyerlerinin kapatılması
- Seyahatin kısıtlanması

Sosyal izolasyon ise temel ihtiyaçlar için günlük kısa bir gezi haricinde tamamen iç mekanda kalmayı ifade eder. Hasta olan kişilerin sağlıklı bireylerden ayrılması ve hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla hasta bireylerin hareket alanı kısıtlanır. Karantina ise, potansiyel bir bulaşıcı hastalığa maruz kalan kişilerin hastalık taşıyıp taşımadıklarını tespit etmek için tecrit edilmesi ve kısıtlanmasıdır, bu şekilde başkalarını enfekte etme riskinin azaltılması hedeflenir. Bu tanım, bulaşıcı bir hastalık teşhisi konan kişilerin hasta olmayanlardan ayrılması olan izolasyondan farklıdır ancak iki terimin, özellikle halkla iletişimde genellikle birbirinin yerine kullanıldığı görülmektedir (Centers for Disease Control and Prevention, 2017).

Karantinanın deneyimleyenler için genellikle hoş olmayan bir süreç olduğu bilinmektedir. Sevdiklerinden ayrılma, özgürlük kaybı, hastalık durumu hakkında belirsizlik ve sıkılma zaman zaman dramatik etkiler yaratabilmektedir. Zorunlu kitle karantinasının potansiyel faydaları oldukça önemlidir ancak bununla birlikte psikolojik yükü de ihmal edilmemesi gereken bir konudur. Karantinanın bir halk sağlığı önlemi olarak başarılı bir şekilde kullanılması, bununla ilişkili olumsuz etkilerin mümkün olduğunca azaltılmasını gerektirir. Karantinaya alınanları araştıran çalışmaları inceleyen sistematik bir derleme, bu kişilerde psikolojik sıkıntı ve psikiyatrik bozukluk belirtilerinin yüksek bir prevalansının olduğunu bildirmiştir. Genel psikolojik belirtiler duygusal rahatsızlık, depresyon, stres, düşük duygulanım, sinirlilik, uykusuzluk, travma sonrası stres belirtileri, öfke ve duygusal tükenme olarak sıralanabilir (Brooks vd., 2020). Bu gibi durumlarda, kişilerde ölüm korkusu gibi ciddi endişeler ortaya çıkabilir, yalnızlık ve öfke duyguları gelişebilir. Ayrıca, karantinaya alınan insanlar yüz yüze bağlantılarını ve geleneksel sosyal etkinliklerini kaybettikleri için yoğun stres yaşayabilirler (Zhang J., Wu, Zhao ve Zhang W., 2020). Karantinaya alınan ve karantinaya alınmayan ebeveynler ve çocuklarda travma sonrası stres semptomlarını karşılaştıran bir çalışmada, karantinaya alınan çocuklarda karantinaya alınmayanlara göre bu semptomlar dört kat daha fazla saptanmıştır. Karantinaya alınan ebeveynlerin %28'i (27/98), karantinaya alınmamış ebeveynlerin ise %6'sı (17/299) travmaya bağlı bir ruhsal bozukluk tanısı koymak için yeterli semptom bildirmiştir (Sprang ve Silman, 2013).

Karantina süreciyle birlikte kaçınma davranışı da çok yaygın olarak görülmektedir. Geçmişte potansiyel SARS teması nedeniyle karantinaya alınan insanlar üzerinde yapılan bir araştırma, karantinaya alınan kişilerin % 54'ünün (524/1057) öksüren veya hapşıran insanlardan kaçındığını, %26'sının (255/1057) kalabalık kapalı yerlerden kaçındığını ve % 21'inin (204/1057) karantina dönemini takip eden haftalardaki tüm kamusal alanlardan kaçındığını bildirmiştir (Reynolds, 2008). Daha uzun karantina sürelerinin ruh sağlığını daha çok etkilediği ve travma sonrası stres belirtileri, kaçınma davranışı ve öfke ile ilişkisinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir. 10 günden fazla karantina altında olanların travma sonrası stres belirtileri, 10 günden az karantina altında olanlardan anlamlı olarak daha yüksek bildirilmiştir. Karantina döneminden sonra sürekli el yıkama ve kalabalıklardan kaçınma gibi uzun vadeli davranış değişiklikleri tanımlanmış ve normale dönmenin aylarca sürdüğü belirtilmiştir (Cava, Fay, Beanlands, McCay ve Wignall, 2004). Ayrıca karantinaya alınan bireylerin karantinaya alınmayanlara göre kendi sağlıkları için endişe duyma, başkalarına bulaştırma korkusu ve aile üyelerini enfekte etmekten korkma olasılıklarının daha yüksek olduğu bildirilmiştir (Bai vd., 2004). Geçmiş pandemi dönemlerinde yapılmış çalışmalarda SARS virüsü bulaşmış kişiyle temas ettiği için karantina altına alınan kişilerde, korku, sinirlilik, üzüntü ve suçluluk hissinin karantina süreci boyunca sık görülen olumsuz duygular olduğu bildirilmiştir (Samantha vd., 2020). Karantinaya alınmanın uzun dönem etkileri arasında kalabalıktan kaçınma ve aşırı dikkatli bir biçimde el yıkama gibi davranış değişikliklerinin yer aldığı ve kişilerin bir kısmının aylarca normal yaşama dönemediği görülmüştür. Türkiye Psikiyatri Derneği (2020) karantina sırasında sık görülen ruhsal yakınmaları şu şekilde sıralamıştır:

- Kafa karışıklığı, konsantrasyon bozukluğu
- Korku
- Öfke
- Suçluluk hissi
- Matem hisleri
- Uyuşukluk
- Tükenmiş hissetme
- Kaygıya bağlı uykusuzluk

Karantina sırasında sık görülen ruhsal bozukluklar akut stres bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, majör depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu ve uyum bozukluğu olarak bildirilmiştir (Türkiye Psikiyatri Derneği, 2020). Karantinanın ruhsal etkileri bakımından en fazla risk altında olan gruplardan birinin sağlık çalışanları olduğu düşünülmektedir. Literatürde yer alan çalışmalara bakıldığında SARS ile temas eden hastane çalışanlarında, akut stres bozukluğu belirtileri gelişmesini en yüksek düzeyde yordayan etmenin karantinaya alınmak olduğu görülmektedir. Karantina sonrası dönemde, karantinaya alınan çalışanlar alınmayanlara göre; daha yüksek şiddette tükenmişlik belirtileri, çevresindeki insanlara uzak hissetme, ateşli hastalarla ilgilenirken daha fazla kaygı duyma, huzursuzluk, uykusuzluk, konsantrasyon bozukluğu, kararsızlık, iş performansında bozulma, çalışmakla ilgili isteksizlik ve istifayı düşünme gibi belirtiler sergilemişlerdir. Bir çalışmada hastane personelinin %9’unda salgından 3 yıl sonra hala yüksek şiddette depresyon belirtilerinin devam ettiği, depresyon belirtisi devam edenlerin %60’ının karantinaya alınmış sağlık personeli olduğu görülmüştür. Sağlık çalışanları kendileri karantinaya alınabileceği gibi, meslekleri gereği karantinadaki başka kişilere de hizmet verebilmekte ve karantina sürecinin psikolojik etkilerine bu şekilde farklı açılardan da maruz kalabilmektedirler. Nitekim SARS salgını sırasındaki karantina döneminde çalışmış sağlık çalışanlarıyla yapılan bir çalışmada karantinada çalışmış olmanın uzun dönemde hastalarla doğrudan teması en aza indirmek gibi kaçınma davranışlarıyla ilişkili olduğu görülmüştür (Samantha vd., 2020).

Türkiye Psikiyatri Derneği (2020) karantina sürecinden önce, karantina sırasında ve karantina sürecinden sonraki bazı etmenlerin kişilerin ruh sağlığı üzerinde etkili olduğunu belirtmiştir. Buna göre karantina öncesi döneme ilişkin ruhsal etkilenmeyi arttıran etkenlere bakıldığında; geçmiş salgın hastalık deneyimleri, geçmişte ruhsal hastalık öyküsü olan kişilerin karantinanın bitiminden 4-6 ay sonraki dönemde görülen endişe ve öfkeli hissetme gibi ruhsal yakınmalara daha yatkın olduğu görülmektedir (Samantha vd., 2020). Ayrıca karantina altına alınmış olan sağlık çalışanları karantina altına alınan genel toplumdaki bireylere göre daha fazla travma sonrası stres belirtileri yaşayabilmekte; öfke, kızgınlık, üzüntü, korku, engellenmiş hissetme, suçluluk hisleri çaresizlik ve yalıtılmış hissetme gibi ruhsal yakınmaları daha şiddetli ve sık olarak deneyimlemektedirler. Karantina sırasındaki etmenlere bakıldığında ise; karantinaya bağlı yalıtılma nedeniyle sıkılmak ve engellenmiş hissetmek, yaşam rutininin belirgin biçimde bozulması, kaynaklara ve düzenli tıbbi bakıma erişimde yetersizlik, hastalığın yaygınlığı ve karantina süresiyle ile ilgili yetersiz bilgi, bulaş ve korunma yollarıyla ilgili yetersiz bilgi, karantina süresinin uzun olması (10 günden uzun ise), virüs ile infekte olduğu veya diğerlerini infekte edeceğiyle ilgili tasalanma gibi faktörlerin ruh sağlığı açısından risk oluşturduğu bildirilmiştir (Türkiye Psikiyatri Derneği, 2020). Bu süreçte hizmet veren sağlık çalışanları içinse; yeterli koruyucu ekipmanın temin edilmemesi, zorlu çalışma koşulları ve infekte etme endişesine bağlı olarak yakınlarıyla temas etme olanağının kalmaması; ruh sağlığı açısından risk oluşturan faktörlerdir. Ayrıca karantina döneminde ruhsal hastalıklar bakımından en riskli gruplar; halen ve geçmişte ruhsal hastalığı bulunanlar, sağlık çalışanları, alkol ve madde bağımlılığı olan kişiler, gebeler, postpartum dönemdeki kadınlar, bilişsel bozukluğu olanlar, azınlık grupları ve yaşlı kişiler olmaktadır.

Karantina sonrası döneme ilişkin ruhsal etkilenmeyi arttıran etmenlere bakıldığında ekonomik kayıplar ve damgalama dikkat çekmektedir. Bu iki etmen sadece karantina sonrasında değil, karantina sırasında da sorun oluşturabilmektedir. İnsanların çalışamaması ve mesleki faaliyetlerini bir planlama yapamadan kesmesi gerekebilir. Bu durum sosyoekonomik sıkıntılara sebebiyet verebileceği gibi karantinadan birkaç ay sonra ruhsal hastalık belirtilerinin gelişmesi için de risk oluşturabilir. Nitekim karantina dönemindeki ekonomik kayıp ve ruhsal belirtiler arasındaki ilişkiyi inceleyen bir çalışmada, yıllık hane geliri belli bir miktarın altında olan katılımcıların, daha şiddetli travma sonrası stres bozukluğu ve depresif belirtiler yaşadıkları gösterilmiştir (Samantha vd., 2020).

Damgalama hem karantina sırasında, hem de karantinadan sonra devam edebilen bir başka sorundur. Karantinaya alınanların, yerel mahallelerindeki insanların damgalamalarına uğradıkları, insanların onlardan uzak durdukları ve onların sosyal davetlerini reddettikleri, onlara korku ve şüphe ile muamele ettikleri ile ilgili bilgiler bulunmaktadır (Cava, Fay, Beanlands, McCay ve Wignall, 2004). Özellikle azınlıkların pandemi dışındaki dönemde uğradıkları ayrımcılık bu dönemde daha belirgin hale gelebilmektedir. Bu konudaki geçmiş örneklere bakıldığında, Liberya'daki Ebola salgını sırasında karantinaya alınan gruplardan etnik azınlıkta olanların bu dönemde haklarından daha fazla mahrum kaldıkları görülmektedir (Türkiye Psikiyatri Derneği, 2020).

COVID-19 Enfeksiyonunun Etkilerine Bağlı Psikiyatrik Belirtiler


COVID-19 enfeksiyonunun dolaylı psikolojik etkilerinin birtakım psikiyatrik belirtilere neden olduğu bildirilmektedir. Wuhan’daki COVID-19 salgını sırasında 18 yaş üstü 4872 katılımcı ile yapılan bir çalışmada, ruhsal hastalık prevalansı ve bunun sosyal medya maruziyeti ile ilişkisi araştırılmış; COVID-19 salgını sırasında 18 yaş üstü genel popülasyonda depresyon yaygınlığı %48,3, anksiyete yaygınlığı %22,6, depresyon ve anksiyete kombinasyonunun yaygınlığı %19,4 saptanmıştır. Katılımcıların %80'inden fazlası yüksek sıklıkla sosyal medyada COVID-19 ile ilgili haber ve bilgilere maruz kaldığı, sosyal medya maruziyeti yüksek olanların daha yüksek ruhsal hastalık geliştirdiği bildirilmiştir (Gao vd., 2020). Hastanede yatarak tedavi gören 144 COVID-19 tanılı hasta ile yapılan bir çalışmada ise, hastaların %34,72’sinde anksiyete ve %28,47'sinde depresyon belirtilerinin bulunduğu, yatarak tedavi gören hastalarda anksiyete ve depresyon belirtilerinin yüksek oranda olması ile daha az sosyal desteğe sahip olma arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirtilmiştir (Xiangyu vd., 2020).

Sonuç


COVID-19 pandemisi yakın tarihte yaşanan diğer küresel acil durumlardan farklı bir niteliğe sahiptir. Dünya çapında milyonlarca insan, her zamanki normal hayatlarına ne zaman devam edebileceklerine dair net bir bilgiye sahip olmaksızın evlerine kapanmış durumda yaşamakta; “normal yaşamın” geri dönüp dönmeyeceği belirsizliğini korumaktadır (Abbruzzese, Ingram ve Click, 2020). Bu belirsizlikle birlikte pandemi nedeniyle dünya çapında devletlerin aldıkları ve vatandaşlarından da almalarını istedikleri tedbirlerin bireylerin psikolojik iyi oluşları üzerindeki etkileri de tartışma konusu olmakta ve söz konusu bu psikolojik etkiler, karantina ve sosyal izolasyon koşullarına bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Nitekim evden çalışma olanağının olup olmaması, internet erişimine sahip olunup olunmadığı, aile üyelerinin ve sevilen kişilerin nerede oldukları ile güvende olup olmadıkları, barınılan yerin konforu, yalnız başına karantinaya veya sosyal izolasyona tabi olup olmama gibi koşulların bırakacağı psikolojik etkiler kişiden kişiye değişiklik gösterebilmektedir (Türk Psikologlar Derneği, 2020).

Mevcut koşullarda psikolojik sağlamlığı destekleyen etmenlerin iyimserlik, esneklik, yaratıcılık, sosyal beceriler, sosyal destek, işlevsel başa çıkma becerileri olduğu bilinmektedir. Korku; belirsizlik, tehdit ve alışılmadık bir yaşam sürdürme zorunluluğu karşısında ortaya çıkan olağan bir tepkidir. Başkalarıyla paylaşmak, yaratıcılık ve bazen de ağlamak gibi yollarla duyguların ifade edilmesi mümkündür (Türk Psikologlar Derneği, 2020).




Kaynaklar


Abbruzzese, J., Ingram, D. ve Click, S. (2020). The coronavirus pandemic drove life online. It may never return. NBC News. url: https://www.nbcnews.com/tech/internet/coronavirus pandemic-drove-life-online-it-may-never-return-n1169956. (Erişim Tarihi: 09.06.2020).

Aktürk, H. (2020). Yeni Koronavirüs Hastalığı Pandemisi Döneminde Online Yaşam ve Psikolojik Etkileri. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ankara.

Bai, Y., Lin, C. C., Lin, C. Y., Chen, J. Y., Chue, C. M. ve Chou, P. (2004). Survey of stress reactions among health care workers involved with the SARS outbreak. Psychiatr Serv, 55(9), 1055–1057.

Brooks, S. K., Webster, R. K., Smith, L. E., Woodland, L., Wessely, S., Greenberg, N. … Rubin, G. J. (2020). The psychological impact of quarantine and how to reduce it: rapid review of the evidence. The Lancet, 395(10227), 912-920.

Cava, M. A., Fay, K. E., Beanlands, H. J., McCay, E. A. ve Wignall, R. (2005). The Experience of Quarantine for İndividuals Affected by SARS in Toronto. Public Health Nurs, 22(5), 398–406.

Centers for Disease Control and Prevention. (2017). Quarantine and isolation. url: https://www.cdc.gov/quarantine/index.html. (Erişim Tarihi: 08.06.2020).

Centers for Disease Control and Prevention. (2020). Coronavirus disease 2019 (COVID-19). url: https://www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/daily-life-coping/managing-stress-anxiety.htmlCDC_AA_refVal=https%3A%2F%2Fwww.cdc.gov%2Fcoronavirus%2F20 19-ncov%2Fprepare%2Fmanaging-stress-anxiety.html. (Erişim Tarihi: 09.06.2020).

Demirutku, K. (2020). Belirsizlik, kontrol, kabüllenme. Türk Psikologlar Derneği. url: http://www.psikolog.org.tr/tr/haberler/www/belirsizlik-kontrol-kabullenme-x531. (Erişim Tarihi: 09.06.2020).

Ekiz, T., Ilıman, E. ve Dönmez, E. (2020). Bireylerin Sağlık Anksiyetesi Düzeyleri ile Covid-19 Salgını Kontrol Algısının Karşılaştırılması. Uluslararası Sağlık Yönetimi ve Stratejileri Araştırma Dergisi, 6(1), 139-154.

Erdoğan, A. ve Hocaoğlu, Ç. (2020). Enfeksiyon hastalıklarının ve pandeminin psikiyatrik yönü: Bir gözden geçirme. Klinik Psikiyatri Dergisi, 23(2).

Gao, J., Zheng, P., Jia, Y., Chen, H., Mao, Y., Chen, S., … Dai, J. (2020). Mental healthproblems and social media exposure during COVID-19 outbreak. PLOS ONE, 15(4). doi:10.1371/journal.pone.0231924.

Grennan, D. (2019). What Is a Pandemic? JAMA, 321, 910-910.

Jeong, H, Yim, H. W., Song, Y. J., Ki, M., Min, J., Cho, J. … Chae, J. H. (2016). Mental health status of people isolated due to Middle East Respiratory Syndrome. Epidemiol Health doi: 10.4178/epih.e2016048.

Lau, J.T.F., Yang, X., Pang, E., Tsui, H.Y. Wong, E. ve Wing, Y.K. (2005). SARS Related Perceptions in Hong Kong. Emerging Infectious Diseases, 11(3), 417-424.

Reynolds, D. L., Garay, J. R., Deamond, S. L, Moran, M. K., Gold, W. ve Styra, R. (2008). Understanding, compliance and psychological impact of the SARS quarantine experience. Epidemiol Infect, 136(7), 997–1007.

Sprang, G ve Silman, M. (2013). Posttraumatic stress disorder in parents and youth after health-related disasters. Disaster Med Public Health Prep, 7(1), 105–110.

Taylor, M. R., Kingsley, E.A., Garry, J. S. ve Raphael, B. (2008). Factors Influencing Psychological Distress During A Disease Epidemic: Data From Australia’s First Outbreak of Equine İnfluenza. BMC Public Health, 8, 1-13.

TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi). (2020). COVID-19 pandemi değerlendirme raporu. url: http://www.tuba.gov.tr/files/images/2020/kovidraporu/Covid-19%20Raporu-Final+.pdf. (Erişim Tarihi: 09.06.2020).

Türk Psikologlar Derneği, (2020). COVID-19 Salgını Sırasında Ruh Sağlığı. url: http://www.psikolog.org.tr/tr/blog/www/covid-19-salgini-sirasinda-ruh- sagligi-x656. (Erişim Tarihi: 10.06.2020).

Türkiye Psikiyatri Derneği, (2020). Karantinanın Ruhsal Etkileri ve Koruyucu Önlemler. url: https://www.psikiyatri.org.tr/TPDData/Uploads/files/KarantinaCOVID.pdf. (Erişim Tarihi: 10.06.2020).

UNDP Türkiye, (2020). COVID-19 pandemisi: İnsanlık COVID-19 ile baş edebilmek için liderlik ve dayanışmaya ihtiyaç duyuyor. url: https://www.tr.undp.org/content/turkey/tr/home/coronavirus.html. (Erişim Tarihi: 08.06.2020).

UNICEF, (2020). Addressing mental health and psychosocial aspects of COVID-19 Outbreak. url: https://www.unicef.org/ukraine/en/reports/addressing-mental-health-and-psychosocial-aspects-covid-19-outbreak. (Erişim Tarihi: 08.06.2020).

Wang, C., Pan, R., Wan, X., Tan, Y., Xu, L., Ho, C. S. … Ho, R. C. (2020). Immediate psychological responses and associated factors during the initial stage of the 2019 coronavirus disease (COVID-19) epidemic among the general population in China. International Journal of Environmental Research and Public Health, 17(5), 1729. doi:https://doi.org/10.3390/ijerph17051729.

Xiangyu, K., Kailian, Z., Min, T., Fanyang, K., Jiahuan, Z., Le, D., … Yuchao, D. (2020). Prevalence and Factors Associated with Depression and Anxiety of Hospitalized Patients with COVID-19. medRxiv. doi: https://doi.org/10.1101/2020.03.24.20043075.

Yıldız, F. (2014). 19. Yüzyılda Anadolu’da Salgın Hastalıklar (Veba, Kolera, Çiçek, Sıtma) ve Salgın Hastalıklarla Mücadele Yöntemleri. Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Denizli.

Yiğit, İ. ve Gümüşçü, O. (2016). Manisa ve çevresinde salgın hastalıkların iskana etkisi (XVI-XX. yy). TÜCAUM Uluslararası Coğrafya Sempozyumu. 13-14 Ekim 2016, Ankara.

Yolun, M. (2012). İspanyol Gribinin Dünya ve Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adıyaman.

Zhang, W. R., Wang, K., Yin, L., Zhao, W. F., Xue, Q., Peng, M. .... Hong, X. W. (2020). Mental health and psychosocial problems of medical health workers during the COVID-19 epidemic in China. Psychotherapy and Psychosomatic, Apr 9, 1-9. doi: 10.1159/000507639.

Zhang, J., Wu, W., Zhao, X. ve Zhang, W. (2020). Recommended psychological crisis intervention response to the 2019 novel coronavirus pneumonia outbreak in China: a model of West China Hospital. Precision Clinical Medicine, 3(1), 3-8.

Zhu H., Wei L. ve Niu P. (2020). The Novel Coronavirus Outbreak in Wuhan, China. Global Health Research and Policy, 5(6), 1-3.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Covid-19 Pandemisinin Psikolojik Boyutu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Esra DEMİRBOZAN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Esra DEMİRBOZAN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Esra DEMİRBOZAN Fotoğraf
Psk.Esra DEMİRBOZAN
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi3 kez tavsiye edildiTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Esra DEMİRBOZAN'ın Makaleleri
► Covid-19 ve Psikolojik Destek Psk.Dila HOTLAR
► Obezite'nin Psikolojik Boyutu Psk.Şafak AĞACA KEMAL
► Covid-19 ve İlişkiler Psk.Dnş.Özgür YILDIZ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,981 uzman makalesi arasında 'Covid-19 Pandemisinin Psikolojik Boyutu' başlığıyla benzeşen toplam 14 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Cinsel İşlev Bozuklukları ÇOK OKUNUYOR Haziran 2020
► Ölüm ve Yas Mayıs 2020
► Şema ve Mod Terapisi ÇOK OKUNUYOR Şubat 2020
► Duygusal Açıdan Yeterince İyi Annelik ÇOK OKUNUYOR Ağustos 2019
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


08:11
Top