2007'den Bugüne 84,616 Tavsiye, 26,457 Uzman ve 18,846 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Ergenlik Dönemi Psikolojisi ve Davranışları
MAKALE #21726 © Yazan Uzm.Psk.Beliz EREREN | Yayın YENİ Eylül 2020
Ergenlik dönemi, kimliğin oluşturulduğu hassas ve stresli bir dönemdir. Bu dönem, bebeklik döneminden sonra en yoğun ve hızlı fiziksel gelişimin yaşandığı gelişim dönemidir. Fiziksel değişikliklere bu dönemde duygusal ve bilişsel gelişimler de eşlik eder.

Ergenlik döneminde karşılaşılan belirli durum, davranış ve özellikler vardır. Ancak her özelliğin, her davranışın bütün ergenlerde görüleceğine dair bir zorunluluk yoktur. Herkesin bütün maddeleri karşılaması beklenmez. Bazen davranışlar farklılık gösterir bazen de davranışların yoğunluğu/şiddeti. Bazı ergenler çok çatışmanın yaşandığı ve yoğun bir ergenlik dönemi geçirirken bazıları ise nispeten daha hafif ve sorunsuz bir ergenlik dönemi geçirebilirler. Böyle bir farklılığın yaşanmasında çevresel faktörler oldukça etkilidir.

Çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olan ergenlik döneminde ergenin statüsü ve yerine getirmesi beklenen roller belirgin değildir. Bu dönemde hem kendisinin hem de çevresinin gözünde o, ne bir çocuktur ne de yetişkin. Belirgin bir konumu olmadığı için de kimi zaman çocuk kimi zaman da yetişkin gibi davranır. Aynı şekilde çevresinden de kimi zaman çocuk kimi zaman da yetişkin muamelesi görür.

Ebeveynler için de oldukça zorlu olan ergenlik döneminin sağlıklı bir şekilde geçirilmesi için dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Anne babaların, bu dönemin özelliklerini, çocuklarında gerçekleşecek değişimleri ve nedenlerini bilmeleri önem verilmesi gereken bir konudur.

Ergenlik Döneminde Yaşanan Fiziksel Değişimler ve Psikolojik Durumlar

Ergenliğin başlangıç yaşı kişiden kişiye ve cinsiyetlere göre farklılıklar gösterir. Ancak fiziksel ve psikolojik açıdan değişimler ortalama 10-12 yaşlarında görülmeye başlar. Bu süreç, gençlik dönemi olarak da kabul edilen 21-22 yaşlara kadar devam eder. Başlangıçta yoğun ve stresli olan ergenlik döneminin yoğunluğu 20’li yaşlara doğru azalır.

Fiziksel değişimlerde kızlar ve erkekler arasında cinsiyetlere özgü farklılıklar görülür. Kızların fiziksel gelişimleri erkeklere göre daha erken dönemde başlar. Ortalama 11-12 yaşlarında göğüslerde ve vücut hatlarında belirginleşme görülür. Genital bölgede ve koltuk altında kıllanma yaşanır. 12-13 yaş civarında adet olmaya başlayan kızların, boyları uzar ve kilo alırlar. Kızlarda erkeklere nazaran ortalama 2 sene önce boy uzaması ve kilo alımı başladığı için ergenliğin başlarında kızların yaşıtları erkeklerden daha uzun ve ağır olmaları gözlenen normal bir durumdur. Ancak uzama süreci kızlarda erkeklerden daha kısa süre devam eder.

Fiziksel değişimleri kızlara göre 1-2 sene daha geç yaşayan erkeklerde, koltuk altı ve genital bölgede kıllanma yaşanır. Bunu sakalların çıkması takip eder. 13-14 yaşlarında ilk sperm boşalmasını yaşarlar. Bu dönemde erkeklerde seste çatallaşmalar fark edilir düzeydedir. Ortalama 15-16 yaşlarında çatallaşma sona erer ve sesleri oturur. 12-13 yaşlarında kızlardan daha kısa ve zayıf olan erkekler, 14 yaş itibariyle atağa geçerler ve arayı kapatırlar. Boy uzaması ve kilo alımı süreci kızlara göre 2-3 sene daha uzun sürer. Bu dönemde kızlar ve erkeklerde el ve ayaklar hızlı ve orantısız bir şekilde büyür. Bu da her ikisinin de kendi içlerinde fiziksel bir denge kuramamalarına ve sıkça sakarlık yapmalarına neden olur. Bu dönemde durmadan bir yere çarpma, bir şey düşürmeleri bundandır.

Hormonal değişimler, kızlar ve erkekler üzerinde farklı sonuçlara neden olur. Değişen hormonlar erkeklerde aşırı sinir ve öfkeyle ortaya çıkarken, bu durum kızlarda mutsuzluk ve depresyonla kendisini gösterir. Kızlar bu dönemde daha depresif ve içe kapanık bir ruh haline bürünürler. İkisi arasında bu denli farklı bir sonucun ortaya çıkmasında çevresel faktörler ve kültürel değerlerin de etkisi vardır.

Fiziksel değişimler ergenler üzerinde tahmin edilenden çok daha fazla etkiye sahiptir. Çünkü çok hızlı gelişen bu değişimlere adapte olmak oldukça zordur. Her gün aynaya baktığınızı ve küçük de olsa değişimlerle karşılaştığınızı, birkaç ay önceki halinizle şimdiki haliniz arasında ciddi farklar olduğunu ve bu değişimlerin çok da heyecanla beklediğiniz değişimler olmadığını düşünün. Bütün bunlar ergenler üzerinde psikolojik sonuçları da beraberinde getirir.

Hızla değişen ruh hali, ergenlik döneminin en belirgin özelliklerinden birisidir. Bir ergen, dün sevdiği bir şeyi bugün hiç sevmeyebilir, az önce ağlarken biraz sonra dans etmeye başlayabilir ya da biraz evvel hayattan, düzenden, dünyanın işleyişinden nefret ederken şimdi heyecanla gelecekle ilgili umut dolu planlar yapabilir. Bu dönemde yaşanan duygular o kadar yoğundur ki en küçük aksaklık büyük krizlere, şakasına söylenen bir söz alınganlıklara, küsmeye ve hatta öfke patlamalarına kadar gidebilir. Bu nedenle çokça küskün, kızgın, öfkeli, üzgün, ağlayan bir ruh haline girebilirler. Hızla değişen bu karmaşık süreç ergenin çevresindeki kişilerle sorunlar yaşamasına neden olur.

Ebeveynler, ergen çocuklarını ne istediklerini, ne yaptıklarını bilmemekle suçlarlar. Aslında bu doğru bir tespittir. Ergenler bu dönemde ne istediklerini, ne hissettiklerini tam olarak bilemezler. Ailelerinin onlara yol göstermelerine ihtiyaçları vardır ve bunu isterler. Ancak bunu istemiyorlarmış gibi bir tutum takınırlar. Çünkü bu dönem bir yandan onların aileden yavaş yavaş kopmaya başladığı, bireyselleştiği dönemdir. Hem aileden kopma isteği hem de aileden destek alma ihtiyacının yarattığı çatışma ergenlerde kaygıya neden olur. Aynı zamanda aileye verilen yanlış mesaj, aile ile çatışmalara da zemin hazırlar. Bu noktada ailelerin, çocuklarına kendilerini bulmaları için gerekli alanı oluşturup yönlendirme yapmadan, sadece seçeneklerinin neler olduğunu, onu neler beklediğini göstermeleri önemlidir. Böylece hem ergenin bireyselleşme aşamasında adım atması hem de bir noktaya kadar ebeveynlerin kontrolünde olması sağlanmış olur.

Kimlik arayışı, ergenlik döneminin başlıca konularından birisidir. “Ben kimim?” sorusu birden en önemli soru haline gelir. Bu soru bazen bir kimlik krizine dönüşür. “Ben kimim” sorusunun cevabını bulmak ergenlik döneminin başlıca amacıdır. Bu nedenle birçok yeni şey denemeye, yeni insanlarla tanışmaya, yeni ortamlara girmeye isteklidirler. Kendilerini bulma arayışında kendilerine bir rol model bulmaya çalışabilirler. Ergenliğin başlarında genellikle rol model kızlarda anne, erkeklerde ise baba olur. Daha sonraları bu rol model tarihi bir kişilik, bir öğretmeni, çok ünlü bir oyuncu ya da ailesinden birisi olabilir. Model aldığı kişi gibi olmak ister ve onun gibi davranmaya, giyinmeye, onun ilkelerini benimsemeye başlar. Bu şekilde ergen, model aldığı kişiyle özdeşleşmeye başlar. Aile bireyleriyle başlayan özdeşleşme çevredeki diğer kişilerle devam eder ve bir düşünceye, bir topluma doğru genişler. Bu sayede ergen hem çevreyi, dünyayı hem de kendisini keşfetmeye başlar. Aşırıya kaçmadığı sürece ergenin biriyle özdeşim kurması doğal bir gereksinim ve bu sürecin önemli bir parçasıdır.

Ergenlik döneminde ergenin hayatında en güçlü etkiye ve yönlendirme gücüne sahip kişiler arkadaşlardır. Ailenin saatlerce açıklayarak yaptırmak istediği bir şeyi arkadaşı tek bir söz ile yaptırabilir. Çünkü arkadaşları, ergenin başkaları tarafından kabul gördüğünün, aileden ayrı bir birey olduğunun, bağımsız olmaya başladığının kanıtıdır. Bunu kaybetmek istemediği için bu dönemde arkadaşlar ergen için çok önemlidir. Arkadaş ilişkilerinin bu dönemde bu kadar önemli olmasının nedenlerinden birisi de ergenin kendisini anlaşılıyor hissetmesidir. Çünkü arkadaşı da aynı onun gibi aynı karmaşaları, aynı değişimleri yaşıyor, aynı korkuları paylaşıyor onunla. Ebeveynler, yetişkinler ne kadar iyi niyetle yaklaşsalar da ergenle aynı şeyi hissetmedikleri, aynı noktada olmadıkları için arkadaşlarıyla olduğu konumda olması bazen oldukça zor olabilir.

Anlaşılma isteği ergenlik döneminin en temel ihtiyaçlarından birisidir. Kendisi ne istediğini, kim olduğunu, ne aradığını tam olarak bilemezken bir de bunları başkalarına anlatmak daha da zorlayıcı bir hal alır. Bu nedenle karşısında ne olursa olsun onu anlayan birilerine ihtiyaç duyar. Onun yaşadığı anlayamama durumunu bile anlayan, anlamaya çalışan kişiler bu süreci onun için üstesinden gelebilir bir hale sokar. Anlaşılmadıklarını düşündüklerinde onu anladığına inandığı kişilerle yakınlaşmaya yatkındırlar. Bu durum, ergeni dış tehlikelere açık olmasına neden olur. Bu nedenle yakın çevresinde onu anlamaya, onunla bağ kurmaya çalışan birilerinin olması oldukça önemlidir.

Ergenin en temel sosyal ihtiyaçlarından birisi bir gruba ait olma hissidir. Çevresi, arkadaşları tarafından kabul görmek ister. Dahil olduğu bir grubun olması da bunun bir göstergesidir. Dahil olacağı sosyal grup, bir arkadaş grubu da olabilir, bir spor ya da etkinlik grubu da. Ergenin, ergenlik dönemi sorunlarının üstesinden daha rahat gelmesi açısından bir gruba dahil olması ona oldukça yardımcı olacaktır.

Sosyalleşmek, arkadaş edinmek bir ergenin en büyük amaçlarındandır. Ancak bu dönemin kaçınılmaz getirilerinden biri olan çekingenlik, bu doğrultuda ergenin en büyük düşmanıdır. Çekingenlik, bazılarında çok yoğun yaşanırken bazıların da ise daha hafif görülebilir. Ancak her ergen, topluluk önünde, yeni tanıştığı kişilerle ve özellikle karşı cinsle konuşurken bu çekingenliği yaşar. Bu durum, özellikle ergenliğin başlarında oldukça normal kabul edilir. Ancak çekingenlik hiç azalmadan ilerleyen dönemlerde de devam ediyor ve hayatını kısıtlıyorsa müdahale edilmesinde her zaman fayda var.

Ergenlik döneminin özelliklerinden birisi bulundukları her ortamda herkesin onu izlediğini, onun hakkında bir şeyler söylediklerini düşünmeleridir. Çünkü bu dönemde ergenler çevreye benmerkezci bir açıdan bakarlar. Birçok şeyin merkezinde kendilerinin olduklarına inanırlar. Bu nedenle dış görünüşlerine gereğinden fazla önem verirler. En küçük davranışları dahil diğer insanları etkilemek, onlar üzerinde olumlu bir izlenim bırakmak içindir. Bu dönemde her şey üstünde olduğundan çok daha büyük etkiye sahip olduklarına inanırlar. Bu durum, baskı yaşamalarına neden olurken özgüvenlerinin artmasını da sağlar.

Artan özgüven ve benmerkezci bakış, ergenin hayata, kendisine dair yeni bir şey keşfetmiş olmanın verdiği heyecanla birçok şeyi geri kalan herkesten daha iyi bildiğine, çok farklı bir noktada olduğuna inanmasına neden olur. Yakın çevresine de bu bakış açısıyla yaklaşır ve kendisini onlardan üstün görür. Bu yüzden karşısındaki kişilerin (ebeveyn, öğretmen vb.) düşüncelerine önem vermez. Çünkü o, ortamdaki en akıllı kişidir ona göre, kimsenin görmediğini görür.

Ergenlik döneminde ergenler, ailesine, çevresine hatta tüm dünyaya, özellikle de otoriteye, karşı isyan bayraklarını kaldırırlar. Bu isyan, bir bakıma onların birey olma ve başkaları tarafından görülme, fark edilme arzularının bir sonucudur. Bu durum, ergenlik döneminin kilit olaylarından birisidir. Bu isyanla ergen, çevresine bir birey olduğunu, onun da söyleyecekleri olduğunu göstermek ister. Ancak otoriteye, yetişkinlere isyan ederken bir taraftan da bir lidere körü körüne bağlı olma ihtimali yüksektir. Bu aşamada anne babalar, çocuklarının yanında olur ve onu desteklerse çocuklarının birey olması yolunda önemli bir adım atmış olurlar. Aynı zamanda çocuklarıyla olan ilişkilerini de güçlendirirler. Ancak desteklemek yerine çocuklarının karşısında durur ve onları bastırmaya çalışırlarsa hem birey olmalarını engellemiş hem de bu desteği başka yerlerde bulma arayışına sokmuş olurlar.

İsyan bayrağını çeken ergenler, birçok alanda sınırları zorlamayı severler. Bunu, geç saatlerde dışarı çıkmak isteyerek, okula gitmeye karşı çıkarak, ödevlerini yapmayarak, yetişkinlerin haklarına sahip olduğunu söyleyerek yaparlar. Bu davranış hem aile bireyleriyle çatışmak hem arkadaşlarının gözünde daha havalı olmak hem de ailenin sevgisini test etmek istemelerinden kaynaklanır. “Hangi aşamaya kadar bana tahammül edebilecekler?” sorusuna cevap ararlar. Bu testi özellikle ailelerinin onları sevdiğinden, kabul ettiğinden emin olmak için yaparlar. Aslında bu zorlama ve çatışma onaylanma ve sevilme ihtiyacından kaynaklanır.

Ergenlik döneminde kaygı, ergenlerin en yoğun hissettiği duygulardan birisidir. Birçok farklı konuyla ilgili kaygı duyarlar. Bedenleriyle ilgili, dışarıdan nasıl gözüktükleri, gelecek planları, meslek seçimi, yaşamı sorgulamaları sonucunda karşılaştıkları sorular ve kendilerini nereye konumlandıracaklarını, neye yatkınlıkları olduğunu, bir şeye yatkınlıkları olup olmadığını, yeni tanıştıkları biriyle nasıl konuşacaklarını bilememeleri gibi çok farklı nedenlerden dolayı kaygı yaşarlar. Yaşadıkları bu kaygıyı bazen öfke patlamalarıyla bazen ağlama krizleriyle bazen de içlerine kapanarak yansıtırlar. Farklı şekillerde gösterseler de yaşadıkları kaygı aynıdır. Bu dönemde öğrendikleri şeylerden biri de kaygılarını nasıl yönetecekleri, onunla ne yapacakları, nasıl ifade edecekleridir.

Kaygının ve başka faktörlerin de etkisiyle bu dönemde ergenler dikkatini toparlama ve sürdürmede ciddi sorunlar yaşayabilirler. Odaklanamama, düşüncelerin sürekli farklı yerlere kayması, hayal kurma gibi nedenler dersleri dinlemelerine engel olur. Bu durum özellikle okul başarılarını etkiler ve aileleriyle çatışmalar yaşamalarına neden olur. Dikkatinin sürekli dağılması ergenin hayatında sorunlara yol açsa da ergen, bunu neden yapamadığını anlayamaz. Çünkü ellerinde olan bir şey değildir. Bu dönemde yaşadıkları bilişsel gelişim ve değişimlere adaptasyon bu süreci zorlar. Bu nedenle ergeni yapamadığı bir şeye zorlamak yerine dikkatini toparlama ve sürdürebilmesi için çeşitli etkinlikler yapmaya yönlendirmek daha etkili olacaktır.

Ergenlik dönemi, hem ergenin kendisi hem de ebeveynleri için başlı başına zorlu bir dönemdir. Bu dönem, kişilerin hayatlarında önemli dönüm noktalarından birisidir. Kısacık bir süre içerisinde çok fazla değişim ve gelişim yaşanır. Bu değişimlerin başlaması, sonlanması, şiddeti kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu nedenle ergenlik dönemini başkalarıyla karşılaştırma yapmadan kişi özelinde düşünmek çok daha doğrudur. Bu dönemi olabildiğince sorunsuz ve sağlıklı geçirmek için ebeveynlere büyük sorumluluk düşüyor. Bu dönemde çocuklarla çatışmak yerine onları anlamaya çalışmak ve onlara saygı duymak çok önemlidir. Unutmamak gerekir ki çocuklar bunu göstermeseler, tam tersi gibi davransalar da her zaman ebeveynlerinin sevgisine ve onayına ihtiyaç duyarlar.

Beliz EREREN
Uzman Klinik Psikolog
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Ergenlik Dönemi Psikolojisi ve Davranışları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Beliz EREREN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Beliz EREREN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Beliz EREREN Fotoğraf
Uzm.Psk.Beliz EREREN
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Uzman Klinik Psikolog
Ergen, Yetişkin, Çift, Aile Terapisti
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi19 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Özgeçmiş - Çalışma Alanları - Makaleler (2) - Videolar - İletişim Bilgileri
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Beliz EREREN'in Makaleleri
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,846 uzman makalesi arasında 'Ergenlik Dönemi Psikolojisi ve Davranışları' başlığıyla benzeşen toplam 19 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


00:50
Top