2007'den Bugüne 84,869 Tavsiye, 26,547 Uzman ve 18,905 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Çocuğa Ölümü Anlatmak
MAKALE #21764 © Yazan Psk.Gökhan BİNGÖL | Yayın Eylül 2020 | 172 Okuyucu
Çocuğa Ölümü Anlatmak
Merhabalar değerli okurlarım ve sitemizin değerli takipçileri. Bugün sizlere çocuğa ölüm nasıl anlatılır diye bir yazı dizisi hazırladım. Yazı dizisi olsun dedim çünkü konu hem biraz ağır hem biraz yorucu hem de biraz uzun bir konu. Siz değerli okurlarımı yormayım diye böyle bir yönteme başvurdum. Umarım iyi bir strateji izlemişimdir. Neyse bakalım böyle bir giriş yaptıktan sonra konuya geçelim isterseniz. Yazı dizisinin bu birinci bölümünde bir alt yapı hazırlayım dedim. İyi okumalar diliyorum. Eğer beğenirseniz sosyal medyada paylaşırsanız çok sevinirim. Çünkü bu yazıyı birilerinin okumasını sağlarsanız aslında birçok çocuğun ciddi travmalar yaşamasının önüne geçmiş olacaksınız. Sizce de bu çok kıymetli çok önemli bir çaba değil mi? Yapacağınız bu katkı kim bilir ne hayatlar kurtaracak, ne yaşamlar değiştirecek.

Öyle sanıyorum ki birinin ölümünü anlatmak, onun haberini vermek hatta belki de ölümle ilgili konuşmak bile zor bir konu. Gerçekten de bu işi yani bir başkasının ölüm haberini bir diğerine aktarma işini üstlenen kişi istese de istemese de ciddi anlamda zorlanacaktır. Çünkü dediğim gibi bu iş gerçekten de zor bir iş. Daha çocuk ölüm kavramının ne olduğunu bile bilmezken, belki de ilk defa sizden duyacak bu kavramın aslında ne demek olduğunu. Dolayısıyla kabul etmek gerek gerçekten de ciddi bir sorumluluk. Her ne kadar zor da olsa ölümün aslında yaşamın kaçınılmaz bir parçası olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Evet ölüm hayat macerasının gerçekten de çok ama çok doğal bir parçası, bir evresi. İşte tüm mesele bu doğal evreyi çocuğa güzel bir şekilde aktarmak.

Biz insanların da içinde bulunduğu canlıların tamamı hayat için yaşam için bir start verir. Bir süreliğine yaşamını sürdürür. Yani doğar, büyür, gelişir, serpilir. Peki böyle kalır mı hiç? Elbette ki hayır. Sonrasında ise bu hayat serüveni son bulur. Yani doğar, büyür ve ölür. Çocuklar da aslında bu döngünün farkındadırlar. Yani çocuklar da aslında ölümün olduğunu, bunun yaşam serüveninin bir evresi, kaçınılmaz bir parçası olduğunu biliyorlar ve de belki de bütün o masumiyetleri sayesinde hissediyorlar. Bu farkındalık veya hissetme elbette ki bilinçli bir farkındalık bilinçli bir hissetme değildir. Dolayısıyla evet bir yerlerde belki de bir aşinalığı oluşmuştur. Peki biz bu aşinalığın üstüne neler katabiliriz. Ölümle ilgili oluşturduğu o tuğlanın üstüne neler söylersek bir tuğla da bizler katmış oluruz.

Ölüm bazen uzunca süren bir hastalığın sonunda doğal olarak beklenen bir olguyken, bazen de aniden hiçbir şekilde beklenmeyen bir vakitte meydana gelebiliyor. Çocuk kimi zaman bu sürece şahitlik yapabiliyor, kimi zaman ise çok ama çok uzak kalabiliyor. Böyle bir vaziyette çocuğu gerçekten de doğru bir şekilde yönlendirmeliyiz ki; ölüm korkusu gibi farklı korkulara veyahut değişik travmalara sebebiyet vermeyelim. Öyle doğru bilgiler vermeliyiz ki; çocuk sevdiği kişinin yokluğuyla sağlıklı bir şekilde başa çıkabilsin. Öyle iyi anlatmalıyız ki karşımızdaki çocuğa, etrafındaki birilerinin hastalanması veya yaşlanması karşısında hemen ciddi korkular sergilemesin. Çok aşırı derecede tepkiler vermesin. Zihninde türlü türlü senaryolar kurmasın.

Günümüzde hayatımızda, yaşam tarzlarımızda o kadar hızlı değişiklikler yaşadık ki; gerçekten insan şaşkınlığını gizleyemiyor. Eskiden anne babalar çocuğu resmen evden kovarlardı. Çıksın, arkadaşlarıyla buluşsun, oynasın, yorulsun vs. Şimdi ise o kadar fazla korumacı bir ebeveyn tarzı oluştu ki çocuk evden doğru dürüst çıkamıyor. Tabi ki bunun anlaşılır tarafları mevcut. Ancak çocuğu koruyayım diye çocuğu toplumsal yaşantının o doğal, natürel akışından mahrum ediyoruz. Dolayısıyla çocuklar hayatı, yaşamı deneyimlemeden yaşıyorlar. Peki bu durumun ölümle ilgili ne tür dezavantajlar sağlıyor? Birincisi çocuğu koruyayım diye maalesef çocuk taziyelerden uzak tutulabiliyor. Çocuk mezarlıklara götürülmüyor. Hastanelere hasta ziyaretlerine veya hasta evdeyse bile çocuk maalesef ki götürülmüyor. İşte bu ve buna benzer uygulamalar çocuğun ölüm, hastalık gibi süreçlerin aslında yaşamın doğal ve kaçınılmaz bir parçası olduğunu anlamasını biraz zorlaştırıyor.

Peki ya yetişkinlerin durumu nedir? Kendimizi kimi zaman ölüm hakkında konuşan, kimi zaman da ölümle ilgili yapılan konuşmaları dinleyen bir kişi olarak gözlemleyebiliyoruz. Bazen de yalnız kaldığımızda zihnimizin bir ucunda ölümle ilgili düşüncelere dalıyoruz. Sevgili okurum seninle bir şey paylaşayım. Yetişkinlerin önemli bir kesiminde ölümle ilgili konuşmayı, düşünmeyi, kafa yormayı gözlemleyebiliyoruz ancak yine yetişkinlerin azımsanmayacak derecedeki bir kesiminde ise bu tarz düşünsel eylemleri hiç ama hiç yapmayanlarını da gözlemleyebiliyoruz değil mi? Evet dediğinizi duyar gibiyim. İşte çocuklar da yetişkinler gibi tutum sergiliyor aslında. Yani bir kesiminde daha okul öncesi dönem itibariyle bile ölümle ilgili sorgulamalar başlarken, öte yandan da yine çocukların azımsanmayacak bir kesiminde ise herhangi bir sorunun dahi sorulmadığını, üzerinde hiç konuşulmadığını gözlemleyebiliriz. Çünkü çocuk anne-babanın yaklaşımına göre bu konunun aile içerisinde konuşulup konuşulamayacağını bir şekilde sezer. Dolayısıyla öncelikle anne-babanın bu konuda konuşmaya hazır hissetmesi ve “bu konu hakkında konuşmakta bir problem yok” mesajını vermesi önemlidir. Bunu takiben de çocuk bir soru sorduğunda dikkat edilecek en önemli detay “varsaymamak”, ne sorduğunu, neyi öğrenmeye çalıştığını ve bu konuda ne bildiğini iyi anlamak ve o sırada neyi soruyorsa ona yönelik az ve öz bilgiyi vermek olmalıdır. Böylece ebeveynlerin çocuğun olası yanlış anlamalarını, korku ve kaygılarını da keşfetme fırsatı olur.

Çocukların ölümü tanımaya başlaması aslında çok erken yaşlarda başlıyor. Örneğin okul öncesi dönem. Bu dönem 3-6 yaş arasını kapsar. Bu dönemin çocukları ebeveynlerinden genellikle ve sıklıkla ölümle ilgili bilgi almaya çalışırlar. Neden biliyor musunuz? Çünkü bu yaştaki çocuklar mutlaka bir defa bile olsa sokakta ölmüş bir hayvan görmüştür. Sokakta karşılaşmayan bir çocuk varsa bile o çocuk illa ki televizyonda bir ölüm haberi ile karşılaşmıştır. Diyelim ki çocuk bunu da pas geçti. Belki de bir kitapta okumuştur. Belki de bir hikayede veya masalda duymuştur. Yani sandığımız kadar da aslında çok da gizemli bir konu değil.

Eğer ki ebeveyn ile çocuk arasında ölümle ilgili bir bilgi akışı oluyorsa, çocuğun soru sormasına izin veriliyorsa bu gerçekten de harika bir şey. Çünkü çocuk zihninde ölümle ilgili bir şema veya bir klasör oluşturuyor. Dolayısıyla yapılan her bir konuşma bu klasöre ekstra bir sayfa ekstra bir dosya eklemesi manasına gelir. Bu da çocuğa birçok avantaj sağlayacaktır. Örneğin çocuk bir ölümle karşılaştığında belki de afallamayacak. Yine mesela çocuk kendisini olası herhangi bir kriz durumuna karşı hazırlayabilir. İhtiyaç duyacağı zaman çocuğumuza gereken her türlü bilgiyi aktarabiliriz. Üzüldüğünde daha rahat bir şekilde onun yanında durabilir ve bu üzüntüsünü daha kolay paylaşabiliriz.



Çocukla Ölümü Konuşurken Uygun Düşmeyen Tutum Örnekleri

Sevgili okurlarım ve sitemizin değerli ziyaretçileri tekrardan merhabalar. Elimden geldiğince yazılar yayınlamaya devam edeceğim. Zira sizlerden aldığım yoğun ilgi beni bir sonraki yazımı yazmaya teşvik ediyor ve de heyecanlandırıyor. Önceki yazımda da aktardığım gibi, çocuğa bir yakınının ölüm haberini nasıl anlatırız, nasıl aktarırız ile ilgili bir yazı dizisi hazırlıyordum. Bugün yazı dizisinin ikinci bölümünü sizlerle paylaşacağım. Mümkün mertebe anlaşılır ve sade bir dil kullanmaya dikkat ediyorum. Sizleri kavramlara boğmadan ve de yormadan hemen yazıma geçmek istiyorum.

Ölüm kavramının temelini önceki yazımda biraz oluşturmaya çalıştım. Şimdi ise genel olarak ebeveynlerin takındığı tutum ve davranışları konuşmak, aktarmak istiyorum. Ebeveynler ölüm hakkında konuşurken iki çeşit uygun düşmeyen tutum sergilerler. Bunlardan birincisi "kaçınmak" yani ebeveyn çocuğa ölüm haberini anlatmak istemiyor. Bu sebepten ötürü de ebeveyn değişik hikayelere başvuruyor. Elbette ki anlatacak kişi yaşadığı o acıyı belki de çocuğunun üzülmesini engellemek isteyerek ikinci bir acının önüne geçmek isteyebilir. Ama unutmayın anlatmak esasen paylaşmaktır ve paylaşmak kişiyi rahatlatır. Çocuk jest-mimikleri okuma yeteneği çok ama çok gelişmiş bir şekilde doğar. Dolayısıyla çocuk gözlem yapar. Anne babasına bakar. Yüzü, ses tonu, duruşu ebeveynin üzüldüğünü gösteriyor. O zaman bu kötü bir şey olmalı ki anne babamın üzülmesine sebep oluyor diye düşünür. En iyisi ben de konuşmayayım. Çünkü bu konuda konuşmak anne babamı üzüyor. Böylesi bir durum da çocuğun esasen daha fazla kaygılanmasına, neler hissettiğini ebeveyne söylemesine, aktarmasına engel olur. Unutmayın belirsizliğin verdiği korku gerçeği duymaktan daha fazla çocuğa zarar verebilir.

Ebeveynin ölüm hakkında konuşurken yapmaması gereken ikinci tutum ise "yüzleştirmektir." Yani ebeveyn öyle bir tutum sergiler ki öyle şeyler söyler, anlatır ki; aslında çocuğun onlara ihtiyacı yoktur. Hatta belki de çocuğa sorsak anlatılan şeyi bilmek, öğrenmek dahi istemeyecektir. Tabi bir de çocuğun anlaması önemli. Acaba ebeveynin anlattıklarından çocuk ne anladı? Çocukların anlamayacağı, öğrenmek-bilmek dahi istemeyeceği bilgilerle çocuğu karşılaştırmak, çocuğa daha fazla zarar verebilir.

Çocuklarla Ölümü Konuşurken Ebeveynin Dikkat Etmesi Gereken Tutumlar

Çocuklara ölümü anlatırken ölüm kelimesini mutlaka kullanın. Ölen kişi için uyuyor, gitti gibi ifadeler yerine öldü demeniz yani örtbas edici, kaçamak ifadeler yerine net bir ifade kullanmanız daha doğru olacaktır.
Ölümü konuşurken; ölümün yaşamın son evresi olduğunu ve ölenin hiçbir şekilde geri dönmeyeceğini söylemeniz daha iyi olacaktır.
Ölümün vücuttaki tüm fonksiyonların hepten durduğu manasına geldiğini söyleyin ve bu cümlenizi birazcık açın, örnekler verin, somutlaştırın; yani ölen kişi artık hissedemez, hareket edemez, göremez, duyamaz, dokunamaz, yiyemez, koklayamaz deyin. Bu örnekleme-somutlama çocuğun anlaması için yerinde bir davranış olacaktır.
Hastalandı ve öldü demeniz yeterli değildir. Neden? Çünkü bu cümle çocukta hastalanmak çok kötü veya hastalanmaktan korkmak ve bunun getireceği obsesif-kompulsif tepkilerle çocuğun hayatı ciddi bir şekilde değişebilir. Bunun yerine hastalanmanın aslında kötü bir şey olmadığını, vücudun bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağladığını ama hafif hastalık ve ağır hastalıklar olduğunu anlatmaya çalışın. Bunları anlatalım ki çocuğun çevresindekilerinin veya kendisinin her hastalandığında acaba ölecek miyim kaygısına kapılmasın.
Ölümü hastalıkla ilişkilendirmemeye dikkat edeceğimiz gibi yaşlılıkla da ilişkilendirmeyelim. Yani yaşlandı ve öldü demeyelim. Hepimizin hatta dünyadaki tüm canlıların aslında bir yaşam sürelerinin olduğunu ifade edelim. Ayrıca insanların çoğunun yaşlandığını ancak hepsinin uzun yaşamadığını da anlatmaya çalışmamız daha faydalı olacaktır.
Okul öncesi dönem yani erken çocukluk döneminde soyut düşünceler daha gelişmemiştir. Dolayısıyla özellikle de bu dönemdeki çocuklarla ölümü konuşurken din ile ölümü bağdaştırmamaya dikkat edelim. Bu dönemdeki çocuklar ölüm ve dinin birdenbire gündeme gelmesine karşı korkabilir. Yetişkinler böyle şeyleri duyarken, dinlerken belki de rahatlarlar. Ama bu dönemdeki çocuk ürkebilir. Dikkat etmekte fayda var diye düşünüyorum.
Yine bu dönemdeki çocuklara ölümü somutlaştırarak anlatmaya çalışmak çok daha doğru olacaktır. Aslında tüm soyut kavramları mümkün mertebe somutlaştırarak anlatmak daha uygun olacaktır. Bu anlamda öldü kelimesi yerine artık yaşamıyor demek daha uygun olabilir. Nefes almak, üşümek, yorulmak, acıkmak gibi metabolizmanın vücudun fonksiyonlarının sona ermesi şeklinde anlatabilirsiniz.
Çocuklar da diğer herkes gibi bir bilgiyi tekrar ede ede öğrenirler. O tekrar tekrar sorarsa lütfen siz de usanmadan bıkmadan aynı şekilde cevaplamaya gayret gösterin.
Bazen ebeveynlerin ölüm sonrasında evin türlü nedenlerle çok da uygun olmayacağını düşünüp, çocuğu evden uzaklaştırmaya çalıştığını gözlemliyorum. Bunun son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü böyle bir davranış çocukta ayrılık anksiyetesi ve kaybetme korkusu geliştirebilir. Çocuk da o ailenin bireyi değil midir? O halde çocuk da bu yas sürecini ailesi ile birlikte yaşamalıdır. Çocuklar da büyükler gibi yas tutabilir hatta tutar da. Yas, aynı zamanda çocuğun içindekini dökmesini sağlayabilir ve çocuğu bu anlamda tedavi edebilir.
Ağlamanın, üzülmenin hele de ölen birinin arkasından ağlamanın, özlemenin ve de üzülmenin gayet normal olduğunu anlatmaya çalışın. Dolayısıyla bunun korkulacak bir şey olmadığını, korkulmaması gerektiğini ifade etmeye çalışın. Siz de bu duygularınızı saklamayın ki çocuğunuz da bu hislerini sizle paylaşsın.
Çocuğunuzun ölüm konusunu konuşmak için hazır mı istekli mi diye gözlemleyin lütfen. Baktınız ki böyle bir isteği hatta böyle girişimleri var, sakin ve açık bir yaklaşımla karşılık vermek daha doğru olacaktır.
Ölen kişiyi anımsamanın çeşitli yolları mevcuttur. Yeri geldiğinde resimlerine bakılabilir, hatıraları konuşulabilir. Bu şekilde duygular paylaşılmış olur ve birbirinizi anlamış ve anlaşılmış olursunuz.
Yine çocuğunuzla beraber mezara gidip ağaç dikmek veya kişi ile ilgi hatıra defteri oluşturmak da çocuğunuzun ölümü daha kolay bir şekilde kabullenmesine ve aynı zamanda korkulmayacak bir şey olduğuna katkı sağlayacaktır. Mezarlığa gelmek istemiyorsa eğer baskı kurmayın, zorlamayın.
Çocuğunuza karşı dürüst olun. Duygularınızda, hissettiklerinizde, yaşadıklarınızda. Çocuktan gelen bir sorunun cevabını bilmiyorsanız "bilmiyorum, ama bunu senin için öğrenebilirim" deyin.
"Ölen kişileri bir daha göremiyoruz ama onlara hissettiğimiz, beslediğimiz sevgiyi-saygıyı hep hissederiz. İstersen beraber resimlerine bakıp konuşalım ne dersin?" gibi cümleler kurup onun yanında durduğumuzu, ve duygularımızı aktarmayı sağlayabiliriz.
Ölümü lütfen uykuya benzetmeyin. Ebeveynlerin yaptığın en büyük hata diyebilirim. Bu neden tehlikeli anlatmaya çalışayım. Uyku ile bağdaştırırsa uyumaktan korkabilir veya sevdiklerinin uyuduktan sonra tekrar uyanır mı ya da uyursa o da mı ölecek gibi kaygılara kapılabilir.
Sonsuzluğa uçmak gibi soyut cümleler kullanmayın.
Çocuğunuza kendisinin yalnız kalmadığını, ben seninleyim ve uzunca bir zaman senle beraber yaşamayı planlıyorum mesajını aktarmayı, çaresiz olmadığını, onu seven insanların yanında kalmaya devam edeceğini aktarmaya çalışın, hissettirmeye çalışın.
Çocuğu ölen kişinin defin törenine götürmemek daha uygun olacaktır.
Çocuklar genel anlamda kendilerini dünyanın merkeze koyduklarından dolayı etrafında gerçekleşen kimi olaydan kendilerini suçlayabilirler. Birinin ölümüyle de ilgili bu olabilir. Bu sebepten ötürü çocuğa bunun onla ilgili olmadığı, onun herhangi bir etkisinin olmadığı kesin bir dille ifade edilmelidir.
Ağlama, aşırı korku, donup kalma veya ölümü reddetme gibi tepkiler çocuğun yaşına ve kişilik özelliklerine göre değişen tepkilerdir. Bunun dışında başka tepkiler de verir ki bu tepkiler yas sürecini uzun vadeye yaydığını gösterir. Örneğin; içe dönem, kabuslar görme, iştahta değişiklikler, başka bir sevdiğini kaybetme korkusu, uykuya dalmakta güçlük çekme, parmak emme, öfkeli davranışlar, alt ıslatma, olduğundan farklı davranma. Böyle tepkilerde bir psikologdan destek almak gerekir.
Nihayetinde ölüm kişiyi travmatize eden bir olaydır. Yetişkinler de çocuk da mutlaka bir psikologdan destek almaları gerekir.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Çocuğa Ölümü Anlatmak" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Gökhan BİNGÖL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Gökhan BİNGÖL'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     10 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Gökhan BİNGÖL Fotoğraf
Psk.Gökhan BİNGÖL
Gaziantep (Online hizmet de veriyor)
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi77 kez tavsiye edildiTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Gökhan BİNGÖL'ün Yazıları
► Çocuğa Ölümü Anlatmak Psk.Dnş.Seçil AKAYGÜN CÜNTAY
► Ölümü Anlamak ve Anlatmak Psk.Ebru YEREBAKAN
► Çocuklara Ölümü Anlatmak Psk.Gizem HÜNERLİ
► Çocuklara Ölümü Anlatmak Dr.Melda ALANTAR
► Çocuklara Ölümü Anlatmak Dr.Psk.Zeynep TEKİN BABUÇ
► Çocuğa Ölümü Anlat(Mak)Abilmek Psk.K.Esen EKİNCİ
► Çocuklara Cinselliği Anlatmak ÇOK OKUNUYOR Psk.Serap DUYGULU
► Çocuklarla Ölümü Konuşmak Psk.Nihan ARDA
► Ebeveyn Ölümü ve Etkileri Psk.Hatice ÇETİNKAYA ŞAHİN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,905 uzman makalesi arasında 'Çocuğa Ölümü Anlatmak' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Panik Atak Kasım 2016
► Diyet Psikolojisi Ocak 2017
► Ergenlik Dönemi Ekim 2016
◊ Bir Karne de Ailelere Ocak 2016
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


09:30
Top