2007'den Bugüne 85,317 Tavsiye, 26,662 Uzman ve 18,985 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Bağlanma
MAKALE #21929 © Yazan Psk.Müge ADALI | Yayın YENİ Kasım 2020
BAĞLANMA

İnsan yavrusu olarak dünyaya geldiğimizde korunmak, beslenmek, avunmak ve duygularımızı düzenleyebilmek için başkalarına ihtiyaç duyarız. Başkalarına duyulan bu ihtiyaç “ölüm ve yalnızlık” gibi iki temel varoluş sorunundan dolayı hayatımız boyunca devam etmektedir. İhtiyaçlarımızı karşılayan kişi ya da kişilerle aramızda oluşan ilk bağlar, dünyayla ve diğer insanlarla kurduğumuz bağların öncülü olup kendiliğimizin
yapıtaşlarını oluşturmaktadır (Ünal, 2014).

“Başkaları” tarafından sevilmek, sahiplenilmek, korunmak, yatıştırılmak ve önemsenmek bir taraftan zihnimizde “kendimize” dair olumlu bir “kendi modeli” oluştururken, bir yandan da diğerlerinin güvenilir, ilgi ve sevgi sunmaya hazır bireyler olduğuna ilişkin olumlu bir “başkaları modeli” oluşturmaktadır (Bowlby 1988) (akt. Ünal, 2014).


Bowbly’in Bağlanma Kuramı

Bağlanma şekli insan hayatının erken dönemlerinde belirlenen ve süreklik gösteren, bireyin diğer insanlarla ilişki kurma örüntüsünü şekillendirici etkiye sahip bir fenomen olarak açıklanabilir. Bağlanma kuramcılarına göre bağlanma biçimi süt çocukluğu döneminde güvenli ya da güvensiz olarak bir kez belirlenmesinin ardından çok az değişkenlik gösterir (Hamilton, 2000) (akt. Kesebir ve ark., 2011).

John Bowlby’e göre bağlanmada, bebek doğduğu andan itibaren ona ilk bakım veren kişi ile arasındaki ilişki belirleyici olmaktadır (Bretherton, 1992) ) (akt. Öztürk, 2018). Bowlby’nin bu teorisi günümüzde en baskın bağlanma teorisi olarak kabul görmektedir (Cassidy, 1999) (akt. Öztürk, 2018)

Bowlby’nin bağlanma kuramına göre yeni doğan bebek, yalnızca ona bakan ve korumaya istekli bir yetişkinin var olması durumunda yaşamını sürdürmeye devam edebilir.(Bowbly 1969; Bowlby 1979; Bowlby 1958) (akt. Kesebir ve ark., 2011).

Bebek bakım verenle etkileşimi sağlamaya yardımcı davranışlar (emme, izleme, gülümseme, ağlama ve dokunma) ile donanımlı bir şekilde doğar. Bebeğin doğuştan getirdiği bu özellikler, bakım veren ile düzenli ve tutarlı bir etkileşimle birlikte gelişmeye devam eder.
Bağlanma süreci dönemler olarak incelendiğinde; doğumdan 8-12 haftaya kadar süren bağlanma öncesi dönemde bebeğin annenin uyaranları ile hareketlendiği görülür (Bowlby, 1958) (akt. Kesebir ve ark., 2011).
Çevresindekilere yönelme davranışı gösterir ancak kişileri ayırt edebilme yeteneği gelişmemiştir veya bu yeti çok kısıtlı olabilir. Bağlanmaya dair ilk işaretler 8-12 hafta- 6 ay arasındaki ikinci dönemde görülmeye başlanır. Bu dönemde bebekte anneyi yabancılardan ayırt etme ve dikkatini daha çok anneye yönlendirme davranışları gözlenir. Bağlanmanın tam anlamıyla gözlendiği dönem 6-24 ay arasındaki üçüncü dönemdir (Bowlby, 1979) (akt. Kesebir ve ark., 2011). Bağlanma davranışı yakınlık arayışı ile kendini göstermeye başlar ve küçük çocuklarda bağlanılan kişilerden ayrılma ile belirginleştiği gözlenmektedir. Annenin yokluğunda huzursuz ve gergin olma hali, varlığında ise rahatlama görülmektedir. Bowlby’e göre, dünya ile daha iyi başa çıktığı düşünülen bir kişi ile yakınlığın korunması (yakınlarda kalma ve ayrılıklara direnme) bağlanmanın tanımlayıcı özelliği olarak görülmektedir ve temel işlevi ise tehlikelerden korunma olarak açıklanmaktadır (Bowlby, 1979) (akt. Kesebir ve ark., 2011)
Bağlanma ile keşfetme ve araştırma davranışları arasında karşılıklı bir ilişki bulunmaktadır (Bowlby, 1969) (akt. Kesebir ve ark., 2011).

Bağlanma kuramının üç temel ilkesi:
1)Bebek bağlanmayı kolaylaştıran bir davranış repertuarı ile dünyaya gelmektedir.
2) Yakınlığın sürdürülmesi, diğerinin de yakınlaşma ihtiyacını karşılar.
3) Yaşanan deneyimlerin ardından çocuk dış dünyaya ve kendine dair bir anlam verir. Anlamı yeni ilişkilere geneller ve bütünleştirir. Son olarak bir zihin modeli halinde içselleştirir.

Bowlby’e göre, erken çocukluk döneminde çocukların zihinsel şemalarının şekillenmesinde bağlanma figürü olan anne ve babaların tekrarlayan davranış örüntüleri rol almaktadır (Bowlby 1969; Bowlby, 1979) (akt. Kesebir ve ark., 2011). Bu şemalar çocuk üzerinde yaşam boyu süren etkiye sahiptir. Bağlanma kuramına göre, ebeveyn davranışları ve etkileşim şekli bireyin hayatında ilerleyen yıllarda yakın ilişkilerdeki beklenti, inanç ve tutumlar üzerinde yönlendirici etkisi olan “içsel çalışma modellerinin” içeriğini belirlemektedir. Kurama göre anne ve çocuk etkileşiminde zihin modelinin iki temel şeması vardır ve birbirini doğrulayan ve tamamlayan biçimde gelişim göstermektedir: ‘’Değerli ben’’ ve ‘’güvenilir o’’. İki şema bireylerde yakın ilişkilerde görülen bağlanma kaygısı ve mesafeyi koruma ve kaçınma davranışları ile bağlantılıdır.
Normal gelişmekte olan çocuğun bağlanma davranışı iki farklı gözlem ile değerlendirilmektedir (Bowlby 1969; Bowlby, 1973) (akt. Kesebir ve ark., 2011). Bunların ilki, bebeğin sosyal tepkilerini diğer kişilerden çok bakım veren kişiye yönlendirme tercihidir. İkinci ise bebeğin bakım verenden ayrılma ve yeniden birleşmeye anlamlı tepki gösterme durumudur.
Güvenli bağlanma gösteren çocuklar, annelerinin her zaman yanlarında olduğundan ve stres durumunda annenin yardımcı olacağından şüphe duymamaktadırlar (Bowlby, 1979) (akt. Kesebir ve ark., 2011). Anne ayrıldığında tepki gösterirler fakat döndüğünde kolaylıkla yatışırlar. Güvenli bağlanmanın gelişmesi için çocuğun kesintisiz, tutarlı tepkilere sahip olan, duyarlı ve her zaman ulaşılabilen bir bakım veren tarafından büyütülmesi gerekmektedir.
Kaygılı/ikircikli bağlanma gösteren çocuklar, çağırdıklarında annenin yanıt vereceğinden ve yardımcı olacağından şüphe duyan çocuklardır (Bowlby, 1979) (akt. Kesebir ve ark., 2011). Bu nedenle ayrılığa direnme görülür ve anne döndüğünde yatışmazlar. Araştırıcı davranışlarda bulunmakla ilgili kaygıları mevcuttur. Bu bağlanma örüntüsünde anne tepkilerinde tutarlı değildir ve kontrol amaçlı terk etme tehdidinde bulunabilir.
Kaçıngan bağlanma örüntüsü olan çocuklar ise annelerinin yardımcı olacağına dair güven duymazlar (Bowlby, 1958) (akt. Kesebir ve ark., 2011). Sürekli bir biçimde çocuklarını geri çeviren veya reddeden anneleri olan çocuklar ayrılığa tepkisiz kalırlar ve döndüğünde anneye yakın durmadıkları gözlenmektedir.
Güvenli, kaygılı/ikircikli ve kaçıngan bağlanma örüntülerine ek olarak Main ve Solomon tarafından dağınık bağlanma örüntüsü (dezorganize/desoryante bağlanma örüntüsü) de literatüre eklenmiştir (Lamb ve Tedi, 2002) (Bowlby, 1979) (akt. Kesebir ve ark., 2011). Stresle başa çıkmada dezorganize davranış, yabancı durum testinde stereotipik, asimetrik ve zamansız hareketlerin olması, donup kalma veya hareketlerde yavaşlama dağınık bağlanma ölçütleri olarak değerlendirilmektedir. Bu çocukların annelerine bakıldığında fiziksel taciz ya da ihmalde bulunan, psikiyatrik bozukluk oranları yüksek veya kendi bağlanma nesneleri ile olan sorunlarını çözüm sağlayamamış kimseler oldukları görülmektedir. Dağınık bağlanma örüntüsünün oluşma sebebinin bakım verenden korkma olduğu yönünde değerlendirilmektedir (Barnett, 1999) (akt. Kesebir ve ark., 2011).
Bowlby’e (1969) göre anne ile çocuk arasında bağlanmanın oluşması üç aşamada oluşmaktadır (akt. Öztürk, 2018).

Çift İlişkisinde Bağlanma

Çocuk ihtiyaç duyduğunda bağlanma objesi çocuğun yakınında olursa ve gereksinimlerini karşıladığında kendisini güvende hissediyorsa, yetişkinler aynı şekilde de eşleri ile bir arada olduklarında, ihtiyaçları karşılandığında ve birbirlerine karşı duyarlı olduklarında kendilerini güvende hissederler. Yani eş, kişinin gelişimine olanak sunan güvenli üs konumundadır (Turan-Akdağ, 2011) (akt. Öztürk, 2018). Buna ek olarak, eşlerden biri gergin ya da kaygılı hissettiğinde, hasta olduğunda ya da tehlikeli bir durumla karşılaştığında eşini güvenliğini ve rahatlığını sağlayan, koruma yeri olarak algılamaktadır (Yakupoğlu, 2011) (akt. Öztürk, 2018) .

Weiss (1982) çocukluk döneminde görülen bağlanma davranışının tek taraflı olduğunu fakat yetişkinlik dönemi görülen bağlanmanın karşılıklı olduğunu belirtmiştir. Bebeklik ve çocukluk dönemi bağlanma sisteminde asıl önemli olan nokta çocuğun güvenlik ihtiyacının karşılanmasıdır. Çocuğun bu güvenlik ihtiyacını birincil bağlanma figürü olan anne karşılamaktadır, çocuğun ise annenin böyle bir ihtiyacını karşılaması durumu söz konusu değildir. Yetişkinlik döneminde eşlerin arasında oluşan ilişkide her iki eşin karşılıklı olarak birbirlerine bakım ve gözetim sağladığı görülmektedir (Bolattekin, 2014) (akt. Öztürk, 2018).


Çocukluk ve yetişkinlik dönemlerinde görülen bağlanmada başka bir farklılık ise yetişkin bağlanma figürünün aynı yaş grubunda cinsel bir partner olma durumudur. Yetişkin bir bireyin ilişkinin başlangıcında ve ilişkinin ilerleyen süreçlerinde yetişkinin yakınlık arayışında bulunmasının sebebi cinsel çekicilik olarak düşünülmektedir (Hazan ve Shaver, 1990) (akt. Öztürk, 2018)

Güvenli bağlananlar yakın ilişkide güvende hissetmekle birlikte , yakınlık, karşılıklı bağımlılık, bağlılık ve ilişkide sorumluluk hissettikleri görülmektedir. Başkalarına yaklaşmaktan ve kendilerine fazla görülmez. Bütünleştirici, karşılıklı dayanışma içerisinde olmayı tercih eden bir ilişki tarzını benimsedikleri görülmektedir. Sorun çözme stratejileri vardır. Partnerlerine destekleyici ortam sunarlar ve açık iletişim içinde halindedirler. Evlilik ilişkilerinde doyuma sahip olup, daha az küsme ve daha az sözel saldırganlık davranışları sergilemektedirler. Evlilikleri daha az boşanma ile sonuçlanmaktadır (Ünal, 2014).

Kaçıngan bağlanma gösterenler birisiyle yakın ilişkiler kurmakta güvenmekte ve bağlanmakta güçlük yaşamaktadır. İçe dönük soğuk ve duygularını ifade etmekten kaçınan bir yapıdadır. Sorun çözme ile ilgilenmediği görülür, eşinin ihtiyaçları ve sıkıntılarına dair farkındalığı yoktur. Eşinin yakın olma isteğine karşı huzursuz hissetmektedir. Kaçıngan bağlanma gösteren biri eşiyle arasında bir mesafe olmasını istemektedir. Önceliği ilişkisi değil işi ve hobileridir. Evlilikten düşük bir beklentisi vardır. Kendine yeterli olmayı seçen biridir. Çatışmada kaçınır ya küskünlükle tepkisini belli etmektedir (Ünal, 2014).

Kaygılı-ikircikli bağlanma gösterenler ise yakınlık söz konusu olduğunda ikircikli duygulara sahiptirler. Kaygılı bağlanma gösterenler devamlı olarak duygusal iniş-çıkışlar yaşamaktadırlar. Eşinin kendisini gerçekten sevip sevmediği ve gerçekten kendisiyle birlikte olmak isteyip istemediği konusunda endişeleri vardır. En ufak tehditi çabucak fark edip, olumsuz durumları abartma eğilimi göstermektedir. Bundan dolayı ilişkide güvenlik duygusunun artmasına ihtiyaç duymaktadır. Güven duygusu kontrollü bir haldedir, eşinin kendisine olumlu tepki vermesiyle güvenini sağlamaktadır. Eşi kontrolü dışına çıkarsa ihanete uğradığını düşünme eğilimi vardır (Mikulincer, 1998) (akt. Ünal, 2014). Eşinin otonomi ve bağımsızlığına izin vermez. Çok fazla kıskançtır, tutkuludur çatışmaya saplanır ve eşine kin güdebilir. İlişkide doyumsuzdur fakat derinde terkedilme korkusu hissettiği için mutlu olmasa da evliliğini sürdürmeye devam etmektedir. Çatışmaların sürekli tekrar etmesinden dolayı diğer eşin çoğunlukla ilişkiden çekildiği görülmektedir (Ünal, 2014).

Aile, ‘‘kendisini düzenleyen ve kendi içinde evrim geçiren bir sistem’’ olarak tanımlanmaktadır. Eşlerin bağlanma stili, evlilik ilişkisi üzerinde büyük etkiye sahiptir (Guttman, 2002) (akt. Ünal, 2014).

Kaçıngan bir erkek, kaygılı/ikircikli bir kadınla evlenirse duygusal yönden uzak olmak ve daha az bağlanmak istediğinden dolayı yakın ilişkide olmaktan hoşnut hissetmez. Kadının sahiplenici tutumu nedeniyle kendisini tehdit altında hissettirir. Bu ilişkide kadın da hoşnut hissetmemektedir çünkü yakınlık ve bağlılık ihtiyacı eşi tarafından karşılanamamaktadır. Yine de evlilik huzursuzluğa rağmen uzun sürebilmektedir (Ünal, 2014).

Evliliğin bağlanma stilini etkilediği durumlar da söz konusu olabilir. Bağlanma biçimi yakın ilişki sürecinde değişebilir. Eşlerin birbirlerinin duygularını karşılıklı bir biçimde düzenlediklerinde, biyolojik ödül mekanizmaları aracılığıyla kendilerini güvende hissederler. Yani güvensiz bağlanma göstererek evlilik ilişkisine başlayan bir eş, evliliğinde tatmin edici bir duygusal destek bulduğunda daha güvenli, daha az kaygılı hissedebilir. Terkedilme ise güvenli bağlanan yetişkinin güvensiz hale getirebilmektedir (Kirkpatrick & Hazan, 1994) (akt. Ünal, 2014).

İlişkilerinde sorun yaşayan çiftler, uyumsuzluktan dolayı sürekli tekrarlanan çatışmaların ardından veya eşlerden birisinin tükenmişliği sebebiyle terapiye başvurdukları görülmektedir. Terapi sürecinde her iki eşin bağlanma stillerinin incelenmesi, eşlerin bu yönde değerlendirmesi ve çiftlere bu konuda farkındalık kazandırılması çok önemli bir konudur (Ünal, 2014).
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Bağlanma" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Müge ADALI'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Müge ADALI'nın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Müge ADALI Fotoğraf
Psk.Müge ADALI
İstanbul
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Müge ADALI'nın Makaleleri
► Bağlanma - Çocuklarda ve Yetişkinlerde Bağlanma ÇOK OKUNUYOR Psk.Mehmet Enver BAYATLI
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,985 uzman makalesi arasında 'Bağlanma' başlığıyla benzeşen toplam 13 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
--
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


10:09
Top