2007'den Bugüne 86,878 Tavsiye, 26,964 Uzman ve 19,242 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Tükenmişlik Sendromu
MAKALE #21959 © Yazan Psk.Ayda DALİ | Yayın Aralık 2020 | 781 Okuyucu ÇOK OKUNUYOR
TÜKENMİŞLİK SENDROMU
Ayda DALİ
ÖZET
Çalışma hayatını olsun, aile içindeki ilişkileri olsun olumsuz yönde etkileyen unsurlardan biri tükenmişlik sendromudur. Günümüzde yaygın olarak rastlanan tükenmişlik sendromu insanların kişisel başarısızlığını tetiklemektedir. Tükenmişlik çalışma hayatında belirgin bir yere sahip olduğu gibi aile içinde oldukça sık rastlanmaktadır. Ebeveynlerde tükenmişlik çeşitli nedenlerden ortaya çıkabilmektedir. Tükenmişlik sendromu insanların hayatında çeşitli değişimlere yol açmaktadır. Ve bu değişimler negatif değişimlerdir. İnsan hayatının her anını olumsuz yönde etkileyen tükenmişlik sendromunun aile içindeki etkilerini ele alacağız derlememizde. Özellikle Özel Eğitim gerektiren çocuklara sahip ebeveynlerin tükenmişliği ele alan bu derleme yazısı tükenmişliğin nedenlerini, etkilerini belirtecek ve bunun sonuçlarını tartışacaktır.
Anahtar Kelimeler: Ebeveynlerde Tükenmişlik, Duygusal Tükenme, Tükenmişlik Sendromu, Kişisel Başarı
İlk kez 1974 yılında Herbert Freudenberger tarafından başarısızlık, enerji ve güç kaybı veya isteklerin tatmin edilmemesi sonucunda bireyin kendisinde meydana gelen tükenme durumu olarak tanımlanmıştır. Tanımlandığından günümüze kadar üzerinde birçok araştırmalar yapılmış ve yeni tanımlar geliştirilmiştir. Günümüzde en yaygın ve tükenmişliğin tanımı Christina Maslach tarafından yapılmıştır. Aynı zamanda Maslach kendi adını verdiği Maslach Tükenmişlik Ölçeğini (MBI) geliştirmiştir. Maslach’a göre tükenmişlik işi gereği yoğun, duygusal taleplere maruz kalan ve sürekli diğer insanlarla yüz yüze çalışmak durumunda olan kişilerde fiziksel bitkinlik, uzun süreli yorgunluk, çaresizlik ve umutsuzluk duygularının yapılan işe, hayata ve diğer insanlara karşı olumsuz tutumlarla yansıması ile oluşan bir sendromdur. (Maslach ve Jackson,1981: 99). Kısacası Maslach’a göre tükenmişlik sendromunu duygusal açıdan tükenme, duyarsız olma ve kişisel başarı hissinde azalma olarak tanımlayabiliriz.


Maslach’ın Tükenmişlik Modeli


Duygusal tükenme →Duyarsızlaşma→ Kişisel Başarı
Maslach ve Jackson (1986) tükenmeyi duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarıda azalmadan oluşan üç bileşenli psikolojik hastalık tablosu olarak ifade etmiş. Öncelikle bireyin kendi duygusal kaynaklarını yitirmesi ile ortaya çıkar ve kişinin duygusal anlamda tükenmesi ile tamamlanır. Sonrasında ise kişi insanlarla olan ilişkilerini sınırlandırır, mesafe koyar ve kendi çevresinden uzaklaşır. Son olarak birey önceki tutumları ile şimdiki tutumları arasındaki farkı farkeder ve kendini her konuda yetersiz hisseder. Kişi kendini olumsuz olarak değerlendirir budakişisel başarıda azalmayla bağdaştırılır.


Tükenmişliği etkileyen birçok faktör vardır. Bu faktörler bireysel faktörler ve örgütsel faktörler olarak ikiye ayrılır. Bireysel faktörler örgütler içerisinde kişinin kendisinde kaynaklanan ve tükenme durumuna neden olan özelliklerdir. Empati kuramayan ve kendine yetemeyen bireyler daha fazla tükenme riski altındadırlar.


Tükenmişlik sendromu aniden ortaya çıkmaz. Yavaş ve kendini göstermeden gelişen belirtileridir. Tükenmişliğin belirtileri önemsenmez ise tükenmişliğin ilerlemesine ve tükenmişliğin daha kötü bir hal almasına neden olur. Tükenmişlik belirtileri her kişide aynı değildir. Kişiden kişiye değişir ve kişiden kişiye etkileri farklılaşır.
Tükenmişlik sendromu insanlarda görülen hayal kırıklığı, yorgunluk, boş vermişlik gibi durumları tanımlamak için ortaya koyulmuştur. Günümüzde bu durum sağlık çalışanlarında çok aileli bireylerde, yoğun çalışan insanlarda vb. büyük bir sorun olarak görülmektedir. Bu sendroma ilişkin üç temel etmen tanımlanmıştır.


1.Duygusal tükenmişlik
2.Depersonalizasyon
3.Bireysel, kişisel başarıda azalma



Tükenmişlik sendromu insanların duygusal durumlarını, fiziksel durumlarını ve zihinsel durumlarını etkilemektedir.


Duygusal tükenmişlik belirtileri: Depresif duygulanım,güvende hissedememe, ümitsizliğe kapılma, aile içinde gerginlik, huzursuzluk, nezaket ve saygıda azalmayı içermektedir.
Fiziksel tükenmişlik belirtileri: Güç ve enerji kaybı, yıpranmışlık, hastalıklara karşı hassasiyet, baş ağrısı, mide bulantısı, uyku sorunları gibi değişik sorunları içerir.
Zihinsel tükenmişlik belirtileri: Hayata, çevreye karşı negatif olma, doyumsuzluk gibi tutumları içerir.
Tükenmişlik aile hayatını, sosyal hayatı, iş hayatını olumsuz yönde etkilemektedir. Tükenmişlik sendromu başarısızlığı tetikleyen bir durumdur.
Tükenme yaşayan insanlar çevrelerindeki kişilere olumsuz davranırlar. Tükenmişlik Maslach ve Zimbardo’ya göre kişinin performansında, başarılarında düşüş meydana getirir.
Tükenmişliğin sonucunda meydana gelen ruhsa sıkıntılar kişinin davranışlarında bozukluklara neden olur. Tükenmişlik yaşayan kişinin ailesi kendilerini yalnız ve dışlanmış hisseder. Bu nedenle tükenmiş durumunda olan birey dışlanır ve suçlanır. Ve bu tarz dışlanma ve suçlamaya maruz kalan birey zaten kendisini tükenmişlikten dolayı suçlamakta olduğundan aile dertlerinden en uzaklaşır. Boşanmalara ve çocuk ile ebeveynin birbirinden kopmasına neden olur.

TÜKENMİŞLİĞİN NEDENLERİ


Tükenmişliğin gelişmesinde stres önemli bir rol oynamaktadır. Bu olgu sağlık ile ilgili mesleklerde çok fazla görülmektedir. Aşırı iş yükü ve yorgunluk tükenmişliğe neden olmaktadır.


TÜKENMİŞLİKLE BAŞA ÇIKMA


Tükenmişlikle başa çıkmada yardımcı olabilecek kaynak ve insanlara başvurabilirler ve destek alınabilir. Kişideki sorumluluk miktarı azaltılıp kişi dinlendirilirse bu tükenmiş durumda olan bireyde bir rahatlama oluşturabilmektedir. Kişinin yaşadığı çevreden uzaklaşması bireyin bu durumla başa çıkmasında yardımcı olur.


ZİHİNSEL VE FİZİKSEL ENGELLİ ÇOCUKLARIN EBEVEYNLERİNDE TÜKENMİŞLİK


Ailede engelli bir çocuğu doğuşu ailedeki üyelerin yaşamlarını duygularını davranışlarını kısacası tüm yaşamlarını olumsuz etkiler.
Çocuğun engel düzeylerine göre tükenmişlik, kişisel başarı, duygusal tükenmişlik düzeylerinde farklılaşma gözlemlenir. Tükenmişlik çocuğun yaş oranına göre farklılaşmıyor. Yaş doyumu ise çocuğun yaş aralığına göre farklılık gösteriyor.
Çocukların aileye katılımları aile içinde yeniliklere, yaşadıkları ilişkilerin de farklılaşmaya neden olmaktadır. Çocuk doğumuyla ebeveynlerin hayattan, mesleklerinden, yakın çevrelerinden, eş olarak birbirlerinden sosyal çevrelerinden beklentileri farklılaşmakta, çocuk bekleyen çiftler ise, çocuklarına yönelik hayaller kurar ve kendilerine benzer görme eğiliminde olurlar. Bu ebeveynler çocukları dünyaya gelmeden eşyalarını, taşıyacakları isimleri ve ilerleyen zamanlarda yapacakları planları düşünürler. Bir yandan da doğacak olan çocukları için sağlık konusunda kaygı yaşarlar ve umutlu bekleyişlerine bu kaygılar eşlik eder.


Aile bu beklenti, umut ve planları yaparken normal özelliklere sahip bir çocuk beklentisinin tam tersi, yani beklenen dışında farklı bir özelliğe sahip çocuğun dünyaya gelmesiyle ailenin planlarının farklılaşmasına, yapmış oldukları plan ve hazırlıkların değişmesine sebep olacaktır. Ailelerin tüm hayallerinin ve herhangi bir engelin olmayacağı düşüncesi aileler için çocuğun doğma sürecinde bu kötü ihtimallerin düşünülmediği dönemi oluşturuyor. Yani yaptıkları hazırlıkların tümünü normal bir bebeğe yönelik olduğunu düşünerek yaparlar. Bebek ise engelli bir şekilde doğarsa ailenin karmaşık duygular yaşamalarına neden olacaktır.


Bu engelli çocuğun doğumu ailenin doğum öncesinde normal bir bebeğe yönelik beklentilerini, planlarını sona erdirecekve engelli çocuk hakkında deneyim yaşamayan bu aileler farklı rolleri yükleme zorunluluğu yaşayacaklardır. Engel türlerinden olan zihinsel engelli bin çocuğa sahip olma çocuğun bu engelini kabullenme ve uyum sürecinde aileye şok, kaygı, derin üzüntü,inkâr etme aşamalarından geçeceklerdir. Çocuklarının engelliolduğunu öğrenen ebeveynler yansıtamadıkları, bastırmış oldukları öfke ve çaresizlikleri onlar üzerinde depresyona neden olur. Anne çocuğun bu engelinin hatasını kendinde aramaya, kendini sorgulamaya, kendini sorumlu tutmaya yöneltir. Başlangıçta bu engele karşı ebeveynle savunma olarakinkâr etme özelliği gösterirler.
Bu engelli çocuğun ailede beraberinde belli güçlükleri beraberinde getireceği, mesela psikolojik, ekonomik, yaşam biçimi, aile çevresi ve toplumsal çevre açısından, çocuğun engel düzeyine göre güçlüklerin değişeceği de görülür.


Bununla beraber aile çok karmaşık duygular da yaşar. Her ailede de farklı kişilik özellikleri, yaşam tarzları, sosyal destek biçimleri olduğundan bu yaşamış oldukları duygular her ailede benzer özellikler de gösterebilir farklı özelliklerde.
Aileler engelli doğan çocuklarını zor kabullenebilmekte, çocuklarla aralarında olan sorunları zor çözebilmekte, bu çocuğun bakım yükleri de onlara ağır ve sıkıntılı gelebilmektedir.


Çocuklarının engelini öğrenen ailelerden bazısı ise bu engel durumuna daha kolay adapte olup, kolay uyum sağlayabilmekte, çocuğunun sağaltımı, eğitimi, rahat yaşaması için gerekli kurumlarla işbirliği içerisinde çalışabilmektedirler.
Ailelerin bu şekilde engelli çocuğu olduğunu kabul etmesi, bu duruma alışıp uyum göstermesi ve yaşamlarını bu duruma göre yeniden düzenlemesi zor olabilir. Bu durumda engelli çocuğa sahip olacak anne ve baba, hem kendileri hem de çocuklarıyla alakalı duygusal sorunlar içerisine girmelerine sebep olabilir. Bu sıkıntılar anne, babanın çeşitli sorunlar yaşamasına yol açabilir.


Ailelerde zihinsel çocuğun yaşamda yetersiz kalacağı düşüncesi çocuğun hayat tutunamaması, çocuğun her zaman desteğe ihtiyaç duyması, kendi kendine yetemeyeceği gibi düşünceler aileyi umutsuzluğa ve karamsarlığa itmektedir. Ailelerin zihinsel engellikle ilgili bir deneyimi, bilgisi yoktur bundan dolayı çocuklarıyla nasıl ilgileneceklerini, onlara nasıl davranacakları hakkında boşluğa düşer ve yeterli olmadıklarını düşünürler. Bundan dolayı aileler yoğun bir endişeye düşer ve ellerinden geleni yapmaya çalışırlar. İçinde bulundukları bu durumun geçici olduğuna inanmak isterler. Ailede engelli bir çocuğun olması ailedeki önceden var olan tutum ve davranışların değişmesine yol açar. Engelli olan çocuğun alacağı eğitimin nasıl olacağı ve engelli çocuktan sonra aileye gelecek diğer bir çocuğun dünyaya sağlıklı gelip gelmeyeceği aile için önemli ve kaygı oluşturan konulardır. Aile içindeki roller iç dağılımları sorumluluklar dikkate alındığında söz konusu olan bakım yükünün en çok annelerin omuzlarına yükleneceği bilinmektedir. Zihinsel engelli çocuğa sahip olmak, ailedeki bireylerin enerjilerini tüketir aynı zamanda aile fertlerinin kendilerine vakit ayırmasını engeller. Ayrıca zamanlarının büyük çoğunluğunun evde geçmesinden dolayı aile fertleri kendilerini sosyal çevreden soyutlamaktadır. Engelli bir çocuğa sahip olan aile yaşam biçimlerini, olanaklarını aile içindeki ve dışındaki ilişkilerini günlük ruh durumlarını, duygularını, düşüncelerini, davranışlarını, sosyal ilişkilerini bu yeni durumla baş edebilme yada edememe gibi durumlarla karşı karşıya gelmektedirler. Bu durumla ailelerin başarılı şekilde üstesinden gelmesi ve yaşamlarını engelli bir çocuğa göre yeniden tasarımlamak oldukça uğraş verici ve zaman alıcı olabilmektedir. Anne ve baba duygusal zorlukların içine girerler ve bu zorluklar hem kendilerine yetmekte hem de çocuklarına yetmekte zorluk çekmelerine neden olabilmektedir. Zihinsel engelli çocuğa sahip aileler, yaşamlarının her alanını değiştirmelerine neden olabilmektedir. Yani zihinsel engelli bir çocukla yaşamak o ailenin özel hayatını, sosyal hayatını, ekonomik hayatlarını hatta ruh ve psikolojilerini önemli düzeyde etkilemektedir.


Anne ve baba alışılması zor olan bu durumla karşı karşıya gelerek ailedeki fertlerin aşırı derecede stresli yaşamalarına neden olmakla birlikte, günlük hayattaki sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanmalarına neden olmaktadır. Çocuğun bakımı için gerekli olan zaman para, enerji, dayanma gücünün yanı sıra bu durumun meydana getirdiği duygusal tükenme anne ve babayı daha fazla strese sokmaktadır. Engelli, özel eğitimi gerektiren bir çocuğa sahip olmak, engelli olmayan normal bir çocuğa sahip olmaktan daha fazla sorumluluk getirmektedir. Bu gereksinimlerin giderilmesinde annenin babaya göre daha fazla sorumluluk alması, daha fazla zaman harcaması, enerjisinin büyük bir kısmını çocuğunun ihtiyaçlarını gidermek için harcaması, anneyi giderek eşinden ve diğer çocuklarından uzaklaştırabilmekte ve anneyi tükenmişliğe itebilmektedir. Evlilik ilişkilerinde bozulmalar meydana gelebilmekte hatta boşanmalar söz konusu olabilmektedir. Aile bireylerinin yaşadıkları bu psikolojik açıdan zorlayıcı, strese sokucu süreçlerde çocuklarının gelişimi,bakımı ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için birçok destek almalarına ihtiyaç vardır.


Sosyal destek, zihinsel engelli çocuğun gelişimi ve anne babanın davranışlarını, gelişimini etkilemekte ve bulundukları durumla başa çıkmalarını sağlamakla birlikte strese girmelerini önleyici ve gelişimi olumlu yönde etkileyici bir role sahiptir.
Ebeveynler özellikle anneler engelli çocuğuna uyum sağlayabilmek için çaba gösterirler ve üzerlerine yüklenen bu sorumluluktan dolayı aşırı stres yaşarlar. Dolayısıyla zihinsel engelli çocuğu olan annelerin yaşadıkları bu durumla başa çıkma yöntemleri,çeşitli konularda aldıkları sosyal destek ve eşlerinden aldıkları ilgi doyumlarını anlamlı kılar.
Zihinsel yetersizliği olan çocukların kendi yaşamlarına uyum sağlama çabalarının kolaylaştıran etmenlerden biri çocuğun gereksinimlerinin, ihtiyaçlarının karşılanmasıyla beraber ailenin de gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Diğer bir değişle zihinsel yetersizliği olan çocukların yaşadıkları sorunların azalması ve ailelerin hem çocuğun hem de kendi sorunlarıyla başa çıkmasına yardımcı olabilecek her destek, hizmetlerinin sağlanmasıdır. Zihinsel yetersizliği olan çocukların aileleriyle çalışan, destek, hizmet veren danışanlarının ortak hedefi doğrultusunda hareket etmesi ve ailenin yalnızca zihinsel yetersizliği olan üyenin ihtiyaçlarıyla değil tüm aile fertlerinin ihtiyaçlar açısından dikkate alınıp, incelenip, değerlendirilmesi gerekmektedir.



Annenin çocuk ile olan ilişkisi doğumdan hemen önce başlar ve çocuğun tüm yaşamı boyunca devam eder. Çocuğun gelişiminin her evresinde annenin çocukla gerçekleştirdiği sağlıklı birliktelik, çocuğun bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimi için çok büyük bir öneme sahip olmaktadır. Bebeğin doğması ile hatta annenin hamile kaldığı ilk günden itibaren evde büyük bir mutluluk yaşanır. Ancak doğan çocuğun yada doğacak olacak çocuğun zihinsel yetersizliği olduğu öğrenilince o mutluluk yerini şaşkınlığa, şoka ve kedere bırakır.


Zihinsel yetersizliği olan çocukların aileleri genellikle sağlıklı çocuğu olan ailelerin hayatları boyunca yüz yüze gelmeyeceği sorunlarla, ihtiyaçlarla ilgilenmeli ve sağlıklı çocuğa sahip ailelerin yerine getirmeleri zorunlu olmayan birçok sorumlulukların üstesinden gelmeleri gerekmektedir.


Engel derecesi, engel düzeyi ne olursa olsun zihinsel yetersizliği olan bebeğin dünyaya gelişi yada zihinsel yetersizliği oluşunun fark edilmesi aile içindeki bütün yaşantıyı etkileyen, değiştiren ve hatta beklenilmeyen bir durumdur. Zihinsel yetersizliği olan çocuğa sahip ebeveynlerin tükenmişlik düzeylerini ve yaşam doyumlarını etkileyen durumların, değişkenlerin belirlenmesi aile fertlerinde zihinsel yetersizliği olan bireylere daha iyi ve daha etkili eğitim verilmesine, bu eğitimlere farklı açılardan doğru yollarla ulaşılmasına olanak sağlamaktadır. Doğru bilgiye sahip ve deneyimi olan ebeveynler içinde bulunduğu bu durumla başa çıkmada daha etkili ve daha güçlü olabilmektedir. Ebeveynler açısından tam bir felaket, hayal kırıklığı olarak düşünülen bu durum aile fertlerinin psikolojik açıdan aşırı şekilde yıpranmalarına neden olabildiği gibi aileye sosyal ve ekonomik açıdan da ağır bir yük, baş edilmesi zor bir durum haline getirmektedir. Yani hem maddi hem manevi açıdan aileye sarsıntı veren bir durumdur. Zihinsel yetersizliği olan bir çocuğa sahip ebeveynler kendi hayatları içinde çektikleri sıkıntıların yanı sıra çocuğun bakımı, eğitimi, tedavisi ve büyütülmesi gibi konularda çeşitli zorluklar ve sıkıntılar yaşamaktadırlar. Zihinsel yetersizliği olan çocukların ebeveynlerine verilen sosyal destek aileye güven verir. Sosyal destek bireyin ilgilenildiğini, sevildiğini, güvenildiğini ve değer verildiğini hissettiği algılar bütünüdür. Sosyal destek zihinsel yetersizliği olan çocukların ailelerinde stresi azalttığı yada önlediği, olumlu ve pozitif başa çıkma becerilerine katkı sağlamaktadır.



Anne ve babalarda duygusal destek çok önemlidir. Bunların yanı sıra maddi desteğin, bakım desteğinin ve özellikle eşlerin birbirine olan desteğinin başa çıkmada önemli bir role sahip olduğu bilinmektedir. Yetersiz sosyal desteğin anne ve babada tükenmişlik ve çeşitli psikolojik, ruhsal, fiziksel sorunlara neden olmaktadır. Yeterli sosyal destek yaşam boyu doyumu sağlamakta, anne babaya güç vermektedir.


Zihinsel yetersizliğin, geri dönüşü yada telafi edilme gibi bir şansı olmadığı için ailede duygusal baskı, ailenin her ferdini farklı düzeyde etkilemektedir. Aile yükü, özel bakımın getirdiği olumsuz; fiziksel, duygusal, sosyal ve maddi sonuçların algılanış ve yorumlanış şekliyle ilişkilendirilmiş psikolojik bir baskıdır, yüktür. Ailede zihinsel yetersizliği olan çocuğun bulunmasının aileye getirdiği yükten annenin daha çok etkilenmesi ve sorumluluk alması anneyi daha çabuk yıpratır dolayısıyla anne yavaş yavaş tükenmeye başlar.


Zihinsel yetersizliği olan çocuğun bulunduğu ailede anneye daha fazla sorumluluk yüklenmesi anneyi psikolojik olarak yıprattığı gibi fiziksel açıdan da çok fazla ve olumsuz şekilde etkilemektedir.


Ailede özel bakım ihtiyacı olan kişinin varlığı durumunda, bakım veren kişinin sosyal desteği, iş yükü, stresin arttığı görülmektedir. Bakım verenin sosyal desteği algıladıkları yük düzeyi karşısında tam görevini sağlamış olduğunu, yaşadıkları strese yönelik eğitim ve danışmanlık programlarının algıladıkları yükü azalttığı görülmektedir. Bakım yükünü açıklayan değişkenlerin başında stres, depresyon evlilik doyumu yer almaktadır. Sosyal çevreye katılım konusunda anne babaların iyilik halleri üzerinde etkili olduğunu söyleyebiliriz.


Zihinsel yetersizliği olan çocukların ebeveynlerinin yaşamış oldukları stres ve algılamış oldukları sosyal destekler konusunda ise; yetersizliği olan çocuklara sahip ebeveynlerin depresyon düzeylerinin yüksek olduğu, sosyal aktivitelerinin kısıtlandığı, sosyal destek ihtiyacında oldukları görülür. Bu sosyal destek arttıkça yaşamış oldukları stres ve depresyonlarının azaldığı, yaşam doyumlarının da arttığı gözlemlenmektedir. Sosyal destek düzeyi bu anlamda bu ebeveynlerin yaşam düzeylerini yükseltmekte, umutsuzluk düzeylerini ise azaltmakta olduğunu göstermektedir. Yani özet olarak; sosyal destek, yaşanan stresi azaltıp iyilik halini güçlendirip bu şekilde de ebeveynler de stresle başa çıkmalarına yardımcı olmaktadır.



Annenin ekonomik yükü, duygusal yükü, zaman kaybı, gereksinimlerinin artması durumunda anne baba arasındaki sorunlar, işlev yetersizlikleri de artma göstermektedir. Aile yükü bakım verene olumlu katkılar sağlarken, olumsuz duyguları yaşamasına da sebep olabilmektedir. Anneler sosyal, duygusal yükü bu açıdan oldukça fazla yaşamaktadırlar. Bu da duygu durumlarını etkilemekte stres yaşamalarına sebep olabilmektedir. Anne babanın ekonomik yükü yaşamaları ise duygusal yüklenmeyi arttırabilmektedir. Annelerin sosyal yük ve sosyal destekleri arasında da ilişki bulunmaktadır. Sosyal destek, bakım desteği sağlandıkça aile yükü de azalmaktadır.
Çocuklarına bakmak için fazla zaman harcayan anneler evde bakım hizmetleri uygulamasından yararlanıp, maddi destek elde etmesinin ise aile yükü, gereksinim yükü, stres gibi olumsuzlukları azaltmaktadır.


Zihinsel yetersizliği olan çocuğa sahip anneler almış oldukları bu sosyal desteklerle, desteklerinden memnuniyetlerini göstermektedirler. Böylece memnuniyet arttıkça aile yükünün azalacağı görülmektedir.

OTİZM VE DOWN SENDROMUNA SAHİP ANNELERİN KAYGI, UMUTSUZLUK VE TÜKENMİŞLİK DUYGULARI


Aile iletişim halinde olan bir sistem olup, bu sistemin ailenin içinden veya çevreden kaynaklanan bazı etkenlerden dengesinin bozulabileceği görülür. Örnek olarak çocuk dünyaya gelirken ciddi bir hastalık yada engelinin olması ailede dengesizlik yaratıp, kriz durumlarına neden olabilir.


Engelli bir çocuğa sahip olma durumu uyum sağlama konusunda genel olarak ailelerin yıkılan dengeyi yeniden oluşturma ve uyum sağlama konusunda birçok aşamadan geçebiliyor oldukları görülmektedir. Engelli olan bir çocuğa sahip olmak, aileye birçok sorumluluk getirmekle birlikte, bu sorumluluklar da çeşitli sorunlara yol açabilmektedir. Ailenin yaşayacağı bu sorunlar arasında; ekonomik sorunlar, sosyal çevreyle olan sorunlar, çatışmalar, aile ilişkilerinin bozulması gibi sorunlar ve psikolojik sorunlar şeklinde olabilmektedir.


Zihinsel engeli olan çocuğa sahip annelerin kaygı, tükenmişlik, umutsuzluk gibi psikolojik sorunların fazla olduğu görülmektedir.


Otizm ve Down Sendromlu çocukların, sosyal desteklerinde yoksun olmaları, dil bozukluklarını yoğun yaşamaları, davranışsal bozukluklarının fazla olmasından dolayı aile için stresli, zor farklılıkları içermektedir.
Otistik çocukların anneleri, kalabalık yerlere çocuğunu daha az götürme, utanma vb. gibi zorluklar yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Otistik çocuklar sosyal iletişime geçişle zorlandıklarından dolayı aileler çocukları ile bağ kurmakta zorluk yaşamaktadırlar. Otistik çocuk, fiziki olarak bakılınca normale yakın bir gürünüm göstermekte ve engelinin derecesi belirsizlik taşımaktadır. Bundan ötürü de çocuğun potansiyeli, yetisi be kapasitesi hakkında ailenin gerçekçi bir beklentiye girmesi güçlenmekte ve bu durumda ailede kaygının artmasına sebep olabilmektedir.
Down Sendromlu olan annelerin ise diğer engel türlerinede çocuğu olan ailelere kıyasla daha az stres, kaygı yaşadıkları, ebeveyn hazzı taşıdıkları ve çocuklara karşı daha olumlu duygular, düşünceler besledikleri görülmektedir. Sosyal etkileşimin olmadığı, çözüm konusunda çaresizlik duygusunun yaşandığı, davranış problemlerini de barındırmış olan otizm diğer engellilerden farklılaştığı görülmektedir. Bu nedenlerden ve farklılaşmalardan ötürü kişilerin olumsuz duyguları yaşamalarına sebep olabilmektedir.
Karşılıklı etkileşim ve insan yüzleri otistik çocuklar için çok az önem taşımaktadır. Etkileşime dayalı iletişim kurabilen çocukların aileleri daha az kaygı, stres yaşamaktadırlar. Buna karşın Down Sendromlu çocuklar kolay iletişim kurabildiklerinden dolayı kolay çocuklar olarak algılanabilmektedirler. Down Sendromu tanısı almış olan çocukların, erken tanı almış olmaları, ailelerinin kendilerini doğru konumlamış olmaları ve erken eğitim almış olmalarına da yardımcı olmaktadır. Ayrıca diğer engel türlerine kıyasla Down Sendromlu çocukların iletişime daha açık olması, Down Sendromlu çocuğun ailesinin çocuklarını pozitif kişilik özellikleriyle tanımlamakta ve uyumsuz davranışlarının da az olduğunu belirtmektedirler. Yani özet olarak engel türlerinin ailenin psikolojik durumunu etkilediği gözlemlenmiştir.


Annede çocuğun engel türüne yada cinsiyetine göre kişisel başarılarına ilişkin bir ana etmen yoktur. Otizm tanısı almış çocuğun aldığı özel eğitim süresi ile annelerin çocuğunun bakımına ilişkin başarısında pozitif bir ilişki vardır.
Otizm ve DS tanısı almış çocuğa sahip annelerin umutsuzluk ve tükenmişlik düzeylerinin annenin yaşı ile bir ilişkisi yoktur. Yani anne hangi yaşta olursa olsun Otizm ve DS tanısı almış çocuğa sahip olunca annenin umutsuzluğa ve tükenmişliğe kapılması olasıdır.
Annenin eğitim düzeyinin annenin motivasyonu üzerinde olumlu bir etki yaratmaktadır. Annenin eğitim düzeyi arttıkça Otizm ve DS tanısı almış çocuğunun bakımına ilişkin motivasyonu ve bakım düzeyi daha yüksektir. Yani anne ne kadar eğitimli ise Otizm ve DS tanısı almış çocuğuna bakımı daha ileri düzeyde olmaktadır. Eğitim düzeyi yüksek olan annenin kaygı düzeyi eğitim düzeyi düşük olan anneye göre kaygı düzeyi daha azdır. Annenin çalışmıyor olması Otizm ve DS tanısı almış çocuğuna bakımı sırasında tükenmişliğe olumsuz yönde etki etmektedir. Yani çalışan anne o stresli ortamdan uzaklaşıp başka şeylere odaklanınca tükenmişliğini geciktirebilir hatta önleyebilir. Ancak çalışmayan anne sürekli Otizm ve DS tanısı almış çocuğuyla ilgilendiği ve başka bir uğraşı olmadığı için tükenmişliğe daha meyilli bir duruma gelmektedir.
Diğer çocuklardan farklı olarak hayatı boyunca bakım gerektiren, bir bakana muhtaç Otistik ve DS'li bir çocuğa ebeveynlik yaparken annenin bu konuda sosyal bir destek alması, tek başına tüm yükü omuzlamaması annenin çocuğa ilişkin bakımında duygusal tükenme yaşamamasına sebep olmaktadır. Dolayısıyla Özel Eğitimi gerektiren çocuğa sahip olan annenin mutlaka sosyal bir destek alması gerekmektedir.
Otizm ve DS tanısı almış çocuğun eğitim süresinin artması annenin çocukla daha kolay ve daha doğru iletişim kurmasını sağlamakta ve annenin kendini çocuğun bakımında daha başarılı hissetmesine yardımcı olmaktadır.
DS tanısı almış çocuk bebeklik döneminde normal gelişim sağlarken yaşı ilerledikçe normal gelişim çizgisinden ayrılıp gelişimi normal olmamaya başlamaktadır. Otizm tanısı almış çocuklar ise özel eğitim aldıkça gelişim ve ilerleme gösterirken DS tanısı almış çocuklarda özel eğitim süresi ne kadar çok olursa olsun ilerleme daha yavaş olmaktadır. Buda anneleri olumsuz yönde etkilemektedir.
Otizm tanısı olan çocuğun çevreyle olan etkileşimi başlatma ve sürdürme gibi sosyal ve iletişim becerileri alanında sınırlılıklar göstermesine neden olmaktadır. Otizm etkileşim ve iletişim sorunlarıyla kendini gösteren bir gelişim yetersizliğidir. Bir ailenin çocuğunun farklı olduğu, diğer çocuklardan daha farklı bir hayat yaşayacağını, diğer çocuklardan farklı gereksinimlere ihtiyaç duyacağını kabullenmesi çok zordur. Engelli bir çocuğu yetiştirirken stres gibi olumsuz faktörlerden en fazla etkilenen otizm tanısı almış çocuğun annesidir. Engelli bir çocuğa sahip aile, içinde bulunduğu durumu ne kadar korkutucu, kontrol edilemez, başa çıkılması zor, stres yapıcı bir durum olarak algılıyor ise o kadar kaygı gösterir. Kaygı olumsuzlukları düşünme, sürekli negatif olma, desteğin geri çekilmesi, korku, üzüntü, heyecan gibi farklı duygulardan biri ile ifade edilebilir. Kaygı çağımızın en önemli problemlerinden bir tanesidir. Kaygı baş edebileceğimiz bir olayda bile bizi güçsüz düşürebilir ve baş edememe haline getirebilir.
Otizm tanısı olan çocukların sosyal ortamlarda bulunmasında, enerjilerinin harcanmasında, hayata daha önemli ve değerli bakmasın sporun çok önemli bir yeri vardır. Spor yoluyla çocuğun sosyalleştiğini gören ailenin kaygıları ve stresleri azalmaktadır. Aynı zamanda sosyalleşen otistik çocukların mutluluğu ailelerine de yansımakta ve aile içindeki stresi, tükenmişliği önlemektedir. Otistik çocukları spora yönlendirmeli, spor yapabilecekleri özellikte mekânlar oluşturulmalı ve otistik çocuğa spor ve hareket eğitimi verecek uzmanların yetiştirilmesi sağlanmalıdır. Bu konularda anneye doğru ve etkili iletişim yöntemleri eğitimi verilmesi ve bulundukları durumun çaresizlik ve kırgınlıklarını doğru ifade edilmesine yardımcı olunmalıdır. Çünkü böyle durumlarda yükün büyük bir kısmı annenin omuzlarındadır. Ve anne bu yükü tek başına kaldıracak kadar güçlü olmayabilir.


GÖRME ENGELLİ ÇOCUKLARIN EBEVEYNLERİNİN YAŞADIĞI GÜÇLÜKLRTİN BELİRLENMESİ VE TÜKENMİŞLİK İLE YAŞAM DOYUM


Görme engelli olan çocuk ve ergen ailelerinin stresi, yaşam doyumu ve tükenmişliği bu durumdan çok fazla etkilenmektedir. Engellilik insanlık tarihi kadar eski bir süreçtir. Engelli insanlar eski dönemde insan olmayan varlıklar olarak kabul edilmişlerdir. Engellilik kişinin kendisine zorluklar, güçlükler yaratmasının yanı sıra, engelli kişinin ailesine, ona bakan kişilere ciddi anlamda zorluklar yaratabilmektedir. Çocuklarda görme engelliliğine sebep olan doğum öncesi ve doğum sonrası pek çok etken bulunmaktadır.



Sorunu uzun süredir yaşıyor olmak gelişmiş zihinsel, fiziksel ve psikolojik özelliklere sahip olmak soruna karşı başa çıkmanın daha kolay olmasını sağlamaktadır. Öte yandan çocuklar engellerinin yol açtığı sorunlarla başa çıkamayabilir ve kendilerine yol gösterebilecek bir rehbere ihtiyaç duyabilir. Yetişkinler ise deneyimlerinden ve gelişmiş fiziksel, zihinsel ve psikolojik özelliklere sahip olmalarından dolayı çocuk engellilere nazaran bir rehbere daha az gereksinim duyar.


Çocuğun engel düzeyine göre bakıma olan ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Çocuğun bu ihtiyaçlarını karşılama konusunda en büyük sorumluluk ve yük ebeveynlere düşmektedir.
Herhangi bir engeli olmayan çocuğun dünyaya gelmesi bile aile için zorlayıcı bir durum olabiliyorken, engele sahip bir çocuğun dünyaya gelmesi o aile için çok büyük zorluklar ortaya koyabilmektedir. Herhangi bir engeli olmayan çocuğun ailesine göre engelli çocuğa sahip aileler birçok sorun yaşamaktadırlar. Engelli bir çocuğa sahip ebeveynlerin engelli çocuğu olmayan ebeveynlere göre daha çok kaygılı ve streslidirler.
Engelli olmayan bir çocuk günlük yaşamda kullanılan birçok bilgiyi, kavramı ve beceriyi doğal olarak özle bir gereksinime ihtiyaç duymadan edinebilir. Oysa görme engelli çocuklar düzenli ve uygun bir öğrenmeden mahrum kaldıkları için bahsi geçen kavramlardan, becerilerden yoksun kalmakta ve bu becerileri öğrenmede güçlük çekmektedirler. Görmeengeli olan bireyler işitme, koklama ve dokunma duyularıyla çevreden bilgi toplar ve deneyim kazanırlar. Ancak duyularla edinilen bilgiler çok sınırlıdır ve kavranması zordur. Dolayısıyla görme engelli bireyler, bütün duyularından bilgi edinme ve duyularını kullanma konusunda eğitilmelidirler. Görme engelli bireylerin yaşamlarının ilk aşamalarında anne ve babalar, çevreyle teması tehlikeli bulmaktadırlar. İçsel kontrol odağına sahip bireyler daha fazla başa çıkma becerilerine sahiptir. Görme engelli çocuğa sahip bireyler, çocuklarına daha çok öğretici sorular sormaktadırlar. Bu da çocukların görmeden de öğrenmelerine yol açmaktadır. Çocuğu görme engeli olmasından kaynaklı annenin çocuğa olan dikkati daha fazla olmaktadır. Görme engeli olan çocuklar, çevreleriyle farklı yollardan iletişim kurmayı öğrenir ve bu şekilde çevresiyle iletişim başlatır. Karşılıklı etkileşim sayesinde görme engelli çocuk, kendisinin ve diğer kişilerin davranışlarını tahmin edebilmektedir. Görme engelli çocuk, başta anne ile olan iletişiminde ve bağında güçlük çekmektedir. Görme engelli olan ve olmayan ailelerin çocuklarıyla olan sözel iletişimleri farklılaşmaktadır. Görme engeli olmayan çocuğun ailesi çocuğuna hayalleri, planları ile ilgili sorular sorarken, görme engeli olan çocuğun ailesi çocuğuna daha öğretici, daha didaktik sorular sormaktadırlar. Bunun nedeni ise çocuklarının kendilerinden görmeden de olsa bir şeyler öğrenmesini sağlamak istemektir.

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARIN ANNELERİNİN TÜKENMİŞLİK SENDROMU


Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocukların yetiştirilmesi bakımı bir hayli zordur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite olan çocukların ailelerinde stres çok fazladır. Çünkü bu aileler çocuklarının ne zaman ne yapacağını kestirememektedirler. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı olan çocukların ailelerinde yine yükün ve sorumluluğun büyük bir kısmı annenin omuzlarındadır. Çünkü anne sürekli çocuğunu kontrol etmeli, çocuğunu yalnız bırakmamalı ve gözünü ondan ayırmamalıdır. Aynı zamanda hiperaktivite bozukluğu olan çocuğun aşırı hareketli olmasında yarattığı yüksek stres durumu söz konusudur. Dolayısıyla bu durumdan dolayı anne kendini sosyal çevreden soyutlar ve kendini çocuğa adar. Bu durumda anneyi tükenmişliğe iter. Böyle durumlarda çocuğun uzun süreli özel eğitim alması ve aynı zamanda psikolojik destek alması gerekmektedir. Bunun yanı sıra annenin de sosyal bir desteğe ihtiyacı söz konusu olabilmektedir.



TÜKENMİŞLİK KAVRAMININ BİREY VE ÖRGÜTLER AÇISINDAN ÖNEMİ


Duygusal tükenme, kişisel başarıda düşüş gösterme, duyarsızlaştırma olarak üç alt boyut hissinden oluşan tükenmişlik; bireylerde duygusal, bedensel ve davranışsal olan belirtilerle kendini göstermektedir. Yaş, cinsiyet, işte çalışmanın süresi, değerler, sosyal destek sağlanması, kişilik gibi sosyal ve bireysel olan özellikler, iş yükü, ödüller, örgüte karşı hissedilen aitlik duygusu, adalet gibi iş ve örgütle ilgili olan özellikler tükenmişlik durumunda azaltıcı ya da arttırıcı özelliğe sahiplerdir.
Tükenmişlik, hem birey hem de örgütler yönünden iş yaşamında önemli oranda tehdit olarak görülen bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. “Tükeniş sendromu” mesleki tükenmişlik ile de ifade edilebilmektedir. Bireylerde ruhsal ve fiziksel yönden enerjinin azlığı ya da tükenmişliği olarak açıklanabilecek olan tükenmişlik kavramı örgütte strese neden olabilecek gerek örgütsel gerekse işe ilişkin özelliklerin uzun süreli etkileri sonucunda ortaya çıkmaktadırlar. Burada önemli olan, bireyin sahip olmuş olduğu kaynaklar ile stresin nedenlerini ortadan kaldırmamış olmasıdır. Tükenmişliğe neden olmuş olan stres kaynaklarını diğer kaynaklardan ayıran temel unsur, bireylerin çalışma ortamlarındaki iletişim ve etkileşimlerinin bir sonucu durumunda olmasıdır.
Tükenmişlik durumunda olan çalışanlar, artık meslekleri ve işlerinin gerekliliklerini yerine getirmemek durumuna gelmektedirler. Tükenmişlik durumu, bireylerde olduğu kadar örgütler üzerinde de olumsuz sonuçlara yol açan bir durum olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bireysel, yönetsel, örgütsel bir takım uygulamalar ile tükenmişlik durumuyla başa çıkma mümkün olabilmektedir. Özellikle de yöneticilerin, çalışanların yaşamış oldukları tükenmişliğin farkında olması ve bu durumunu ortadan kaldırması için gerekli olan düzenleme, uygulama işlevlerini gerçekleştirebilmeleri, konuya ve konunun önem düzeyine ilişkin bilgi düzeylerine bağlı bir durumdur.
Tükenmişlik, başarısız olma, aşırı yüklenme, yıpranma, çok çalışma sonucu yaşanmış olan güç ve enerji kaybı veya karşılanamayan isteklerin bir sonucu bireyin içsel kaynaklarında tükenme durumu olarak açıklanabilmektedir. İşyerlerindeki stres arttıran unsurlara karşı gösterilen tepki olarak uzun süreler ortaya çıkabilecek bir durumdur. Duygusal istekler gerektiren durumlara ilişkin uzun süre bu durumlara maruz kalma sonucu fiziksel, duygusal, zihinsel tükenme durumu olarak da ifade edilebilmektedir.
Tükenmişlik; stresle başa çıkma konusunda yaşanmış olan başarısızlığın bir sonucu olarak da ortaya çıkabilir. Çalışma ortamlarında yaşanmış olan stres durumlarının ortadan kaldırılmaya çalışılması çabası sonucu fiziksel sonuçlar da yaratabilecek psikolojik bir sorun olarak değerlendirilmektedir.
Tükenmişlik kavramının literatürde stres açısından üç aşaması olduğu ve bu aşamaların da alarm, direniş ve tükenme olarak ifade edildiği görülmektedir. Alarm aşamasında birey, herhangi var olan bir dış uyaranı strese neden olan bir faktör olarak algılar. Bedensel, ruhsal sınırlarının bu strese neden olan faktörler etkisiyle zorlandığını hisseden birey, uyarandan kaçınmak amacıyla veya mücadele ederek yeniden eski uyum düzeyine ulaşmak amacıyla davranabilir. Fiziksel ve duygusal enerjinin harekete geçilme durumu ile strese yol açan faktörlerin olumsuz yönlerine karşı çıkılan bir direniş dönemi sonrası başarılı olma yönünde sorunla başa çıkılmış ise genel uyum düzeyini yeniden yakalayıp dönülmesiyle direniş aşaması da sonlanır. Fakat uyaran eğer çok şiddetli bir biçimde ise ve eğer birey olumsuzluğa neden olan bu etkileri, strese yol açabilen sorunları ortadan kaldıramayacak durumda ise, aynı zamanda strese neden olan faktörlerin uzun süre etkisi altında kalınmış ise tükenme aşaması durumu ortaya çıkar. Bir mesleğin ya da yapılan bir uğraşın tükenmişlik durumu ortaya çıkarmasının öncelik olarak, bireylerarası ilişkiler açısından çok yoğun ve önemli bir oranda rol ya da iş stresi içerisine girmesi durumuna bağlı olduğu vurgulanmaktadır.
Duygusal tükenmişlik, duyarsızlaşmanın ortaya çıkma durumu, kişisel başarının düşme durumu ve hissiyatı olarak üç farklı boyuttan oluşmakta ve tükenmişlik bu üç boyutu ortaya koyan durumlarla açıklanmaktadır.
1) Duygusal Tükenme Aşaması
Mesleki tükenmişlik olarak tanımlanmış olan tükenmişliğin bu boyutunda birey; yorgunluk, duygusal açıdan kendini yorgun, yıpranmış hissetme, enerji eksikliğine sebep olma durumlarına yönelik belirtiler göstermektedir. Bu duygusal tükenme aşaması literatürde tükenmişliğin en kritik ve en belirgin boyutu olarak görülmekte ve ifade edilmektedir. Duygusal tükenme durumu, tükenmişliğin içsel boyutunu ortaya koymaktadır. Duygusal tükenmişliğin bu boyutunu yaşayan kişi, hizmet vermiş olduğu kişilerle geçmişte olduğu kadar verici davranmadığı, sorumlu olarak hareket etmediğini düşünür. Bu da gerginlik ve engellenmişlik duygularıyla yüklü olan bireyin başka günler için yeniden işe gitme zorunluluğu durumunu endişe olarak algılamasına neden olmaktadır.
2) Duyarsızlaşma Boyutu
Duyarsızlaşma durumu, bireyin hizmet vermiş olduğu bireylere yönelik birer birey olduklarını dikkate almadan duygularından yoksun bir biçimde tutum ve davranış sergilemesi durumlarıyla kendini göstermektedir. Birey toplumdan uzaklaşan, alaycı bir tavır, küçümseyici, katı ve duygusuz bir davranış içerisine girmiştir. Çalışan kişilere hem hizmet sunmuş oldukları kişilere hem de içinde çalışmış oldukları kurumlara karşı umursamaz, alaycı, küçümseyici, mesafeli bir tavır ile yaklaşabilirler ve bu yapmış oldukları tavır ve tutumlarından rahatsızlık duymadan tutumlarını sergilemeye devam ederler. Küçümseyici, aşağılayıcı bir dil kullanma, insanları sınıflandırarak katı kurallara yönelik iş yapma ve endişe duyarsızlaşma boyutunun davranışlarını ifade etmektedir. Tükenmişlik durumunu yaşamış olan bireylerin bazı hizmet uzmanlarından söz etmiş olsalar da tükenmişlik boyutunu yaşayan bireyler, hizmet etmiş oldukları kişiler ile kendi özel yaşamları arasında katı ve sıkı bir sınır çizmekte, ev ortamlarında kesinlikle işleri ile ilgili kesinlikle konuşmamakta, yeni hizmet etmiş olduğu kişiler ile aralarına fiziksel yönden mesafe ve sınır koymak amacıyla bu kişilere mümkün olduğunca diyalog kurma fırsatını vermekten kaçınmaktadırlar.


Tükenmişlik duygusu durumunu yaşayan bireylerin, bürokratik örgütleri tanımlarken kullandıkları benzetmelere benzer bir şekilde, hizmet verilen kişilere karşı katı bir biçimde davranmış oldukları ve bu kişilerin sorunlarını çözmeye yönelik değil de kitaba göre hareket etkilerini tercih ettikleri görülmüştür.


3) Kişisel Başarıda Düşme Hissi


Bu kuram, kişinin kendini olumsuz değerlendirme durumunda olmasıyla ilişkilidir. Kişisel başarıda düşme hissine kapılan birey kendisini bu durumdan dolayı yetersiz hisseder, yetkinliğe ulaşamadığını düşünür. Bu da motivasyonunda düşüş yaşamasına neden olmaktadır. Kişisel başarıda düşme hissi boyutunda bireye, kendine yönelik değerlendirmesinde genel olarak bir olumsuzluk hissine kapılıp, işlerinde yaptıklarının bir ilerleme göstermediğini, işinde herhangi bir fark yaratmadığını, işi için harcamış olduğu çabanın bir işe yaramadığını düşünür. Sonuç olarak bu birey iletişim kurmuş olduğu insanlar ile ilişkilerinde genel bir yetersizlik, boşunalık ve başarısızlık hissetmeye ve işinde yapmış olduklarının yetersiz olduğunu, işe yaramadığını düşünmeye başlar.
Tükenmişlik kavramının literatürüne bakıldığında, bu kavramın bir süreç olarak değerlendirilmiş olduğu, bu duruma göre de tükenmiş kavramına ilişkin iki modelin var olduğu gözlenmektedir.

Maslach Modeli ve Golembiewski Modeli


Maslach ve Jackson, tükenmişlik kavramının boyutlarını farklı açılardan değerlendirmişlerdir. Ayrı ayrı tanımlanmış olsalar bile birbiri ile ilişkili olduğu söylenebilmektedir.
Maslach Modeli'ne göre, tükenmişlik kavramı çalışanın işe ilişkin stres yaratan durumlara karşı vermiş olduğu bir tepki olarak duygusal tükenme durumu ile başlamaktadır. Duygusal tükenme boyutuna karşı stresle baş etme stratejisi olarak birey burada diğerleri ile olan ilişkilerin de psikolojik mesafe, söylediklerine karşı ve karşılarındakilere karşı duyarsızlaşma durumunu ortaya koyar. Bu duyarsızlaşma durumu başladığında birey, hizmet vermiş olduğu kişilere ve hizmet vermiş olduğu kişinin kendisinden potansiyel olarak beklentisi ile içinde bulunmuş olduğu durum arasında uyumsuzluk olduğunun farkına varmaktadır. Bu durum da kişinin kendisini olumsuz olarak değerlendirmesine, yani kendini yetersiz ve başarılarını değerlendirirken başarısız olduğunu düşünmesine yol açmakta ve bu şekilde sonuçlanmaktadır.
Maslach Modeli'ne göre duygusal tükenmişlik boyutunun duyarsızlaşmanın, duyarsızlaşmada ise kişide kişisel başarıda düşme hissinin bir nedeni olarak değerlendirilebilmektedir.
Golembiewski Modeli'nde ise tükenmişlik süreci, duyarsızlaşma ile başlamakta, bu durum ise kişinin işe ilişkin performansını etkilemesine ve başarıya yönelik değerlendirmesini de etkileyerek kişisel başarıda düşüş hissine neden olabilmektedir.
Bir sonraki aşamada ise birey bu tükenmişliği, duygusal bir tükenmişlik yaşaması ile sonlanır.

KAYNAKÇA
1. Akandere,M.Acar,M. Baştuğ, G.(2009).Zihinsel ve Fiziksel Engelli çocuğa sahip anne ve babaların yaşam doyumu ve umutsuzluk düzeylerinin incelenmesi. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi.
2. Akın,B. Sarıpınar,E. Şener,Ş.(2009). Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocukların annelerinde tükenmişlik sendromu. Türkiye Klinikleri Pediatr, 18(4).doi:283-8
3. Ardıç,K. Polatçı,S.(2008). Tükenmişlik Sendromu akademisyenler üzerinde bir uygulama. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi,10(2).doi:69-96
4. Arı,G.Bal,E.(2008). Tükenmişlik kavramı:birey ve örgütler açısından önemi. Yönetim Ve Ekonomi,15(1).doi:131-148
5. Barutçu,E. Serinkan,C. (2008).Günümüzün önemli sorunlarından biri olarak tükenmişlik sendromu ve Denizli’de yapılan bir araştırma,8(2).doi:541-561
6. Çalık,F. Yılmaz,A. Şentürk,U. Akdeniz,H. Sertbaş,K. (2015).Otistik çocuğa sahip ebeveynlerin durumluluk ve sürekli kaygı düzeylerinin karşılaştırılması. Spor Yönetimi Ve Bilgi Teknolojileri Dergisi, 10(2). Doi:1306-4371
7. Çengelci,B.(2009).Otizm ve DownSendrom’lu çocuğa sahip annelerin kaygı, umutsuzluk ve tükenmişlik duygularının karşılaştırılması.Ege Eğitim Dergisi,2(10)
8. Ersoy,F. Yıldırım,C. Edirne,T.(2011). Tükenmişlik Sendromu. Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi
9. Mesur, E.(2012).7-11 Yaş arası özel eğitim gören zihinsel engelli öğrenci annelerinin stres belirtileri ve sosyal kaygı düzeyi açısından karşılaştırılması.Arel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Psikolojik Anabilim Dalı.İstanbul
10. Nergiz,H.(2013).Görme engelli çocuk ebeveynlerinin yaşadığıgüçlüklerin belirlenmesi ve tükenmişlik ile yaşam doyumuna yönelik yordayıcı değişkenler(Yüksek Lisans Tezi).Hacettepe Üniversitesi.Ankara
11. Sivrikaya,T. Tekinarslan,İ.(2013). Zihinsel yetersizliği olan çocuğa sahip annelerde stres, sosyal destek ve aile yükü. Özel Eğitim Dergisi,14(2).doi:17-29
12. Yıldırım,M.İçerli,L.(2010). Tükenmişlik Sendromu: Maslach ve Kopenhag tükenmişlik ölçeklerinin karşılaştırmalı analizi. Organizasyon Ve Yönetim Bilimleri Dergisi, 2(1).doi:1309-8039
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Tükenmişlik Sendromu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Ayda DALİ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Ayda DALİ'nin izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Psk.Ayda DALİ
Hatay (Online hizmet de veriyor)
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesiİş Adresi Kayıtlı
Özgeçmiş - Çalışma Alanları - Makaleler (4) - Videolar - İletişim Bilgileri
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Ayda DALİ'nin Yazıları
► Tükenmişlik Sendromu Psk.M.Enes İMERT
► Tükenmişlik Sendromu Psk.Ümit KARABULUT
► Tükenmişlik Sendromu Psk.Semra EVRİM
► Tükenmişlik Sendromu Psk.Damla KANKAYA
► Tükenmişlik Sendromu Psk.Dnş.Ferhan BIÇAKCILAR
► Tükenmişlik Sendromu Psk.Çağlar KARAMAN
► Tükenmişlik Sendromu Psk.Yücel SÖZER
► Tükenmişlik Sendromu ve Covid – 19 Psk.Elif Tuğçe ÇOLAKOĞLU
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,242 uzman makalesi arasında 'Tükenmişlik Sendromu' başlığıyla benzeşen toplam 41 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


22:37
Top