TavsiyeEdiyorum.com
TavsiyeEdiyorum.com  
.com
Arama : | Site İçi Arama

Yeni Tavsiye Ekleyin!



ÇOCUKLARDA VE GENÇLERDE UYUM PROBLEMLERİ VE UYUM BOZUKLUKLARIN ÇÖZÜMLERİ

Abdullah TOPAL Fotoğraf
Psk.Dnş.Abdullah TOPAL
İçel (Mersin)
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi91 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutKütüphanemizde Yayınlanan 21 Makalesi varFotoğrafı MevcutMesleki Videoları Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıMSN/ICQ/Skype Adresi VarTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Bilgileri
* Toplam Okuyucu : 16051,

* Yayın Tarihi : 08-01-2009 - 13:13 (2076 gün önce),

* Ortalama Günde 7.73 okuyucu.

* Karakter Sayısı : 54496 , Kelime Sayısı : 6395 , Boyut : 53.22 Kb.
Ziyaretçilerimizin Üyemiz Psk.Dnş.Abdullah TOPAL hakkında söyledikleri:
Abdullah Bey'i internet aracılığıyla buldum,ona yazdım ve bana sorunlarımdan kesin olarak kurtulacağımı söyledi.İlk görüşmemizde de 4-6 haftada hallederiz dedi.Bunu duymak güzeldi ,ama benim açımdan bunca yıldır hiçbir uzmanla başarıya ulaşamamıştım. gerçekten mi dedim.oysa o bundan emin görünüyordu.8-9 senedir ciddi şekilde mutsuz ve umutsuzdum.Hayat bir yük gibi geliyordu.Kimseye güvenemiyordum,(belki de kendi yarattığım)sorunlar içinde boğuluyordum.Oysa yardım almaya başladığımdan beri adım adım herşeyin değiştiğini gördüm.Bunlara şu an inanamıyorum.Öncelikle kendimin ve içimde saklı olan g... [DEVAMI..]
(M.Yılmaz, Danışan, 21-12-2008)

Abdullah TOPAL benim eşim.Eş olarak özel ve değerli biri olmasının yanısıra mesleki anlamda onu çok başarılı bulduğumu sizlerle paylaşmak istedim.Girişimci,çalışkan ve azimli biri olduğunu belirtmeliyim.Sürekli kendini yenileyen girdiği ortamda hemen sıcaklığını hissettiren.İnsanlarla ilgili rekabat içinde olmak ve onlarla ilgili olumsuzluklardan bahsetmek yerine kendi ile yarıştığını,kendini geliştirmeye çalıştığını gözlüyorum.İnsanlara verdiği değer,onlara yaklaşımı ve duygularını ifade edişini hayranlıkla gösteren biri olarak görüyorum.Düşüncelerini ve duygularını açıkça ifade etmesi,kin tu... [DEVAMI..]
(Hülya TOPAL, Sitemize Kayıtlı Profesyonel, 11-09-2008)

Bazen hayatimiza giren öyle insanlar olur ki; onlarin belli amaca hizmet etmek, bize bir ders vermek,
kim oldugumuzu ya da olmak istedigimizi bulmamiza yardim etmek için bizimle olduklarini yüregimizin
derinliklerinde hissederiz.

Bu insanlarin kim olacagini asla önceden kestiremezsiniz; belki oda arkadasiniz, komsunuz,
uzun zamandir görmediginiz bir arkadasiniz, sevgiliniz ya da belki de sadece göz göze geldiginiz bir
yabanci... Her kim olursa olsun, o kader aninda hayatinizinbir biçimde etkilenecegini bilirsiniz.
Bazen de hayatinizda öyle olaylar yasarsiniz ki; o anda bu olaylar size... [DEVAMI..]

(Meltem, Danışan, 28-04-2008)

Abdullah beyle arkadaşımın amcası sayesinde tanıştım. 2 ay gibi konuşma zamanımız oldu ve gerçekten çok iyi geldi bana bu süre içerisindeki konuşmalarımız panik atak rahatsızlığıma Abdullah bey sayesinde müdahale edebiliyorum. her şeyin beyin gücüyle yapabileceğimi öğretti korkularımla yüzleşe biliyorum artık sabrıyla ilgisiyle yeniden kendimi iyi hissetmeme neden oldu beni her koşulda dinlediği için Abdullah beye çok teşekkür ederim. herkesin sıkıntılarını çözeceğine inanıyorum güvenmek her şeyden önemlidir Abdullah beye güvendim ve şuan çok çok iyiyim.
(emek, Danışan, 09-01-2012)

Psk.Dnş.Abdullah TOPAL Hakkındaki Tüm Tavsiyeler
ÇOCUKLARDA VE GENÇLERDE UYUM PROBLEMLERİ VE UYUM BOZUKLUKLARIN ÇÖZÜMLERİ

ÇOCUKLARDA VE GENÇLERDE UYUM PROBLEMLERİ


UYUM BOZUKLUKLARI

Uyum; bireyin sahip olduğu özelliklerinin kendi benliği ile içinde bulunduğu çevre arasında dengeli bir ilişki kurabilmesi ve bu ilişkiyi sürdürebilmesi şeklinde tanımlanabilir.
Gün geçtikçe hızlı sosyal, teknolojik, ekonomik, bilimsel değişmeler ve gelişmeler oldukça, bireyin uyması gereken yeni yeni koşullar artmaktadır. Bu durumun uyumsuzlukları da arttırdığı bir gerçektir. Uyumsuz çocukların okul çağında olanların nüfusumuzun % 2’sine tekabül ettiği görülmektedir.

Gelişim evrelerinin getirdiği doğal zorluklara yakın çevrenin olumsuz etkileri katıldığında çocukta bunlara tepki olarak çoğunlukla duygusal düzeyde bozukluklar görülebilir. Bu olumsuz tepkilere “Uyum Bozuklukları” diyoruz.

Kişilik en uygun ortamda bile bir çok sorunları çözülüp engeller aşılarak geliştirilir. Çocuk bir yandan yeni yetenekler, yeni beceriler kazanarak çevresine uyum sağlamakta bir yandan da gelişmenin gereği olarak yeni sorunlarla karşılaşmaktadır. Bu sorunlarla başedebilme olumlu çevreyi oluşturmak, güven veren, anlayışlı, sevgi dolu yaklaşımlara bağlıdır. Bu çevreyi bulamayan çocuk güvensiz olur. Karmaşık duygu, düşünceler ve çelişkiler içinde bunalır. Kendi yaş düzeyine göre, gelişim düzeyine göre karmaşık duygular içine girer. Kimsenin kendini sevmediği, istemediği kuşkusuna kapılarak çevresindekilere inanmaz, güvenmez. Büyüklerin ilgisini çekebilmek için gereksiz davranışlar yapar. Bu davranışlar ilk zamanlar belli bir ölçüde devam ettiği için aile ve çevreyi rahatsız etmez. Belli bir sınırdan sonra çocuğun davranışı bozularak çevreye uyum sorunu ortaya çıkar. Bu tür bozuklukların başında sürekli hırçınlık, sinirlilik, geçimsizlik, yalancılık, kavgacılık, söz dinlememe, kaygı ve korku hali gelir. Yaş büyüdükçe bu tür davranışlar aileye ve topluma uyum bozukluğu şekline dönüşür.
Evden, okuldan kaçma, hırsızlık, sürekli başkaldırma, saldırganlık, yankesicilik, alkol alma, kuralları çiğneme, kavga, tahrip, bıçak ve tabanca taşıma, yaralama gibi davranış bozuklukları gösterir.

Uyumsuzluğun Nedenleri

1. Kalıtım: Uyumsuzluğun ortaya çıkmasında kalıtımın bir etkisi olduğu gerçektir. Ancak uygun eğitim ortamı hazırlanarak ya bertaraf edilebilir ya da derecesi azaltılabilir.

2. Bedensel nedenler: Körlük, şaşılık, ağır işitme, kamburluk, çolaklık, topallık, şişmanlık, sürekli ve kronik hastalıklar, ani kazalar ve şoklar. Bu tip bedensel özürlülerin kendiliğinden uyumsuzluk nedeni olmayıp çocuğun çevresindekilerin bu özüre karşı takındıkları olumsuz tutum ve davranışlar göstermesine sebep olur.

3. Temel ihtiyaçların doyurulmaması: Bu ihtiyaçları 3’e ayırabiliriz.

a) Biyolojik ihtiyaçlar; beslenme, barınma, giyinme, nefes alma, boşaltım, dinlenme, asgari düzeyde doyurulması gerekir.
b) Psikolojik temel ihtiyaçlar; sevmek-sevilmek, öğrenme ihtiyacı, korku- endişe ve güvensizlikten korunma ihtiyacı, başarılı olma ihtiyacı, kendisine saygı duyulma ihtiyacı.
c) Sosyal temel ihtiyaçlar; arkadaşlık kurma, bir gruba ait olma, statü, prestij sahibi olma, bağımsızlık ihtiyacı.
Yukarıda bahsedilen ihtiyaçların doyurulmaması halinde uyum bozukluğu oluşma olasılığı yüksektir.

4. Çevre ve sosyo-ekonomik etmenler:
a) Aile çevresi: Çocuğun ihmal edilmesi, ihtiyaçlarının karşılanmaması, aşırı sevgi ve hoşgörü, sevgisizlik ve hoşgörüsüzlük, anne babanın çocuk önünde tartışmaları, kavgaları evi terk etmeleri, kovma, dövme, ve sövmeleri uyumsuzluğa neden olabilir.
b) Çocuğun yakın çevresi: Çocuğun her gün birlikte olduğu, oynadığı arkadaşlarının, büyüklerinin sevgi ve davranışlarından etkilenir. Ayrıca TV seyretmek, tiyatro, sinema çocuğu etkiler. İyiyi, güzeli görürse olumlu etkilenir; ancak hoşgörüsüzlük, güvensizlik ortamında bulunursa uyumsuzluk olabilir.
c) Okul: Çocuğun psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarının okulda karşılanmaması bir çok uyum bozukluğunun ortaya çıkmasına sebep olabilir.

5. Yanlış eğitim: Çocuk, kendinde ve çevresinde olup bitenleri, toplumun isteklerini uygun bir eğitim ile öğrenebilir, çocuğu uygun bir eğitim ile önceden kendi ilgi ve yetenekleri, sonra çevre ve toplumun değer yargıları tanıtılmalıdır. Nerede, nasıl davranacağı, problemlerini nasıl çözeceği öğretilmelidir. Çocuğun bütün arzularını yerine getirmek veya sınırlandırmak onda çeşitli uyumsuzlukların geliştirilmesine sebep olmaktadır.

Problemli çocukların tanısı kadar tedavisi de uzun ve titiz bir çalışmayı gerektirir. Bu çalışmada sabırlı ve etkin yaklaşımlar ile anne-babaya görev düştüğü gibi uzman pedagog, çocuk psikiyatristi ve klinik psikologuna da görevler düşmektedir.


UYUMSUZ ÇOCUKLARDA GÖRÜLEN DAVRANIŞLAR

1. Sinirli hareketleri vardır.
2. Huzursuz ve rahatsızdırlar.
3. Adale seğirmeleri görülür.
4. Okul çalışmalarına karşı ilgisizdirler.
5. Okula sık sık devamsızlık yaparlar.
6. Okuldan hoşlanmazlar.
7. Kıskançtırlar.
8. Yarışmaktan hoşlanırlar.
9. Tırnaklarını yer, ısırırlar.
10.Dikkatsizdirler.
11.Eleştirilere tahammülsüzdürler.
12.Oyun bozandırlar.
13.Kolayca hüsrana kapılırlar.
14.Devamlı gerilim içindedirler.
15.Sık sık titreme görülür.
16.Daima kendilerinin savunurlar.
17.Sık sık çalarlar.
18.Otoriteye karşı direnirler.
19.Övünmeyi severler.
20.Akranlarından hoşlanmazlar.
21.Yalan söylerler.
22.Kronik şekilde hastalıklarından şikayet ederler.
23.Babaları tarafından baskıya maruz kaldıklarını söylerler.
24.Öfke nöbetleri gösterirler.
25.Neşesiz ve yalnız olular.
26.Utangaç, korkak, ürkek, endişeli olurlar.
27.Hallüsünasyon (gerçekte varolmayan bir şey varmış gibi davranmak) ları vardır.
28.Çözemediği problemleri içine atar.
29.Başkalarıyla çalışmaktan hoşlanmazlar.
30.Kendi kendine güvenmez, fikirlerini değersiz görür, aşağılık duygusu vardır.
31.Sık sık iç çekme, saçlarını kıvırma ve çekmeler görülür.
32.Gereksiz yere bağırıp çağırırlar.

UYUM PROBLEMLERİNİN SINIFLANDIRILMASI

1- DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
. Hırsızlık Yapan Çocuklar
. Evden Kaçan Çocuklar
. Uyku Bozukluğu Olan Çocuklar
. Yemek Sorunu Olan Çocuklar

2- ALIŞKANLIK BOZUKLUKLARI

. Alt Islatma (Enoresis)
. Dışkı Kaçırma (Enkopresis)
. Tırnak Yeme
. Tikli Çocuklar
. Parmak Emme

3- DUYGUSAL BOZUKLUKLAR

. Öfkeli Çocuklar
. Saldırgan Çocuklar
. Kıskanç Çocuklar
. Yalan Söyleyen Çocuklar
. Okul Fobisi
. Utangaç Çocuklar


1- DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI


1- DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE

Çocuklar genellikle canlı, hareketli ve yaşam doludurlar. Gün boyu oynar, koşar ve zıplarlar. Sürekli bir gidiş geliş şeklinde durmadan bir şeyler yaparlar. Yorulmak nedir bilmezler. Dışarıda oynadıkları yetmiyormuş gibi evde de çoğu kez anneleri kızdıran koşmalı, atlamalı oyunlar oynarlar. Çocukların çoğunda sınırsız bir enerjinin bulunduğu görülür. Hızla etrafa koşuştururlar ki bu enerjiyi tüketsinler.

Hiperaktif çocukları anlayabilmek için hayalimizde yeni, parlak fiyakalı bir araba canlandıralım. Bu arabanın şoförü arabayı gaza basarak yokuştan aşağı sürüyor, virajları tekerlekleri gıcırdatarak alıyor ve son sürat yoluna devam ediyor. Derken şoför arabayı durdurmak istiyor ama yavaşlatamıyor. Bu arabanın her şeyi var, ama frenleri yok. Araba her an yoldan çıkabilir. Hatta bir yerlere çapıp parçalanabilir.

İşte DEHP olan çocukların durumu; güzel bir spor araba, iyi bir motor (güçlü bir düşünme yetisi) var ama arabanın frenleri yok. DEHB bebeklikten ya da 5 yaşından önce başlayan davranışta görülen gelişimsel bir bozukluktur.

Belirtileri; yönerge alamama, kendini kontrol edememe, problem çözümüne gidememe, davranışını değerlendirememe, düşünmeden hareket etmedir. Çocuğun dikkat süresi yaşının ve zekasının gerektirdiğinden daha kısa olmasıdır.

Bu çocukların zekası normaldir, ancak dikkatleri yetersizdir. Bu da okulda öğrenme sorunlarıyla karşılaşmalarına sebep olur.

DEHB yaşamın dört alanını etkiler;
· Hareketlilik
· Dikkat
· Sosyal ilişkiler
· Duygusal yaşam

Hareketlilik çoğunlukla ilk on yıl içerisinde sorun yaratır. Yaş ilerledikçe hareketlilik azalır.
Dikkat yaşamın ilk yılları önemsizdir, okul yıllarında önem kazanır, çocuk büyüdükçe dikkat süresi de uzar.

Sosyal ilişkiler ve duygusal yaşam yetişkin yaşta daha etkindir.

Ülkemizde, genellikle hiperaktif çocuklara “çok zeki, o yüzden yerinde duramıyor.” olarak bakılır ve çocukların gerçekte bir sorunu olduğu düşünülmezdi. Ne zamanki çocuk okula başlar ve öğrenme ile ilgili sorunlar ortaya çıkar ana babalar çocukları için kaygılanmaya başlar.

Hiperaktif Çocukların Belirtileri

Üç temel belirti vardır:

1. Dikkat eksikliği: Çocuklar dikkatlerini belli bir konuya yöneltemezler. Okumak, birisini dinlemek, oyun oynamak gibi faaliyetlerde dikkatlerini toplayamazlar. Kısa bir süre toplasalar bile herhangi bir sesten, hareketten, kokudan ya da akıllarına başka bir konu geldiğinde dikkatleri çabuk dağılır. Dikkat eksikliği tek başına görülebildiği gibi aşırı hareketlilikle beraber de görülebilir. Hareketli olmayan, durgun çocuklarda da dikkat eksikliği olabilir.
2. Hiperaktivite: Kelime olarak aşırı hareketlilik demektir. Her hareketli çocuk hiperaktif değildir. Onlar doğuştan enerji doludurlar ve hareketleri uyumlu, amaca yönelik ve devamlılığı olan niteliktedir. DEHB olan çocukların hareketliliği ise keyfi ve amaçsızdır. Çevreye karşı olan tepkilerini kontrol altına alamadıkları için başıboş bir hareketlilik sergilerler.
3. Dürtülerine hakim olamama: Düşünmeden harekete geçerler, konuşarak düşünürler. Arabalara dikkat etmeden topun ardından caddeye koşar; oda içinde koştururken bir saksıya çarpıp devirir. Soruyu doğru anlasa bile düşünmeden cevap verdiğinden yanlış cevabı seçer. Söylenenleri dinlemedikleri için kendilerinin de ne istediklerini bilmezler; dolayısıyla disipline edilemezler.

Ruh halleri değişken, kavgacı, sinirli, doyumsuz, sabırsız, çabuk düş kırıklığına uğrayıp sıklıkla ağlar, çabuk heyecanlanır, oturduğu yerden sık sık kalkıp dolaşır. Okul ve ailenin kurallarına uyamaz.

NEDENLERİ:

1. Doğuştan gelir.
2. Yapısal özelliklerden biridir.
3. Hamilelik, doğum ve erken çocukluk dönemlerindeki travmalar oluşumu hızlandırır.
4. Bazı vitaminlerin azlığı veya çokluğu, bazı gıda maddelerinin, çinko gibi eser elementler etkisi ile ilgili tartışmalar sürmektedir.
5. Ailede kural ve yasaklarla sorun yaşayan kişilerin olması, tutarsız davranan, sık sık iş değiştiren kişilerin olması çocukta bu bozukluğun oluşmasına katkıda bulunur.

NE ZAMAN ORTAYA ÇIKAR:

1. Çoğunlukla 3 yaşından sonra kendini belli etmeye başlar, ancak okulun ilk yıllarında öğrenme sorunu ile dikkati çeker.
2. Bazılarında bebeklikle kendini belli eder. Uyku, yeme düzensizlikleri, huzursuz olma.

NE YAPMALI?

1. Bozukluk şüphesi olduğunda bir çocuk psikiyatrisine başvurmalı.
2. 6 yaştan itibaren ilaç tedavisi uygulanmakta ve %80’in üzerinde başarı elde edilmektedir.
3. Okul Rehberlik Servisleri veya Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ile işbirliği yapılmalıdır.

ANNE – BABA OLARAK YAPMANIZ GEREKENLER:

\ Çocuğunuzun yapmakta zorluk çektiği şeyleri ve diğer çocuklardan farklı ve güçlü yanlarını belirleyiniz. Bu neler yapabileceğiniz konusunda size yol gösterecektir.
\ Evde yaşayan herkes çocuğun sorununu tam olarak bilmelidir.
\ Çocuğunuza karşı beklentilerinizi belirlerken aşırıya kaçılmamalı çocuğunuzu bıktırmamalısınız. Diğer çocuklarla kıyaslama yapmamalısınız.
\ Çocuğunuz sizi dinlemiyor gibi davranıyor sizi görmezden geliyorsa, göz teması kurun konuşmaya başlayın.
\ Okul ödevlerini yaparken, çalışma süresini kısaltın, kısa aralar verin.
\ Çocuğunuzun zorlandığını veya sıkıntıya girdiğini gördüğünüz zaman gerginliği azaltmak ve öfkesini engellemek için ona cesaret verin, iş yükünü azaltın.
\ Kesin olarak yapılmasını istemediğiniz davranışlarla izin verebileceğiniz davranışları onunla konuşunuz ve kararlı olunuz.
\ Çocuğunuza açık kısa ve kesin yönergeler veriniz.
\ Ev dışında sosyal ya da sportif faaliyetlere katılmasına yardımcı olun.
\ Ev içinde ufak sorumluluklar veriniz.
\ Doktor, aile ve öğretmen işbirliği kurmaya ve sürdürmeye çalışın.


2-ÇALMA

Çalma konusu, çocuklara, aile çevresinin çocuğa mülkiyet ve başkalarının mülkiyetine saygı göstermesi konusunda gerekli kavram ve alışkanlıkları öğretememesinden kaynaklanır.

Hoşuna giden ya da ilgi duyduğu eşyayı çocuk kendine mal etmeye ya da düşünmeden kullanmaya girişir. Her çalma olayını hırsızlık olarak görmemek gerekir. Ancak süreklilik arz ediyorsa ve alışkanlık haline getirmişse hırsızlık olarak görülebilir. Çalma bir uyum ve davranış bozukluğu belirtisi olarak kabul edilmeli ve bunun bir tehlike sinyali olduğu bilinmelidir.

Çalma olayı 5 yaşına kadar bir sorun oluşturmaz. Her çocuk başkalarına ait olan şeyleri alamayacağını öğrenmelidir. Bunu öğretmenin en iyi yolu başkasına ait bir şeyi aldığı zaman kendisine bunların kime ait olduğu hatırlatılmalı; bunları ancak izin verildiği takdirde alabileceği öğretilmelidir. Kendisine ait eşyaları olması sağlanmalı ve yeterince büyüyünce harçlık verilmelidir.

İhtiyacı yokken, özel bir heyecan ve haz duymak için yapılan hırsızlığa kleptomani denilmektedir. Ruhsal bir hastalığın etkisiyle yapılmaktadır. Bunlar hastadır, menfaat için hırsızlık yapmazlar ve yaptıkları hırsızlıkları anlatmaktan haz duyarlar. Kesinlikle tedavi ihtiyaçları vardır.

ÇALMA OLAYININ ÖNLENMESİ:

Z Çocukların haklarına saygı gösterilmelidir. Sahip olma düşüncelerine engel koyabilmesi öğretilmelidir.
Z Çocuklara 7-8 yaşlarından itibaren düzenli olarak harçlık verilmelidir.
Z Çocuklara başkalarının mülkiyetine saygı gösterilmesi öğretilmelidir.
Z Anne baba iyi örnek olmalıdır.
Z Anne babalar, çocukların bağımsız yaşamalarını kısıtlamadan korumaya özen göstermelidirler.



3-EVDEN KAÇAN ÇOCUKLAR

Bu çocuk ve gençlerin bulunması gereken yeri terk edip izinsiz başka bir yere gitmesine kaçma denir.

Kaçma davranışını 2 gruba ayırabiliriz: 1.Okuldan kaçma, 2. Evden kaçma

1. Okuldan Kaçma: Genelde derslerinde çok başarısız veya başarılı olan öğrenciler okuldan kaçmaktadır. Başarısız öğrenciler; arkadaşları tarafından dışlanması ve öğretmeni tarafından gerekli takdiri görememesi; okulda sıkılması nedeniyle okuldan kaçmaktadır. Çok başarılı öğrenciler ise; diğer arkadaşları tarafından kıskanılması arkadaş ortamı oluşturamaması ve sıkılması, aşırı disiplinli yönetici ve öğretmenlerin baskıları nedeniyle okuldan kaçma davranışına yönelmektedirler.

2. Evden Kaçma: Evden kaçmanın temelinde aile içi problemler vardır. Bu kaçmanın nedenleri;
_Aile içi çatışmalar, çocuğun kendisinin sevilmediğine inanması,
_Aile içi şiddete maruz kalma, korku yaratan hallerden kurtulma isteği,
_Evden ve okuldan kovulma,
_Lüks hayat yaşama arzusu,
_Başkalarının dikkatini çekmek için (sevdiğine verilmeyen, evlenmesine izin verilmeyen gençlerin dikkat çekmek için evden kaçması),
_Para kazanmak için,
_Arkadaş baskısı ve teşviki ile,
_Aile bağlarının zayıflaması, sürekli aile kavgaları.

ÖNLENMESİ

Kaçma davranışının önlenebilmesi için öncelikle çocukla birebir iletişime geçilerek kaçmaya neden olacak faktörlerin tespit edilmesi gerekmektedir. Çocukla konuşurken bağırmadan, hakaret etmeden, sakin bir ortamda nedenleri tartışılmalıdır. Çocuğa sık sık söz hakkı verilmelidir. Sözgelimi problem aileden kaynaklanıyorsa aile bireylerini bir araya toplayarak problemin ortadan kaldırılmasına çalışılmalıdır. Çocuğa güven duygusu aşılanmalıdır.

Okuldan veya yakın çevresinden kaynaklanan problemler varsa okul ve yakın çevresi ile işbirliğine gidip bunların önlenmesine çalışılmalıdır.
Sonuç olarak kaçma davranışı gösteren bir çocukta, aile, çocuk, yakın çevresi, psikolojik danışman, psikoterapist ile işbirliğine gidilmelidir.


4-YEMEK SORUNU OLAN ÇOCUKLAR

Çocukların yemek sorununu anlamak için önce beslenme konusuna açıklık getirilmelidir. Çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için dengeli olarak beslenmesi gerekmektedir. Çocukların yeterli ve dengeli beslenmeleri üretilenlere, hazırlanan besin maddelerine, anne-baba ve öğretmenlerin beslenme konusundaki bilgilerine bağlıdır. Yeterli ve dengeli beslenmenin temeli çocukluk yıllarında atılır. Bunun için çocuğa şu becerilerin kazandırılması gerekir: Çocuğun masaya gelmesi, sessiz ve çabuk masaya oturması, kaşığı veya çatalı ile yemeğini yemesi, sofranın toplanmasına yardım etmesi.
Çocuğa derin sevgi ve şefkat gösterilmeli, beslenme zamanları belirli ve düzenli olmalıdır.

Beslenme karın doyurmak değildir. Çocuk kendine gerekli olan besinleri almalıdır.
3-4 yaşına kadar yemeye direnme normaldir. Çocuklarda yemeğe karşı direnme, beslenme ile anne sevgisini bir tutmasından kaynaklanır. Anneyi zorlayınca kendisiyle daha çok ilgileneceğini düşünür.

NEDENLERİ

h Yeni doğan bebeğe annenin kızgınlıkla meme vermesi,
h Beslenirken çocuğun azarlanması, sevgi gösterilmemesi,
h Çocuğa bebeklik döneminden itibaren sevmediği besinin zorla verilmesi,
h Doyduğu halde yemesi için zorlanması,
h Düzensiz aralıklarla beslenmek, çocuğun her istediğini yaparak ve eğlendirerek yedirmek, acele ettirmek,
h Başka çocuklarla kıyaslama yapmak, ödüllendirmek veya cezalandırmak,
h Çocuğun sağlığıyla gereğinden fazla ilgilenerek yeme olayına aşırı ilgi göstermek.
Çocuklarda yemek yeme sorunu oluşmasına neden olur.

ÖNLENMESİ

h Annenin doğumdan itibaren düzenli bir beslenme alışkanlığı kazandırması gerekir. Çocuğun yaşına göre anne masayı hazırlamalı, yemekten sonra sofrayı toplamasına izin vermelidir.
h Yemeği döküp saçsa da kendisi yemeli.
h Yemek yemesi için çocuğa yalvarmamalı, zor kullanılmamalı, ödül vadedilmemeli.
h Çocuğa seçme hakkı tanınmalı “Yumurtayı haşlanmış mı yoksa sahanda mı istersin?”, “Süt mü yoksa portakal suyu mu içersin?”.
h Sofra düzenli ve temiz olmalı, güleryüzlü yemek yenmeli.
h Beslenme saatleri çocuğun istediği mutlu bir olay durumuna getirilmeli.
h Ara besinlerde iştah kapatıcı yiyecekler verilmemeli.
h Çocuğun yemek yememesi süreklilik arzediyor ve kilo kaybı varsa doktora başvurulmalıdır.
h Sevmediği besinler sevimli hale getirilmelidir. “Ispanak, börek şeklinde; patates, kızartılarak; yoğurt, çorba şeklinde verilebilir.”
h Eğer problem çocuğun duygusal özelliklerine ve ilişkilerine dayanıyorsa psikiyatriste başvurulmalıdır.


5-UYKU BOZUKLUKLARI

Bazı çocuklarda uyku bozuklukları yaşanır. Ancak anne-babaları en çok rahatsız eden şey, çocuğun bütün gece onları uyutmaması yada sabah erken saatlerde uyandırmasıdır. Uyku bozuklukları 2 yaşına kadar olan çocukların %2’sinde, 4,5 yaşına kadar olan çocukların %10’nunda görülür.

NEDENLERİ

*Çocuğun Annesinin kendisini unutacağını düşünmesi. Aile içerisinde geçimsizlik, huzursuzluk, uyku öncesi izlenen bir film ya da korkutucu bir öykü kitabı, çocuğun uykusunu olumsuz etkileyebilir.
*Beslenme düzensizlikleri, az emme, diş çıkarma,
*Çocuk-anne ilişkisinin gerginliği,
*Çocuğun uyku konusunu annenin aşırı abartması, gerginlik oluşturması,
*Aşırı hareketli çocukların uykuları da huzursuzdur.

ÖNLENMESİ

*Çocukların dinlenme ve uyku saatleri her gün aynı zamana ayarlanmalıdır.
*Çocukları yatmaya hazırlamak için onları sakinleştirecek bir takım faaliyetler hazırlanmalıdır.
*Gece lambası kullanılması, hoşlanılan bir bebek veya oyuncak çocuğa rahatlık verir.
*Çocuk uyurken evde bırakıp gidilmemelidir. Uyandığında paniğe kapılıp kendisinin terk edildiğini düşüneceğinden hem uyuma bozukluğu başlar hem de kişilik gelişimi olumsuz etkiler.
*Çocuk suç işlediğinde ceza olarak yatağa sokulmamalıdır. Çocuk uyku ile ceza arasında olumsuz bir bağ kurarak uyku bozukluğu oluşabilir.
*Uykudan önce çocukla mutlaka ilgilenilmelidir.
*Uyku ortamının fiziksel koşulları sağlıklı olmalıdır. Oda sessiz olmalı, sık sık girilmemelidir.
*Geceleri uyanan çocuklara aşırı tepki gösterilmemelidir.
*Uykudan önce ürkütücü hikayeler veya olaylar anlatılmamalıdır.


2- ALIŞKANLIK BOZUKLUKLARI



1- ALT ISLATMA (ENORESİS)

Altını ıslatmanın problem olabilmesi için 5 yaşından sonra en az ardışık olarak üç ay süreyle haftada iki kez ortaya çıkan bir sıklıkta olması gerekmektedir. Alt ıslatma gece ve gündüz olarak ikiye ayrılmaktadır. Her ikisi bir arada ele alınacaktır. Alt ıslatmanın nedenlerini tespit etmek tedavi için vazgeçilmez bir gerekliliktir. Kuşkusuz tanının konabilmesi için doktor veya psikiyatriste başvurulması gerekmektedir. İlaç tedavisi uygulanıyor ve sonuç alınamıyorsa veya ilaç tedavisi ile birlikte uyulması gereken kurallar vardır. Bunun için öncelikle şu soruların sorulması gerekir:

1. Çocuk her sabah altı ıslak kalkıyor mu?
2. Gündüzleri de kaçırıyor mu?
3. Tuvalet alıştırma eğitimine ne zaman son verdiniz?
4. Çiş yaparken özel belirtileri var mı? (yanma,acı hissi)
5. Çocukta karın ağrısı, nedeni açıklanamayan ateş var mı?
6. Çocuğun okul, aile ve çevreyle büyük sorunları var mı?
7. Anne-baba- çocuk ilişkisi nasıl?
8. Çocuk kaç yaşında?

Bu sorulara verilen cevaba göre altını ıslatmanın nedeni veya nedenlerine ulaşılabilir. Genellikle aileler yatak ıslatmayı daha basit sorunlara indirgerler ve sorunun çözümünü direk çocuktan beklerler. Çocuğun sorununu tek başına çözmesi neredeyse imkansızdır. Çünkü alt ıslatma olayını çok nedenleri olabilir ve doğru yorum ile uygun tedaviyi bulabilmek için anne-babanın bu nedenlerin hepsini bir bir bulup çıkarması gerekir.
Çocukların çoğu sinir sistemi üzerinde gereken egemenliği geliştiremezler ve dolu mesaneyi denetleyemezler. Bu gelişim dönemlerinde normaldir. İleriki dönemlerde kontrolsüzlük devam ediyor ise doktora başvurulması gerekmektedir.

Genellikle çocuklar mesaneyi kontrol gerçekleştirinceye kadar ortalama olarak 2-3 yaşlarına kadar altlarını ıslatırlar. Gündüz kontrol 2, gece kontrol 3.5-4.5 yaşları arasında kazanırlar. Alt ıslatma hem sık rastlanması hem de çocuk-anne-baba için zor bir durum olması açısından davranış bozuklukları içinde en sık rastlanılanıdır. % 80’i geceleri, %5’i gündüzleri, %15’i de hem gece hem gündüzleri altını ıslatırlar.

Alt ıslatma olayı sinir-kas gelişimindeki yetersizlik, mesanenin gelişmemesinden kaynaklanır. Bu da anne-babanın yetersiz tuvalet eğitimi verilmesinden kaynaklanır.
Alt ıslatmanın bir diğer boyutu da sosyo-ekonomik düzeyi düşük duygusal etkileşiminin az olduğu sevginin az gösterildiği toplumlarda daha sık rastlanır.

NEDENLERİ

]Kıskançlık, özellikle yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi,
]Otoriter eğitim, sert anne baba tutumuna karşı protesto olarak,
]İlgisizlik, sevgisizlik ve ihmal durumlarında,
]Ağır ceza verilen durumlarda,
]Sinirli davranışlara, çocuğu korkutan davranışlara tepki olarak,
]Özürlü çocuklarda, tepki olarak alt ıslatma görülür.
]Maddi durumu zayıf ailelerde daha sık görülür.
]Çok erken yaşta (2 yaşından önce) tuvalet eğitimine başlayan ailelerde daha sık görülür.

AİLELERİN YAPTIĞI HATALAR

]Çocuğun zamanında tuvalete götürülmemesi ve altı ıslak şekilde bırakılarak çocukta pis kokuya karşı bir ilgi ve istek uyanması,
]Hastalık sırasında gösterilen aşırı özen gösterilip iyileştikten sonra bu özenin kesilmesi,
]Çocuğun alışık olmadığı şekilde sinirli hareketlerde bulunma, çocukta ani korkma ve ürkmeler oluşturmaktadır.
]Kardeşler veya arkadaşlar ile kıyaslama,
]Çocuğun sık sık üşütülmesi,
]Anne baba boşanmaları, babanın sık sık uzun süreli seyahatlere çıkması.

AİLELERİN ALMASI GEREKEN ÖNLEMLER

]Büyükbaba, babaanne, amca, komşuların vb. çocuğu eleştirmelerine izin verilmemeli
]Akşamları sıvı tüketimi kısıtlanmamalı,
]Çocuk belli bir yaş dönemini aşmış ise altına bez bağlanmamalı,
]Çocuğa doğduğu günden itibaren uygun bakım ve özen gösterilmelidir.
]Çocuk sürekli olarak kardeşleri ve arkadaşları ile kıyaslanmamalıdır.
]Çocuk geceleri üşütülmemelidir.
]Çocuk yeni kardeşi doğduğu zaman ihmal edilmemelidir.
]Bu çocukların, mümkün olduğu kadar sosyal etkinliklere katılımı sağlanmalıdır.
]Çocukların altını ıslatması için bir organik bozukluk varsa tıbbi açıdan tedavi ettirilmelidir.
]Çiş yaparken ara sıra tutma bırakma hareketi yaptırılmalıdır.
]Gündüzleri sıkışmadan tuvalete gönderilmemesi
]Altını ıslatmadığı günler ödül verilmelidir.


2-DIŞKI KAÇIRMA (ENKOPRESİS)

Çocuğun kakasını tutma ve bırakma işlemini kontrol edebileceği yaşa gelmesine karşın, dışkısını kontrol edemeyerek altını kirletmesidir.

Çocuk bu davranışı sadece ilaç kullanımı ya da kabızlık gibi genel tıbbi bir sorunu olmadan yapıyor ise alışkanlık bozukluğu vardır diyebiliriz. Erkeklerde daha sık görülür.

NEDENLERİ

± Bağırsak yapısal bozukluklar, uygun olmayan ilaç kullanımı, diyet değişiklikleri, kabızlık neden olur.
± Tuvalet eğitimini ailenin zamanından önce vermesi ve eğitimine sert ve katı şekilde vermesi çocuk ebeveynlerine karşı bir direnme belirtisi olarak altına kaçırır.
± Annenin aşırı titizliğe düşkün olması, çocuğun sık sık temizlik kuralları yüzünden cezalandırılması çocuğun özgüvenini azaltır, bu da altına kaçırmaya yol açar.
± Yeni doğan kardeşi olan çocuk ilgiyi kendisine çekebilmek için küçük kardeşi gibi altına kaçırabilir.
± Ölümler, ayrılıklar, okula başlama, hastalanma veya bir türlü dışa vurulamayan saldırganlık duygusu bu yolla dışa vurulabilir.

TEDAVİ

1. Doğrudan çocuğa karşı uygulanacak tedavi yöntemi: Oyun terapisi, psikoterapi, ya da grup terapisi
Çocukla görüşmede suçluluk ve utangaçlık duygusunu hafifletici bir görüşme ilişkisi kurulur sorunu işbirliği ile çözülebileceği kabul ettirilir.
2. Dolaylı tedavi: Aile, öğretmen ve çevresindeki ilgili kişilerle görüşülerek çevre şartlarını iyileştirmeyi amaçlayan tedavi yöntemi.
3. Aile terapisi: Aile ile görüşülerek çocuğu yetiştirmedeki genel tutumları, kaka kaçırma konusundaki duygu, düşünce ve davranışları anlaşılmaya çalışılır. Aşırılıklar kendilerine gösterilir ve öneriler yapılır. Bunlar;
- Aşırı hoşgörülük
- Cezalandırıcı tutum
-Çocukla olumlu iletişim kurma


3-TIRNAK YEME

Tırnak yeme; Çocukta ve ergenlik çağında çok görülen bir alışkanlıktır. Tırnak yeme 3-4 yaşlarından sonra rastlanır.

Tırnak yeme çoğunlukla parmak emen çocukların tersine gergin ve kolayca heyecanlanan çocuklarda görülmektedir.

TIRNAK YEMENİN NEDENLERİ

Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir.
* Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimin uygulanması,
* Çocuğun sürekli azarlanması ve eleştirilmesi,
* Kıskançlık, yetersiz ilgi, sıkıntı, gerginlik,
* Çocuğun karşılaştığı ve çözemediği korku, kaygı ve endişeler,
* Aşağılık duygusu, arkadaşlarının ilgisizliği,
* Kardeş kıskançlığı.

TIRNAK YEMENİN ÖNLENMESİ
* Çocuk tırnak yeme alışkanlığından tamamen men edilmemelidir, zorlanmamalıdır.
* Çocuğu üzen durumu bulup ortadan kaldırmalı, onun dikkati dolaylı olarak başka bir yöne kaydırılmalıdır.
* Çocuğun gelişim durumuna göre eline bir oyuncak veya anahtarlık verilerek dikkati o noktada yoğunlaştırılmalıdır.
* Heyecanlı anlarda sakız çiğnetmek, TV, sinema seyrederken ağzını meşgul edecek yiyecekler verilmelidir.
* Yumuşak bir üslupla yargılamadan eleştirmeden tırnak yemenin sağlık açısından hoş bir şey olmadığı anlatılmalıdır.
* Uyurken tırnak yeme alışkanlığı varsa ellerine eldiven veya çorap giydirilmelidir.
* Öğretmen-aile işbirliği içinde olmalıdır.


4-TİKLİ ÇOCUKLAR

Tik; adale gruplarının maksatsız veya istem dışı hareketleridir.

TİKİN NEDENLERİ:

* Tikler genellikle iç gerilimlerin veya çatışmaların öncüleri ya da belirtileridir. Bazen çocuğun yaptığı tik iç gerilimden kurtulma çabası içinde olduğunun belirtisidir.
* Tikler genellikle erkek çocuklarda ve erken yaşlarda başlar, ruhsal nedenlerle ortaya çıkar. Çocuğun iç dünyasında psikolojik çatışmaları dışarı vuramadığı kimi öfke ve saldırganlık duyguları tiklerin oluşmasına yol açar.
* Tiklerin en önemli nedenlerinden biri de taklittir. Bazen küçük yaştaki çocuklar yetişkinleri taklit ederken onların iyi yönlerinin yanında kusurlarını da davranış bozukluğu olarak edinebilirler.
* Erken yaşlarda başlayıp sürüp giden korku, tedirginlik, kaygı, gerilim, anne-baba ile olumsuz ilişkileri tiklerin oluşmasına yol açar.
* Yaşadığı çevrenin kavgacı ve güvensiz olması.
* Kardeş ya da arkadaşlarıyla kıyaslanması, küçümsenmesi ve hor görülmesi.

ÖNLEMLER
* Çocukta tik görüldüğünde psikiyatriste başvurulması gerekir.
* Çocuğun ailedeki, okuldaki ve yakınlarıyla olan çatışmaları bulup ortadan kaldırılmalıdır.
* Taklit etmekten, tenkit etmekten, akranlarıyla kıyaslamaktan sakınılmalıdır.
* Hakaret, azarlama, dayak atma tiki iyice pekiştirir. Bu davranışlar yapılmamalıdır.
* Anne-baba çocuğuna güven vermeli, ondan utanmamalı, utandırmamalı.
* Okul dışı sportif faaliyetlere katılması sağlanmalıdır.


5-PARMAK EMME

Parmak emme normal çocuklarda psikopatolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgudur. Parmak emmenin hemen hemen tüm bebeklerde görülmesinin en önemli nedeni anne karnında öğrenmiş olmalarıdır. 9. aydan itibaren uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürmesi ile uyku ile parmak emme arasında yakın bir ilişki olduğunu gösterir. Çocuğu parmak emme için yapılan çabalar 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. 5-6 yaşına kadar belli aralıklarla parmak emme normal sayılabilir. Devamı durumunda psikolojik sorun ve gerginlik olduğunu gösterir.

PARMAK EMMENİN NEDENLERİ: 6 yaşından sonra parmak emme devam ediyorsa;
* Yeterince anne sütü ile beslenmediği,
* Huzursuz bir aile ortamında büyümüş olması,
* Yetersiz ve düzensiz beslendiğinden,
* Güvensiz, sevgisiz aile ortamından yetişmesinden,
* Engelli anne-baba sahip olması,
* Kıskançlık, korku, kaygı ve yalnızlık.

PARMAK EMME ÖNLEMLERİ:
* Parmak emme davranışının nedenini bulup ortadan kaldırmak, bunu en iyi yapacak olan ailedir. (Bu nedenler yeni doğan kardeşe duyulan kıskançlık olabilir, sık sık başkalarıyla kıyaslama olabilir, babanın ilgisizliği, aile içi şiddet)
* Anne-babalar telaşa kapılmadan sabırla karşılamalı, sürekli ilgilenmekten kaçınılmalıdır.
* Çocuğa bu alışkanlığının bebekçe bir davranış olduğu, başkalarının gözüne hoş görülmediği uygun bir dille anlatılmalıdır. Çocuğu eleştirmek, gerginleştirmek ailenin yapacağı yanlış davranışlardır.
* Parmak emme sabırlı ve sürekli bir eğitimsel yöntemle çözümlenir.



3-DUYGUSAL BOZUKLUKLAR



1-ÖFKELİ ÇOCUKLAR


Öfke: Engellenme, incinme ya da gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisidir.
Öfke Nöbeti: Özellikle küçük çocukların herhangi bir şeyi yapmaları engellendiği zaman gösterdikleri güçlü ve olağanüstü kızgınlıktır.
Zaman zaman hepimiz kızdığımız, üzüldüğümüz olaylar karşısında duygusal ifadeye başvurarak boşalma ihtiyacı duyarız. Bu boşalma belli bir seviyede olursa faydalı olur. Birikmiş sıkıntılarımızı dışlamamıza aracılık eder, ancak sık sık ve artarak devam ederse öfkeye dönüşür.

Öfkenin Belirtileri:

Öfkeli kimselerin, öfke halinde iken adaleleri gerginleşir, yumrukları sıkılır.
Yüz ifadeleri sert, alın kırışık, kaşlar çatılmıştır.
Kırıp dökme, ısırma hareketleri yaparlar.
Yüz ifadesinde nefret hakimdir. Yüzde kızarma veya sararma olabilir.
Nefes alıp vermede sıklaşma görülür, kusma, başını sert bir yere vurma görülebilir.
Vücutta titremeler görülür.

ÇOCUKLARDA ÖFKENİN NEDENLERİ
Çocuklarda görülen bedeni rahatsızlıklar ve sıkıntılar. Çocuklar hasta olduklarında veya sıkıntı yaratan bir durumla karşılaştıkları zaman ilgi görmezlerse öfkelenirler (Altını ıslatma, ateşlenme).
Zamanında yedirilip yatırılmayan, uygun şekilde dinlendirilmeyen çocuklar bundan mahrum olunca öfkelenirler. (okuldan gelen çocuğun evde annesini bulamaması ve bunun sonucunda kapıyı tekmelemesi).
Anne-baba veya öğretmenin çocuğun gösterdiği herhangi bir davranışı birinin takdir etmesi, diğerinin cezalandırılması veya aynı kişinin, aynı davranışa farklı davranması çocuğu çileden çıkarabilir.
Çocuğun aç, susuz veya yorgun olması.
Çocuğun çevresindeki kimselerin öfkeli, hiddetli davranışlar sergilemesi, çocuğun bu davranışları taklit etmesi.
Çocuklara sert ve zalimce uygulanan cezalar.
Anne-baba ve öğretmenlerin çocukları yargılama ve değerlendirmede yaptıkları hatalar.
Ailede herhangi bir kimsenin hiddetlenerek, öfkelenerek istediğini elde etmesi ve anne-babanın bu öfkeye taviz vermesi hem öfkeyi tehdit olarak kullanan çocuklarda hem de olayı gözlemleyen diğer çocuklarda öfkeye yönelme olur.

ÖFKEYİ ÖNLEMENİN YOLLARI

Çocuğunuzu öfkelendirecek, sıkıntı veren hastalık ve rahatsızlıklardan koruyunuz. Çocuğunuz öfkelendiği zaman hemen ihtiyacını sorunuz.
Çocuğunuzun yeme, içme, giyinme, dinlenme gibi ihtiyaçlarını zamanında asgari düzeyde karşılayınız. Onları kendi zevkiniz için ihmal etmeyiniz (anne bulaşık yıkarken çocuk öfkelenmez, ama anne onu bırakıp komşuya giderse öfkelenir).
Çocuk öfkelendiği zaman çivi çiviyi söker ilkesine dayanarak hiddetlenmeyiniz, sakin olunuz. Mantıklı bir nedene bağlı olarak hiddetleniyorsa, istediği şeyi yerine getiriniz. Mantıklı bir neden yoksa ona, “hiddetlendiği için istediğini yapmadığınızı” veya “tehditle bir şey elde edemeyeceğini” söyleyiniz.
Çocuklarınızın aynı davranışına anne-baba ve öğretmenler olarak aynı tepkiyi gösteriniz.
Çocuklara haksız cezalar vermeyiniz.
Çocuklarınıza öfkelenerek örnek olmayınız.
Çocuklarınıza yargılama ve değerlendirmede adil olunuz.
Çocuklarınızın içki içmelerine engel olunuz.
Çocuğunuz sürekli öfkeleniyor, öfke nöbetleri geçiriyorsa sosyal faaliyetlere yönlendiriniz.
Çocukları mümkün olduğu kadar açık havada bulundurunuz. Sportif faaliyetlere yönlendiriniz.
Çocuklarınız için çeşitli iş ve uğraşlar hazırlayınız ve sık sık bu uğraşları değiştiriniz.


2-SALDIRGAN ÇOCUKLAR


Saldırgan çocuk, ruhsal sorunları yüzünden, yaşıtları ve genel olarak çevresiyle uyumlu ilişkiler kuramayan çocuktur. Aşırı derecede geçimsizdir, kavgacıdır. Sık sık kuralları çiğner ve ceza alır. Anne-baba ve öğretmenlerine karşı gelir. Öfkesini yenemez, hep kendini haklı çıkartma eğilimindedir. Davranışlarından utansa bile tekrarlamaktan kendini alamaz, cezalardan hiç etkilenmez.

Çocuklukta sık görülen yaramazlık, itişip kakışma ara sıra geçimsizlik ve kavgalar bir çocuğu saldırgan olarak tanımlamaya yeterli değildir. Tutum ve davranışında süreklilik gösteriyorsa saldırgan diyebiliriz.

ÇOCUKLARDA SALDIRGANLIĞIN NEDENLERİ

* Kısıtlanmak ve engellenmek, (oyun dönemindeki bir çocuğun oyun oynamasının engellenmesi)
* Anne-babanın aşırı düşkünlüğü, çocuğun her istediğinin yerine getirilmesinin alışkanlık haline gelmesi nadiren de olsa ihtiyaçların yerine getirilmemesi durumunda saldırgan tutum takınması,
* Erkek çocuklarda baba yoksunluğu ve kendi cinsiyetine uygun bir özdeşleşme yapamaması da saldırganlığa neden olabilir.
* TV’de yer alan bazı programlar olumsuz model teşkil eder. Bu da saldırgan tutum oluşmasına yol açar.
* Aile tarafından kendini korumak için dahi olsa kendini savunmasına izin verilmeyen çocuklarda görülür.
* Anne-baba tutumlarının baskıcı olması, yasakçı olması çocukta saldırganlık dürtüsü oluşturur.
* Fiziksel bir engeli veya herhangi bir özürü bulunan çocuklarda görülebilir.

SALDIRGANLIĞI ÖNLEME YOLLARI
* Saldırgan davranışlar karşısında sakin olmalı, çocuk sakinleştikten sonra yaptığı davranışın yanlış olduğu, böyle devam ederse isteklerinin yerine getirilmeyeceği anlatılmalıdır.
* Çocuğa ne baskı yapılmalı ne de gevşek davranılmalıdır. Bu ikisinin dozu çok iyi ayarlanmalıdır.
* Saldırganlığı dayak ile cezalandıramayız. Her türlü maddi cezadan kaçınılmalıdır. Bu tür maddi cezalar çocukta düşmanlık duygularını geliştirebilir.
* Çocuğa her yaşta yaşına uygun sorumluluk verilmelidir.
* Çocuğun temel ihtiyaçları mümkün olduğunca zamanında karşılanmalıdır.
* Çocukta saldırgan davranışlar varsa enerjisini boşaltacak imkanlar sağlanmalıdır. (çekiçle bir şeyler kırmasına, çuvalı yumruklamasına, makasla bir şeyleri kesmesine izin verilmelidir.)
* Sportif faaliyetlere ve etkinliklere katılımları sağlanmalıdır.
* Ana-baba, öğretmen ve çevresindeki diğer insanların saldırganlık örneği göstermemeleri gerekir.
* Çocuk sık sık toplum içine çıkarılmalı, insanlara alıştırılmalıdır.
* Saldırganlık içeren filmler izletilmemelidir.


3-KISKANÇ ÇOCUKLAR


Kıskançlık, insanın en doğal ve evrensel duygusudur. Sevginin paylaşılmasına katlanmamak durumudur. Kıskançlık duygusu öfke, intikam, kendine acıma, üzüntü gibi duyguların birleşmesinden oluşur.

Her insan gibi çocukta küçük yaşlarda o zamana kadar kendisine ait olan bir şeyin başkasına verilmesi veya kısmen kısıtlanarak başka biriyle paylaşmak durumunda bırakılması çocuğu üzer ve kıskançlığa sevk eder.

Kardeş Kıskançlığı

Genellikle kıskançlık küçük bir ikinci kardeşin dünyaya gelmesiyle ilk çocukta görülür. Çocuk için en değerli varlık anne olduğuna göre onu başkalarıyla paylaşmak kolay, dayanılır bir duygu değildir. Çocuk kendisi varken ikinci bir çocuğa ailenin neden ihtiyaç duyduğunu anlamakta zorluk çeker. Annesinin, kendisini bir daha sevmeyeceğini düşünür. Annesinin sevgisini sınamaya girişir, çevresinde dolaşır, olmadık isteklerde bulunur, huysuzlaşır, ağlar.

Bazı çocuklar kıskançlığını doğrudan açığa vurmaz. Kardeşine büyük bir düşkünlük gösterir, onu sevmeye doyamaz. Bebeğin bakımında anneye yardım eder. Aslında çocuk kıskançlık duygusundan kurtulmamış, içine atmıştır. Kıskançlığını dışarı vurursa annenin kendisinden büsbütün uzaklaşacağını düşünür. Gösterdiği sevginin yapmacıklığı ve aşırılığı asıl duygusunun bunun tersi olduğunu gösterir. Bu gibi çocuklar fırsat buldukça bebeğe zarar vermeye çalışırlar ve buna kaza süsü verirler.

KISKANÇLIĞI ÖNLEMENİN YOLLARI

Bu çocuk kardeşi doğduğunda;
Bebeğin eşyalarına dokunmasına izin verilmeli, ondan yardım etmesi istenmeli. Bebeği kucaklamasına izin vererek, onda koruyuculuk duygusu uyandırılmalıdır.
Gelen misafirlerin, bebekten önce onunla ilgilenmeleri sağlanmalı. Hatta bebeğe değil, büyük olana hediye getirerek yeni bir kardeşi geldiği için o tebrik edilmelidir.
Büyük çocuğun da çocuk olduğu unutulmamalıdır. Onunla oynamak için yeteri kadar zaman ayrılmalıdır.
Çocuğu tahrik edecek “ pabucun dama atıldı, taçtan oldun” gibi şakalar yapılmamalıdır.
Çocuğunuzu ne kardeşiyle ne de arkadaşlarıyla kıyaslayınız.
Çocuğunuza gereğinden fazla sevgi gösterisinde bulunmayınız.
Çocuğunuza küçük yaştan itibaren sahip oldukları şeyleri başkalarıyla paylaştırmaya alıştırınız.
Çocuk kardeşini sevmek zorunda bırakılmamalıdır. Olumsuz duygularını dışa vurunca çocuğuna “ona kızmakta haklısın bak beni de uğraştırıyor, bak ara sıra beni de kızdırıyor” demek çocuğu da yatıştırır.


4-YALAN SÖYLEYEN ÇOCUKLAR

Yalan, bir hatayı gizlemek amacıyla bir girişimde bulunmaktır. Bu girişim sözle olabileceği gibi jest, yazı ve susmayla da olabilir. İnsanlar yalancı doğmazlar ama yalan söylemenin öğrenildiği bir gelişim süreci yaşarlar.

5 yaşına kadar çocukların söylemiş olduğu yalandan endişe etmeye gerek yoktur. Gerçeğe sadık kalma çocukta zamanla gelişen bir olgudur.

Çocuğa yalan söylememesi konusunda nutuk çekmek veya yalan söylediğini ispat girişiminde bulunmak yanlıştır. Çocuk açıkça yalan söylediği zaman, endişeyle karşılanmamalıdır. Çocuğun yalan söylenmesiyle etkili mücadele için öncelikle yalanın ne tür olduğu bilinmeli, yalandan çok buna neden olan psikolojik faktörler ele alınmalıdır. Küçük çocukların söylediği yalanlar, gerçek yalandan farklıdır, gerçek yalanla yüzeysel benzerliği karıştırılmasına neden olur. Bunun ayrımını yapmadan önce, çocuğa yalancı damgası vurmak yanlış olur.

YALANCILIĞIN NEDENLERİ

Yalancılık olayı çevresel ilişkilerle birlikte ele alınmalıdır. Öncelikle çocukta yalancılığın gelişmesini kolaylaştıran nedenler bulunması gerekir.
Çocuğa yalanı öğrenmesini kolaylaştıran diğer bir yol da taklittir. Yalan söylemeyi taklit yoluyla öğrenen çocuk öncelikle yalanın ona bazı olanak ve avantajlar sağladığını saptar.
Aşağılık duygusu, suçluluk duygusu, saldırganlık, kıskançlık, korku, çekingenlik, baskı görme çocuğu yalana itmektedir.

Yalanın Psikolojik Nedenleri:

Çocuğun sevgi ve ilgi ihtiyacının anne-baba tarafından yeterince karşılanamaması,
Çevresindeki insanların kötü örnek olması,
Çocuklar arasında kıyaslanma yapılması,
Çocuğa gücünün üzerinde sorumluluk verilmesi,
Çocuğun yaptığı hatalar sonucu sert cezalar verilmesi.

YALAN ÇEŞİTLERİ

Yalanın bir çok türü vardır ancak burada günlük yaşantımızda çocuklarımızda en çok karşılaştığımız yalan çeşitlerini ele alacağız.

1-Hayali Yalanlar: Bazı anne-babalar tarafından hayaller, yalan olarak görülür, gereksiz heyecana neden olabilir.

Çocuk bu dünyada aptalca bulduğu ve hoşlanmadığı şeylerden kaçar. O zaman hayal ile gerçeği karıştırır, kasıtlı olmadan yalan söyleyebilir. Bu tip yalanlarda, çocukların söylediklerinde en ufak mantıki düşünme görülmez. Çocuk, duyduklarının etkisinde kalarak periler, ejderhalar, cinler, şeytanlar gördüğünü söyleyebilir. Hayvanlarla konuşur, oyunlarında hikayeler uydurur.

Çocuk bu tür bir yalan söylediği zaman yalanın bitmesi beklenerek, onaylamadan ve itiraz etmeden, hayal ve gerçeğin uygun anlatılması gerekir. Örneğin, inanılmayacak bir masal anlattığı zaman “bu inanılır şey midir” diye onun dikkatinin çekilmesi ve mantığının çalıştırılması, onun gerçek dışı şeyler karşısında durup düşünmesine yardımcı olabilir. Hayatın ilgisiz yönleri onlar için ilgili ve cazibeli şekilde sunulmalıdır.

2-Abartılmış Yalanlar: Çocuklarda abartma genel bir özelliktir. Çoğu zaman taklit olarak başlar ve gelişir. Çoğu şeyin gerçekte olup olmadığını bilmez sadece duymuştur. Heyecan yaratmak için o da olayları büyütür, abartır.

3-Sosyal Yalanlar: Bu yalanlar en yaygın olan yalan türüdür. Çoğu zaman yetişkinlerin söyledikleri ve çocuklara söylettikleri yalanlardır. Örneğin, bir davete katılmak istemiyorsak, daveti “bir akrabam ziyarete geldi, gelemeyeceğim üzgünüm” diyerek reddeden bir anne-baba o an çocuğun kendisini dinlediğinin farkında olsa bile umursamaz. Çocukta “anne ne zaman geldi, ben görmedim” dediği zaman da muhtemelen şu cevabı alır:“sen sus, senin aklın ermez”. Karşı tarafı kırmamak için bu ve buna benzer nice yalanları günlük yaşantımızda sık sık kullandığımızda öncelikle çocuklar bizi taklit ederler, sonra da kendisi de aynı şekilde yapmak istemediği bir işin yapılması istendiğinde aynı şeyleri uygular.

Sosyal yalanlar belki iki arkadaş arasında ilişkileri düzeltmek için kullanılabilir, ancak bunun dışında çocukların huzurunda yapılması son derece sakıncalıdır.

4-Savunma Yalanları: Bir çocuğun veya gencin kendisini korumak için söylediği yalanlardır. Fazla tehdit, yasak kullanıldığında, itaate zorlandığı zamanlarda, sorguya çekildiğinde bu tip yalanlara başvururlar.

Çocuğa karşı güvensizlik, şüphe duyulması, çocuğun doğru sözlerine karşı yalan söylüyorsun diye ithamlar, çocukta savunma yalanlarını savunma yalanlarını alışkanlık haline getirecektir.

4-Dikkat Çekme Yalanları: Çocuklar anne-baba ve öğretmenlerinin dikkatlerini çekmek için onların arzu, istek ve eğilimlerine ters düşen davranışları yapmış gibi göstererek, yalan söyleyerek dikkat çekerler. Örneğin okula gittiği halde dikkat çekmek için gitmedim demesi.

5-Yüceltilmiş Yalanlar: Çocuklar başkalarının hayranlığı ve takdirini almak için yalan söylerler. Çocuğun başkalarının takdirini kazanmak ve ödül almayı arzu etmesi temel bir ihtiyaçtır. Çocuk bu ihtiyaçlarını normal yollardan başaramadığı veya doyuracak imkan verilmediği takdirde çocuk bunu başka yollardan telafi edecektir.

Yüceltilmiş Yalanın Nedenleri:
- Çocuklarda yapamayacağı şeyleri bekleme ve isteme
- Çocuğun başarısızlığını yalanla, bahane bularak kapatmaya çalışması ve bunun aile tarafından onaylanması; örneğin derslerindeki başarısızlığının payını öğretmenlerinde bulması

YALANIN ÖNLENMESİ

Çocuğa güvenmek, onu her hatasında cezalandırmamak, karşılıklı güven hislerini geliştirmek suretiyle yalanlardan korunmak mümkündür. Yalanın önlenmesinde titizlikle uyulması gereken kurallar şu şekildedir:
Anne-baba, öğretmen yalan söylemekten kaçınmalıdır.
Çocukların istenmeyen davranışlarına mümkün olduğu kadar yumuşak ve hoşgörülü davranılmalıdır.
Çocuklardan yapamayacakları şeyler istenmemelidir.
Özellikle küçük çocuklar yalan söyledikleri zaman cezalandırılmamalıdır.
Çocuklar, başka çocuklar ile kıyaslanmamalıdır.
Sık sık çocuklarla sohbet ederek ilgi ve beklentileri öğrenilmeli ve dikkate alınmalıdır.

5-OKUL FOBİSİ


Okul fobisi, kuvvetli bir endişe nedeni ile çocuğun okula gitmeyi reddetmesi ya da bu konuda isteksiz olmasıdır. Okul fobisi olan çocuklar, okula gitmemek için mide bulantısı, karın ya da baş ağrısı gibi bedensel şikayetlerde bulunurlar. Bilinmeyene duyulan korku ve ayrılık endişesi çocuğun gelişiminde normal bir durumdur, ancak aşırıya kaçıp çocuğun fonksiyonlarını engellemeye başlasa sorun yaratabilir. Okul korkusu her çocukta rastlanan bir durum olmayıp, ortaya çıkması halinde çocuğun okul başarısını alt üst edebilir.
Okul fobisi ile okul kaçağı olmayı birbirine karıştırmamak gerekir. Okul fobisi olan çocuklar anne-babasının bilgisi dahilinde okula gitmek istemezler. Çocuğun okula gitmek istememesinin temelinde başarısızlık korkusu, sınıf içinde aktif olamama ve annenin kendisini okulda unutacağı endişesi yer alır. Okuldan kaçan çocuklar ise okulu sevmezler, aynı zamanda tembeldirler ve anne-babalarından habersiz okuldan ayrılırlar. Okul fobisi olan çocuklar evden uzaklaşmazlar, evde mutlu ve neşelidirler. Bu çocukların okul başarıları orta düzeydedir.

Okul fobisi her yaş çocukta görülebilir. İlkokuldan üniversiteye kadar görülebilir.

NEDENLERİ
` Çocuğun anne-babasının yokluğunda kendisine ya da anne babasına bir şey olacağına korkması,
` Boşanma, anne ya da babanın başka biriyle evlenmesi veya maddi sorunlardan kaynaklanan stresli bir ev yaşamı,
` Yeni bir kardeşin doğumu, taşınma, hastalık, yakın birinin ölümü gibi stres faktörünün olması,
` Annenin çocuğunun okula başlamasına ilişkin endişelerini yansıtması,
` Asıl korkulan şey okul değil evden, anneden ayrılmaktır.
` Anne-babanın kendilerine ve çocuklarına bir şey olacağı konusunda yoğun kaygı duyması çocukta da kaygı ve korku yaratır.
` Yetersiz uyku çocukluk çağında bitkinliğin en önemli nedenlerinden biridir. Çok geç yatıp çok erken kalkan çocuklar yeterince dinlenemezler. Sabah yorgunluğu okuldan kaçmaya sebep verebilir.
` Okulda başarısızlık,
` Duyarsız, sürekli emir veren bir öğretmen ya da okul personelinin olması,
` Çocuğun sınıf önünde ders anlatma, sesli okuma ve bazı etkinliklerden korkması.

OKUL FOBİSİNİN ÖNLENMESİ

` Anne babanın çocuğa karşı duydukları endişeleri gizlemeleri gerekir.
` Kardeşleri ve arkadaşlarıyla kıyaslama yapılmaması gerekir.
` Öğretmeni ile sıkı bir işbirliğine gidilerek sınıf içi olumsuz faktörlerin (oturma şekli, arkadaş grubu) giderilmesi gerekir.
` Çocuk korkularını açığa vurdukça ve okuldan korksa da gitmeye devam ediyorsa övülmeli, ödüllendirilmelidir.
` Boş zaman ve oyun becerileri kazandırarak anne-babaya bağımlılık azaltılabilir.
` Sempati ile değil empatiyle yaklaşılmalıdır. “Senin neler hissettiğini anlayabiliyorum, daha önceden ben de böyle şeyler hissetmiştim.” diyerek çocuğun korkularını anladığınızı hissettirebilirsiniz.
` Anne babanın beklenti düzeyini gerçekçi düzeyde tutup çocuğa zaman tanıması korkuya yenmesini kolaylaştırır.
` Annelerin okula gelmeleri ve çocuk kendini rahat hissedinceye kadar kısa bir süre sınıfta oturmaları sağlanabilir.
` Çocuk sınıfa girmiyorsa bile okuldan uzak kalmamalı, belli bir süre okul bahçesinde ya da öğretmenler odasında bekletilmelidir.
` Öğretmen okuldan korkan çocuğa alay edilmesini ve korkutulmasını engellemelidir.
` Öğretmen okulu sevimli hale getirmelidir. (çikolata dağıtmak, sınıf içi eğlenmeye dayalı etkinlikler)


6-UTANGAÇ ÇOCUKLAR

Bu çocuklar, alışmadığı durumlarda serbest davranmazlar, aşırı derecede utanırlar ve kendi kabuğuna çekilirler. Kimse için tehlike arz etmezler ama belirgin derecede duygusal problemleri vardır. Bu çocuklar yetişkinler tarafından çok uyumlu görülür ve sevilirler fakat kendi benlikleri ile çatışma halindedir.

NEDENLERİ
Çocukların sınırlı bir sosyal yaşantıya sahip, hatta yoksun olması,
Çocuklara yapılan yanlış telkinlerin etkisi,
Çocukların, güvensizlik yaratan durumlarda kendilerine karşı güvensizlik duygusu geliştirmeleri,
Çocukların küçük hataları karşısında ayıplanması, azarlanması ve onlardan mükemmellik beklenmesi.

ÖNLENMESİ
Çocukların mümkün olduğu kadar sosyal yaşantılar yoluyla gerekli becerileri kazanmalarını sağlamak.
Çocuklara oyun, güzel konuşma ve toplu yerlerde nasıl davranılacağını yaşatarak öğretme ve kendine güvenini sağlamak.


ANNE-BABA TUTUMLARI


Anne-baba olmak kuşkusuz sadece çocuğunuzu dünyaya getirerek ve bir takım fiziksel ihtiyaçlarını karşılayarak (yeme, içme, giyinme, barınma) demek değildir. Duygusal manada tutarlı ve dengeli yaklaşmak gerekir. Her çocuğun yapısını ilgi, ihtiyaç ve yetenekleri farklı farklıdır. Kendi ayakları üzerinde durmaya başladığı andan itibaren yapacağı işlerin, karşılaşacağı olayları kendisinin belirlemesi imkansızdır. Dolayısıyla çocuklar karşılaştıkları her sorunla mücadele edemeyebilirler. Dışarıdan kısmi veya tamamen yardıma ihtiyaçları olabilir. Kendileri sorunlarını çözmeye çalışırlar ise bazen olumsuz davranışlar kazanabilirler.

Çocukları sorunlara karşı korumak veya karşılaşılan soruna karşı mücadele vermek için geçmişten gelen klasik yöntemleri uygulayamayız. Çocuklarımızın karşılaşacağı uyum sorunlarına karşı birtakım koruyucu önlemler almak zorundayız. Bu önlemler yapılması kolay ancak aileler tarafından genelde ihmal edilen davranışlardır. Çocuğunuzun problemi olduğunu hissettiğiniz anda problemin ne olduğunu ve çözüm yolları öğrenmek için tanı konulmalıdır. Bu tanı işin ehli kişilerce konulmalıdır. Bunlar, psikiyatrist, pedagog, psikolojik danışmanlardır.

Doğabilecek uyum problemlerine karşı ailelerin yapması gereken tutum ve davranışlar aşağıdaki gibi olmalıdır:

1. Günlük aile oturumu: Ailedeki bireylerin bir araya gelip konuşacağı, sorunların paylaşılacağı herkesin eşit söz hakkına sahip olacağı zaman dilimidir.

2. Etkin Dinleme: Etkin dinleme sadece zaman değil iç huzuru da gerektirir. Zamanı ayırmanın zor olduğu bir ortamda yaşayan yetişkinler koşuşturma içinde çocuklarına zaman ayıramayabilirler. Yine de çocuğun veya gencin içini dökebilmesi için bir takım yollar ve araçlar bulmak ve ona şans tanımak gerekir. “Şu anda sana ayıracak zamanım yok” sözü çıkmamalıdır. Çocuğun konuşmasını günlük yaşantılarını ve problemlerini anlatmasına izin verilmelidir ve bunu yaparken konuya ilişkin sorular sorarak gözümüzü çocuğun üzerinden ayırmadan yapılmalıdır.

3. Çocuğun arkadaşlarını tanımak: Çocuğun arkadaşlarının çocuk üzerinde büyük etkisi olabilir hatta egemen bile olabilirler. Arkadaşlarını tanımanın günlük yaşamda ne gibi baskılarla karşı karşıya olduğu görülebilir. Çocuğu bekleyen tehlikeler tespit edilebilir. Arkadaşlarını tanımanın yolları doğum günü kutlamaları, arkadaşlarının ailelerini yemeğe çağırma şeklinde olabilir.

Çocuğun arkadaşları hoşunuza gitmese bile kesinlikle ona kötü olduğunu söyleyip küçük düşürücü imalarda bulunulmamalıdır.

4. Ödüller ve Cezalar: Belli durumların oluşması halinde her çocuğun ödüllendirilmesi veya cezalandırılması gerekir. Bunun için aile içerisinde hangi davranışın ödül veya cezayı gerektirdiğinin belirlenip çocuğa bildirilmesi gerekir.

5. Çocuğun bağımsızlık kazanacağı ödevler: Çocuğun olgunluk derecesinin bir belirtisi de bağımsız olabilme yeteneğidir. Elbette çok büyük sorumluluk yüklenemez, ama küçük yaştan itibaren üstlenebileceği ufak tefek sorumluluklar vardır. Yaşına göre alış veriş yapmasına, telefon, su, elektrik faturası yatırmasına izin verilmelidir. Çocuk hata yaparsa azarlanmamalı, suçlanmamalı, hatasını öğrenmek için olanak verilmelidir. Bağımsızlık duygusu sorumluluk duygusu ile gelişir.

6. Sorunları önceden tahmin etmek: Doğal gelişim sürecinde çocuk, anne-babanın önceden bildikleri bazı sorunlarla karşılaşacaklardır. Bu özellikle ergenlik çağında daha sık rastlanır. Anne-baba hata oluşmadan gerekli ikazı yapmalıdır. Ancak bunu yaparken emretme gücünü kullanmamalıdır, teşvik edici olmalıdır.

7. Yuva sıcaklığı: Anne-baba sevginden o kadar çok söz edilir ki sanki her çocuk sevgi ve şefkat içinde büyüyor sanılır. Eşine ve çocuğuna “seni seviyorum” diyebilen kaç kişi vardır. Kaldı ki bu bile yeterli değildir. Sevginin gösterilmesi çok basittir. Bebeğin kucağa alınması, çocuğun elinden tutulması, ergenlik çağındaki bir gencin elin omzuna konması, babanın çocuğuna sarılması ve dinlemesi gibi şekillerde gösterilebilir. Anne-babanın hatalı olmaları durumunda çocuklarından özür dilemesi evdeki sıcaklığı arttırır.

Sonuç olarak iyi bir anne-baba olabilme;
- Tutarlı davranma
- Hoşgörülü ve sabırlı olma
- Abartılı sevgi göstermeme
- Hataları hakaret ederek veya eleştirerek düzeltmeme
- Başkalarıyla kıyaslamama
- Hep olumlu davranışları görme
- Çocuğun kaldıramayacağı sorumluluklar vermeme
- Çocukların yapamayacağı şeylerin istenmemesi
- Ödül ve cezanın zamanında ve ölçülü verilmesi
- Sık sık sohbet ederek ilgi ve beklentileri öğrenilmeli ve dikkate alınmalıdır.
- Çocuğun bir birey olduğu unutulmamalıdır.




KAYNAKÇA


CÜCELOĞLU, Doğan. Yeniden İnsan İnsana. 18. Basım. İstanbul:Remzi Kitabevi. 1998.
ÇAĞDAŞ, Aysel. Anne-Baba Çocuk İletişimi. 1. Basım. Ankara:Nobel Yayınevi. 2002.
ÇAĞLAR, Doğan. Uyumsuz Çocuklar Ve Eğitimi Ankara: A.Ü. EBF Yay. No:103 1981.
DÖKMEN, Üstün. Sanatta ve Günlük Yaşamda İletişim Çatışmaları ve Empati. 2. Baskı. İstanbul: Sistem Yayıncılık.1995.
GANDER, M. J.; GARDİNER, H. W. Çocuk ve Ergen Gelişimi (Çev.: Bekir Onur). Ankara: İmge Kitabevi. 1993.
GÜL, Gülbahar. Gelişim ve Öğrenme, 2000
GORDON,Thomas. Etkili Ana-Baba Eğitimi Aile İletişim Dili. 8. Basım. (Çev.Emel Aksay) İstanbul: Sistem Yayıncılık.1999.

Etkili Ana-Baba Eğitiminde Uygulamalar 2. Basım. (Çev.Emel Aksay) İstanbul: Sistem Yayıncılık.1997.
Kırıkkale RAM Yayınları Uyumsuz Çocuklar ve Eğitimleri Kırıkkale:1998.
KORKMAZLAR, Ümran. Ana-Baba Okulu, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1995.
SARGIN, N. Çocuklarda Ruh Sağlığı. Ankara: Nobel Yayınevi. 2001.
YAVUZER, Haluk. Çocuk Psikolojisi İstanbul:Remzi Kitabevi. 2002.
------------------- Doğum Öncesinden Ergenlik Sonuna Çocuk Psikolojisi, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1987.

Makale Yazarının Sayfasına Dönün
Makale Yazarına Eposta Gönderin

Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"ÇOCUKLARDA VE GENÇLERDE UYUM PROBLEMLERİ VE UYUM BOZUKLUKLARIN ÇÖZÜMLERİ" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Dnş.Abdullah TOPAL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.

Psk.Dnş.Abdullah TOPAL Tarafından Yazılan Diğer Makaleler:
  • Nlp İle Sorun Çözme Teknikleri
  • Benliğimizin Savunma Mekanizmaları
  • Bireylerin Eş Seçiminde Etkilendikleri Faktörler
  • Mükemmel İlişkide Olması Gerekenler Ve Uyulması Gereken Kurallar
  • Aile Terapisinde,aile Yapılanmalarına Özgün Çözüm Teknikleri Ve Yaklaşımlar
  • Sbs Ve Öss Öğrenci Ve Velilerin Dikkat Edecekleri Nelerdir?
  • Rehberlik Hizmetlerinde Etik Kurallar
  • Tikli Çocuklar Ve Tikin Tedavi Yolları
  • Gençlerde Ahlaki Gelişim Basamakları Ve Yapılanması
  • Çocuklarla İletişimde Kullanılan Dilin Önemi
  • Çocuk Gelişim Dönemi Ve Özelikleri
  • Savunma Mekanizmaları
  • Neden Hedef Koymaktan Kaçınıyoruz ?Bunu Nasıl Yapabiliriz?
  • Beden Dili Bizi Ele Veriyor
  • Beden Dili
  • İkna Psikolojisinde İkna Etme Yolları
  • Nlp (Neuro Linguistic Programming) Nedir? Nlp Eğitimlerinin İçeriğinde Neler Var?
  • Sınav Kaygısıyla Basa Çıkma Yolları
  • Anksiyete Bozukluklar : Tanım, Sınıflar, Sebepler, Tedavi
  • Yaşam Ertlenmeye Gelmez Bu Gün Değilse Ne Zaman!
  • Kütüphanemizden İlginizi çekebilecek diğer bazı makaleler:
  • Ergenlerde Bağlanma Stilleri Ve Psikolojik Sağlamlık , Emine Lamiser ATİK
  • Kardeş Kıskançlığı , Özlem CAN
  • Stres Başarı İlişkisi , İlkten ÇETİN
  • Obsesif Kompulsif Bozukluk (Takıntı Zorlantı Bozukluğu) Ve Tedavisi , Taylan ÖZKUZUCU
  • Politik Psikoloji , Rüveyda ÇELENK YILMAZ
  • Çocuğunuzun Okula Uyum Sorunları , Meral YÜNCÜLER
  • Bağımlılığı Tanıma , Sabahattin ZENGER
  • Ergenler Ve Kaygılı Aileler , Gülendam ÇAKMAK OZAN
  • İki Yaş Sendromu: Eyvah! Çocuğum 2 Yaşında... , Dilek ÇELEBİ ÇELİK
  • Cinsel Kimlik Bozukluğu Ve Tartışmaları , Nihan DİKME
  • Cinsel Gelişim Ve Psikanalitik Açıdan Yorumlanması , Nihan DİKME
  • Cinsel Kimlik Bozukluğu Ve Psiko-Sosyal Teoriler , Nihan DİKME
  • Cinsel Kimlik Bozukluğu Tarihçesi Sıklığı Ve Tedavisi , Nihan DİKME
  • Cinsel Kimlik Bozukluğu , Nihan DİKME
  • Cinsel Kimlik Bozukluğu , Nihan DİKME
  • Ergenlik Döneminde Ebeveyn Çatışmaları , Meral YÜNCÜLER
  • Sonbahar Depresyonuna Dikkat , Gizem HÜNERLİ
  • Kimlik Hırsızlığı Sendromu , Rüveyda ÇELENK YILMAZ
  • Ders Çalışma Alışkanlıkları Ve Öğrenmeyi Öğrenmek , İrem BRAY
  • Hiçbir Çocuk Mükemmel Olmak Zorunda Değildir , Merve ÖZ
  • Kütüphanemizde yer alan dökümanlar profesyonel üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte tavsiyeediyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, çalışmaların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan makaleler bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir profesyonelle görüşmeden, makale içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Çalışmaların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yayınlanan makalelerin mali ve hukuki tüm hakları yazarına aittir. Kütüphanemizde yer alan herhangi bir makale başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir. Sitemizde sayfası bulunan site üyemiz profesyoneller üye sayfaları içinden, Makale Bilgileriniz bölümü altında, YENİ MAKALE GÖNDERİN linkini izleyerek bu sayfaya makale ekleyebilirler.

    05:53
    Top