Travma Efsanesinin Sonu
TRAVMA EFSANESİN SONU
Bugün neredeyse bütün psikolojiler travma ve serotonin ile açıklanıyor. Psikiyatri serotonin ile, Psikologlar travma ile açıklıyor. Hemen hemen bütün terapiler artık travma varsayımı üzerinden yürüyor. Bu durumda şu soruları sormak kaçınılmaz hale geliyor:
1. Psikolojik Sorunlar Arttıysa, Hangi Travmalar Arttı?
Son yıllarda psikolojik sorunların arttığı neredeyse herkes tarafından kabul ediliyor. Panik atak, kaygı bozuklukları, takıntılar, depresyon, yabancılaşma gibi tablolar geçmişe kıyasla çok daha görünür halde.
Eğer psikolojinin temel nedeni travmaysa, şu soruyu sormak zorundayız: Son yıllarda hangi travmalar arttı?
Tarihe bakıldığında savaşlar, açlıklar, salgınlar, çocuk ölümleri, işkenceler, zorunlu göçler, yoksulluklar geçmişte çok daha yoğundu. Buna rağmen bugünkü ölçekte bir psikolojik salgından söz edilmiyordu. Bu mantıkla bakıldığında, psikolojik sorunların geçmişte çok daha yaygın olması gerekirdi. Ama öyle olmadı. Bu çelişki, travma merkezli açıklamanın doğru olmadığını gösteriyor.
2. Travma Sıcağı Sıcağına Etki Eder, Yıllar Sonra Değil
Travmanın psikolojik etkisi, klasik psikoloji literatüründe bile zamana yakınlık ilkesine dayanır. Travma yaşanır, kısa sürede psikolojik bir reaksiyon ortaya çıkar. Bu normaldir.
Ancak bir olay yaşanır, kişi onlarca yıl hayatını sürdürür, sonra durup dururken aynı olay 30 yıl sonra panik atak ya da depresyon üretir iddiası bilimsel olarak sorunludur. Travma okyanusun altında sessizce ilerleyen ve 20-30 sene sonra aniden psikoloji üreten bir güdümlü torpido değildir.
Bir insan ağır bir saldırı, tecavüz ya da büyük bir kayıp yaşadığında bunun etkileri erken dönemde ortaya çıkar. 30 yıl boyunca işleyen, evlenen, çalışan, çocuk büyüten bir zihnin bir anda “travma şimdi aktif oldu” denilerek açıklanması ikna edici değildir.
3. Aynı Travma, Neden Herkeste Aynı Sonucu Doğurmuyor?
En temel soru şudur: Aynı travmayı yaşayan iki insandan biri neden psikolojik sorun yaşarken, diğeri yaşamıyor?
Eğer neden travma olsaydı, etki de benzer olurdu. Oysa gerçek hayatta durum böyle değil.
Aynı kazayı geçiren, aynı aile ortamında büyüyen, aynı olayı yaşayan insanlar arasında çok farklı psikolojik sonuçlar görüyoruz. Bu da bizi kaçınılmaz olarak şu sonuca götürüyor:
Sorun travmanın kendisi değil, travmanın nasıl algılandığıdır.
Travma bir olaydır. Psikoloji ise olaya yüklenen anlamın ürünüdür. Psikoloji travmanın değil, algının ürünüdür. Kimi bir travmadan dolayı doktor doktor gezerken kimisi aynı travmaya gülüp geçiyorsa burada travmadan değil, algıdan söz etmek kaçınamazdır.
Buna rağmen uygulamada sürekli olayın peşine düşülür, algı geri planda bırakılır. Oysa belirleyici olan, yaşanan değil; yaşanana zihnin ne dediğidir. Çoğu terapi o kadar uzun sürmektedir ki, dünü konuşmaktan bu güne gelmeye fırsat kalmadan bitmektedir.
4. Psikolojik Sorun Yaşayanların Çoğunda Belirgin Travma Yok
Bugün panik atak, kaygı bozukluğu ya da takıntı yaşayan birçok insanın geçmişinde tanımlanabilir, ağır bir travma bulunmamaktadır. Çoğu kişi “benim başıma çok büyük bir şey gelmedi” diyerek başvurur.
Bu durumda şu soru kaçınılmazdır: Travma yoksa, psikoloji neden var?
Bu soru, travma merkezli yaklaşımın ne denli gerçeklikten uzak olduğunu gösterir.
Her psikolojik sorunu travmaya bağlamak, hem danışanı geçmişte bir şey “bulmaya” zorlar hem de mevcut sorunun bugünkü algısal mekanizmasını gözden kaçırır. Oysa birçok sorun, geçmiş bir olaydan değil; şimdiki bedensel duyumların ve düşüncelerin yanlış yorumlanmasından doğar.
5. Travma Bulunmadan Çözülen Sorunlar Ne Anlatıyor?
Bugün algı temelli çalışan birçok yaklaşımda –özellikle panik, kaygı ve takıntı alanlarında– danışanın geçmiş travması bulunmadan da sorunlar çözülmektedir. Kişi geçmişini kazımadan, çocukluğunu didiklemeden; sadece düşünce–duygu–beden ilişkisini doğru okuyarak sürecini bitirebilmektedi.
Bu durum çok net bir gerçeği ortaya koyar: Eğer bir sorun travma bulunmadan çözülebiliyorsa, o sorunun nedeni travma değildir.
Burada travma bulmadan iyileşmenin mümkün olması, “travma olmadan iyileşme olmaz” iddiasını doğrudan çürütür. Demek ki asıl mesele geçmiş yaşantı değil; bugünkü algıdır.
6. Travma Anlatısı Neyi Kaçırıyor?
Travma anlatısı, danışanı geçmişte bir “sebep” bulmaya odakladığı için, şimdiki yanlış tepkileri gözden kaçırır. Oysa panik atakta da, kaygıda da, takıntıda da sorun şu anda üretilen yanlış anlamlardır. Bedensel bir his “tehlike” diye etiketlenir, düşünce “kontrol kaybı” olarak yorumlanır ve psikoloji böyle başlar. Merdiven çıkarken ki kalp çarpıntısı hiçbir psikolojik oluşturmazken panik ataktaki kalp çarpıntısından dolayı kişiler doktor doktor gezer. Bunun sebebi travma değildir. Bunun sebebi panik ataktaki kalp çarpıntısını anormal, merdiven çıkarkenki kalp çarpıntısını ise normal algılamaktır. Görüldüğü gibi psikolojiyi belirleyen algıdır. Sürekli bahsettiğim gibi psikoloji, travmaya değil, anormal algısına verilen bir tepkidir. Duyguları anormal görmeyi öğreten ise sektördür. Bu sebeple sorunlarımız sektör güçlendikçe artmaktadır.
Bugünkü psikolojimizde geçmişte ne yaşadığımız değil, bugün olanı nasıl okuduğumuz belirleyicidir.
Travmayı her şeyin merkezine koymak, hemen her sorunda "ben EMDR terapistiyim" diyerek peşinen travma varsayımı ile yaklaşmak rasyonallikten uzaktır. Ayrıca bu, insan zihnini tek boyutlu okumaktır.
Oysa insan psikolojisi, olaydan çok anlam üzerinden çalışır. Sorunu çözen de çoğu zaman geçmişi bulmak değil, bugünkü anlamlandırmayı düzeltmektir.
Travma hikayesinin bulunduğu nadir hallerde dahi travma üzerinde durmak çözüm açısından yersizdir. Zira travma burada ormanı tutuşturan kibrittir. Kibriti bulmak yangını dindirmez.
Bugün hiçbir doktor hastalığı ortaya çıkaran sebepler üzerinde saatlerce durmaz. Hiçbir doktorun migren gastrit, reflü, orta kulak iltihabı hikayesi dinlediğini göremezsiniz. Hatta çoğu zaman tıp birçok hastalığın sebebini dahi bilmez. Ancak buna rağmen tedavi eder. Zira sebebi bilmek ya da bulmak tedaviyi belirleyen bir faktör değildir.
Bugün "travma bulmak denir. Oysa travmayı zaten danışan kendisi söyler. Danışanının söylediği bir şeyi terapist mi bulmuş olmaktadır? Travma bulmak tabiri dahi manipülatif bir yaklaşım içermektedir. Danışan söylemese terapist nereden bulacaktır? Böyle dediğimde "ama bazı danışanlar travmasını hatırlamıyor" denilir Hatırlanmayan şey travma olur mu? Travma olur da hatırlanmaz mı? Malum, travma ani nitelikli örseydi yaşantı demektir.
Psikiyatristler serotonine bağlıyor, 5 dakika bile hikaye dinlemiyor. Psikologlar ise travmaya bağlıyor ve 20, 30 seans hikaye dinliyor. Karar verin artık, hangisi! Travma mı, serotonin mi?
Özetle, günümüzde travma varsayımı yığınla tutarsızlık içermektedir ve maalesef terapileri uzatmanın meşru bahanesi haline getirilmiştir. Zira geçmişte malzeme çoktur. Konuş konuş bitmez.
Psikolog İzzet Güllü
Bugün neredeyse bütün psikolojiler travma ve serotonin ile açıklanıyor. Psikiyatri serotonin ile, Psikologlar travma ile açıklıyor. Hemen hemen bütün terapiler artık travma varsayımı üzerinden yürüyor. Bu durumda şu soruları sormak kaçınılmaz hale geliyor:
1. Psikolojik Sorunlar Arttıysa, Hangi Travmalar Arttı?
Son yıllarda psikolojik sorunların arttığı neredeyse herkes tarafından kabul ediliyor. Panik atak, kaygı bozuklukları, takıntılar, depresyon, yabancılaşma gibi tablolar geçmişe kıyasla çok daha görünür halde.
Eğer psikolojinin temel nedeni travmaysa, şu soruyu sormak zorundayız: Son yıllarda hangi travmalar arttı?
Tarihe bakıldığında savaşlar, açlıklar, salgınlar, çocuk ölümleri, işkenceler, zorunlu göçler, yoksulluklar geçmişte çok daha yoğundu. Buna rağmen bugünkü ölçekte bir psikolojik salgından söz edilmiyordu. Bu mantıkla bakıldığında, psikolojik sorunların geçmişte çok daha yaygın olması gerekirdi. Ama öyle olmadı. Bu çelişki, travma merkezli açıklamanın doğru olmadığını gösteriyor.
2. Travma Sıcağı Sıcağına Etki Eder, Yıllar Sonra Değil
Travmanın psikolojik etkisi, klasik psikoloji literatüründe bile zamana yakınlık ilkesine dayanır. Travma yaşanır, kısa sürede psikolojik bir reaksiyon ortaya çıkar. Bu normaldir.
Ancak bir olay yaşanır, kişi onlarca yıl hayatını sürdürür, sonra durup dururken aynı olay 30 yıl sonra panik atak ya da depresyon üretir iddiası bilimsel olarak sorunludur. Travma okyanusun altında sessizce ilerleyen ve 20-30 sene sonra aniden psikoloji üreten bir güdümlü torpido değildir.
Bir insan ağır bir saldırı, tecavüz ya da büyük bir kayıp yaşadığında bunun etkileri erken dönemde ortaya çıkar. 30 yıl boyunca işleyen, evlenen, çalışan, çocuk büyüten bir zihnin bir anda “travma şimdi aktif oldu” denilerek açıklanması ikna edici değildir.
3. Aynı Travma, Neden Herkeste Aynı Sonucu Doğurmuyor?
En temel soru şudur: Aynı travmayı yaşayan iki insandan biri neden psikolojik sorun yaşarken, diğeri yaşamıyor?
Eğer neden travma olsaydı, etki de benzer olurdu. Oysa gerçek hayatta durum böyle değil.
Aynı kazayı geçiren, aynı aile ortamında büyüyen, aynı olayı yaşayan insanlar arasında çok farklı psikolojik sonuçlar görüyoruz. Bu da bizi kaçınılmaz olarak şu sonuca götürüyor:
Sorun travmanın kendisi değil, travmanın nasıl algılandığıdır.
Travma bir olaydır. Psikoloji ise olaya yüklenen anlamın ürünüdür. Psikoloji travmanın değil, algının ürünüdür. Kimi bir travmadan dolayı doktor doktor gezerken kimisi aynı travmaya gülüp geçiyorsa burada travmadan değil, algıdan söz etmek kaçınamazdır.
Buna rağmen uygulamada sürekli olayın peşine düşülür, algı geri planda bırakılır. Oysa belirleyici olan, yaşanan değil; yaşanana zihnin ne dediğidir. Çoğu terapi o kadar uzun sürmektedir ki, dünü konuşmaktan bu güne gelmeye fırsat kalmadan bitmektedir.
4. Psikolojik Sorun Yaşayanların Çoğunda Belirgin Travma Yok
Bugün panik atak, kaygı bozukluğu ya da takıntı yaşayan birçok insanın geçmişinde tanımlanabilir, ağır bir travma bulunmamaktadır. Çoğu kişi “benim başıma çok büyük bir şey gelmedi” diyerek başvurur.
Bu durumda şu soru kaçınılmazdır: Travma yoksa, psikoloji neden var?
Bu soru, travma merkezli yaklaşımın ne denli gerçeklikten uzak olduğunu gösterir.
Her psikolojik sorunu travmaya bağlamak, hem danışanı geçmişte bir şey “bulmaya” zorlar hem de mevcut sorunun bugünkü algısal mekanizmasını gözden kaçırır. Oysa birçok sorun, geçmiş bir olaydan değil; şimdiki bedensel duyumların ve düşüncelerin yanlış yorumlanmasından doğar.
5. Travma Bulunmadan Çözülen Sorunlar Ne Anlatıyor?
Bugün algı temelli çalışan birçok yaklaşımda –özellikle panik, kaygı ve takıntı alanlarında– danışanın geçmiş travması bulunmadan da sorunlar çözülmektedir. Kişi geçmişini kazımadan, çocukluğunu didiklemeden; sadece düşünce–duygu–beden ilişkisini doğru okuyarak sürecini bitirebilmektedi.
Bu durum çok net bir gerçeği ortaya koyar: Eğer bir sorun travma bulunmadan çözülebiliyorsa, o sorunun nedeni travma değildir.
Burada travma bulmadan iyileşmenin mümkün olması, “travma olmadan iyileşme olmaz” iddiasını doğrudan çürütür. Demek ki asıl mesele geçmiş yaşantı değil; bugünkü algıdır.
6. Travma Anlatısı Neyi Kaçırıyor?
Travma anlatısı, danışanı geçmişte bir “sebep” bulmaya odakladığı için, şimdiki yanlış tepkileri gözden kaçırır. Oysa panik atakta da, kaygıda da, takıntıda da sorun şu anda üretilen yanlış anlamlardır. Bedensel bir his “tehlike” diye etiketlenir, düşünce “kontrol kaybı” olarak yorumlanır ve psikoloji böyle başlar. Merdiven çıkarken ki kalp çarpıntısı hiçbir psikolojik oluşturmazken panik ataktaki kalp çarpıntısından dolayı kişiler doktor doktor gezer. Bunun sebebi travma değildir. Bunun sebebi panik ataktaki kalp çarpıntısını anormal, merdiven çıkarkenki kalp çarpıntısını ise normal algılamaktır. Görüldüğü gibi psikolojiyi belirleyen algıdır. Sürekli bahsettiğim gibi psikoloji, travmaya değil, anormal algısına verilen bir tepkidir. Duyguları anormal görmeyi öğreten ise sektördür. Bu sebeple sorunlarımız sektör güçlendikçe artmaktadır.
Bugünkü psikolojimizde geçmişte ne yaşadığımız değil, bugün olanı nasıl okuduğumuz belirleyicidir.
Travmayı her şeyin merkezine koymak, hemen her sorunda "ben EMDR terapistiyim" diyerek peşinen travma varsayımı ile yaklaşmak rasyonallikten uzaktır. Ayrıca bu, insan zihnini tek boyutlu okumaktır.
Oysa insan psikolojisi, olaydan çok anlam üzerinden çalışır. Sorunu çözen de çoğu zaman geçmişi bulmak değil, bugünkü anlamlandırmayı düzeltmektir.
Travma hikayesinin bulunduğu nadir hallerde dahi travma üzerinde durmak çözüm açısından yersizdir. Zira travma burada ormanı tutuşturan kibrittir. Kibriti bulmak yangını dindirmez.
Bugün hiçbir doktor hastalığı ortaya çıkaran sebepler üzerinde saatlerce durmaz. Hiçbir doktorun migren gastrit, reflü, orta kulak iltihabı hikayesi dinlediğini göremezsiniz. Hatta çoğu zaman tıp birçok hastalığın sebebini dahi bilmez. Ancak buna rağmen tedavi eder. Zira sebebi bilmek ya da bulmak tedaviyi belirleyen bir faktör değildir.
Bugün "travma bulmak denir. Oysa travmayı zaten danışan kendisi söyler. Danışanının söylediği bir şeyi terapist mi bulmuş olmaktadır? Travma bulmak tabiri dahi manipülatif bir yaklaşım içermektedir. Danışan söylemese terapist nereden bulacaktır? Böyle dediğimde "ama bazı danışanlar travmasını hatırlamıyor" denilir Hatırlanmayan şey travma olur mu? Travma olur da hatırlanmaz mı? Malum, travma ani nitelikli örseydi yaşantı demektir.
Psikiyatristler serotonine bağlıyor, 5 dakika bile hikaye dinlemiyor. Psikologlar ise travmaya bağlıyor ve 20, 30 seans hikaye dinliyor. Karar verin artık, hangisi! Travma mı, serotonin mi?
Özetle, günümüzde travma varsayımı yığınla tutarsızlık içermektedir ve maalesef terapileri uzatmanın meşru bahanesi haline getirilmiştir. Zira geçmişte malzeme çoktur. Konuş konuş bitmez.
Psikolog İzzet Güllü
|
Yazan
|
Bu makaleden alıntı yapmak
için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir: "Travma Efsanesinin Sonu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır. Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz. |
Yazan Uzman
|
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak
hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir
yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


