99 Kuşağı Neden Daha Fazla Sorunlu Çıktı
Son yıllarda yapılan araştırmalar ve klinik saha gözlemleri, ruh sağlığı sorunlarının en yoğun yaşandığı kuşağın 1990–1999 arası doğanlar olduğunu gösteriyor.
Kaygı bozuklukları, panik atak, değersizlik hissi, tükenmişlik, dikkat dağınıklığı ve ilişki problemleri bu kuşakta önceki nesillere kıyasla belirgin şekilde daha yaygın.
Artık hemen her sorunu travma ile açıklayan ve travma bulduyduk buluyorduk diyerek aylarca seans yapan uzmanlara soruyorum:
Bu kuşak öncekilere nazaran hangi travmalara daha çok maruz kaldı?
Bu kuşaktaki bireyler, kendilerinden önceki nesillere göre hangi travmaları daha fazla yaşadı?
Savaş mı? Hayır.
Açlık mı? Hayır.
Zorunlu göç mü? Hayır.
Çocuk işçiliği mi? Hayır.
Fiziksel yokluk mu? Hayır.
Aksine, bu kuşak maddi ve fiziksel imkanlar açısından birçok yönden daha avantajlıydı.
O halde sorun travma değilse nedir?
Sorun Travma Değil, Zemin
Bu kuşağın ayırt edici farkı yaşadıkları olaylar değil, maruz kaldıkları algı zeminidir.
Sosyal Medya Çağının İlk Kodlanan Kuşağı
1990–1999 kuşağı, insanlık tarihinde ilk kez:
Sürekli karşılaştırılmanın
Sürekli izlenmenin
Sürekli değerlendirilmenin
Sürekli “yetersizlik” mesajı almanın
Sürekli anksiyete, depresyon vb. klinikleştirmenin
normal kabul edildiği bir dünyada büyüdü. Bu kuşak travma yaşamadı; tekrar tekrar kodlandı. Ve bu kodlama, somut örneklerde çok net görülüyor.
Örnek Vakalar
Vaka 1: “Sebepsiz Kaygı” Diye Gelen Genç
27 yaşında, üniversite mezunu, düzenli işi var. Ne büyük bir kayıp yaşamış, ne ciddi bir çocukluk travması anlatabiliyor.
Ama şikayeti net: “İçimde sürekli bir huzursuzluk var. Sanki geç kalmışım gibi.”
Travma öyküsü arandığında bulunamıyor.
Ama algı zemini incelendiğinde şunlar ortaya çıkıyor: Günün ortalama 4–5 saati sosyal medyada. Sürekli daha başarılı, daha mutlu, daha üretken insanlara maruz kalma. “Ben neden böyle değilim?” iç sesi.
Bu kişinin sorunu geçmişte yaşadığı bir olay değil; bugün her gün maruz kaldığı kıyas zeminidir.
Vaka 2: “Kendimi Değersiz Hissediyorum” Diyen Kadın
32 yaşında, evli, çocuğu var. Ailesinde ciddi bir travma öyküsü yok. Ancak yoğun bir değersizlik hissi yaşıyor. Cümlesi çok tanıdık: “Her şeyim var ama yetmiyor.”
Çocukluk anıları incelendiğinde olağan bir hayat görülüyor. Ama zihinsel kodlara bakıldığında şu mesajlar var: “Daha iyi olmalısın.” “Yetmez.” “Herkes senden ileride.” Bu bir travma sonucu değil; sürekli eksik hissettirilmiş bir algının sonucudur.
Vaka 3: Panik Atak Yaşayan Erkek
İlk panik atağını 29 yaşında yaşıyor. Öncesinde “normal” bir hayatı var.
Terapide sürekli şu soru soruluyor: "Çocuklukta ne oldu?” Ama asıl dönüm noktası şurası: Sosyal medyada “panik atak videoları” izlemeye başlıyor.
Semptomları öğreniyor. Dikkati bedene kilitleniyor. Beden, öğrendiği tepkileri önce üzerinde aramaya, sonra da üretmeye başlıyor. Yani panik atağın sebebi geçmiş bir travma değil; öğrenilmiş ve pekiştirilmiş bir algıdır.
Terapideki Temel Yanılgı
Travma merkezli yaklaşım, bu vakalarda ortak bir hata yapar:
Geçmişe odaklanır
Zemini görmez
Algıyı değiştirmeden semptomu çözmeye çalışır
Travma arandıkça travma bulunur.
Zihin, aradığına göre hatırlar.
Böylece onlarca sean geçer, yıllar geçer, ama algı aynı kaldığı için tepki de değişmez. Sürekli didiklenen hiç bir yara iyileşmez, daha fazla enfekte olur. Sebebi bulmak psikologların zannettiği gibi, sorunu çözmez. Bu sebeple hiç bir doktor hastalık öyküsü dinlemez. Hatta tıp, çoğu hastalıkta oluşum sebebini hiç bilmediği halde bir çok hastalığı tedavi eder. Bu hastalığın sebebini henüz tıp bilmiyor der ama yine de onu tedavi edebilir. Şuan ki psikolojinin sebebi 30 sene önceki travma değildir, algıdır. Zira aynı travmada birisi doktor doktor gezerken diğeri aynı travmaya gülüp geçer. Kaldı ki 30 sene önce tecavüze uğrayan birisi durup durup da 30 sene sonra psikoloji üretmez. İlk başta, sıcağı sıcağına üretir. Bir terapist şayet terapist ise bu kadar basit sorgulamaları yapamaz mı? Doğru terapist olmanın ilk şartı doğru sorular sorabilmektir.
Derken, zaman gider.
Umut gider.
Para gider.
Geçmiş olsun.
Çözüm: Algı Değişmeden Tepki Değişmez
Bu kuşağın ihtiyacı daha fazla geçmiş anlatısı değil, algı eğitimidir.
Çünkü:
Duygular bozulmaz
Tepkiler hastalık değildir
Bozulan şey algıdır
Algı değiştiğinde:
Kaygı işlevine döner
Korku yol gösterici olur
Duygular düşman olmaktan çıkar
Ve gerçek tablo netleşir:
1990–1999 kuşağı travmatize edilmedi.
Bu kuşak sistematik olarak kodlandı. Uzman sayısı arttıkça sorunlar neden artıyor zannediyoruz! Çünkü etiketleme, kategorileştirme, klinikleştirme, patolojikleştirme yani kısaca kodlama artıyor. Bir duyguya sürekli anksiyete, depresyon, bozukluk, hastalık, olumsuz duygu vs derseniz beyin de bu duygulara karşı önce aşırı duyarlı hale gelecektir. Akabinde de elbette daha abartılı tepkiler verecektir. Siz kayınvalidenize aşırı duyarlı hale gelince daha ağır psikolojik tepkiler içine girmiyor musunuz?
Bir fareye sürekli yılan diye etiketlerseniz, beyin o fareyi her gördüğünde veya hatırladığında elbette daha yoğun psikoloji üretecektir.
Psikolog İzzet Güllü
Kaygı bozuklukları, panik atak, değersizlik hissi, tükenmişlik, dikkat dağınıklığı ve ilişki problemleri bu kuşakta önceki nesillere kıyasla belirgin şekilde daha yaygın.
Artık hemen her sorunu travma ile açıklayan ve travma bulduyduk buluyorduk diyerek aylarca seans yapan uzmanlara soruyorum:
Bu kuşak öncekilere nazaran hangi travmalara daha çok maruz kaldı?
Bu kuşaktaki bireyler, kendilerinden önceki nesillere göre hangi travmaları daha fazla yaşadı?
Savaş mı? Hayır.
Açlık mı? Hayır.
Zorunlu göç mü? Hayır.
Çocuk işçiliği mi? Hayır.
Fiziksel yokluk mu? Hayır.
Aksine, bu kuşak maddi ve fiziksel imkanlar açısından birçok yönden daha avantajlıydı.
O halde sorun travma değilse nedir?
Sorun Travma Değil, Zemin
Bu kuşağın ayırt edici farkı yaşadıkları olaylar değil, maruz kaldıkları algı zeminidir.
Sosyal Medya Çağının İlk Kodlanan Kuşağı
1990–1999 kuşağı, insanlık tarihinde ilk kez:
Sürekli karşılaştırılmanın
Sürekli izlenmenin
Sürekli değerlendirilmenin
Sürekli “yetersizlik” mesajı almanın
Sürekli anksiyete, depresyon vb. klinikleştirmenin
normal kabul edildiği bir dünyada büyüdü. Bu kuşak travma yaşamadı; tekrar tekrar kodlandı. Ve bu kodlama, somut örneklerde çok net görülüyor.
Örnek Vakalar
Vaka 1: “Sebepsiz Kaygı” Diye Gelen Genç
27 yaşında, üniversite mezunu, düzenli işi var. Ne büyük bir kayıp yaşamış, ne ciddi bir çocukluk travması anlatabiliyor.
Ama şikayeti net: “İçimde sürekli bir huzursuzluk var. Sanki geç kalmışım gibi.”
Travma öyküsü arandığında bulunamıyor.
Ama algı zemini incelendiğinde şunlar ortaya çıkıyor: Günün ortalama 4–5 saati sosyal medyada. Sürekli daha başarılı, daha mutlu, daha üretken insanlara maruz kalma. “Ben neden böyle değilim?” iç sesi.
Bu kişinin sorunu geçmişte yaşadığı bir olay değil; bugün her gün maruz kaldığı kıyas zeminidir.
Vaka 2: “Kendimi Değersiz Hissediyorum” Diyen Kadın
32 yaşında, evli, çocuğu var. Ailesinde ciddi bir travma öyküsü yok. Ancak yoğun bir değersizlik hissi yaşıyor. Cümlesi çok tanıdık: “Her şeyim var ama yetmiyor.”
Çocukluk anıları incelendiğinde olağan bir hayat görülüyor. Ama zihinsel kodlara bakıldığında şu mesajlar var: “Daha iyi olmalısın.” “Yetmez.” “Herkes senden ileride.” Bu bir travma sonucu değil; sürekli eksik hissettirilmiş bir algının sonucudur.
Vaka 3: Panik Atak Yaşayan Erkek
İlk panik atağını 29 yaşında yaşıyor. Öncesinde “normal” bir hayatı var.
Terapide sürekli şu soru soruluyor: "Çocuklukta ne oldu?” Ama asıl dönüm noktası şurası: Sosyal medyada “panik atak videoları” izlemeye başlıyor.
Semptomları öğreniyor. Dikkati bedene kilitleniyor. Beden, öğrendiği tepkileri önce üzerinde aramaya, sonra da üretmeye başlıyor. Yani panik atağın sebebi geçmiş bir travma değil; öğrenilmiş ve pekiştirilmiş bir algıdır.
Terapideki Temel Yanılgı
Travma merkezli yaklaşım, bu vakalarda ortak bir hata yapar:
Geçmişe odaklanır
Zemini görmez
Algıyı değiştirmeden semptomu çözmeye çalışır
Travma arandıkça travma bulunur.
Zihin, aradığına göre hatırlar.
Böylece onlarca sean geçer, yıllar geçer, ama algı aynı kaldığı için tepki de değişmez. Sürekli didiklenen hiç bir yara iyileşmez, daha fazla enfekte olur. Sebebi bulmak psikologların zannettiği gibi, sorunu çözmez. Bu sebeple hiç bir doktor hastalık öyküsü dinlemez. Hatta tıp, çoğu hastalıkta oluşum sebebini hiç bilmediği halde bir çok hastalığı tedavi eder. Bu hastalığın sebebini henüz tıp bilmiyor der ama yine de onu tedavi edebilir. Şuan ki psikolojinin sebebi 30 sene önceki travma değildir, algıdır. Zira aynı travmada birisi doktor doktor gezerken diğeri aynı travmaya gülüp geçer. Kaldı ki 30 sene önce tecavüze uğrayan birisi durup durup da 30 sene sonra psikoloji üretmez. İlk başta, sıcağı sıcağına üretir. Bir terapist şayet terapist ise bu kadar basit sorgulamaları yapamaz mı? Doğru terapist olmanın ilk şartı doğru sorular sorabilmektir.
Derken, zaman gider.
Umut gider.
Para gider.
Geçmiş olsun.
Çözüm: Algı Değişmeden Tepki Değişmez
Bu kuşağın ihtiyacı daha fazla geçmiş anlatısı değil, algı eğitimidir.
Çünkü:
Duygular bozulmaz
Tepkiler hastalık değildir
Bozulan şey algıdır
Algı değiştiğinde:
Kaygı işlevine döner
Korku yol gösterici olur
Duygular düşman olmaktan çıkar
Ve gerçek tablo netleşir:
1990–1999 kuşağı travmatize edilmedi.
Bu kuşak sistematik olarak kodlandı. Uzman sayısı arttıkça sorunlar neden artıyor zannediyoruz! Çünkü etiketleme, kategorileştirme, klinikleştirme, patolojikleştirme yani kısaca kodlama artıyor. Bir duyguya sürekli anksiyete, depresyon, bozukluk, hastalık, olumsuz duygu vs derseniz beyin de bu duygulara karşı önce aşırı duyarlı hale gelecektir. Akabinde de elbette daha abartılı tepkiler verecektir. Siz kayınvalidenize aşırı duyarlı hale gelince daha ağır psikolojik tepkiler içine girmiyor musunuz?
Bir fareye sürekli yılan diye etiketlerseniz, beyin o fareyi her gördüğünde veya hatırladığında elbette daha yoğun psikoloji üretecektir.
Psikolog İzzet Güllü
|
Yazan
|
Bu makaleden alıntı yapmak
için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir: "99 Kuşağı Neden Daha Fazla Sorunlu Çıktı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır. Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz. |
Yazan Uzman
|
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak
hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir
yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


