2007'den Bugüne 85,241 Tavsiye, 26,655 Uzman ve 18,979 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Psikiyatrik Tanıda Sorunlar: Kardeş Kıskançlığı Üzerinden Bir Vaka Analizi
MAKALE #4092 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Aralık 2009 | 6,836 Okuyucu
Psikiyatrik Tanıda Sorunlar: Kardeş Kıskançlığı Üzerinden Bir Vaka Analizi

Özellikle psikolojide / psikiyatride normalin ve anormalin hatlarını birbirinden ayıran ince çizgiyi alanın o tozu dumana karışık puslu ortamında belirleyebilmenin ne denli zor olduğu gün gibi açık iken bu sahayı sürekli genişletmeye çalışma ve adeta ayaküstü kolaycılığında keskin ayrımlar yapma, katı kategoriler oluşturma eğilimindeki hızlı artış karşımızda duran en büyük sorunlardan birisi diye düşünüyorum. Bu bağlamda, bir insana "normal" derken iki kere düşünmek gerekiyorsa şayet, "anormal / bozukluk" teşhisi koyarken en az on kere düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim. Tıpkı, bir insana "iyisin" derken fazla düşünmeye gerek olmaması -en kötü ihtimalle iltifat yerine geçer- ama "kötüsün" derken daha dikkatli olunması gerektiği gibi.

Durağan, somut ve sabit parçalardan oluşmuş bir nesne yahut makina olmadığı, son derece dinamik, bir o kadar da komleks bir varlık olduğu halde insanı, özellikle de onun soyut iç dünyasını (psikolojik sorunlarını) bilimsel metotla ve belli bilgiler çerçevesinde değerlendirme işi sözünü ettiğim bu sakıncalı eğilimi maalesef kuvvetlendiriyor. Sözgelimi bir çocuğun zekasını ölçecekseniz ve bunun için standart bir yol / çerçeve (test vs.) takip edecekseniz haliyle “şunları bildi, bunları bilemedi, o zaman sonuç şöyle” demek zorunda kalabiliyorsunuz. O yüzden (ve başka mahsurlarından dolayı) psikiyatride tanı koyma, kesin ve keskin kategorilere sokma işine karşı çıkan azımsanamayacak kadar bilim adamı vardır literatürde.

Günün birinde meslektaşımın birine nöroloji uzmanı yakını hakkında bazı sorular sormuş. “Bu konuda ne yapılabilir, sizce sorunu nedir, ne düşünüyorsunuz” demiş. Arkadaş da psikiyatrideki bir tanıyı kastederek ”şu olabilir” diye yanıt vermiş. Nöroloji uzmanı hiç beklemediği bir tepki vererek, “Ya hocam ne kadar kolay teşhis koyuyorsunuz böyle” diye cevap vermiş. Mesleğinin başında yaşadığı bu moral bozucu çıkış karşısında bir an için afallayan arkadaşım benden sanki haklı olduğunu duymayı, adeta eleştirilerine ortak olmamı, kendisine destek çıkmamı bekliyor gibiydi. Lakin -ne yazıkki- sözü edilen uzman hekimle aynı kanaatteydim, bunu “kızgın yağa su dökmeden” usulünce anlatmaya çalışmıştım.

Ben de bu alanda kategorileştirmenin, kesin ve katı tanı kategorilerine sokmaya çalışmanın zorluğuna ve mahsuruna inananlardanım. Bu nedenle, eğer ki hastalık bir ağaç, semptomları bu ağacın dalları, ben de bir uygulamacı isem “ağacın türünü araştıran ve sınıflama peşinde koşan bir araştırmacı (orman mühendisi)” gibi değil; sadece bu ağacı kesmekle görevli bir uygulamacı (orman işçisi) olduğumu düşünürüm. Bu ağacın adının, cinsinin, türünün ne olduğunu fazla önemsemem, “karşımda kesilmesi gereken ve bazı dalları ile ortada duran bir ağaç var” der, önce neyle kesebileceğime odaklanır, sonra da elimden geldiğince bu işi layıkı ile gerçekleştirmeye çalışırım. Bunun bazı mahzurlu yanları yok mudur, elbette olabilir. Ama öbür türlüsünün de var. Üstelik de, kanımca çok daha fazla!

Kardeş Kıskançlığı Bir Patoloji Midir?

"Çalışmayan, göstergeleri yanmayan her makina bozuk demek değildir. Elektriklere de, fişe de bir gözatmak gerekir" ( İzzet Güllü )

Doğa 8 yaşında. Kendisi gibi bir kız çocuğu olan kardeşi ise henüz 3 aylık. Sorunlarını kendi eliyle yazıp getirmiş kliniğe. Noktalama işaretlerine dahi dokunmadan aynen aktarıyorum: "Midem çok kötü ağrıyor. Karnım çok kötü ağrıyor. Başım çok fena ağrıyor. Her yerim çok kötü kaşınıyor. Kardeşim zır zır ağlıyor. Annem hep kardeşimle ilgileniyor. Bende küçük değilmiyim. Uykum çok kötü. Tahliller yapıldı temiz çıktı. Kardeşimi kıskanıyorum. Siz üç kişisiniz ben tekim odamda. Rüyalarımdan çok korkuyorum. Hep annemin yanına gidiyorum ne yapmam lazım. Hiç bir şeyle mutlu olmuyorum. Siz beni iyileştirirseniz çok sevinirim. Mutlu bir çocuk olurum.”

Ne kadar samimi. Kardeşini kıskandığını açıkça söylüyor Doğa.

Kıskançlık yaratılıştan gelen, temelde faydalı bir işlevi de olan insani bir duygudur aslında. Özellikle de çocukluk çağı kıskançlığı. Eğer bu duygu yaratılıştan gelen tabii bir duygu olmasaydı daha yürümeyi, konuşmayı bile öğrenmeden önce, mesela henüz 1 yaşındayken bile çevrelerindeki kişileri kıskanırlarmıydı hiç! Kardeşler de birbirini kıskanacak elbette. Bu, işin normal olan bir yanı. Normal olan bir diğer yanı ise, bu duygunun bazen fazla; bazen de hafif olarak seyredebilmesi... O bakımdan, sadece çocukların kıskançlık düzeylerindeki farklara bakarak “şiddeti daha fazla olan kıskanmayı” bir sorun olarak görmemek gerekiyor. ( Sevilen kişi kayıpları sonrasında yaşanılan doğal yasa belli kriterler getirirseniz, yakasını bağrını parçalayan 8 yaşındaki kız çocuğunun abartılı gibi görünen tepkilerine "anormal" diyebilirsiniz. Ancak bu durumda; az önce annesini kaybeden, bir yıl önce de babasını kaybettiği için bu dünyada artık kimsesiz kalan, bundan sonra yaşamını yapayalnız olarak sürdürecek olan bu kişinin ufacık yüreğinde kopan taşkın fırtınaları anlamamış olursunuz. )

Kıskançlık her çocukta başlangıçta bir öz / çekirdek olarak bulunur demiştim. Ancak çevresindeki kişilerin yaklaşımlarıyla bu duygu bazen daha fazla körüklenebilir. Her kalorifer kazanının yakılması elbetteki bir değildir. Bazı kalarifer kazanlarına daha çok odun atılınca peteklerden daha fazla ısı yayılması misali, bazı çocukların temeldeki sönük ya da kısık ateşli kıskançlık duyguları üzerine öyle tepki / yaklaşım odunları atılabilmektedir ki. Bu durumda söz konusu çocuklar etrafa diğerlerinden daha çok kıskançlık ateşi ve ısısı yayarlar. Daha çok bir “sonuç” olarak gözlenen kıskançlık duygusunun kendisini doğuran nedenlere bağlı olarak ve son derece orantısal bir biçimde geliştiğini, dolayısı ile son derece olağan bir durum olduğunu söyleyebiliriz.

Yukarıdaki örnekte anne, “Artık koca kız oldu” diyerek, sadece yaşına odaklanarak, ancak içinde bulunduğu zor süreci gözardı ederek Doğa’yı ayrı odada yatmaya zorluyordu. Bu zamansız ısrar, Doğa’nın alevleri zaten yükselmiş olan kıskançlık ateşini daha da bir körüklüyordu. Oysa anne, çocuk için çok zor olan bu geçici süreçte biraz daha esnek davranabilirdi. “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” misali, sevgi ve ilgilerini bu hassas dönemde sadece kuru sözlerle değil, Doğa’yı da bir süreliğine kendi odalarına alarak davranış diliyle de gösterebilirlerdi. Böylece, somut düşüncenin daha baskın olduğu bir çağdaki çocuklarına karşı daha inandırıcı olabilirlerdi.

Yine anne kıskançlığı körüklememek adına küçük kardeşin bakımını genellikle Doğa’nın olmadığı zamanlarda yapmaya çalışarak doğru zannedilen yaygın bir hatanın içine düşüyor. Oysa gerçekçi olmayan ve sanılanın aksine mevcut ateşi daha da alevlendirebilen bu kaçışların yerine sözkonusu özel bakımı Doğa’nın yanında yapmaya devam edebilseydi Doğa’nın bu süreci daha kısa sürede kabullenmesini sağlayabilirdi. Çünkü bu sık aralıklı periyodik bakım bir müddet sonra Doğa’da bir kanıksama, duyarsızlaşma ve kabullenme meydana getirebilirdi.

Anne Doğa’nın sadece kardeşini kıskanmakla kalmadığını, mesela misafir gelince vs. çok saygısız davranışlara başvurduğunu söylüyor, ne yapması gerektiğini de soruyordu. Her şeye illaki bir şey yapmak gerekmediğini ifade ettikten sonra önemli gördüğüm bir noktayı bu vesileyle nazarlarınıza sunmak istiyorum:

Anne bu sorunun altındaki temel problemi gözardı edip “yapma, etme, çok ayıp” diyerek gittiğinde Doğa’nın beyninde zaten var olan endişeleri doğrulayacak, sevilmediği yönündeki kuşkularını daha da çok pekiştirebilecektir. Bu hata da diğerleri gibi sonuçta kıskançlığın daha çok artmasına ve ortadan kalkma süresinin nispeten uzamasına neden olabilecektir.

Aşırı kıskanç bir çocuğunuz varsa yine de kıskançlık duygusunun şiddetini biraz olsun azaltmak bakımından şu yaklaşım biçimini deneyebilirsiniz (Sobanın şiddetli yanması ortada anormal bir durum olduğunu göstermez. Ancak yine de ayarını biraz kısmaya çalışmak gerekebilir.)

Marketten vs. bir şey alınacağında para büyük olana verilebilir. Alınacak şey her ne ise onu abinin ya da ablanın alması ve bunu yaparken de kardeşini unutmaması, alınan şeyi küçük kardeşine bizzat kendisinin vermesi sağlanabilir.

“Kıskandığı kardeşine kendi eliyle verme” davranışı, her iki tarafın kıskançlık ateşinin derecesini kısa sürede (kısa bir süre derken kastedilen 2 - 3 hafta, belk ide 1 - 2 aydır) adım adım düşürebilecektir.

Psk. İzzet Güllü
(Bu makale farklı bir versiyonla, "Uzman Ebeveyn: Kendi Çocuğunuzun Uzmanı Olun"" adlı kitabımda da yer almıştır.)
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Psikiyatrik Tanıda Sorunlar: Kardeş Kıskançlığı Üzerinden Bir Vaka Analizi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     4 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,979 uzman makalesi arasında 'Psikiyatrik Tanıda Sorunlar: Kardeş Kıskançlığı Üzerinden Bir Vaka Analizi' başlığıyla benzeşen toplam 27 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


23:30
Top