2007'den Bugüne 83,140 Tavsiye, 26,209 Uzman ve 18,440 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Sosyal Psikoloji Yazıları: Psikoloji Gözüyle Bakınca Gözüme Takılanlar
MAKALE #4163 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Aralık 2009 | 6,417 Okuyucu
İnsan davranışlarının büyük oranda iki etken tarafından, “Genetik aktarımla” ve “Çevre” faktörünün etkisiyle belirlendiği bilinir. Yine davranışlar üzerindeki iki güçlü yaptırım faktörü deyince de akla "Yazılı kanunlar” ve toplumun sessiz müeyyidesi sayılan “Gelenekler” akla gelir.

Her toplumda önemli davranış hataları -ki buna genel manada “Suç” denir- daha çok kanunlarda öngörülen cezai müeyyidelerle önlenmeye çalışılır. Ceza gerektirecek nitelikte önemli bir davranış sayılmayan, lakin çok da hoş karşılanmayan ve adına “Kabahat” diyebileceğimiz davranış ihlalleri ise toplum geleneklerinin “Kınama, ayıplama, dışlama” gibi görünümlerle ifade edilen sessiz yaptırımları yoluyla engellenmeye çaılışılır.

Günümüzde hızlı sosyal değişim neticesinde sözü edilen gelenekler büyük ölçüde erozyona uğramış görünüyor. Dolayısı ile bu geleneklerin inşa ettiği caydırıcı toplumsal yaklaşımlarının insanların davranışları üzerindeki etkisi de büyük oranda azalmı şdurumda. Adam öldürme, hırsızlık gibi evrensel ölçekte suç sayılan davranışlar vuku bulduğunda kanunlarda öngörülen yaptırımlar devlet mekanizması eliyle yine titizlikle uygulanmaya devam ediyor kuşkusuz. Ancak yıllardır daha çok geleneklerin uhdesine ve müeyydilerine bırakılan küçük davranış ihlalleri bugün büyük oranda yaptırımsız kalmış durumdadır.

Sözgelimi, artık bir kişi sokakta yüksek sesle konuşarak çevreyi rahatsız ederse yahut küfür ede ede yürürse kimse buna pek karışmak istemiyor. “Yapma yavrum çok ayıp” diyen saygın büyükler de, ayıplayıp dışlayarak toplumun dışına itmeler de tarih oldu. Herkes kendi kabuğuna çekilmiş, “evimin ötesi bana lazım değil” dercesine, adeta "gemisini yürüten kaptan" edasıyla yaşayıp gitmekte. Aslında bir manada haklılar da. Çünkü karışsa oğlu yaşındaki bir kişiden bile saygısızca bir tepki göreceğini, en iyimser tahminle “Sana ne, özgürlük var” cevabını alacağını, böylece durduk yere başının belaya gireceğini düşünüyorlar. Bunun o kadar çok örneği yaşanıyor ki çevrelerinde.

Suç sayılmayan, sadece kabahat olarak adlandırılarak geçiştirilen ve geleneklerin hızla çözülmesiyle sosyal çevrenin tek yaptırım silahları olan ayıplamanın, kınamanın, dışlamanın kullanılamaz hale geldiği günümüz dünyasında bu basit gibi görülen davranış ihlallerinin de kanuni / cezai müeyyide kapsanmına alınması, geleneklerin zayıflayarak devre dışı kalmasıyla boşalan bu yerin yazılı müeeyyidelerle doldurulması gerektiğini düşünüyorum.

Bunu yaparken de sadece davranış ihlallerinin o anki "çok da zararlı değilmiş gibi görülen yüzeysel sonuçlarını" değil, toplumun geneline ve her yaş grubundan kişilere bakan uzun vadeli pahalı sakıncalarını / olası etkilerini dikkate almak, ona göre yaptırım belirlemek icap ediyor. En büyük yangınların bile ufacık bir kıvılcımdan çıktığını bilerek bu kıvılcıma yangına yaklaşır gibi yaklaşmak, basit ve önemsiz bir kıpırtı gibi değerlendirmemek icap ediyor. Bu bağlamda şu iki bilimsel gerçeğin gözönünde bulundurulması büyük önem kazanıyor:

“Her ihlal, davranışların ardındaki ihlal eğilimini besler.”

“Her ihlal, davranışların ardındaki ihlal eğilimini besler.” Her beslenen şey ise kuvvetlenir. Böylece bireyler zaman içinde, en hayati bireysel / toplumsal kuralları, bir arada yaşamak için vazgeçilmez olan en ahlaki ilkeleri bile çiğnemek konusunda kendilerini davranışları konusunda engelleyemeyen, dürtü kontrol sorunu yaşayan atipik bireylere dönüşürler.

Bu bilimsel gerçeğin yıllardır farkında olan Batı’nın bugün bizce basit gibi görünen kural / ilke ihlallerini bile nasıl fahiş yaptırımlara uğrattığı bilen herkesin malumudur. Çünkü onlar ihlalin küçüğünün büyüğünün olmadığını, her ihlalin sonuçta bir ihlal olduğunu ve adım adım bireyleri daha büyük ihlalere götüreceğini çok iyi bilirler. Bu nedenle de bütün ihlalleri hiç taviz vermeden en büyük yaptırımlara uğratmaya yıllardır sabırla devam etmektedirler. Hem söz konusu bu istikrar, kurallara uymanın içselleştirilmesini de mümkün kılmaktadır.

“Ceza, istenmeyen davranışların ortaya çıkma olasılığını azaltır.”

Tabiki burada ifade edilen cezadan kasıt, caydırıcı bir işlev görebilen etkili bir cezadır. Psikoloji biliminin ulaştığı son ve kesin verilere göre her etkili ceza (doğru ve istikrarlı bir ceza) istenmeyen davranışların görülme ihtimalini büyük ölçüde azaltır. Büyük ölçüde görülmeyen davranışlar ise toplumda örnek alma yoluyla çoğalamayacakları, dolayısı ile de yeteri kadar sayıda destek (her kötülük başka bir kötülükten ve bu kötülüklerin sayısıyla orantılı bir biçimde beslenir) bulamayacakları, böylece beslenemeyecekleri için kısa sürede sönerler ve derken kaybolup giderler.

“Her kötülük, kötü örneklerinin sayısıyla orantılı bir biçimde artar”

Hedef, ne kötü davranış örneklerini toplumda tamamen bitirmek ne de “Bu mümkün değil ki” diyerek meydanı büsbütün boş bırakmak değil, en aza indirmeye çalışmak olmalıdır. En aza indirmek zayıflatmak demektir. Zayıflayan her şey uzun süre ayakta kalamaz, bir müddet sonra kendiliğinden yıkılır, derken biter ve kaybolup gider.

Dolayısı ile, toplumda hızla yaygınlaşan kaba, saygısız, saldırganlık kokan ve gerek ahlaki gerekse toplumsal manada davranış ihlalleri anlamını taşıyan olumsuz davranışların evvela bir dökümü çıkartılmalı, bunlar tavizsiz bir titizlikle yaptırımlara uğratılmalıdır.

Bu davranışlardan benim tespit edebildiklerimin başında sağa sola çöp atma, yolda dağ başında yürür gibi gayri medeni bir biçimde bağıra bağıra hatta (çevrede aile olduğu halde) küfürlü ve argo konuşarak yürüme, yolun her aklına gelen yerinden karşı kaldırıma geçme ve kavga etme, tekme yahut yumruk atma geliyor. Millet adeta "Bir bahane olsa da (hatta biz bir bahane üretsek de) birilerini dövsek" der gibi kabadayı pozlu edalarla sokakta yürür hale gelmiş durumdadır. Çünkü herkes gibi onlar da çok iyi bilmektedirler ki kavga etmenin, tekme tokat atmanın, öldürme kastı taşımadıktan sonra kafaya göze vurmanın önemli bir yaptırımı yoktur. En fazla karakola düşülür, o kadar!

Oysa ki bu kaba ve soysuz davranış hiç bir haklı gerekçeyle izahı mümkün olmayan, bireyin kişiliğinin tamamını ve en önemlisi de insanlık onurunu / haysiyetini hedef alan ve asla affedilmemesi, en ağır yaptırımlara uğratılması gereken bir suç olarak kabul edilmelidir. Bu medeniyet dışı davranış yolunun açık tutulması ve önemli bir yaptırımla karşılık görmemesi; dövenin mağrur bir savaş kumandanı edasıyla dövülenin de üstünü başını silkeleyerek sanki hiç bir şey olmamışcasına olay yerini terketmesiyle sonuçlanması insanların zaman zaman uyanan insani öfkelerinin konuşmak yoluyla değil de bu saldırganca yolla dışarı atılması yönünde bilinçaltı bir şuurun ve geleneğin oluşmasına da neden olmuştur bugün.

Bu yol kapalı olabilseydi eğer, kişiler iç dünyalarında oluşabilecek öfkelerini konuşma, tartışma ve daha çok sabır gibi daha sağlıklı şekillerde dışarıya kanalize edebilmeyi de pekala öğrenebilirlerdi. Hem bu, aile içindeki - eşler arasındaki ilişkilerden doğan öfkelerin kontrolü yönünde de zaman içinde bir disiplin ve bilinç oluşturabilirdi. Bakın, aile içi şiddete giden yolu daha baştan tıkamak için bir fırsat!

Bir arkadaşım anlatmıştı. Ne kadar doğru bilmiyorum. Ancak bilimsel açıdan tahlil ettiğimde bunun çok doğru bir yaklaşım olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Batı ülkelerinde iki kişi bağıra çağıra tartışabilirlermiş, el kol hareketleri havada uçuşurmuş ve bu son derece normal sayılırmış. Hatta bunu dışarıdan gören bir kişi bu şahısların birkaç saniye sonra birbirlerinin boğazlarına yapışacaklarını, birizdan büyük bir kavganın meydana geleceğini, hatta belki de bir cinayetin dahi işlenebileceğini düşünürlermiş. Lakin hiç bir zaman bu korkulanlar olmazmış. Çünkü şahıslar birbirlerine dokunmaktan çok çekinirlermiş. Bu durumda darbe vuran şahsa öyle bir maddi ceza gelir miş ki (mal demekki dünyanın her yerinde canın yongası) kişi yıllarca çalışarak bu cezayı ancak ödeyebilirmiş. Şu zamanda para demek her şey demek olduğundan olsa gerek, bu cezai yaptırım kişileri kontrol etmek için fazlasıyla yeterli olurmuş. Üstelik de en öfkeli anlarında bile.

Demek ki insanoğlu kaybedeceği şeyler önemli olunca bakın nasıl da dürtülerini kontrol etmekte son derece başarılı ve mahir olabiliyor! Ben anlatanın yalancısıyım. Bugün bu Batı ülkelerinde gerçekten de bu şekilde midir yoksa değil mi, bilmiyorum. Lakin böyle olması gerektiği açık. Tabiki işe bilimsel açıdan ve toplumun ali menfaati tarafından bakacaksak!

Yine hız sınırını aşan kişiler, böylece masum insanların hayatlarını tehlikeye atanlar ve şehri sokağına / caddesine çıkılmaz hale getirenler için de bu böyle düşünülmeli.

Elin oğlunun icadedip yaptığı ve milyarlarca liraya da bize sattığı halde övünmediği arabanın sadece gazına biraz fazla basmakla mağrurane bir triple övünenler ve bundan dolayı oturup düşünmek ve mahcup olmak, utanmak, sıkılmak gerekirken bunu adeta büyük bir zafer zannedenler (çünkü hız yapmak gaza biraz fazla basmaktan başka nedir ki! ) için de bu ciddi yaptırımlar devreye sokulmalı. Evet, arabanın performansını kendi performansı zannederek kendinden geçen ham ruhlar için de bu böyle düşünülmeli.

Caddelerde Afganistan / Uganda trafiğinii andıran görüntülere neden olan, kişileri sabırsızlığa sevkeden, “İstediğin anda, istediğin yerden karşıya geç” egzersizleriyle bireylerdeki tabii dürtü kontrol mekanizmasını aşındıran şu meşhur “Önüne gelen her yerden karşıya geçme davranışları” için de aynı şey düşünülmeli...

Karşıya geçilecek yerler şeritler halinde çizilmeli ve buralar belli başlı yerler olmalı. Herkes kaldırımda uzunca bir süre yürümeli ve müsaade edilen yere gelince ancak oradan karşıya geçmeli. Böylece içinde uyanan ve kabından taşmaya hevesli “Hadi geç, yol boş, geçsene, iste ve geç” duygusunu köreltebilmeli, tabiri caizse nefsini terbiye edebilmeli.

Biz psikoloji bilimini sadece sorunlu üç beş kişiye yardım öğretilerinden bahseden ve sadece hastanelerde yahut kliniklerde işe yarayan bir bilim dalı değil, insanla ve insanın olduğu her yerde işe yarayan bir bilim dalı (birnevi her kapıyı açabilen bir maymuncuk) olarak gördüğümüz gün hep birlikte içinde seyahat ettiğimiz şu medeniyet yolundaki "ilerleme treni" daha hızlı yol almaya devam edecektir. Böylece hedefimiz olan o muasır uygarlık beldesine çok daha çabuk varmış olacağız.

Psk. İzzet Güllü
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Sosyal Psikoloji Yazıları: Psikoloji Gözüyle Bakınca Gözüme Takılanlar" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     9 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,440 uzman makalesi arasında 'Sosyal Psikoloji Yazıları: Psikoloji Gözüyle Bakınca Gözüme Takılanlar' başlığıyla benzeşen toplam 16 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Bir Psikiyatrist de Katıldı Kervana ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Getir Duyguyu, Götür Fiziksel Semptomları ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Psikiyatri Nasıl Hastalık Üretti ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


17:29
Top