2007'den Bugüne 84,588 Tavsiye, 26,449 Uzman ve 18,836 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Adalet ve Objektiflik : Ortada Durmak Adil Olmak Demek Değildir
MAKALE #4605 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Şubat 2010 | 5,437 Okuyucu
ORTADA DURMAK ADİL OLMAK DEMEK MİDİR

Gerek hastanemiz kliniğinde gerekse uzunca bir süre görev aldığım Malatya Adliyesi Aile Mahkemesindeki görevimde fazla sayıda aileyi inceleme olanağı buldum. Ülkemizin genelinde, özellikle de tipik bir anadolu vilayeti olan şehrimizde geniş aile yapısının hakim olması, çekirdek yapılı ailelerde bile bu bağın bir şekilde sürmesi nedeniyle eşlerin daha ziyade kayınvalideleriyle sorun yaşadıklarını tespit ettim. Bu sorun durumunda erkek olan eşin ya ortada ve iki tarafa eşit mesafede durarak ya da (çoğunlukla) “anne hakkı” diyerek her durumda anne tarafında yer almayı yeğleyerek en adil yaklaşım biçimini sergilediğini zannettiğini farkettim. Hem böylece kavurucu temmuz sıcağında yelpaze ile kendini serinletmeye çalışan insanlar misali vicdanen kendilerini ferahlatmaya da çalıştıklarını tespit ettim.

Oysa ki ortada durmak adil davranmak demek değildir. Bir taraf haklı, diğer taraf haksız ise adalet ancak haklı olan tarafta olmakla sağlanabilir. Hak her zaman her şeyden önce gelir.

Kadı kızının bile kusuru olurmuş. O yüzden geleneklerimizin de zaman zaman hatalı ve kusurlu yanlarının olması kuşkusuz çok doğal. Geleneksel yetiştirilme biçimimizden kaynaklanıyor olsa gerek, çoğumuz genellikle olumsuz duyguların etkisi altındayken, örneğin çok sinirliyken, üzgünken vs. gerekli şekilde konuşmayı ve davranmayı pek beceremiyoruz. Bu nedenle, böylesi anlarda işe karışınca yapayım derken genellikle hep yıkıyoruz. Kendimizi çok iyi tanıdığımızdan dolayı yine aynı hatayı yapmaktan haklı olarak bir çekince duyuyoruz. Bu konuda kendimizi geliştireceğimize zamanla benzeri olaylar karşısında tamamen sessiz / tepkisiz kalmayı yeğlemeye, yani haklı ile haksızın tam ortasında ve iki tarafa eşit mesafede durmayı tercih eder hale gelmeye başlıyoruz. Bu davranışımızı mantığa bürüyebilmek, böylece içsel manada ruhsal bir çatışma yaşamamak için de zamanla bunun en doğru, en adilane yaklaşım şekli olduğunu düşünmeye başlıyoruz. (İş koca minareyi çalabilmekte. Minareyi çaldıktan sonra kılıfını hazırlamak o kadar kolay olmuyor).

Örneğin, eşimizle annemizin arasındaki bir husumette işe karışınca ekseriyetle yanlış tepki veriyoruz. Böylece sorunu çözmek şöyle dursun iyice büyütebiliyoruz. Evet sonra da, işe karışmanın doğru olmadığını, en iyisinin hiç karışmamak olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Sorunun işe müdahale etmekten değil, yanlış müdahale etmekten kaynaklandığını nedense hep gözardı ediyoruz. Oysa meseleye haklı olanın yanında ama ölçülü bir üslupla yer almaya, bu konuda kendimizi eğitmeye çalışmak (bunu başaramadığımızda ise bu konuda profesyonel yardım almak) en doğru yaklaşım şekli olacaktır.

Ana Hakkı, Tamam!
Peki Ya Kul Hakkı?

Ülkemiz sı
nırları içersinde yaşayan çoğu insanın başta bu konudaki davranışları olmak üzere bir çok davranışındaki en önemli referans kaynaklarından birisi kuşkusuz ki dini inançlardır. Çoğu kişinin dini inançlarını merkeze koyarak “Anne Hakkı” lafını çok sık kullandıklarını hepimiz biliriz. Halbuki inançlarımız sadece ana hakkına değil, kul hakkı konusuna da çok büyük bir önem vermektedir.

Tespit 1:

Kayınvalide - gelin husumetinde haksız olduğu halde sırf “Annelik Hakkı” diye anneyi tutmak ya da en azından “Sessiz Kalmak” bir zulümdür ve bu “Analık Hakkı” ile asla izah edilemez. Bu bahaneye sığınanlar sadece kendilerini kandırmaktadırlar. Oysa ki gözlerini kapatan sadece kendisine gece yapar. Böyle yapanlar;kulaktan dolma bilgileri ile içine düştükleri kendi yanlışlarına dinden referans aramaya çalışmakta, sonuç itibariyle dinin özüne de iftira (dolayısı ile de zulüm) etmektedirler.

Yeri gelmişken sormak istiyorum:

Ana hakkı kutsaldır da “Kul Hakkı” değil midir? Hani kendisine atıf yaparak (işimize geldiğinde) davranışlarımızı meşrulaştırmaya çalıştığımız dinimiz bize eşlerimizin Allah’ın bir emaneti olduğunu söylemiyor mu? Yine inançlarımız bize, “Bir evlat anne veya babasının bütün isteklerini değil, zaruri ihtiyaçlarını yerine getirmekle mesuldür” demiyor mu! Psikolojik açıdan bakınca bu ne kadar da harikulade bir ölçüdür aslında! Öyle ya, anne - babalarımız da birer insandır ve bizden bazen doğru olmayan şeyleri isteyebilmektedirler! Mesela duygularıyla hareket edebilmektedirler ve bir anlık öfkeyle harekete geçip, “Yavrum, beni seviyorsan eşini boşayacaksın. Ya ben, ya eşin...” de diyebilmektedirler! O yüzden dinimiz bize anne - babanın her isteğini yerine getirmeye mecbur değilsin, ama onların ihtiyaçlarını karşılamakla mes'ulsün demektedir.

Kimden gelirse gelsin, sadece nefis deryasını besleyen istek nehrinden yol bulan bu türden haksız ve haddi aşan talepler karşısında sessiz kalan evlat ebeveyninin bu konudaki olmayan hakkını savunayım derken bir kul olan eşinin gün gibi açık olan hakkını ihlal etmektedir.


Tespit 2:

İşin bir başka yönüne geçelim. Kı
skanan kişi kötü bir insan demek değildir. Kıskançlık da gayet insani bir duygudur aslında. Bu duygu da diğer insani duygular gibi özde bir işleve yöneliktir ve genellikle sevilen kişileri kaybetme olasılığı olan yerlerden ve durumlardan koruma, bunun için de baştan uzak tutma amacına hizmet eder. Ancak bu duygu zamanında fark edilemez, uygun yöntemlerle mücadele edilemez ve ölçüsünde tutulamayarak kabından taşırılırsa şayet kişileri ve eşler arasındaki ilişikiyi kemiren patolojik bir virüs halini alabilir. ("Bu duygu özünde iyi ve faydalı ise kabından taşması niye zararlı olsun ki" denilebilir. Su da iyidir, faydalıdır ancak ölçüyü aşarsa, mesela taşarsa afete dönüşür ya hani. Aynen bunun gibi.)


Annelerimiz de insandı
rlar. Her insan gibi annelerimiz de zaman zaman bu veya benzeri türden kıskançlık duyguları (hatta krizleri) içersine girebilmektedirler. Sözü edilen duygu bazen en yakınındaki kişiye, mesela gelinine yönelik olarak da pekala ortaya çıkabilmektedir. Bu anlaşılabilir bir durumdur. Çünkü yıllardır kendi etrafında dolanan oğlu adeta pervane olmuş artık bir başka kadının etrafında dönmektedir. İşte böylesi bir bilinç dışı kıskançlık duygusunun etkisiyle kayınvalidelerin bazen ölçüyü kaçırabildikleri, gelinleriyle sık sık çatışma içine düşebildikleri görülmektedir.

Burada ve benzer tüm durumlarda erkek her zaman için haklının yanında olmayı prensip edinmeli, bu şaşmaz evrensel kuralı bazı bahanelerle yok saymaya çalışmamalıdır. Her türden tartışma ve annesinin eşiyle ilgili “kara propaganda” anlarında erkek kesinlikle sessiz kalmamalı, anında ve dirayetle devreye girmeli, “Anne, lütfen, rica ediyorum, eşim hakkında konuşma... Bu hoş değil. Haklı, elle tutulur bir şikayetin varsa bana söyle... Ben kendisiyle konuşurum... Onun arkasından bana bir şey deme, beni etkilemeye çalışma” yahut “Bunu biz aramızda hallederiz, sen rahat ol, lütfen müdahale etme” diyerek gerekli olan sınırı derhal çizebilmelidir. Böylece ilişki duvarında açılan ve su sızdırarak evin içinindeki her şeyi (ilişkiyi, sevgiyi, saygıyı, paylaşımı vs.) rutubete, dolayısı ile de çürümeye götürecek deliği daha küçücükken doğru bir manevrayla anında tıkayabilmelidir.

Bu deliği tıkarken çıkabilecek küçük bir kaç sesten ve kopabilecek tozdan - topraktan dolayı evin içindekiler (özellikle de anne) belki ilk başta biraz rahatsız olacaktır. Ancak şundan eminolunmalıdır ki bir müddet sonra -anne başta olmak üzere- herkes bundan sonderece memnun olacaktır. Yoksa bu delik her geçen gün hızla büyüyebilecek, az önce de belirttiğim gibi evin içindeki her şey rutubetten hızla çürüyebilecektir. Bu durumda evin eşyaları, hatta belki de bizzat evin kendisi (yani eş) değiştirilmek zorunda kalınacaktır.

Unutmamalıdır ki sessiz kalmak bir marifet değildir. Adilane bir yaklaşım ise hiç değildir. Sessiz kalan eş, “Gayri meşru tarik maksadının zıddına gider” gizil yasası esbabı mucibince daha büyük seslerin çıkmasına yol açmış olur. Bu vaziyeti idare mantığı üzerine kurulu sakat yaklaşımla zaten ne İsa’yı ne Musa’yı, yani hiç ama hiç bir kimseyi memnun de edemeyecektir. Her iki tarafın gözünde bütün sorunların bir numaralı müsebbibi, asıl çıban başı olarak kalacak ve öyle de anılacaktır. Annenin nazarında “Akılsız ve keşke yerine taş doğursaydım denilecek saf oğlan”, eşinin gözünde ise isyan ettiği kaderinin ürünü, hayatının en büyük hatası olarak!

Tespit 3:

İnsanoğlu daha önce de ifade ettiğ
im gibi yaratılışı gereği haksız olduğunu bile bile bu yanlışlarına uzun süre devam edemez. Buna evvela içindeki mahkeme, yani vicdanı izin vermez. Ancak insanoğlu pek çok şey gibi bunu da becerebilmenin bir yolunu bulmuştur bugün. Haksızlığını ya da yanlış davranışlarını mantığa bürür, ne yapar eder bir kılıfına uydurur. Böylece, bu hatasına bir ömür gönül rahatlığıyla devam eder gider.

İşte tam bu noktada objektif ve sözüne itibar edilir bir kişinin devreye girip kişiyi gerçeğe uyandırması, konuya dirayetle müdahil olup, “Ey arkadaşım! Sen!.. Dur!... Hata yapıyorsun!” diyebilmesi büyük önem taşır. Bu kişinin aile çevresinden kişiler olması çoğu durumda işi iyice içinden çıkılmaz bir hale sokabilmektedir. Bu noktada devreye girmesinde fayda olan kişi, ancak insanın ruhsal yapısı ve davranışları konusunda eğitimli ve tecrübeli olan bir uzman olmalıdır.

Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki, bireysel veya toplumsal, yaşanılan bütün sorunlar aslında mevcut dengenin yanlışlara isyanıdır! Bireysel, ailevi ya da toplumsal bütün sorunlarımız aslında bize bir ikazdır. Bütün sorunlar kendine has diliyle bize, “Bir yerlerde, bir şekilde bazı yanlışlar yapıyorsun, bu yanlışlar bünyeme uygun düşmüyor, lütfen değiştir" mesajı vermektedir. Tıpkı ağlama diliyle çocuğun bize susadığını ikaz etmesi, titreme diliyle bedenimizin üşüdüğü mesajını yollaması gibi. Bize düşen bu ikazı aldığımızda hemen, “Nerede, ne gibi hatalar yaptığımızı arayıp bulmaya, sonra da bunları yaşamımızdan çıkarmaya” çalışmaktır.

Unutmayalı
m:

İnsanoğlu, eğer yeteri kadar nedeni varsa yapabilir!.. Gerektiğinde kendi canından bile vazgeçebilen üstün insan iradesi karşısında bu tür zorluklar asla engel olamaz.

Yine unutmayalı
m:

Şiddet demek sadece fiziksel şiddet demek değildir. Nasıl ki psikolojik, ekonomik, sosyal vb. kavramlarla ifade edilen farklı şiddet türleri vardır. Aynı şekilde zulüm demek sadece fiziksel eziyet demek, mesela kan akıtmak, fiziki acı çektirmek, üzerinde sigara söndürmek, kaynar suya atmak anlamına gelmez. Belki karşısına vefalı bir kısmet çıkabilecekken birden önüne atlayarak elin kızını alıp, “Aile kuracağız, göreceksin mutlu olacağız"... diye düğün - dernekle kandırıp sonra iki - üç göz bir zindana mahpus etmek, daha sonra da ruhen aç ve susuz (sevgisiz - saygısız ve mutsuz) bırakmak da bir çeşit zulümdür. Hem de bu zannımca zulümlerin en alasıdır. Çünkü bu, “Zulm-ü manevidir.” Dolayısı ile insanı bir kere değil, hergün tekrar tekrar öldürür.

Yine Unutmayalımki, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük zalimleri bile zulmetmek için en yakınındaki kişileri, örneğin kendilerine faydası dokunanları, eşlerini, dostlarını, arkadaşlarını seçmezler. Biz acaba bunun için hayatımızdaki en özel insanı, hasta olsak bize bir tas çorbayıiçirecek, bizi sabahlara kadar başucumuzda bekleyecek olan yegane kişiyi, en mahrem sırdaşımızı, hayat arkadaşımızı, can yoldaşımızı seçerek sözünü ettiğim zalimlerden bile bir adım öne mi geçiyoruz bu hususta, ne dersiniz? Belki bu tabir biraz ağır oldu, ama nezayzık ki öyle. Ağıra sırf adı ağır olacak diye hafif diyemeyiz ki!

Gelin hep birlikte,“Gel de birbirimizin kadrini bilelim. Çünkü ansızın öleceğiz, ayrılacağız birbirimizden” diyen; yine, “Akıl sonradan ahh çekmek için değil, önceden tedbir almak içindir” sözünü söyleyen büyük üstad Mevlana’ya kulak verelim.

Gelin bugün, belki bizim için küçük ama eşlerimiz, ilişkilerimiz ve mutluluk limanımız olan kutsal aile yuvalarımız için büyük bir adım atalım. Onlara fazla değil, en azından sokaktaki kişilere gösterdiğimiz kadar olsun saygı, sevgi, hoşgörü ve anlayış gösterelim. Belki de bir gün geç kalmadan, “Eyvah” demeden önce! Biz dizimizi, vicdanımız da bizi dövmeden evvel!

"Aile içi mutluluk ne böbreklerimize, ne dalağımıza ne de ince yahut kalın barsağımızın fonskiyonlarına bağlıdır. Ailede mutluluk, sadece dilimizi kullanma sanatında saklıdır." (İzzet Güllü)

"Aile, şu fırtınalı dünya denizinde ömür salıyla akıp giderken soluklanmak için sığınabileceğimiz yegane limandır" (İzzet Güllü)

Psk. İzzet Güllü
(Bu yazı, "SAĞLIKLI AİLE" Adlı Kitabımdan Kısaltılarak Alınmıştır)
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Adalet ve Objektiflik : Ortada Durmak Adil Olmak Demek Değildir" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Enerji Vampirlerinden Uzak Durmak Psk.Tuğba DEMİRÖZ
► Öz-Yeterlik Ne Demek? ÇOK OKUNUYOR Psk.Selime GENÇAL YAZICI
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,836 uzman makalesi arasında 'Adalet ve Objektiflik : Ortada Durmak Adil Olmak Demek Değildir' başlığıyla benzeşen toplam 30 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


20:57
Top