TavsiyeEdiyorum.com
TavsiyeEdiyorum.com  
.com
Arama : | Site İçi Arama

Yeni Tavsiye Ekleyin!



Hiperaktivite, Genetik İddialar, Psikiyatri<-->İlkel Bilim

Üstün ÖNGEL Fotoğraf
Psk.Üstün ÖNGEL
Adana
Psikolog
Özel Statülü Üye!TavsiyeEdiyorum.com Üyesi9 kez tavsiye edildiÖzgeçmişi MevcutÖzel Uzmanlığı VarKütüphanemizde Yayınlanan 11 Makalesi varFotoğrafı Mevcutİş Adresi KayıtlıTelefon Numaraları KayıtlıÖzel Mesaj GönderilebilirAnahtar Kelimeler: Kişisel Bilgileri Mevcutİnternet Sitesi VarTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Bilgileri
* Toplam Okuyucu : 597,

* Yayın Tarihi : 10-01-2008 - 15:37 (128 gün önce),

* Ortalama Günde 4.66 okuyucu.

* Karakter Sayısı : 21245 , Kelime Sayısı : 2570 , Boyut : 20.75 Kb.
Ziyaretçilerimizin Üyemiz Psk.Üstün ÖNGEL hakkında söyledikleri:
Hayatta bazı meslekler var ki, insan hayatı üzerinde karar mekanizmasıdır. Bunlardan biri de Psikologluk. O nedenle 2003 yılında Üstün Öngel le yollarımızın kesişmiş olmasından dolayı kendimi çok şanslı bir anne olarak görüyorum. Anne olarak dedim. Evet ben de oğlumda yaşadığımız problemlere çözüm bulmak bulmak umudu ile Üstün Bey e merhaba demiştim. İyi ki de demişim. Mesleğini yüreğini koyarak yapan sayılı insanlardan birisi.
Oğlumda neler yaşamıştık, Üstün Bey'in yaklaşımı nasıldı,oğlumdaki olumlu gelişmeler.....Bunları burada anlatmak mümkün değil. Ama merak ederseniz,Üstün Bey'in Psikolo... [DEVAMI..]

(arzu çakır, Danışan, 09-05-2008)

Sayın Üstün Öngel’i yaklaşık iki senedir tanıyorum. Bu iki sene içerisinde gerek kendisinden yardım alanların üzerinde, gerekse kendisinden bire bir yardım almamış olmama karşın kendi üzerimde çok fazla olumlu etkisi olduğuna tanık oldum. Bu etkilerden en önemli ikisi; korkularının üzerine gitme cesareti ve kendine güven duygusu. Katlanamadığı en önemli üç nokta; psikolojik sorunların fizyolojik bir nedeni olduğu görüşü, yardıma ihtiyacı olan kişilere “hasta” denmesi, insanları duygusuzlaştıran ve ruhsuzlaştıran depresan ilaçların vb. diğer ilaçların kullanılması. İnsanlara yardım sürecinde bu... [DEVAMI..]
(wolverine, Arkadaş/Tanıdık, 06-05-2008)

Üstün Bey'i ve yaklaşımlarını yeğenime psikolojik yardımda bulunduğu süreçte gözlemleyebilme olanağı buldum. Bu süreç yeğenimle ilgili bazı fizik koşullar nedeniyle ne yazık ki fazla uzun süremedi. Ne var ki bu süre Üstün Hoca'nın bir çocuğun güvenini sağlamak (-mış gibi yapmak demiyorum bakın) anlamında ne kadar yetkin olduğunu anlamama yeterli geldi.

Anne babası dâhil neredeyse bütün yetişkinlere olan güvenini kaybetmiş ergen bir çocuğun güvenini kısa sürede sağlayabilmesi ve ona yeni ufukları görme, sezme ve yönelme yetisini anımsatması bence inanılmaz bir deneyimdi.

Kişilik özellikl... [DEVAMI..]

(B.A., Arkadaş/Tanıdık, 03-05-2008)

Üstün bey benim üniversiteden hocamdır. Üniversite hayatım boyunca ilgi, sevgi ve saygıyla takip ettiğim, mezun olduktan sonra ise ufacık bir tereddüt bile duymadan öğrencilerime ve ailelerine tavsiye ettiğim gibi, bu yazıyı okuyan ya da ilgilenen herkese de tavsiyemdir: üstün bey son derece dürüst ve ilkeli bir bilim adamıdır. İnsanları kandırmaz, etiketlemez, bir seans fazla ücret alabilmek için oyalamaz, anlaşılmayan kelimeler kullanıp insanları korkutmaz. Psikoloji ile ilgilenen pek çok kişinin aksine dinler ve anlamaya çalışır.
(funda ak, Danışan, 06-04-2008)

Psk.Üstün ÖNGEL Hakkındaki Tüm Tavsiyeler
Hiperaktivite, Genetik İddialar, Psikiyatri<-->İlkel Bilim

“Hiperaktivite”, Genetik İddialar, Psikiyatri <--> İlkel Bilim*


Genlerin davranışlarda kendini gösterme süreci popüler yayınlarda anlatılan hikâyelerden çok daha karmaşıktır. Genlerin davranışı etkileme süreci, ortamsal faktörlerden alabildiğine etkilenmektedir. Yaşadığımız duyguların, düşüncelerin ve edimlerimizin, nörokimyasal “karşılıklarının” olması ve bunların olabildiğince anlaşılır kılınması için araştırma yapılması başka bir şeydir, fizyolojik/nörokimyasal özelliklerin anlık fotoğraflarını çekip olmadık yargılara ulaşmak başka bir şey. Psikiyatri, bu anlık fotoğraflara bakarak, kestirme ve indirgemeci bir yargıyla, HADE’nin genetik kaynağı olduğunu iddia ediyor. Oysa araştırma bulguları bu iddiaları desteklemiyor.


Üstün Öngel


“Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği” (HADE) diye adlandırılan sorunun genetikle/kalıtımla alakalı olduğu yaygın bir şekilde ve ısrarla savunulur psikiyatristler tarafından. Bu savunu, elde herhangi bir kesinlik taşıyan bulgu olmamasına karşın, her fırsatta dile getirilir; basın yayın organlarında da bu iddia sıklıkla kendine yer bulur ve dolayısıyla gündelik konuşma dilinde de “kulaktan kulağa” çoğaltılır.

Söylemin düzeni

Sadece HADE ile ilgili değil, gün geçmez, aşkla ilgili, mutlulukla ilgili, başarıyla ilgili genetik buluşların gerçekleştiği yönünde asparagas haberler basına yansır ve sade vatandaşın insana/yaşama bakışı böylelikle şekillenmiş olur; bilincinde olmadan kullandığımız ve çoğalttığımız “dil”, farkında olmadan dünyayı algılayışımızı şekillendirir. Alın size “söylemin düzeni”! (İki “küçük” güncel örnek: Milli Eğitim Bakanı Çelik: “Dayak genetik kodlarımıza işlenmiş.” Bir arabanın gazete reklâmından: “Mutluluğun geni bulundu.”)
İnançla yürüyen bilim
Oysa, insanla ilgili birçok diğer konuda olduğu gibi, HADE denen şeyde de, genetikle ve kalıtımla ilgili herhangi bir somut kanıt yoktur. Kanıt olmamasına karşın, HADE ile ilgili varsayıma dayalı bu genetik iddiaların psikiyatristlerce bu kadar öne çıkarılmasına şaşırabilirsiniz. Şaşıracak bir durum yok oysa; bu tavrın çok somut bir sebebi var: Psikiyatristler bu gelişimsel, psiko-sosyal ve duygusal çocuk ve aile sorununu, bir “hastalık” olarak görmekteler (buna “inanmaktalar”) ve medikal müdahaleye başvurmaktalar; bu “inançlarını” ve uygulamalarını “meşru” bir zemine dayandırmak için de HADE’nin (ve diğer tüm psikiyatrik “hastalık” kategorilerinin) nöro-biyo-kimyasal ve genetik bir “etiyolojiye” (nedene) bağlı olarak ortaya çıktığına dair verilere (iddialara) ihtiyaç duyar.

Neticede, akıldan çıkarmamak gerekir ki, fizyoloji (nöro-biyo-kimyasal özellikleriyle insan bedeni), tıbbın da, bir tıp disiplini olma iddiasındaki psikiyatrinin de, varoluş ve meşruiyet zeminidir.

“Akademinin” sorumluluğu

Fakat ilginç olan şu ki, psikoloji alanında (ve diğer yakın alanlarda) da bu “etiyolojiye” körlemesine inananlar çoğunluktadır. “Tıp bilimine” (ve genetikle ilgili diğer bilim dallarına) yönelik sorgusuz sualsiz güven, bu inancın altyapısını oluşturur. (1)
Oysa bilhassa “akademi”, karşısına çıkan “bilginin” gerçekten bir bilgi değeri taşıyıp taşımadığını sormak, araştırmak ve irdelemekle “sorumlu”, hatta “yükümlüdür”. Bu bilgi “akademinin” içinden üretiliyor olsa (veya öyle görünse) bile, incelenmelidir, sorgulanmalıdır. Ne yazık ki, “akademi” bu sorumluluğu unutmuş gibidir.

Bir “ibret” örneği

Bu sorumlulukla, hiçbir zaman unutmak istemediğim bu sorumlulukla, yıllardır bu konularda halkı bilgilendirmek üzere yazıp çizdiğimde ise, kendi alanımdan destek görmediğim gibi, psikiyatri dünyasından her dönem başka bir isim karşıma çıkar ve “haddimi bildirmeye” kalkışır.

Her seferinde tek tek her birine cevap vermem mümkün olmamakla beraber, halkı bilgilendirmek adına ve “ibret” olması açısından, bunların bazılarını, deşifre ediyor ve kamusal alanda cevaplıyorum.

Böyle bir örnek de, geçen iki-üç ay zarfında Milli Eğitim Bakanlığı’nın HADE’yle ilgili başlattığı tehlikeli proje hakkında sayısız yazı yazdığım sıralarda, psikolog-akademisyenlerin üye olduğu psikolojiyle ilgili bir elektronik foruma, bir psikolog aracılığıyla iletildi. Kırıkkale Üniversitesi öğretim üyesi psikiyatrist Cumhur Boratav, “HADE’yle ilgili genetik kanıtları yolluyorum, herhalde artık ‘yanıldığınızı’ kabul edersiniz” diyerek, bir web sitesinden temin etmiş olduğu “bilgileri” yolladı. (Görüşlerini kamusal bir alanda paylaştığı ve herkese de iletebileceğimi söylediği için, burada ismini vermemin de hiçbir sakıncası yok.)

Mendel’in ayak izlerini takiben

Psikiyatrist Cumhur Boratav'ın HADE'nin etiyolojisine dair “genetik kanıtlarla” ilgili bana yolladığı bilgiler http://www.ncbi.nlm.nih.gov/entrez/dispomim.cgi?id=143465 adresinden alınmıştı. Ana site “National Center for Biotechnology Information” (Biyoteknoloji Ulusal Bilgi Merkezi) adını taşıyordu ve sitenin alıntı yapılan bölümünün başlığında ise, “John Hopkins University, Online Mendelian Inheritance In Man” (Mendelci Kalıtım Sitesi) ibaresi yer alıyordu.

Mendel (1822-1884), bilen bilir, genetik çalışmaların öncüsüdür. Bilhassa bezelyede gerçekleştirdiği “çaprazlama döllemeyle/üretimle” tanınır. Kalıtımın her iki vericinin ortalaması alınarak değil, baskın genlerin etkisiyle olduğunu göstermiştir. Ölümünden yıllar sonra, soy ıslahı çalışmalarına ilham kaynağı olmuştur.

Fakat maalesef ayak izlerini takip edenlerce, Nazi Almanya'sında “engelliler”, psikiyatrik teşhis yemişler (özetle “defolular”) öldürülmüş, tecrit edilmiş, kısırlaştırılmıştır, bir sonraki neslin iyileştirilmesi yüce amacıyla... (“eugenics” denen “iyi nesil/soy” anlayışı da bir şekilde Mendel’in önermelerinin kullanılmasına dayanır...) (2)

Neticede, Mendel değilse de, Mendelcilik, hiç de iyi çağrışımlar uyandırmaz. Fakat, bilgi nereden gelirse gelsin, eğer bilgi değeri taşıyorsa tabii, inkâr edilmemelidir.

Hangi “bilgi”?

Şimdi Boratav'ın “haddimi bildirmek” üzere yolladığı bilgi kümesine yakından bakalım ve bize ne sunuyor, görelim.

İlgili web sitesindeki yazının daha başlangıç bölümünde şu cümleyi görüyoruz, bir ön-itiraf olarak:

“Hiperaktivite sendromunun geçerliliği, hiperaktif çocuklar ile kontrol grubunda yer alan ‘normal’ çocuklar arasındaki nörobiyolojik farklılığın tutarlı bir şekilde gösterilememesi nedeniyle, hâlâ tartışmalıdır.” (3)

Bu ön-itirafın ardından da, yazıda genetik bağlantıya odaklanan birtakım araştırmalarla ilgili kısa bilgiler yer alıyor. Çeşitli araştırmalara atıfta bulunulmuş bu yazıda. Bunların bir kısmı bir şekilde genetik bağlantıyı araştırmış. Bu araştırmaların hepsini tek tek irdeleyecek değilim. Ama hepsinde sadece bir “ilişkiden” (“korelatif” ilişkiden... hatta kiminde bu bile yok) söz edilmekte ve HADE'nin etiyolojisinde genetik unsurların rol “oynayaBİLECEĞİ” söylenmekte. Bilim nosyonu olan herkes de bilir ki, iki şey arasında bir ilişki bulunması, “sebep-sonuç” ilişkisi adına bize bir şey söylemez. Fakat, psikiyatristlerin araştırmalarına baktığımda ve genel metodolojik zaaflar üzerine bir de bu sebep-sonuç ilişkisi adına bir şey ifade etmeyen korelatif ilişkiye dayanarak, “bulduk, şunun sebebi şu gendeki şu bozukluktur” gibi olmayacak iddialarla ortaya çıktıklarını gördüğümde, bu araştırma yığınını nasıl tanımlamak lâzım, bilemiyorum.

Zametkin araştırması

Söz konusu Mendelci sitede yer alan araştırmalardan sadece birisine bakarak, nasıl bir ilkel bilimle karşı karşıya olduğumuzu da örnekleyeyim (bu araştırma, adından en çok söz edilenlerden birisi; CHADD adlı, ilaç firması destekli ve kendilerinde hiçbir sorumluluk görmeyen/görmek istemeyen ebeveynlerin oluşturduğu örgütün de çokça öne çıkardığı bir araştırma bu aynı zamanda).

Zametkin ve diğerlerinin 1990 tarihli New England Journal of Medicine adlı dergide yayımlanan çalışmasında (4), özetle HADE’li yetişkinlerin beyinlerinin, dikkat ve ilgiyi, planlamayı, ve motor aktiviteyi yönlendiren “premotor korteks” ve “üst prefrontal korteks” bölgelerindeki glukoz miktarını incelemişler (glukoz: beynin ana enerji kaynağı) ve HADE’li olmayan yetişkinlere kıyasla HADE’li yetişkinlerin bu bölgelerdeki glukoz metabolizmasının yavaşlamış olduğunu bulmuşlar. Diğer bir deyişle, Zametkin’e göre, HADE’li yetişkinlerin beyinlerinin bu bölgeleri, çalışması gerektiği gibi çalışmıyormuş.

Ayrıntıya bakıldığında

Şimdi de Zametkin araştırmasının ayrıntısına bakalım: 50 “normal” yetişkinle (28 erkek, 22 kadın), çocukluğunda HADE’li olduğu “beyana dayanarak” tespit edilmiş 25 yetişkin (18 erkek 7 kadın) karşılaştırılmış (denek sayılarındaki dengesizliğe dikkat). Sonuçlara bakıldığında, sadece erkekler erkeklerle karşılaştırıldığında, ya da sadece kadınlar kadınlarla karşılaştırıldığında, hiçbir anlamlı fark bulunamamış (erkekler erkeklerle kıyaslandığında fark bulunamamış olması bilhassa önemli, zira HADE öncelikle erkeklerde görülen bir problemdir; kızlarda ve erkeklerde HADE'ye rastlanma oranı 1/10 civarındadır).

Fakat cinsiyet ayrımına bakılmadan hepsi birden karşılaştırıldığında, çocukluğunda HADE’li olduğu söylenen grupta glukoz metabolizmasının %8.1 oranında düşük çıktığı bulunmuş (18 erkeğe karşılık 7 kadın olduğunu hatırlayalım burada). Bu %8.1’lik fark da, 60 bölgenin 4’ünde bulunmuş ve Zametkin’in kendisinin de itiraf ettiği üzere “sadece 4 bölgede tespit edilen bulgular tamamiyle tesadüfi olabilir ve başka araştırmalarda bu bulguların tekrar elde edilmesi gerekir.” (5)

Dolayısıyla, bir yargıya varabilmek için, bu bulguların başka araştırmalarda da elde edilmesi şarttır. Oysa Zametkin’in araştırma bulguları, bugüne kadar hiçbir başka araştırmada elde edilebilmiş değildir.

Üstelik bir de performans testi yaptırmışlar deneklere ve bu %8.1’lik glukoz farklılığının performansa hiçbir yansıması olmadığını da bulmuşlar. Diğer bir deyişle %8.1’lik glukoz farklılığının “somut” olarak ne anlama geldiği, neye işaret ettiği de belli değil. Kaldı ki, %8.1 değil de sözgelimi %5’lik ya da %10’luk bir fark bulunsaydı, bu fark ne anlam taşıyacaktı, o da belirsiz, zira %8.1’lik oranın (veya herhangi bir oranın) bir olumsuzluğa/farklılığa işaret ediyor olduğuna/olacağına dair elde somut bir kriter yok. “Ben dedim oldu” mantığıyla da bilim yapılmaz.

İlkel bilim, ahlâksız pazarlama

Hal böyleyken, böylesine zayıf bir araştırmanın, nasıl bu kadar kamuoyunda öne çıkarılmış, reklâmı yapılmış, “tamam, artık ebeveynler rahat edebilirler –HADE’nin ebeveyn yaklaşımlarıyla bir ilişkisi yok–, HADE’nin biyokimyasal kaynağı bulundu” diye pazarlanmış olduğunu, sormak gerekiyor sanırım.

Ayrıca, belli bir yaşa gelmiş bir yetişkinin beynine bakarak, yani o zamana kadar geçen süreci ve yaşanan deneyimi hiç hesaba katmayarak, beynin etkileşimsel yanıyla ilgili hiçbir inceleme yapmayarak, yetişkinin sadece o an içinde bulunduğu durumun fotoğrafını çekip, bu yaşananın tamamiyle beynin (bozuk beynin) bir üretimi olduğunu söylemek pek abes kaçıyor.

Şöyle bir örnekle daha da somutlaştırayım bunu: Bir grup insan, deney ortamında aşırı bir şekilde korkutulsa ve eşzamanlı olarak adrenalin seviyesine bakılsa, adrenalin seviyesi büyük bir olasılıkla çok yüksek çıkacaktır. Fakat biz bunun üzerine, 1) bu insanların adrenalin bozukluğu yaşıyor olduklarını iddia etmeyeceğiz, edemeyiz; 2) korku/heyecan duygusunun o kişilerin adrenalin seviyelerinin yüksekliğinin sonucu olarak (yani etkileşimden/deneyimden bağımsız olarak adrenalin seviyesi yüksekliğinin bir sonucu olarak) oluştuğunu iddia etmeyeceğiz, edemeyiz.

Yaşadığımız duyguların, düşüncelerin ve edimlerimizin, nörokimyasal “karşılıklarının” olması ve bunların olabildiğince anlaşılır kılınması için (etkileşimsel/deneyimsel düzlemde anlaşılır kılınması için) araştırma yapılması başka bir şeydir –ve araştırmacıyı her bakımdan (metodoloji açısından da, araştırmayı icra etme açısından da) ciddi biçimde zorlayacak bir süreçtir–, böyle fizyolojik/nörokimyasal özelliklerin anlık fotoğraflarını çekip olmadık yargılara ulaşmak başka bir şey.

Lobotominin mantığı da aynıydı

Yapılması çok zaman önce yasaklanmış olan (ama deneysel olarak yapılıyor olduğu söylentileri dolaşan) lobotominin de mantığı böyleydi zaten. Beynin alın lobunun (frontal lob) duygularla ilgili bölge olduğu anlaşıldığında, madem bu “bozukluğa” beynin bu bölgesi “sebep oluyor”, o halde biz bu bölgeye müdahale edelim ve sorunu çözelim dendi, ve cerrahi müdahaleyle lobun iki yarısı birbirinden ayrıldı. Sorun, evet ortadan kalktı! O kişiler bir daha dönüşü olmayacak şekilde “bitkileştiler”. Yani, duygu dünyaları ortadan kalktı, çünkü duygularını “işleyecek” organları hasar görmüştü artık.
Aynı mantık psikiyatrik ilaçlar için de geçerli aslında. Boşuna psikiyatrist Peter Breggin, bu ilaçlar için “kimyasal lobotomi” demiyor. Birtakım duyguların (ve kısmen düşüncelerin) nörokimyasal “karşılıklarının” görüldüğü yere müdahale edildiğinde, duyguya yol açan yaşantılar, deneyimler buhar olup gitmiyor (gerçi EKT'de bazen dönüşü olmayacak şekilde bunlar da bellekten siliniyor), sadece nöro-biyo-kimyasal süreçleri yavaşlatarak/hızlandırarak (ki verilen bu kimyasal maddelerin her zaman istenen yönde etki etmediği de biliniyor) bu duyguların (ve düşüncelerin) yaşama yansımasının (ifade edilmesinin) önüne geçiliyor, o da geçici olarak.

Tam da o nedenle olsa gerek, depresyonu yenmeleri için ilaç verilenler, ilacı almayı kestikten sonraki bir yıl içinde %80 oranında yeniden depresyon yaşıyorlar (ilaç kesildiğinde, ilaçla baskılanmış olan belirtiler aynen ortaya çıkıyor), terapi alanların terapi bittikten sonraki bir yıl içinde %25 oranında depresyon yaşamaları olasılığına karşı.

Beyin bilgisayara benzemez

Tüm bunlar, beynin, 1) diğer organlar gibi görülmesinden/incelenmesinden, ve 2) aynen bilgisayar gibi çalışan bir işletim aygıtı gibi görülmesinden/incelenmesinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Oysa ne başka hiçbir organımız ne de hiçbir bilgisayar, beyin gibi “düşünen” ve “sürekli kurduğu yeni bağlantılarla/bağıntılarla kendini yeniden ve yeniden üreten” bir özelliğe sahip değildir.

Genetik ve insan

Davranış üzerindeki genetik etkiyle ilgili bulgular, genlerin protein sentezini yönetmesi ve protein sentezinin de stres, travma ve ebeveyn ilgisi eksikliği gibi ortamsal faktörlerden etkilenmesiyle, karmakarışık hale gelmektedir.(6) Genlerin davranışlarda kendini gösterme süreci popüler yayınlarda anlatılan hikâyelerden çok daha karmaşıktır.(7) Genlerin kişinin davranış örüntüsünü etkilemesi sürecinin kendisi de, ortamsal faktörlerden alabildiğine etkilenmektedir.

Genetik çalışmalar, bilhassa insan duygu, düşünce ve edimleriyle ilgili genetik çalışmalar, henüz emekleme aşamasındadır. Doğrudan insan fizyolojisini ilgilendiren konularda bile henüz çok sınırlı genetik bilgiye ulaşılmışken ve insanın duygu, düşünce ve edim dünyasını ilgilendiren konularda olsun, beyni –sürekli değişkenlik gösteren, kendini deneyimle sürekli yenileyen beyni- ilgilendiren konularda olsun, “etkileşimsel” boyutu inceleyerek gerçekleştirilen hiçbir genetik çalışma ortalıkta görünmezken, “insanın şu davranışının veya şu özelliğinin geni bulundu” diye ortaya çıkmak ve üstelik de bu boş iddialara dayanarak insanlara –çocuklara!-, sözde “ruhsal hastalıkları” nedeniyle, fizyolojik/medikal müdahalede bulunmak, bir bilim ayıbı olmanın ötesinde insanlık suçudur.

Genetik biliminin ve genetik çalışmaların, bu türden asparagas haberlerle ve bu boş iddiaların bilim dışı uygulamalara dönüşmesiyle, zaman içinde büyük yara alacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. İnsanın duygu, düşünce ve edim dünyasına dair yapılacak genetik araştırmaların önemi, halihazırda olgunlaşmamış bu genetik iddiaları çıkarları için kulllananların (psikiyatristlerin) bu çalışmalara atfettiği değerden çok daha büyüktür. Bu yazıda dile getirdiğim eleştiriler ve görüşler de, genetik bilimine karşı değil, eldeki olgunlaşmamış bulguların ve çoğu zaman spekülatif iddiaların, birtakım çıkarlar uğruna pazarlanmasıyla ilgilidir. Bunu önemle vurguluyorum, çünkü hep karşıma çıkan “çarpıtma makineleri”, bu eleştirilerimi, doğrudan genetik bilimini inkâr etmeye/yok saymaya yönelik karşı çıkışlar olarak yorumlamayı tercih etmiştir.

Bilgi kirliliğiyle baş etmek

HADE’nin genetikle doğrudan bir alakası olduğu bugüne kadar gösterilebilmiş değildir. Fakat, bilgi diye dolaşıma sürülen şeylere baktığımızda, oldukça karamsar bir tablo görülmekte. Akademi içinden olsun olmasın, araştırmacılara düşen, toplumu bu bilgi kirliliğinden korumak olmalı sanırım. Bu yazıda, kısmen de olsa, bir psikiyatristin bana yolladığı “sözde bilgileri” deşifre ederek, yapmaya çalıştığım tam da böyle bir şey.
Ah fakat, yazıyı tamamlarken unutuyordum az kalsın... Yukarıda çalışmasını ayrıntısıyla irdelediğim Zametkin, yetişkinlerle yaptığı o glukoz çalışmasını, üç yıl sonra bir de ergenlik dönemindeki HADE’li çocuklarla yapmış.(8)

Tahmin eden etmiştir sanırım, Zametkin, yetişkinlerde bulduğu glukoz seviyesi farklılığını ergenlerde bulamamış! Fakat heyhat, bu araştırma, yetişkinlerle yaptığı ve psikiyatrinin biyolojik iddialarını destekleyen araştırmasının aksine kamuoyuna HİÇ yansımamış. Bana sözde genetik kanıtları yollayan ve gündüz düşünde haddimi bildirdiğini hayal eden Boratav'ın yararlandığı Mendelci web sitesindeki makale listesinde de haliyle yer verilmemiş bu araştırmaya.

Son cümlem Boratav’a ve benzer “inançlara” sahip olanlara: “Aç tavuk kendini darı ambarında zannedermiş.”

Sağlıcakla kalın,

Üstün Öngel

sosyal psikolog, Ç.Ü. Eğitim Fakültesi, Balcalı, Adana, 01330
tel: 0322. 338 71 50 (üniv.direk); 457 74 50 (ev); 0543 573 30 31
uongel@cu.edu.tr; uongel@ttnet.net.tr; www.hiperaktifcocuk.com

* Bu yazının kısaltılmış versiyonu 3 Nisan 2004 Cumartesi günü Cumhuriyet Bilim Teknik’te yayımlandı. CBT editörü sayın Orhan Bursalı, yazıyı uzun bulup %25-30 oranında kısaltmamı istediğinde, bunu yaptım. Yazının bu kısa versiyonunu yolladığımda, “tamam, en kısa zamanda yayımlayacağım” dedi. Bir ay sonra yazı yayımlandığında şaşırarak gördüm ki, Bursalı yazıyı kendi bildiğince iyice kısaltmış, deyim yerindeyse kuşa çevirmişti. Öyle ki, bazı paragraflar arasındaki geçişler anlamsızlaşmış; yazının bütünlüğü ve uslup kaybolmuştu. Çıkarılan pasajlar yüzünden paragraflar arasında oluşan bağlantı sorunlarını bertaraf etmek için de bazı küçük cümleler eklenmiş; ama benim çok nadiren başvurduğum şekilde cümle başında “ve” bağlacı kullanılmış ve bu da uslubu tamamen bozmuş.
(1) Bir anektod: Milli Eğitim Bakanlığı’nın HADE’yle ilgili yürüttüğü tehlikeli projede yer alan sosyal bilimci bir profesörle yaptığım telefon görüşmesinde, psikiyatrik iddiaların kanıtı olmadığını söylediğimde, profesörümüz “öyle diyorsunuz ama psikiyatrist arkadaşlarım bana beyin görüntülerini gösteriyorlar ve ben onlara inanıyorum” diye cevap vermişti. Bunun üzerine, “bilimsel literatürü incelediğinizde siz de görebilirsiniz ki, böyle bir kanıt yok; kaldı ki, o beyin görüntüleri bilimsel değer taşısa ‘teşhisin’ de o görüntülere dayanarak konulması gerekir, lütfen söylenenlere gözü kapalı inanmayın” dediğimde, muhterem hocamız “sizinle de konuşulmuyor ki canım” diyerek telefonu yüzüme kapamıştı.
(2) Diane Paul'un, Controlling Human Heredity (Humanities International, 1996) adlı kitabına bir göz atmak bu anlamda yararlı olabilir... Peter Breggin'in The War Against Children of Color: Psychiatry Targets Inner-City Youth adlı kitabını da önermek isterim, Amerika'da siyahların yaşadığı bölgelerdeki çocuklara yönelik korkunç bir psikiyatrik projenin ayrıntısı vardır bu kitapta... Thomas Rèoder, Volker Kubillus, & Anthony Burwell'in Psychiatrists - the Men Behind Hitler: the Architects of Horror adlı kitabı da Nazi Almanya'sındaki psikiyatri işbirliğiyle yaşanan dehşetin boyutlarını ele alır... Bruce Wiseman'ın Psychiatry: The Ultimate Betrayal kitabı da psikiyatri ve "eugenics" bağlantısı hakkında referans olarak gösterilebilir...)
(3) "Because of the inability to demonstrate consistent neurobiologic differences between hyperactive children and normal controls, the validity of the hyperactivity syndrome remains controversial."
(4) Zametkin, A. J., Nordahl, T. E., Gross, M., King, A. C., Semple, W. E., Rumsey, J., Hamburger, S., Cohen, R. M. (1990). Cerebral glucose metabolism in adults with hyperactivity of childhood onset.New England. Journal of Medicine, 323, 1361-1366.
(5) "...the finding that 4 of 60 regions had significantly depressed normalized metabolic rates could be explained by chance alone and thus requires replication"
(6) Hubbard, R & Wald, E. (1993). Exploding The Gene Myth. Boston: Beacon Press.
(7) Commoner, B. (2002). Unraveling the DNA myth: The spurious foundation of genetic engineering. Harper’s, 304, 39-47.
(8) Zametkin, A. J., Liebenauer, L. L., Fitzgerald, G. A., King, A. C., Minkunas, D. V., Herscovitch, P., Yamada, E. M., and Cohen, R. M. (1993). Brain metabolism in teenagers with attention-deficit hyperactivity disorder. Archives of General Psychiatry, 50, 333-340.

Makale Yazarının Sayfasına Dönün
Makale Yazarına Eposta Gönderin

Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Hiperaktivite, Genetik İddialar, Psikiyatri<-->İlkel Bilim" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Üstün ÖNGEL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.

Kütüphanemizden İlginizi çekebilecek diğer bazı makaleler:
  • İlişkilerden Beklentilerimiz , Psk.Serhat YABANCI
  • Sınav Kaygısı Ve Başa Çıkma Yolları , Psk.Ayla SIRIKLI
  • Zayıf Karne Sendromu - Okul Başarısızlığının Nedenleri , Psk.Eylem AYRANCI
  • Bahar Aylarında Günlük Ani Hava Değişiklikleri Ruh Sağlığını Olumsuz Etkiliyor. , Psk.Füsun BUDAK
  • Boşanmalı Mı Boşanmamalı Mı? , Psk.Ceyda ŞENEL
  • Eş Seçme Kuramları , Psk.Duygu AYHAN
  • Ailenin Oluşumu Ve Etkileri , Psk.Serhat YABANCI
  • Çocuklarda Korkular Ve Saldırganlık , Psk.Özden ŞENKOYUNCU
  • Andropoz Ve Panik Atak , Psk.Ceyda ŞENEL
  • Kişilik Ve Dayak , Psk.Ceyda ŞENEL
  • Bağımlı Gençlik Ve Teknoloji Bağımlılığı , Psk.Ceyda ŞENEL
  • Erotomani Ve Şizoid Kişilik , Psk.Ceyda ŞENEL
  • Kıskançlık Ve Stres , Psk.Ceyda ŞENEL
  • Şiddet Uygulanan, Şiddet Uygular! Ve Erkekler De Şiddet Görüyor , Psk.Ceyda ŞENEL
  • Depresyonda Mıyız Yoksa? Ve İnsan Olmanın Temel Niteliklerinden Yoksun Olan , Psk.Ceyda ŞENEL
  • Çocuklarda Enüresis-Alt Islatma (Nedenleri Ve Öneriler) , Psk.Ayça ULUÇAM GÜÇMEN
  • Kendine Yetebilmek , Psk.Serhat YABANCI
  • Gençler İçin Başarı , Psk.Özden ŞENKOYUNCU
  • Çocuk Ve Afet : Felaketlerin Çocuklar Üzerindeki Psikolojik Etkileri , Psk.Nevin KÜÇÜK
  • Stres Ve Başetme Yolları , Psk.Mehmet Enver BAYATLI
  • Kütüphanemizde yer alan dökümanlar profesyonel üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte tavsiyeediyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, çalışmaların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan makaleler bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir profesyonelle görüşmeden, makale içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Çalışmaların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yayınlanan makalelerin mali ve hukuki tüm hakları yazarına aittir. Kütüphanemizde yer alan herhangi bir makale başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir. Sitemizde sayfası bulunan site üyemiz profesyoneller üye sayfaları içinden, Makale Bilgileriniz bölümü altında, YENİ MAKALE GÖNDERİN linkini izleyerek bu sayfaya makale ekleyebilirler.

    17:22
    Top
    --> Sektör türkiye sektörler