2007'den Bugüne 83,116 Tavsiye, 26,204 Uzman ve 18,432 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Kanser Hastalarına ve Ailelerine Psikolojik Destek
MAKALE #6071 © Yazan Psk.Burcu ATATÜR | Yayın Aralık 2010 | 4,236 Okuyucu
Her ne kadar günümüzde tanı ve tedavi yöntemleri açsısından büyük gelişmeler yaşanıyor olsa da, kanser kelimesi, halen hayatına girdiği kişilerde olumsuz çağrışımlara yol açan bir kelimedir. Çoğu kez geçmiş yaşantıların ve kanserle ilgili kulaktan duyma tüm olumsuz bilgilerin birikimi sonucunda kişilere ilk olarak ''ölüm'' gerçeğini hatırlatır. Genel olarak insanoğlu dünyadaki yaşamının sonuna özgür iradesiyle bakmak istemez, yalnızca arasıra kendisinin de öleceği olasılığını gönülsüzce aklından geçirir. Ancak yaşamının sonunu değerlendirmesi gereken durumlardan biri de, yaşamını tehdit eden bir hastalığı öğrenmesidir. Bir hastaya sadece kanser olduğunun söylenmesi bile, ölüm olasılığını bilince çıkarır. Ne şekilde olursa olsun kanser tanısı bir kere öğrenildikten sonra gerek kişinin gerekse yakınlarının hayatı, artık bir daha eskiye dönmemek üzere köklü bir değişiklik gösterir. Kişinin psikolojik, sosyal ve ekonomik tüm yaşam dengeleri altüst olmuş gibi algılanır. Bu ise olağan uyum mekanizmalarının tümünün sarsılması, yeterli biçimde kullanılmaması, geleceğe yönelik beklentilerin, planların bozulması, sahip olunan gücün yitirilmesi anlamını taşır. Bir başka deyişle, kanser tanısı konan birey belli bir ekonomik gücü, işini, herhangi bir organını, işlevini ya da tümüyle yaşamını yitirmek olgusuyla karşı karşıyadır.

Bu yazıdaki amacımız; hayatımızda bu denli güçlü bir etkisi olan kanser kelimesinin ilk duyulduğu andan itibaren kişilerin yaşamlarında ne gibi psikolojik etkilere yola açabileceğini, hastaların hayatlarındaki bu yeni gerçekle uğraşırken onunla nasıl baş etme mekanizmaları kullandıkları, bu konudaki görüşlere yer vererek irdelemektedir.
Kanser tanısıyla beraber yaşanan psiko-sosyal uyum süreçleri gerek hasta gerekse ailesince; tedavi öncesinde, tedavi süresinde ve tedavi sonrasında farklılıklar gösterir.

Kanser tanısının ardından kişinin geçirdiği psikolojik aşamalar

İlk tanı aşaması

Tanı ilk konulduğunda kişi bazı duygusal evrelerden geçer. Bunlar temelde içinde bulunulan durumla ilgili başa çıkma mekanizmalarıdır. Genelde yaşanan evreler aşağı yukarı aynı olsa da; hastalığın ciddiyeti, hastanın kişilik özellikleri, hastalıkla ilgili geçmiş deneyimler, hastanın yaşı ve cinsiyeti, sahip olduğu psiko-sosyal destek ve gördüğü tedavinin kalitesi gibi etkenler geçirilen evrelerin süresini ve şiddetini etkiler.
İlk evre ''yadsıma''dır. Yadsıma, aniden kötü bir gerçekle yüzleştiğinde, insanın kaygılarını yenmesi ve umutsuzluktan kendisini kaybetmemesini sağlar. Tanıyla başa çıkmada daha iyi bir yol bulana kadar kişiye zaman tanır. Hasta, kendisine gerçeğin nasıl söylendiğine, kaçınılmaz olanı kabullenmek için ne kadar zamanı olduğuna ve yaşamı boyunca stresli durumlarla başa çıkmak için nasıl hazırlandığına bağlı olarak, yavaş yavaş yadsımadan vazgeçecek ve gerçeklerle daha rahat yüzleşmemizi sağlayacak savunma mekanizmalarını kullanacaktır.

İkinci evre ''öfke''dir. İlk evre artık işlevini yitirdiğinde kızgınlık ve kıskançlık duyguları açığa çıkar. Bu evrenin sorusu ''neden ben?'' dir. Yadsıma evreninin aksine, öfke evresi aile ve tedavi ekibi açısından başa çıkması çok güç bir evredir. Bunun nedeni, öfkenin her yöne yöneltilmesi ve çevreye zaman zaman neredeyse rasgele biçimde yansıtılmasıdır. Duygular gerçek kaynağa yani hastalığın kendisine yöneltilemediğinden öfke yön değiştirir ve doktor da dahil olmak üzere çevredeki herkese karşı bir karşı bir kızgınlık hissedilebilir. Bu evrede hasta yakınları hastalarındaki davranış değişikliğini direkt olarak kansere bağlamak yerine, çıkarılan tartışmaların içte yaşanan bir dizi duygu değişikliğinin dışa vurumu olduğunu görebilmelidir. Bu öfkenin kökeninde hedef aldığı kişilerle ilgili pek az şey bulunur. Aile veya sağlık personeli bu öfkeyi kişisel olarak algılandıklarında, onların da tepkileri giderek öfkeli hale gelir; bu da yalnızca hastanın düşmanca davranışlarını pekiştirmeye yarar. Bu nedenle de kişinin öncelikle olaya kendini sınırlayan bir etmen olarak görmesi yerine, sakin bir şekilde yaşamındaki önceliklerin neler olduğunu ve bunları gerekleştirmek için neler yaptığını, yapacağını belirlemesi gerekir.

Üçüncü evre ''pazarlık''tır. Genelde daha kısa sürmekle beraber hastaya en az diğer başa çıkma mekanizmaları kadar yardımcı olabilir. Bu, birçok kişinin inançlarına yönelip bir mucize gerçekleşmesi ya da ömürlerinin uzaması için dua ettikleri, iyileşmek için şartlar öne sürdükleri, başlarına gelecekleri ertelemeye çalıştıkları bir dönemdir. İbadet ve dualar umut verme konusunda faydalı olabilir, ayrıca ibadetlerin iyileştirici bir etkisi olduğu ileri sürülmüştür.

Dördüncü evre ''depresyon ve keder'' dir. Kanser tedavisinin başlaması ve ilerlemesiyle beraber hasta artık hastalığını inkar edemeyecek hale gelir. Ameliyatlar, kanserin sınırlayıcılığı gitgide kendini daha çok hissettirmeye başlar. Hasta maddi ve manevi birçok alanda büyük bir kayıp ve yas duygusu yaşamaya başlayabilir. Umutsuzluk ve çaresizlik içine düşebilir, zaman zaman kendini suçlama zaman zaman da kendine acıma duygularıyla boğuşmak durumunda kalabilir. Hastanın önceden geçirilmiş bir depesyon öyküsü varsa, ihtiyaç duyduğu psiko-sosyal desteği alamıyorsa, hayatında hastalığı dışında maddi ve manevi başka zorluklarla da mücadele etmeye çalışıyorsa depresyona girme ihtimali daha yüksektir. Benlik değeri yüksek, gözlemci, psiko-sosyal desteği olan ve olumlu bakmakta ve sıklıkla buna eşlik eden gerçekdışı suçluluk ve utanç duygularını ortadan kaldırmakla zorlanmaz. Ancak kişide kendisinin artık sevdiği insanlara yük olduğu, hayatın yaşanacak bir tarafı kalmadığı, ağrıların ve tedavilerin dayanılmaz olduğu düşüncelerinin oluştuğu ve kişinin kendi hayatına son vermeye yönelik plan veya girişimlerinin bulunduğu gözlenirse daha ciddi bir yaklaşımın uygulanması gerekir.

Yaşanan tüm bu aşamalardan sonra ''kabullenme'' evresi gelir. Eğer bir hastanın yeterli zamanı olmadıysa (yani ani, beklenmedik bir ölüm söz konusu değilse) ve daha önce tanımlanan evreleri atlatması için yardım gördüyse ''kader'' hakkında kendisi ne çökkün ne de kızgın hissettiği bir evreye ulaşacaktır. Kabullenme, çoğunlukla öfke ve depresyon duygularının açığa vurulabilmesi ve çözümlenmesi sonucunda gerçekleşir. Kabullenmek kesinlikle umut etmekten vazgeçmek anlamına gelmemelidir. Ne olursa olsun gerçekçi bir şekilde umut korunabilir. Kişi tedaviye daha etkin bir şekilde kendini verebilir.

Tedavi sürecinde psikolojik durum

Yukarıda anlatılan aşamalardan geçtikten sonra kişi hastalığına daha çok uyum sağlar ve tedavi aşamaları daha rahat kabullenir. Ancak bu aşamalarda da hastayı ve yakınları zorlayan psiko-sosyal ve ekonomik süreçler olacaktır.

Özellikle tedavi uzadıkça ve istenen etkiler tam olarak alınamadıkça kişinin kendine ve tedavi ekibine güveninde belirgin bir azalmanın olduğu gözlenebilir. Yorgunluk, iştah kaybı, ağrı ve uykusuzluk problemlerine de rastlanabilir. Hasta farkında olmasa da doktordan hastalığının sadece fiziksel yönüne değil, yaşamakta olduğu sürecin her yönüne çözüm bulmasını bekler. Doktorun bu durumda hastasına vereceği en büyük güvence, yaşamakta olduğu duygusal karmaşada yalnız olmadığıdır. Hemen her kanser hastasının benzer deneyimlerden geçtiğinin, bu deneyimlerin olayın doğal seyrinin bir parçası olduğunun, yaşamını korku, endişe, yanıtını kimsenin bilmediği sorulara endeksli sürmesinin tedavisine katkıda bulunmayacağının, olumsuz duygulardan kurtulmanın bir yerde zamana bağlı olduğunun, duygusal karmaşanın basit birkaç öneriyle bugünden yarına geçemeyeceğinin, ancak tedavi sürecindeki her aşamanın birlikte yaşayacağının, deneyimiyle kendisine yol göstereceğinin anlatılmasıyla hastayı bir ölçüde rahatlatır.

Hastaların çoğu, daha çabuk iyileşmek için tedavi süresince pozitif bir tutum içerisinde olmaya mecbur olduklarını düşünebilirler. Yakınlarından ve etrafındaki kişilerden içinde bulundukları şartlar nasıl olursa olsun pozitif düşünmeleri yönünde telkin alır. Oysa ki bir kanser hastasının her daim pozitif düşünebilmesi ve olaylara olumlu açıdan yaklaşabilmesi imkansızdır. Elbette ki, zaman zaman depresif duygular yaşayacak, umutsuzluk, çaresizlik, öfke ve isyan duygularına kapılacaktır. Önemli olan bunların farkına varmak, onarlı kabullenmek ve ifade edebilmektedir.

Aksi takdirde sürekli pozitif düşünmek zorunda olduğunu hisseden ama bunu beceremediğini fark eden hasta bu kez de iyileşememesinden ötürü suçluluk duygularıyla ve kaygıyla mücadele etmek zorunda kalacaktır. Olumlu düşünmek; hastalıkla yüzleşmek, olasılıkları algılamak ve mücadeleyi elden bırakmamaktır. Psikolojik olarak kanserle mücadelenin tek bir doğru yolu yoktur. Her kişi kendine en uygun yöntemi, yine kendi belirlemek durumundadır.

Hastanın tedavi sürecini daha rahat geçirebilmesi için bazı stratejiler mevcuttur. Örnek olarak; kişinin kendisini oyalayabilmesi, fiziksel olarak mümkün olmasa bile zihnen meşgul olabilmesi sürekli hastalığa odaklanmama adına olumlu bir stratejidir. Hastalığı yaşamın odağı haline getirmemek; dışarı çıkmak, aktif olmaya devam etmek, hatta ertelenen ya da daha önce denenmeyen şeyleri denemek, yaşam tarzında değişiklikler yapıp hayatın daha fazla kontrol altında olduğunu hissetmek, hoşgörülü olmak, gülmeyi bilmek ve hayal kurmak gibi yöntemler tedavi sürecine olumlu katkıda bulunur. Bunlarla beraber hastayı rahatlatmak için çeşitli nefes ve kas egzersizleri, meditasyon yoga gibi yardımcı terapiler de önerilebilir.

Tüm çabalara ve tedavilere rağmen hastalık ilerlemiş ve son evreye ulaşılmışsa bu herkes için zor bir dönem olacaktır. Hasta kendini ölüm fikrine gitgide daha yakın hisseder, mücadeleden vazgeçebilir ve bir iç huzuru ve kabullenme hali görülebilir. Dış dünyaya kendini kapatabilir ve kendi dışındaki herhangi bir şeyle ilgilenmek istemeyebilir. Bu dönem hastadan çok yakınlarının daha fazla psiko-sosyal desteğe ihtiyaç duyabilecekleri bir dönemdir. Artık hastanın tedaviye yanıt vermediği neredeyse kesinleştiğinde, yakınları her şeyin ayırdığında olsalar bile, konuşmak, o kaçınılmaz sonu öne alacakmış gibi, konuyu gündeme getirmek istemezler. Bu dönemde hastaya yapılabilecek destek; onun yanında olmaya çalışmak, belki elinden tutmak, belki onunla konuşmak, onu yalnız bırakmamak, son arzularını yerine getirmeye çalışmak olabilir. Doktorun, belli bir süreci beraber yaşamış olduğu hastasına son ana dek varlığını hissettirmesi çok önemlidir. Hastanın yakınları da bu dönemde yoğun bir duygusal destek ihtiyacı içinde olacaklarından onlara da gereken desteğin verilmesi tedavi ekibinin görevlerindendir.

Tedavi sonrası dönem

Yukarıda belirtilen durumun aksine koruyucu amaçla tedavi alan ya da tedavisi başarıyla sonuçlanan ve hatalığı iyileşme gösteren kişileri de tedavi sonrası yine stresli bir dönem beklemektedir. Çoğu zaman hastalığın atlatılmasının verdiği sevinç; tedavinin bıraktığı yan etkilerin yaşanması, belki organ kaybının olması ve kanserin tekrarlayacağı kaygısıyla yarım kalabilir. Kişi yakınlarının ve çevresindekilerin kendisini anlayamadığını, hayata tekrar adapte olamayacağını, iyileştiği halde hala rahatlamış ve mutlu hissetmediğini, insanların ona eskisi kadar özenli ve ilgili davranmadığını düşünerek tekrar depresif duygular içerisine girebilir. Tüm kayıpları için üzüntü, pişmanlık, korku ve öfke hissedebilir. Kişinin bu dönemi atlatabilmesi için en önemli şartlardan biri zamandır. Tekrar eski hayatına uyumunun kolaylaştırılmasında özellikle tedavi ekibinin ve yakınlarının yine önemli bir rolü bulunmaktadır. Hastanın bu kişilerle iletişim kurması ve duygularını paylaşması, zorlukları aşmada en önemli adımdır. Arkadaşlarına ve sevdiklerine daha çok zaman ayırması, her zaman yapmak istediği ama yapamadığı işlerle meşgul olmaya çalışması, önceliklerini tekrar gözden geçirmesi, hayatına içinde bulunduğu duruma göre yeniden şekil vermeye çalışması, varsa mesleğine yoğunlaşması hem duygusal olarak hem fiziksel olarak daha çabuk iyileşmesine imkân tanıyacaktır.

Sonuçta; kanser hiçbir zaman sadece bir organ hastalığı değildir. Bu kavram hastanın beynini işgal etmekle kalmaz, yaşam tarzını, hayata bakış açışını, benlik değerini ve ayrıca yakınlarını da psikolojik açıdan etkiler. Kişi hayatında kendisi için nelerin önemli olduğunu anladığında kanserle savaşında daha başarılı olabilir. Kişinin kendisine inanması gerekir. Umut, hedefler belirleyerek ve bu hedeflerin peşine düşerek doğar. Doğaldır ki, ailenin, hastanın ve tedavi ekibinin bir bütün içerisinde ve iletişimi hiç koparmadan çalışmaları gerekir.

Kanser tedavisi kuşkusuz ki son derece zorlu bir süreçtir ancak bütün korkularla bir seferde baş etmek zorunluluğu da yoktur. Kabullenmek zaman alacaktır. Bu engelleri yaşamak doğaldır. Kişinin ailesi ve yakınları da aynı evrelerden geçecektirler. Kanser hastası olan kişi çaresiz değildir. Üzüntü duyabilir, bu çok doğaldır ancak üzüntüler ruhu korumaya engel olmamalıdır. Yani her şeyden önce kendine, başarabileceğine inanan, kararlığını sürdürebilen, kanser hakkındaki tüm olumsuz bilgi birikimine karşı olanlar hakkında gerçekçi yaklaşımı olan ve kolay pes etmeyen bir tavır sahibi olmak çok önemlidir. Vazgeçmek yerine mücadele ederek aynı zamanda umutsuzlukla da savaşmış olunur. Hastalara verilecek psiko-sosyal destek sayesinde ise, hastanın uyumu kolaylaşır, hastalığın seyri ve tedaviye yanıtı olumlu etkilenir. Bu nedenle; onkoloji ekibinin içinde mutlaka psikolog yer almalıdır. Hasta tanı aşamasından itibaren; psikolog tarafından da değerlendirilmeli, hem kendisinin hem yakınlarının ihtiyaç duyacağı psiko-sosyal destek ve yönlendirme sağlanmalıdır.

Psikolog Burcu Atatür Yüksel
Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği – İzmir Şube Başkanı
Cinsel Terapist – Evlilik Terapisti
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kanser Hastalarına ve Ailelerine Psikolojik Destek" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Burcu ATATÜR'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Burcu ATATÜR'ün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Burcu ATATÜR'ün Yazıları
► YENİCovid-19 ve Psikolojik Destek Uzm.Psk.Dila HOTLAR
► Hamilelik ve Psikolojik Destek Psk.Aysun DEVRAN
► İnfertilite ve Psikolojik Destek Psk.Aysun DEVRAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,432 uzman makalesi arasında 'Kanser Hastalarına ve Ailelerine Psikolojik Destek' başlığıyla benzeşen toplam 54 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Kendin Olmak Kasım 2012
◊ İnsanlar Kötü mü? Kasım 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


11:06
Top