2007'den Bugüne 86,028 Tavsiye, 26,783 Uzman ve 19,116 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Gençlik Dönemi Sorunları
MAKALE #6516 © Yazan Tülin KUŞGÖZOĞLU | Yayın Şubat 2011 | 7,932 Okuyucu
GENÇLİK

Gençliğin Tanımı, Gençlik Nedir?

Üzerinde birçok araştırmacı ve bilim adamının çalışma yaptığı “gençlik” konusunda ortak bir tanıma varılamamış olmakla birlikte tanımların “yaş gruplarına” “biyolojik özelliklere” ve zaman zaman da “kişilik yapısına” bağlı olarak değiştikleri dikkati çekmektedir. Bununla birlikte, bu çalışmada, en temel üç tanımdan söz edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Teşkilatının yaptığı tanıma göre, “genç 15-25 yaş gruplarında bulunan, öğrenim yapan, hayatını kazanmak için çalışmayan ve kendine ait konutu bulunmayan kişidir” (NİRUN ve diğerleri. 1986, s.1)

Bir diğer tanıma göre ise, “gençlik, çocukluk ile erişkinlik arasında yer alan, gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir” (YÖRÜKOĞLU, 1993.s.38).
Gençleri ve gençlik dönemini ayrıntılı tanımlayan bir diğer tanım ise şöyledir. “Gençlik dönemi, bireyin biyolojik ve duygusal süreçlerindeki değişikliklerle başlayan, cinsel ve psiko-sosyal olgunluğa doğru gelişmesi ile süren ve bireyin bağımsızlığını ve sosyal üretkenliğini kazandığı belirlenmemiş bir zamanda sona eren kronolojik bir dönemdir” (ÖZBAY; 1992, s.12).

Tanımlardan da anlaşılacağı üzere, gençlik dönemini tam olarak kapsayan belli bir yaş diliminden çok, dönemin özellikleri üzerinde durulmuştur. Birçok bilimsel araştırmada gençlik dönemi, buluğa erme, yani kişinin üreme yeteneğini kazanması ile başlatılmaktadır. Buluğa erme ise gerek iklim ve çevre gibi dış etkenler gerekse kalıtım ve biyolojik özellikler gibi iç etkenler gerekçesiyle değişiklik göstermektedir. Bu nedenle dönemin başlangıcı için belli bir yaş belirlenememektedir. Öte yandan, yetişkinliğe geçiş de bazı özelliklerden hareketle belirlenmekte, bu durum dönemin sonu için de belli bir yaştan söz edilmesini engellemektedir. Ancak, ülkemiz koşulları dikkate alındığında, en genel anlamı ile 13-21 ya da 12-24 yaş grubunun “gençlik dönemi”ni oluşturduğu söylenebilir.

Gençlik Döneminin Temel Özellikleri


Gençlik döneminin başlangıç noktası daha önceden de değinildiği gibi kişinin buluğa ermesi olarak kabul edilmektedir. Bu dönemin en belirleyici özelliği bireyin gerek fiziksel ve zihinsel yapısında gerekse duygusal ve sosyal yaşamında gündeme gelen hızlı değişikliklerdir.

Fiziksel Yapıdaki Değişiklikler


Kişinin üreme yeteneğini kazanmadan önceki dönemden itibaren vücut yapısında, gencin başlangıçta anlayamadığı ve hızına ayak uyduramadığı, çoğu kez algılamakta ve kontrol etmekte zorlandığı, fiziksel değişiklikler meydana gelir. Bunlar;
  1. Beden ölçülerinin değişmesi
  2. Beden oranlarındaki değişiklikler
  3. Esas cinsiyet özelliklerinin ortaya çıkması ve
  4. Ek cinsiyet özelliklerinin ortaya çıkmasıdır (ONUR, 1985, s.113)
Zihinsel Gelişme

Gençlik dönemi, hem zeka hem de bilişsel gelişimin çok hızlı olduğu ve yetişkinliğe varmadan önceki insan yaşamında son şeklin alındığı dönemdir.
“Zekanın, ergenlik çağına kadar dik bir eğri boyunca hızla geliştiği, 15-16 yaşlarında doruğa ulaştığı, ondan sonra daha yatık bir eğri izleyerek 20 yaşına kadar yavaş bir gelişme gösterdiği kabul edilmektedir. (YÖRÜKOĞLU, 1993. S.49).

Bilişsel gelişim yani bilgi edinme ve kullanma biçiminin gelişimi kısaca düşünce sistemindeki gelişme ise, çocukluktaki somut düşünme becerisinden soyuta doğru ilerler. Çocuklarda, soyut düşünme yeteneği, 12 yaşından başlayarak hızlı bir gelişim gösterir. Böylelikle gençler sadece var olan şeyleri değil olayların ötesindeki olguları da değerlendirmeye ve araştırmaya başlar. Yeni gelişen akıl yürütme becerisini kullanan genç, kuralları ve genel ahlak değerlerini de sorgulamaya başlar.

Duygusal Yapıdaki Değişiklikler


Gencin duygusal dünyası genellikle iniş-çıkışlar ve karmaşa ile tanımlanır. Bir yandan fiziksel yapı ve düşünce sistemlerinde değişiklikler meydana gelirken henüz bunlara alışamamış gencin duygusal dünyası, çocuklukla-erişkinlik çatışmalarının yoğun bir şekilde yaşandığı karmaşa ve çıkmazlarla doludur.
Ergenlik döneminde cinsel uyanışla birlikte yeni ruhsal tepkiler ve davranışlar belirmeye başlar. Dengeli ve uyumlu okul çocuğu gider, yerine oldukça tedirgin, kuruntulu güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir ergen gelir.

2.
GENÇLİK DÖNEMİNİN ÖZELLİKLERİ

1. Fiziksel Gelişim

İnsan vücudu doğumdan ölüme kadar, sürekli olarak bir takım değişikler gösterir. İskelet, iç organlar, kaslar, sinir sistemi ve bezler, bireyin duygusal ve entelektüel yaşamında da kaçınılmaz etkileri olan bir dizi gelişme aşamalarından geçerler.
Bütün bu değişikliklerin temeli büyümedir. Dışardan bakıldığında fiziksel büyüme bireyleri yalnızca dış görünüş anlamında ilgilendiriyor gibi görünse de, büyüme ve olgunlaşma bir çocuğun yetişkin yaşamına geçişteki temel koşuldur. Fiziksel olgunluğa erişmemiş bir bireyden duygusal ve sosyal yaşamında bazı düzenlemeleri yapması ya da bazı davranışlar geliştirmesini beklemek yanlıştır.

Çocukluktan yetişkinliğe geçişte en önemli dönemi kapsayan ergenlik dönemi fiziksel ve zihinsel gelişim anlamında da oldukça önemli bir işleve sahiptir.

Doğumdan itibaren büyüyen ve gelişen çocukta ergenlik dönemine gelinceye kadar belli oranlarda kas ve iskelet yapısında gelişme, boy ve ağırlıkta artma gibi bazı fiziksel değişiklikler olmaktadır. Bu değişiklikleri sağlayan insan vücudunda başlangıçtan itibaren var olan büyüme hormonudur. Erinlik yakınlarında ise insan vücudunda yine doğuştan var olan ancak çalışır halde olmayan cinsiyet bezleri çalışmaya başlar. Bu durum bireyde bir dizi fiziksel ve duygusal değişikliğe neden olur.

Cinsiyet hormonları çocuklarda, cinsel olgunluğa erişilmeden 5 yıla kadar önce salgılanmaya başlar ve zamanla artarak cinsel organların olgunluğa erişmesinden sonra da devam eder. Bireyde, erinliğe doğru gelişip başlayan bu salgı fizik, psikolojik ve davranışsal değişikliklerle ortaya çıkan bir büyüme ve gelişme sağlar. Cinsiyet organları büyüyüp çalışır hale gelirken, ek cinsiyet özellikleri de (yani çocuk yapmada doğrudan etkisi ve rolü olmayan ses, göğüsler, kıllanmalar gibi) kız ve erkeklerde ayrı gelişirler ve ortaya çıkarlar.

Cinsiyet hormonları ile büyüme hormonları arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Kız ve erkeklerde cinsiyet hormonları büyüme hormonuna ters etki yapıp sonunda onu durdurur, böylece cinsel olgunluk tamamlanınca ergenlik sonunda fiziksel büyüme de durur.

Fiziksel değişiklikler ergenlik adı verilen yaşam döneminde ortaya çıkan psikolojik ve sosyal değişikliklerin başlatıcısı ve düzenleyicisi oldukları için büyük önem taşırlar. Fiziksel olgunlaşma, kuşkusuz yalnızca cinsel olgunlaşmayı değil gözle görünmeyen bir dizi biyokimyasal değişikliği de kapsayan, bir süreçtir.

Üreme yeteneğinin kazanılmasıyla başlayan buluğ çağı ve onun ilk belirtileri ile başlayan ergenlik döneminde insan bedeninde önemli biyolojik değişiklikler ortaya çıkar. Bu değişiklikler en genel haliyle beş bölümde toplanabilir.
  1. İskelet sistemi büyümesi önce hızlanır sonra yavaşlar,
  2. İskelet ve kas sisteminin gelişimi ve yağ oranının miktar ve dağılımındaki değişmeye bağlı olarak beden yapısı farklılaşır.
  3. Solunum ve dolaşım sistemlerinin gelişmesi sonucu kişinin dayanıklılık ve kuvveti artar,
  4. Üreme organları, eşey hücreleri ve ikincil cinsiyet özellikleri gelişir,
  5. Sinir sistemi ve içsalgı sisteminde değişiklikler olur. Beyin işlevleri gelişir.
Bu değişiklikler tüm bireylerde farklı hız ve sırada ortaya çıkar. Tüm bu değişiklikleri kapsayan belli bir yaş dilimi belirlenmesi mümkün olmamakla birlikte insan bedeninde oluşan bu değişikliklerin buluğa ermeden birkaç yıl önce başladığı ve geç ergenlik döneminde son bulduğu söylenebilir.

Ergenlik döneminde fiziksel gelişmenin en önemli boyutu cinsel gelişmedir. Çünkü ergenlik dönemi, bireyin cinsel olgunluğa ulaşma sürecidir ve konu salt biyolojik bir olgu olarak değil psikososyal bir süreç olarak ele alınmalıdır.

2. Cinsel Gelişim

Çocukluktan başlayarak cinsel gelişme bireyin yaşamının oldukça önemli bir bölümünü kapsamaktadır. Dahası insan psikolojisi üzerinde yapılan çalışmalar, cinsel gelişim ve cinsel eğitimin tüm bireyin yaşamını ne denli geniş ve önemli bir boyutta etkilediğini kanıtlar niteliktedir.

Doğumdan başlayarak, bireyin cinsel gelişimine bakıldığında; başlangıçta cinsel ilgi ve merakların çocuğun diğer ilgi ve meraklarından farklı olmadığı görülmektedir. Çocuk, bu konuda bilgi edinmeye bazen iç itilim, bazen de dış uyarımla yönelir. Bu aşamada çocuğa verilecek bilginin, veriliş şekli, sorulara gösterilen tepki ve bilginin içeriği daha sonra geliştirilecek tutum ve davranışlarım temelini oluşturur.

Cinsel gelişim, yukarıda da değinildiği gibi salt biyolojik bir olgu olmayıp psikolojik, sosyal ve kültürel etkilerle belirlenir. Ergenlik dönemi, bireyin cinsel kimliğini kazandığı ve cinsel olgunlaşmaya ulaştığı bir süreçtir.

Cinsel kimlik ve cinsel olgunlaşma ise farklı bileşenlerden etkilenir. Bunlara kısaca değinilecek olursak cinsel kimliği oluşturan bileşenler şunlardır:

“1.Biyolojik-Yapısal Bileşenler:
Genetik yapı : Seks kromozomlarının XX ve XY yapısı göstermesi,
Eşey hücreleri : Yumurtalık veya testislerin bulunuşu ve yapısı,
Hormonal Fonksiyonlar : Kanda dolaşan hormonlar, bu hormonlara karşı hedef organların duyarlılığı
İç cinsel organların yapısı : Erkek veya dişi iç cinsel organlarının varlığı,
Dış cinsel organların yapısı : Erkek veya dişi dış cinsel organların varlığı,
İkincil cinsel özellikler : Vücut kılları, göğüsler, yağ dağılımı gibi üremeyle doğrudan ilişkisi olmayan, ancak cinsler arasında farklılık gösteren özellikler.

2. Cinsel Rol Bileşeni

Cinsel kimlik duygusu : Kendisi dişi veya erkek hissetme
Sosyal Cinsel Rol : Toplumda kadın ya da erkekten beklenen rollere uygun davranışları benimsemiş olmak,
Toplumsal Cinsel Rol : erkek ya da kadın gibi yaşamak, giyinmek,
Büyütüldüğü Cinsel Kimlik : Kız veya erkek olarak büyütülmüş olmak,

3. Cinsel nesne tercihi : Cinsel ilişki kurmak için karşı cinsi ya da kendi cinsini tercih etmek (Heteroseksüel ya da homoseksüel ilişki) (ÖZBAY, ÖZTÜRK, 1992).

Günümüzde, bireyin biyolojik ve psikolojik olarak erkek ya da dişi cinsiyeti taşıyacağı görüşü oldukça yaygın olmasına karşın yapılan araştırmalar sonucu, biyolojik anlamda bu iki uç arasında basamaklar olduğu, psikolojik ve sosyal alanlarda ise, aynı bireyde erkek ve dişi özelliklerinin değişik boyutlarda var olduğu görüşü gittikçe gelişmektedir. Yukarıda sıralanan bileşenlerdeki farklılıklar ise, bireyin, bu iki uç arasında nerede olduğunu belirler.

Çocuğun cinsel özdeşimi 3-4 yaşlarından itibaren oluşmaya başlar. Bu yaştan itibaren kendi cinsel kimliğini oluşturmaya başlayan bireyde 7-8 yaşına kadar devam eden cinsel ilgiler, bu yaştan buluğa kadar bir durgunluk içerisine girer. Buluğ ve üreme yeteneğinin kazanılması ile yeniden ve daha baskın olarak gündeme gelen cinsel duyguların ise cinsel olgunlaşmaya ulaşması esastır. Cinsel olgunlaşma ise üreme yeteneğinin kazanılması ile birlikte gerek kişisel gerekse kişilerarası ilişkiler boyutlarını kapsayan bir bütündür. Bu süreçte gençler birçok değişik duygu, davranış, istek, sosyal tutum, tercih ve değerler sistemi ile karşı karşıya kalırlar.

Cinselliğin psikososyal boyutu, günümüze değin birçok araştırmacı tarafından incelenmiş ve konuya ilişkin değişik kuramlar üretilmiştir. Örn: psikoanalitik kurama göre, ergenlik gizlilik döneminde bilinç dışına itilmiş olan cinsel dürtünün, biyolojik değişikliklerin de etkisiyle gücünü artırdığı bir dönemdir. Öğrenme kuramına göre ise, çocuklar aynı cinsten olan ebeveynlerinin davranışlarını taklit ederek öğrenme yoluyla kendi cinsiyetlerine uygun davranışları geliştirirler. Bir diğer yaklaşım olan sosyolojik kurama göre ise, cinsel davranışlar belli kültürel etkenlerce belirlenir. Kişilerarası ilişkiler kuramını oluşturan Sullivan’a göre ise, cinsel ilgiler erkek ergenlik döneminde ortaya çıkar ve başlangıcından itibaren çocuğa uygulanan ebeveyn tutumları bireyin cinsel davranışı belirlemede etkili olur.

Bütün bu kuramlar, bireyin cinsel gelişiminde psikolojik, sosyal ve kültürel etkilerle kişilerarası ilişkilerin konu üzerindeki önemini vurgular niteliktedir.

Ergenlik döneminde konunun bu denli önem kazanmasının en önemli gerekçesi ise bireyin insan ilişkilerinin de bu dönemde duyacağı gereksinime göre şekillenmesidir. Cinsel uyanış döneminde, cinsel dürtüleri tanıyabilmesi ve başlangıçta baskılayarak kontrol altında tutabilmesi gereklidir. Ancak cinsel uyanışla birlikte gelişen bedensel değişiklikler ve erotik zevk veren şeylerin neler olduğunun tanınması ve bu duyguların kontrol altına alınmasının güçlüğü gencin birçok değişik duygu yaşamasına neden olur. Bu dönemin başlangıcında gençlerin kendi cinslerinden akran grupları ile birlikte olmaları, onların bu duygularını paylaşmalarını kolaylaştıracağından büyük önem taşır. Akran grubu içinde bu duygularını paylaşan gencin ise bir süre sonra karşı cinsten bireylerle ilişki kurması beklenir. Bu tür arkadaşlıklar bireyin toplumsal cinsel rollerini tanıması ve yaşama geçirmesini kolaylaştıracaktır.

Bu dönemde bireyin, cinsel bir kişi olduğunu ve cinselliğin kendi yaşamındaki yerini fark etmesi, cinsel eşine ve topluma karşı cinsel sorumluluk kazanması ve erotizmi bir başkasıyla yakınlığı bir yönü olarak yaşayabilme becerisi geliştirmesi gerekmektedir. (burada cinsel eğitim, cinsel rol ve davranışlar ile cinsel yakınlık ve cinsel ilişki konuları ele alınabilir)

3.Zihinsel Gelişim-Düşünce Sistemindeki Gelişme

Ergenlik döneminde zihinsel gelişmeyi ele alabilmek için konunun zeka ve bilişsel gelişim anlamında irdelenmesinde yarar vardır.

Zeka genel olarak kişinin yeni bilgiyi alabilme ve daha önce öğrendiklerini kullanarak karşısına çıkan problemleri çözebilme becerisi olarak tanımlanır. Zeka, iki ayrı kavramı içerir. Bunlardan birincisi zeka kapasitesi, ikincisi ölçülebilir beceridir.
Zeka konusunda yapılan araştırmalar sonucu, zeka kapasitesinin genetik olarak belirlendiği ancak bunun çevresel koşullardan etkilendiği saptanmıştır. Kalıtım, bireyin zekasının en yüksek ne olacağını belirler. Zeka kapasitesinin gerçek davranışa yansıyan bölümü ise gencin becerisini oluşturur.

Zekanın yaşlara göre gelişimi incelendiğinde, zekanın ergenlik dönemine kadar dik bir eğri çizerek ilerlediği, ergenlik döneminde ise en yüksek noktasına çıktığı ve yine yavaş bir gelişimle yetişkinliği kadar gelişimin tamamladığı görülmektedir. Ancak zihinsel gelişme incelenirken bireyin salt zeka gelişimi üzerinde durmak yanlış olacaktır.
Kısaca zihinsel gelişme olarak adlandırılan, düşünce sistemindeki gelişme, iki farklı düzeyde ele alınmaktadır. Bunlardan birincisi düşüncenin sonuçlarına eğilmektir. Burada gencin zeka testlerine cevap vermedeki hızı, cevapların doğruluğu ve etkinliği önem kazanmaktadır. Bilişsel gelişmeyi ele alan yaklaşım ise düşünme biçimi ile ilgilenir. Burada bilginin işlenme biçimi önem kazanır.

“Bireylerin bilgi edinme ve kullanma biçiminin gelişmesine bilişsel gelişme adı verilir” (ÖZBAY, ÖZTÜRK. 1992). Ergenlik dönemi, kişinin yetişkin düşüncesine özgü bilişsel yetileri kazandığı dönem olması nedeniyle, bilişsel gelişim açısından büyük önem taşır. Bilişsel yetiler ise bireyin tüm yaşamı boyunca yalnızca bilimsel konularda değil, psikolojik ve sosyal konularda da akıl yürütmesini sağlayan araçlardır.
Çocukta, başlangıçta hakim olan somut düşünme becerisi ergenlik döneminde değişir ve formal operasyonel düşünce gelişir. Bu düşünce biçimi soyuttur ve yalnızca var olan şeyleri tanımlamaya yönelik olmayıp, olayların nedenlerini de araştırmaya yöneliktir. Ergenlik döneminde gelişmeye başlayan bu tür düşünce biçiminde varsayımlara dayalı olasılıklar mantık yoluyla analiz edilir ve eyleme geçmeden önce çıkarımlar yapılır. Problemler çözülürken deneme-yanılma yöntemi yerine sistematik bir yaklaşım uygulanır. Yalnızca yeterli nedenler değil gerekli nedenler de gözden geçirilir.
Bu düşünme biçimi gençlerin salt gerçeklikten uzaklaşması, olguların ötesindeki olasılıkları da değerlendirebilir duruma gelmesi sonucunu doğurur. Ayrıca, gence gözle görünen somut gerçekliğin ötesinde bir kavrayış sağlar. Bu yeni akıl yürütme becerisini kullanan genç, kuralları, ahlak değerlerini ve yaşamın her alanındaki çeşitli olasılıkları fark ederek sorgular. Bu durum gencin çevresindeki insanlarla bitmek bilmeyen tartışmalar girmesine neden olur.

Ergenlerdeki bu düşünce biçiminin erişkin düşünce biçimine ulaşabilmesi için, ergenlikteki benmerkezciliğin erişkinlikteki deneyimlerle değişikliğe uğraması gerektiği ileri sürülmektedir. Gencin düşüncesinin olgunlaşması ve erişkin biçimini alması için ideal kavramları anlayabilmesi, ancak pratik ve erişilebilir olandan mutluluk duyabilmesi, bunun için de ideallerini gerçeklikle karşılaştırabilme olanağı bulması gereklidir.
Genel olarak düşünce gelişiminin 25 yaş civarında en yüksek düzeye ulaştığı ifade edilmekle birlikte yetişkinlerin büyük bir bölümünün de formal operasyonel düşünme biçimini tam anlamıyla kullanamadıkları belirlenmiştir.

4. Psikolojik Gelişim

Çocuklukla erişkinlik arasında, gençlik ya da delikanlılık adı verilen uzun bir dönem yer alır. Onikinci yaştan 21.yaşına dek uzanan bu çağ ruhsal alanda önemli değişikliklerin belirdiği, hızlı bir büyüme ve olgunlaşma çağıdır.

Ortaokul yıllarına denk düşen ilk gençlik ya da yeni yetmelik yaşlarında, (12-15) cinsel uyanışla birlikte yeni ruhsal özellikler ve davranışlar kendini gösterir. İlk gençlik ve gençlik çağlarında genç kendi kendisiyle ve çevresiyle sürekli bir savaş içinde görünür.
Bu dönemde Görülen Davranışlar: Duyguları hızlı iniş ve çıkışlar gösterir. Çabuk sinirlenir, olur olmaz şeyi sorun yaparlar, çabuk sevinir, çabuk üzülürler. Derslere karşı ilgi azalır, istekler artmıştır. Kuralların çokluğundan ve sıklığından yakınır. Dağınık ve savruk olur, oburlaşır, süse ve giyime düşkünlük gösterir, sakarlık artar. Gizliliğe önem verir.

Toplumsal olaylara ve politikaya ilgi artar. Büyüklerle tartışmaya girişir, inatlaşır. Durgunlaşır ve uyku bozulmaları başlar.

15-17 yaşlar arası güvensizliği ve çekingenliğin belirgin olduğu yıllardır. 17 yaş ve sonrası ise kendine güven ve gösterişin ağır bastığı asıl delikanlılık dönemidir.
Genç bocalamalar, çelişkiler ve bunalımlar içindedir. Hızlı beden gelişmesiyle birlikte gelen cinsel uyanış genci hazırlıksız yakalamakta ve bunaltmaktadır. Genç birden bastıran bunca değişikliğe kendini uyduracak gücü bulamamaktadır.
Bedensel büyüme hızlanmakta ruhsal olgunlaşma ise geri kalmaktadır. Bir yandan büyümek için sabırsızlanmakta, öte yandan çocuksu davranışlardan sıyrılamamaktadır. Bu çağda genç her şeyden önce kendini aramaktadır. “Ben kimim, Neyim? Ne olacağım? Toplumdaki yerim neresi?” sorularını kendine bilinçli ve bilinçsiz olarak sorar.
Gençlik dönemi hayranlıkların ve tutkuların bol olduğu bir dönemdir. Gençler bir yandan ana-baba etkisinden ayrılırken öte yandan kendilerine yeni örnekler seçerler. (Atalay YÖRÜKOĞLU, Çocuk Ruh Sağlığı, sayfa 277)

Psikanalitik yazar “J. G.Guslin, Gençliğin İsyanı adlı yazısısında, ergeni “yetişkinlik eşiğinde, cinsel isteklerle yüklü ama dış yasak ve baskılarla karşı karşıya, bağımsızlık peşinde ancak yalnızlık korkusu ile dolu, sorumluluk alma özlemi içinde ancak yetersizlik duyguları ile yüklü, akıldışı dürtülerle dolu ancak uygun davranış kuralları ile bağlı, çaresiz karmaşık ve bu özellikleri ile de hem kendisi hem de çevresindekiler için anlaşılamayan bir birey” olarak tanımlamaktadır
(BLUM, 1972)

5. Sosyal Gelişim

“Kişinin içinde yaşadığı sosyal çevrenin normlarını, inanç, değer ve davranış şekillerini öğrenerek onun etkin bir üyesi haline gelmesine” toplumsallaşma denir. (TOMANBAY, 1991, 189).

Fiziksel ve duygusal açıdan hızlı bir değişim geçiren gencin sosyal ilişkilerinde de belirgin değişiklikler görülmektedir. Bunları şöylece özetlemek mümkündür:

1.Ana Babayla İlişkiler :

Bu dönemde ana-babaya karşı bağımsızlık savaşı vermeye başlanılır. Gençte ortaya çıkan statü kazanma arzusu onu ana-baba otoritesinden uzaklaşıp bağımsızlık kazanma çabasına yöneltir. (MEB, 1989, S.13-16). Ancak ergen özellikle bu dönemin ilk yarısında (12-15 yaş) bir taraftan bağımsızlığını isterken ve bu nedenle ana-babasıyla çatışmaya girerken, bir taraftan da onların desteğini, sevgi ve şefkatini arar. Bağımsızlık isteği ergenin çeşitli davranışlarında gözlenebilir: Kendisinin istediği gibi giyinmekten, evden birkaç gün uzaklaşmaya kadar, işte bu hem bağımsız olma hem de destek görme duygusuna “zıt kutuplu (ambivalance) duygu” adı verilir.

2.Akran Grubuyla İlişki :

Gençlik çağı evden kopma ve topluma açılma çağıdır. Ergenliğe giren bir gence evi dar gelmeye başlar. Ana-babanın öğütlerinden, eleştirilerinden ve karışmalarından usanan genç, kendini dışarı atar. Çünkü soluk alabildiği özgür davranabildiği tek yer dışarıdır. Evle bağları gevşeyen genç, kendini boşlukta bulur. Kendi gibi bağımsızlık arayan, aynı kaygıları paylaşan, benzer bocalamayı yaşayan yaşıtlarına katılır. Evinde anlaşılamadığını, değer verilmediğini, çocuk gözüyle bakıldığını sanan genç için arkadaş grubu bir kurtuluş, bir sığınaktır. (YÖRÜKOĞLU, 1993. S.69). Görüldüğü gibi akran gruplarıyla bir arada bulunma, ergen için hayati önem taşımaktadır.
Yeni yetmeliğin başlarında akran gruplarının tek cinsiyetli olması arzu edilirse de, daha sonra karşıt cinsten olanların da yer aldığı grup yaşamı önem kazanır ergen için. Bu gruplar ergeni hem yetişkinlerin “gereksiz” kurallarından ve sorumluluklarından korur, hem de kız-erkek arkadaşlığı, grup yaşantısı deneyimi yoluyla, yetişkinlerin dünyasına onları hazırlar. Başka bir deyişle ergenler bu gruplar aracılığıyla birbirlerini sosyalize ederler (SHYD, 1983, 1-37)

3.Model Seçimi :

Gencin sosyal gelişiminde diğer grup ve kişilerin rolleri de önemlidir. Gençlik dönemi hayranlık ve tutkunlukların bol olduğu bir dönemdir. Gençler bir yandan ana baba etkisinden sıyrılırken, öte yandan kendilerine yeni örnekler seçerler. (YÖRÜKOĞLU, 1983, s.282).

Genç, kendine özgü bir benlik kimliği geliştirirken, ilgisini çeken benzemek istediği bazı kişi ve gruplara yakınlık duyar. O kişi gibi olmak ister (ego ideal), ya da o grubun bir üyesi olmak arzusu duyar. Bu ona güven verir.

Bu kişi ve gruplar, gencin öğretmeni, bir artist, futbolcu, şarkıcı, bir siyasi lider, ya da bir spor kulübü, bir müzik derneği veya siyasi parti olabilir.

4. Karşı Cinsle İlişkiler (Kız-Erkek Arkadaşlığı)

Çocuklar okul öncesi çağda yani üç yaş dolaylarında kız erkek karışık oynarlar. Ancak daha sonra toplu oyunlarında ve evcilik oyunlarında kızlar anne, erkekler de baba rolü oynamayı yeğlerler. İstedikleri rolü oynayamazlarsa küserler ya da mızıkçılık ederler. Giderek erkek çocuklar kümeleşir, bir arada oynamaya başlarlar. Kız çocuklarını ya gönülsüz olarak aralarına alırlar ya da erkek arkadaş bulamayınca kızlarla oynamaya razı olurlar.

Bu ayrı kümeleşme ilkokulda iyice belirginleşir. İlkokulun son yıllarında erkek ve kızlar birbirlerine karşı kümelerde yer alırlar. Bir arada oynamadıkları gibi, birbirine takılır, birbirini küçümser, alay ederler. Erkek çocuklar kız çocuklarını kızdırmaktan, vurup kaçmaktan, çantalarını düşürmekten zevk alırlar.

Oniki yaşından sonra bu karşıtlık kaybolmaya başlar. Erken gelişen kızlarda erkek çocuklara yakınlaşma, onların ilgisini çekme, beğenisini kazanma eğilimi ortaya çıkar. Bunu yaşadıkları toplumun özelliklerine göre ya uzaktan ya da daha yakından ilişkiye girerek yaparlar. Ergen erkekler ise 14 yaşından başlayarak kızlara açıkça ilgi duyduklarını belli ederler. Lise yıllarında ise kızlı erkekli birlikte gezme, kümeleşme, daha sonra da iki arkadaşlıklar flörtler başlar.

Genç giyimine, kuşamına özen göstermeye, kızlarla şakalaşmaya, takılmaya başlar. Fıkra anlatarak, güldürerek kızların ilgisini çekmeye çalışır (ilk aşk ve önemi alınabilir)

ERGENLİĞİN DAVRANIŞ VE TUTUMLAR ÜZERİNDEKİ GENEL ETKİLERİ
  1. Yalnızlık isteği: 12-13 yaşlarına rastlayan bu dönem, çevresindeki etkinliklere katılmak istemez.
  2. Çalışma isteksizliği : Çalışırken yada oynarken yorulmak bilmeyen çocuk, bu dönemde çalışmadan da, oyundan da çabucak yorulur. Gerek okulda gerek evde çok az iş yapar ve çalışır. Bu dönemde iyi durumdaki öğrenciler orta, orta durumdakiler zayıflara inerler. Bu tembellik değil, büyümenin bütün enerjiyi çekmesidir. Çocuk tembellikle suçlanırsa durum daha kötüye gidecek ve terslikler direnmeler baş gösterecektir.
  3. Ahenksizlik : Ergenlik başlayıp da bedende hızlı bir büyüme yer alınca hareketlerde ve dengede bir ahenksizlik belirir. Çocuklarda bir ağırlaşma ve sarsaklık yer alır. Fiziksel büyüme başlar ve ahenksizlik azalır. Çocuklarda kaslar gelişmişse bu durum daha az görürlü.
  4. Can Sıkıntısı : Çocuk daha önce zevkle oynadığı oyunlardan, istekle yaptığı görevlerden bıkmış ve toplumsal eylemlerinden kendini çekmiştir, etkinliklere katılmaz oyunları aptalca ya da saçma bulur. Bu durum ilerlerse bana ne ya da beni kimse sevmez düşüncesi çocukta belirgin hal alır.
  5. Huzursuzluk : Bedeni ile ilgileri değiştikçe yeni arayışlara girecek ve durmadan değişik işlere girişecektir. Büyüyen bedende fiziksel bir huzursuzluk vardır. Çocuk uzun süre bir yerde oturamaz, bu fiziki gerginlik onu durmadan bir yerlerde dolaşmaya iter. İçindeki bu gerginliği devamlı kontrol edemeyen çocuk huzursuzca dolaşıp duracaktır.
  6. Toplumsal Zıtlık: Çocuk çevredeki etkinliklere katılmamakla kalmaz, her an kavga ve saldırıya hazır bir durumda onların neşe ve huzurlarını engellemeye çalışır. Evde kardeşleriyle ve ebeveynlerle çekişme ve itişme halindedir. Onları kırar, alay eder, beğenmez, zıt gider ve tartışmaya hazırdır. Evde kavga ve huzursuzluk merkezi gibidir. Evin dışında da her an kavgaya ve dargınlıklara hazırdır. Gruptan ve en iyi arkadaşlarından kopmaları bu yüzden olmaktadır.
  7. Otoriteye Karşı Direnir. Kız ve erkek çocukların ebeveynleriyle olan çatışmaları 13 yaşlarında en üst noktaya erişmektedir. Anneler çocuklarla daha fazla birlikte olduklarından onlara karşı direniş daha fazladır. Otoriteye karşı direnişler bu yaştakilerde birçok davranış bozukluğuna yol açar ancak bunlar çok önemli bozukluklar değildir. Olay yaratmak, insanları kızdırmak, yersiz ıslık çalmak, dikkatsizlik, kabalık, sabırsızlık, dalgınlık, aldırmazlık, inatçılık, hata bulma, şüphecilik, karşı cinsten insanlardan kaçmak bu davranışlardandır. Bu davranışlar çocuk suçluluğuna girecek olaylarla son bulmaz. Cinsel olgunluğa girdikten sonra yavaş yavaş son bulur.
  8. Karşı Cinse Yönelmiş Zıtlık : İki cins arasında açık bir düşmanlık belirtisi yer almaya balar. Kızlardaki zıtlık erkeklere oranla daha büyüktür. Çünkü ay halleri kızları fizik olarak epeyce sarsarken, erkeklerin cinsel olgunluğa girmeleri onları pek sarsmaz. Çocuklukta kız ve erkek birbirlerine aldırmazken, bu yaşta zıt davranışlara girerler. Kızlarda erkeklere karşı nefret ve açıkça küçük düşürücü davranışlar yer almıştır.
  9. Duygululuğun Artması : Karamsarlık, asık suratlıklı, ufacık bir nedenle ağlamak bu dönemin duygululuğu sonucu olmaktadır. Hiçbirşeyden hoşnut olmamak, her söyleneni kendine yöneltilmiş bir eleştiri gibi almak ve alınmak bu dönemin davranış özellikleridir. Çok çabuk sinirlenir, küçükler şımarık ufaklıklar olarak görülüp, büyükler kıskanılır. Erkekler kızlara göre daha sinirli olurlar. Erinlik üzüntüler ve hayali korkular dönemidir. Erkekler toplumsal ve kişisel kaygılar içinde yüzerken, kızlar aileleri, evleri ve okul ödevleri için kaygılıdırlar. Çocukluktaki bu huy değişikliği büyüklerce onun yüzüne söylenir bu da onu ayrıca huzursuzluğa ve sevilmediği inancına götürür. Kızlar bu durumda uzun ağlama nöbetlerine girerken, erkekler büyük suskunluklara girer ya da kavga çıkarırlar. Bu dönemden çıkarken gerginlik durumu kalkar ve daha sakin daha işbirliği yapılabilir bir duruma girer.
  10. Kendine Güvensizlik : Çocukluğunda kendine o kadar güvenen, başarılarını ilan etmekten çekinmeyen, her duruma göğüs gerebileceğini söyleyen çocuk kısa bir süre içinde bu güvenini yitiriverir. Kendisi ve toplumsal ilişkileri üzerinde ümitsiz, güvensiz hale gelir. Kendisinden beklenenleri yapamayacağına inanır. Kendi hakkındaki bu yetersiz algı çocuğu suça itebilir. Bu durum içinde yanlış olduğunu bildiği davranışları bile görebilir ve aile, öğretmenler ve kanunla başı derde girmiş olur. Bu kendine güven eksikliği kısmen fiziksel direncin azalmasından, kısmen de çocuğun üzerindeki toplumsal baskıdan ve eleştiriden gelir. Ondan yapabileceğinin fazlası istenir genellikle. Bu dönemde kazanınla güvensizlik bazen bütün ergenlik boyunca çocuğun yakasını bırakmaz. Çocukluğun son döneminde başarılı olan çocuklardan çok şey beklendiğinden onlar bu duruma daha çok düşerler. Aslında güvensiz ve sıkılgan bir çocuktan bu dönemde de fazla bir şey istenmez.
  11. Cinsiyetle Fazla Uğraşma : Cinsiyet organlarındaki değişim ve bu gelişimin yarattığı duygular çocuğun ilgisini bu bölgeler çekmektedir. Bu dönemde hamilelik ve çocuk doğumundan çok cinsel yaşam ilgilendirir. Bu ilgi çocuğun hayallerini kurar. Kendinin ve akranlarını inceleyerek, çevredeki büyükleri gözleyerek tıbbi kitapları ve resimleri karıştırarak kendi için sır olan cinsel yaşamı çözmeye çalışır. Mastürbasyon erkeklerde 11-14 kızlarda 12-13 yaşlarında tepe noktasına ulaşır. Bu yaşlar cinsiyetin olgunlaşma dönemleridir. Cinsel sapma tehlikesi bu dönemlerde olabilir.
  12. Aşırı Çekingenlik : Bu dönemde çocuklar doktor önünde bile soyunmak istemezler. Spor eylemleri için hazırlanırken kendilerini saklamaya çalışırlar. Odalarına kimsenin girmesini, onları bu değişen vücutlarıyla kimsenin görmesini istemezler. Bu belki de beğenilmeyecekleri korkusudur.
  13. Gündüz Rüyaları : Bu dönemde çocukların zamanlarının önemli bir kısmını hayal kurma alır. Kendilerini haksızlığa uğramış, ihanete kurban gitmiş kimseler olarak hayal ederler. Bu üzücü hayallere kendileri de dayanamazlar. Genellikle vurup kırma, devirme işlemleri bu hayalları izler. Çocuk fakirleştikçe ve yoksulluk arttıkça bu hayalleri de artar. Bazen bu hayallerle isteklerine ulaşarak mutluluk sağlarlar.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Gençlik Dönemi Sorunları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Tülin KUŞGÖZOĞLU'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Tülin KUŞGÖZOĞLU'nun izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Tülin KUŞGÖZOĞLU Fotoğraf
Tülin KUŞGÖZOĞLU
Ankara
Sosyal Hizmet Uzmanı
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi8 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Tülin KUŞGÖZOĞLU'nun Makaleleri
► Ergenlik Dönemi Sorunları Psk.Umut ÇİÇEK
► Ergenlik Dönemi ve Sorunları Psk.Sümeyye TURGUT
► Çocukluk Dönemi Ruhsal Sorunları Psk.Kamil ERTEKİN
► Çocukluk ve Ergenlik Dönemi Sorunları Dr.Psk.Melis DEMİRCİOĞLU
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,116 uzman makalesi arasında 'Gençlik Dönemi Sorunları' başlığıyla benzeşen toplam 37 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


19:15
Top