2007'den Bugüne 82,005 Tavsiye, 26,001 Uzman ve 18,205 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Aile İçindeki Kadına Yönelik Şiddet Nasıl Azaltılabilir? (Tespitler - Öneriler)
MAKALE #6577 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Mart 2011 | 4,738 Okuyucu
DAVRANIŞ İHLALLERİ ÜZERİNDEKİ SOSYAL KONTROL AZALDI

İnsan davranışlarının büyük ölçüde genetik aktarımla ve çevre faktörünün tesiriyle, en önemlisi de eğitimle belirlendiği bilinir. Yine davranışlar üzerindeki iki güçlü yaptırım faktörü deyince ise akla yazılı kanunlar ve toplumun sessiz müeyyidesi sayılabilen gelenekler gelir. Her toplumda önemli davranış hataları -ki buna genel manada “suç” denilir- daha çok kanunlarda öngörülen cezai müeyyidelerle önlenmeye çalışılır. Ceza gerektirecek nitelikte bir davranış sayılmayan, ancak çok da hoş karşılanmayan ve adına “kabahat” diyebileceğimiz davranış ihlalleri ise toplum geleneklerinin “kınama, ayıplama, dışlama” gibi görünümlerle dışa yansıyan bazı sessiz yaptırımları yoluyla engellenmeye çalışılır. Oysa günümüzde hızlı sosyal değişim neticesinde sözü edilen gelenekler büyük ölçüde erozyona uğramış görünmektedir.

Dolayısı ile bu geleneklerin inşa ettiği caydırıcı toplumsal yaklaşımların insanların genel davranışları üzerindeki kontrol edici etkisi de azalmış durumdadır.

Adam öldürme, hırsızlık gibi evrensel ölçekte suç sayılan davranışlar vukuu bulduğunda kanunlarda ön görülen yaptırımlar yine devlet mekanizması eliyle uygulanmaya devam edilmektedir. Ancak yüzyıllardan beri daha çok geleneklerin uhdesine ve müeyyidesine bırakılmış küçük davranış ihlalleri bugün büyük oranda yaptırımsız kalmış durumdadır. Sözgelimi bir kişi sokakta önüne denk gelen yere tükürürse, sesli konuşmak yahut yüksek sesle müzik dinlemek suretiyle çevreyi rahatsız ederse ya da küfür ederek yürürse artık hiç kimse bu türden davranışlara pek karışmak istemiyor.

“Yapma yavrum çok ayıp” diyen saygın büyükler de ayıplayıp dışlayarak toplumun dışına itmeler de tarih olmuş durumdadır. Herkes kendi kabuğuna çekilmiş, “Evimin ötesi bana lazım değil” dercesine ve, “Gemisini yürüten kaptan” edasıyla yaşayıp gitmektedir.

EN BÜYÜK YANGINLAR BİLE EN KÜÇÜK KIVILCIMLARLA BAŞLAR
Suç sayılmayan, sadece “kabahat” olarak adlandırılarak geçiştirilen ve geleneklerin hızla çözülmesiyle birlikte sosyal çevrenin tek yaptırım silahı olan “ayıplamanın, kınamanın ve dışlamanın” kullanılamaz hale geldiği günümüz dünyasında bu çok basitmiş gibi görünen davranış ihlallerinin de cezai müeyyide kapsamına alınması gerekiyor.

Çünkü şiddeti ortaya çıkartan “şiddet eğilimi” kabını, yaptırımsız bırakılmış olan söz konusu davranış ihlalleri dolduruyor. Şiddeti barajın taşması olarak kabul edersek bu davranış ihlallerini de o barajı besleyen akarsu kolları olarak düşünebiliriz.

Dolayısı ile, davranış ihlallerinin o an için çok zararlıymış gibi görünmeyen gündelik sonuçlarını değil; toplumun geneline yönelik uzun vadeli ve pahalı sakıncalarını dikkate almak, dolayısı ile ona göre bir yaptırım belirlemek gerekiyor. En büyük yangınların bile ufacık bir kıvılcımdan çıktığını bilerek bu kıvılcıma adeta yangına yaklaşır gibi yaklaşmak, basit ve önemsiz bir kıpırtı gibi değerlendirmemek icap ediyor.

GÜNLÜK YAŞAMDAKİ DAVRANIŞ İHLALLERİ ŞİDDET EĞİLİMİ KABINI BESLİYOR

Her ihlal yaşantısı davranışların ardındaki ihlal eğilimini besler. Her beslenen şey ise kuvvetlenir. Böylece bireyler en hayati kuralları, en vazgeçilmez ilkeleri bile çiğneme konusunda kendilerini engelleyemeyen a-tipik bireylere dönüşürler.

Bu bilimsel gerçeğin yıllardır farkında olan Batı’nın bugün bize çok basit gibi gelen bazı kural ihlallerini bile nasıl fahiş yaptırımlara uğrattığı bilen herkesin malumudur. Çünkü onlar ihlalin küçüğünün büyüğünün olmadığını, her ihlalin sonuçta bir ihlal olduğunu ve adım adım daha büyük ihlallere götüreceğini çok iyi bilirler. Bu nedenle de bütün ihlalleri hiç tavizsiz bir tutum içinde en büyük yaptırımlara uğratmaya yıllardır sabırla devam etmektedirler.


Hem söz konusu bu istikrar kurallara uyma eğiliminin, yani kentlilik bilincinin içselleştirilebilmesini de mümkün kılacaktır. İnsanların hepsi aynı eğitim yaşantısından benzer sonucu almaya müsait değildir. Bir kısmı doğru davranışlara öncelikle birtakım kurallar zoruyla uyar, sonra bu davranışlarına paralel derin bir şuur ve bilinç geliştirir.

ŞİDDET İÇERİKLİ EN KÜÇÜK TEMAS EN BÜYÜK SUÇ SAYILMALIDIR

Medeni insan tutumuyla bağdaşmayan bu davranışlardan benim tespit edebildiklerimin başında sağa sola çöp atma, yolda sanki bir dağ yamacında yürür gibi gayri medeni bir biçimde bağıra çağıra hatta (çevrede aile olduğu halde) küfürlü ve argo konuşarak yürüme, yolun her aklına gelen yerinden karşı kaldırıma geçme ve kavga etme, tekme yahut yumruk atma geliyor.

Bugün kentli insanların azımsanamayacak bir bölümü maalesef ki bir bahane olsa da, hatta biz bir bahane üretsek de birilerini dövsek der gibi kabadayı pozu taşıyan edalarla sokakta yürür hale gelmiş durumdadır. Çünkü herkes gibi onlar da çok iyi bilmektedirler ki kavga etmenin, tekme tokat atmanın, öldürme kastı taşımadıktan sonra kafaya göze vurmanın önemli bir yaptırımı yoktur. En fazla karakola düşülür, o kadar! Oysaki bu kaba ve soysuz davranış hiç bir haklı gerekçeyle izahı mümkün olmayan, bireyin kişiliğinin tamamını, en önemlisi de insanlık onurunu hedef alan ve asla affedilmemesi, en ağır yaptırımlara uğratılması gereken bir insanlık suçu olarak kabul edilmelidir.

Bu medeniyet dışı davranış yolunun açık tutulması ve önemli bir yaptırımla karşılık görmemesi, genellikle dövenin mağrur bir savaş kumandanı edasıyla dövülenin ise üstünü başını silkeleyerek -sanki hiç bir şey olmamışçasına- olay yerini terk etmesiyle sonuçlanması öfke yaşantısının konuşmak yoluyla değil de bu türden saldırganca yollarla dışarıya atılması yönünde bilinçaltı negatif bir şuurun oluşmasına, böylece sakat bir geleneğin yerleşmesine neden olmuştur. Bu yol baştan kapalı olabilseydi eğer, kişiler oluşabilecek öfkelerini konuşma, tartışma ve daha çok sabır gibi yollarla ifade edebilmeyi de pekala öğrenebilirlerdi. Hem bu aile içindeki / eşler arasındaki ilişkilerden doğan öfkenin kontrolü yönünde bir disiplin ve bilinç de oluşturabilirdi.

BATI YASAK KOYMADA PSİKOLOJİ BİLİMİNDEN YARARLANIYOR

Batı psikolojiden her yerde yaralanıyor; biz ise hastanelerde bile ondan hala tam olarak yararlanamıyoruz. Batı organik hastalıklara dahi psikolojik müdahale desteği sağlarken biz psikolojik problemlere bile hala organikmiş gibi bir mantıkla, salt medikal eksenli bir algıyla müdahale ediyoruz. Aradaki fark en az dağlar kadar!

Anlatıldığına göre Batı’da iki kişi kavga etmemek kaydı ile bağıra çağıra tartışabilirlermiş. Öyle ki el ve kol hareketleri havada uçuşurmuş fakat şahıslar birbirlerine dokunmaktan çok çekinirlermiş. Çünkü bu durumda şiddet uygulayan şahsa öyle bir maddi ceza gelirmiş ki kişi yıllarca çalışarak bu cezayı ancak ödeyebilirmiş. Şu zamanda para demek her şey demek olduğundan olsa gerek, bu ceza-i yaptırım kişilerin tepkilerini kontrol edebilmesi için fazlasıyla yeterli olurmuş. Üstelik en öfkeli anlarında bile.

ALLAH BİLE DAVRANIŞLAR İÇİN ÖDÜL VE CEZA YÖNTEMİ KULANIYOR

Allah bile insanları cennet ödülü ve cehennem cezası ile, yani ödül – ceza sistemiyle terbiye ediyor. Ödül ve cezanın davranışlar üzerindeki etkinliği hem sosyal / dinsel (tecrübi) hem de bilimsel bir gerçekliktir. Yukarıda anlatılan Avrupa’daki uygulama örneğinden de anlaşılıyor ki insanoğlu kaybedeceği şeyler önemli olunca nasıl da dürtülerini kontrol edebilme hususunda son derece mahir kesilebiliyor!

Çünkü insanoğlu sadece iç güdüleriyle hareket etmeye mahkum bir fare ya da basit bir etki – tepki mekanizması ile işleyen bir manivela / düzenek değildir. Onun davranışları zihinsel süreçlerin, en çok da kar – zarar analizinin ürünüdür. Diğer bir anlatımla insan davranışlarında baskın olan güç hayvanlardan farklı olarak doğal dürtüler değil, sonuca ilişkin fayda – zarar analizidir.

EŞİNE – SEVGİLİSİNE ŞİDDET UYGULAYAN KİŞİ HASTA DEĞİLDİR.

Doğru teşhis doğru tedavinin en temel adımıdır. O yüzden evvela doğru bir tespit yapalım: Ailede şiddet uygulayan bu kişiler hasta değildir. Çünkü sokakta, çarşıda - pazarda evlerinde olduğu gibi kolaylıkla şiddet uygulayamamaktadırlar.

Demek ki sorun dürtü ve öfke kontrol sorunu değil, olsa olsa evdeki şiddetin ciddi bir yaptırımla karşılık görmeyeceğine ilişkin olarak yerleşmiş derin ve köklü inanç meselesidir.

Aile içi şiddetin en temel nedeni mahrem çatı altında yaşanan bu davranışın yıllarca aile içi mesele kabul edilmesi, dışarıdan müdahaleye kapalı tutulması, dolayısı ile önemli bir cezai müeyyideye uğratılmaması, eşlerin de bu gerçeği yıllar önce içselleştirerek davranışlarına mal etmiş olmalarıdır.

CEZA İŞE YARAMIYOR DENİYORSA KABAHAT CEZADA ARANMAMALIDIR

Bir şeyi eksik yapmak çoğu zaman hiç yapmamakla aynı sonucu doğurur. Etkin cezalara rağmen istenilen sonuç alınamıyorsa bu, cezanın işe yaramadığını değil; ceza uygulamasının etkin olmadığını gösterir. İlacı ilaç yapanın sadece içindeki maddeler olmaması, dozajının ve kullanma talimatlarının da sonuçta önemli olması misali cezayı işe yarar kılan sadece fahiş bir yaptırım getirmesi değil; titizlikle, taviz tanımaz bir karalılıkla ve tutarlılıkla uygulanmasıdır.

ŞİDDET EYLEMİNDE BASIN VE MEDYANIN ROLÜ

Her duygunun faydalı bir işlevi vardır. Kaygı güdülenmeye, arayışa geçmeye, böylece önemli bir iş öncesi eksikleri giderişe hizmet eder. Tiksinti pislikten yani hastalıktan uzak durmamıza yol açar. Düşünün, hiç kimse temiz olan şeylerden tiksinmez mesela. Tiksindiğimiz pis olan şeyler ise hastalık taşıma potansiyeli yüksek olan şeylerdir. Korku da aynı şekilde caydırıcı bir işlevi olan duygudur. Sözgelimi yılan korkusu kişiyi yılanın tehlikesinden uzak tutma amacına hizmet eder. Oysa bir kişiye sürekli yılan yahut resmini gösterirseniz (fobi terapilerinde bu yapılır) duyarsızlaşır; böylece kişi yılanın tehlikesine açık bir hale getirilmiş olur.

Ekranlarda sürekli şiddet gösterilerek kişiler şiddet karşısındaki koruyucu, engelleyici, caydırıcı korku duygusundan uzaklaştırılıyorlar.
Zararlı ve uyuşturucu zararlı diye yasak ama şiddet ve şiddet aletleri olan bıçak, silah, tüfek, tabanca, hatta bunları kullanma fiilleri yasak değil nedense!

HER SORUNUN ÇÖZÜMÜNÜ EĞİTİMDE ARAMA HATASI

Zannedildiği üzere her sorunun çözümü eğitimde değildir. Eğitimli dünyada da sorunlar ve şiddet yaygındır çünkü. Sorunların çözümü bazen eğitimde, bazen etkili denetimde - yaptırımda bazen de sıkı ve etkin önleyici faaliyetlerdedir.

Bizler genellikle bir şeyin sadece yapılıp yapılmadığına bakıyoruz. Nasıl yapılıp yapılmadığına ise pek ehemmiyet vermiyoruz. Sonra da "bu da olmadı" diyerek hiç olmayacak başka şeylerde çözüm arama yanlışına düşüyoruz.

PSİKOLOG
İzzet GÜLLÜ
MDH
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Aile İçindeki Kadına Yönelik Şiddet Nasıl Azaltılabilir? (Tespitler - Öneriler)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Kadına Yönelik Şiddet Psk.Gökçe ÇAKIR
► Kadına Yönelik Cinsel Şiddet Psk.Cengiz TÜRKMEN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,205 uzman makalesi arasında 'Aile İçindeki Kadına Yönelik Şiddet Nasıl Azaltılabilir? (Tespitler - Öneriler)' başlığıyla benzeşen toplam 25 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Metafizik Gevşeme: Gidişatın Analizi ÇOK OKUNUYOR Ocak 2018
◊ Bir Veda Yazısı ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Getir Duyguyu, Götür Fiziksel Semptomları ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


09:14
Top