AŞKIN MANTIĞI OLSA... TERCİHLERİMİZ VE TELKİNLER...Karneler günü...Çocuklara sevgi ifadeleri
|
AŞKIN MANTIĞI OLSA...
Aşk; yüzyıllar boyu incelenmeye çalışılan, psikolojik anatomik, felsefik... açılardan incelenmiş bir durumdur.buna bilerek duygu durumu demiyorum neden?. çünkü aşk sadece duygu durumu değildir.sonuçta duygular düşüncenin şeklini aldığına göre aşk: bilişsel,duygusal-sosyal, ekonomik,bedensel,kültürel bir durumdur.
Aşk insanı asosyal -antisosyal yapar .Ya da agresif yapar. engellenmek aşığı saldırgan veya tahammülsüz yapar. Eğer aşık isen sadece sevgilinle zaman geçireceğin için arkadaşlaırının çoğuunu unutur veya kaybedebilirsin.( sosyal boyutu)
Aşk insanı yüzeysel düşünmeye, unutkanlığa,benmerkezci düşünmeye sevk eder. SAdece kendini ve aşkını düşünürsün. .Anneni babanı,kardeşini..... unutursun.Aşk seni dalgın yapar. hep onu düşünürsün..kaldırımda levhalara çarparsın.Kendi kendine gülersin.(adamı delirtir.) hep hayal kurdurur.(şizofren yapar :-) ) Acaba o beni sevmiyor mu-beni düşünüyor mu diye şüphe uyandırır (paranoyak yapar. Aşk akıl işi değil) Aşk cepte para bıraktırmaz. Evdekilere yalan söyleme davranışı kazandırır. Baba kitap alcam,bilmem kalem alcam deyip para sızdırılır.(parayla kız arkadaşına köntür transfer ettirir.) Aşık olduğun sürede hep aç gezersin.AŞK KARIN DOYURMAZ. (karın da aç kalır kocan da :- ) )
Aşk zayıflatır, halsiz bıraktırır. düz çizgide yürüyemezsin. Aşk sivilce yapar. sivilcenin görülmemesi için sıkılır. iz yapar. yani aşk kalıcı dermatolojik etkiler bırakır.
Aşk saç döktürür. Karşıdakinin hareketleri saç baş yoldrurur. Bİ de ona hoş görünmek için inek yalamışcasına jöle sürersin saç dökülür. ( benim gibi)
Aşk aslında akılda başlar. Çünkü akıl ile karar alınır. Beğenmek beyine giden bir mesajdır. Beyin buna uygun düşünce geliştirir. Olumlu düşünceler ise olumlu duygular oluşturur. Belki yazdıklarım geleneksel aşk kavramına çok ters ama bunu iddia etmekte kararlıyım.
Yine aşk ; tecrubeyle sadeleşir.eğer aşkta akıl ve mantık olmazsa neden hep düşünüyor insan? hep plan ve hayal kuruyor insan?
Aşk yoktur.
AŞK yoktur.
AşK yoktur.
tabiki yoktur. insan yaratılışı itibariyle sevmek ve sevilmek ister. Fakat kişiler duygusal veya sosyal yalnızlık dönemlerinde sevgisini yönelteceği bir kapı ararlar ve aynı zamanda da sevilmek isterler. bu dönem yaşananlara aşk denilmez. Duygu yoğunluğu denilir. Gerçi toplum buna aşk dese de önemli değil ne denildiği .. Önemli olan ne olduğudur.
Aşk bir süreçtir. Aşkın içine aklı ve mantığı koyamayan kişiler mutsuzluğa yelken açarlar. En iyisi aşk değil , yaşam ortaklığı, fikir ortaklığı ve koşulsuz SEVGİ-SAYGI VE SADAKAT S.S.S. aşka inanmayanlardan : Sos. Psk. Serhat YABANCI
TERCİHLERİMİZ VE TELKİNLER Canımız bir şey istediğinde gerçekten o bizim istediğimiz bir şey mi?Yoksa onu istememiz gerektiğini ve onun bizim ihtiyacımız olduğunu belirleyen bir güç mü var?
İnsanlar, bazen sosyal statüleri gereği,bazen vermek istedikleri mesaj gereği, bazen de toplumsal kurumların gizli telkinleriyle tercihlerini oluştururlar.
Özellikle kitle iletişim araçlarının birer baskı ve telkin aracı olduğunu söyleyebiliriz.
bu tezimi desteklemek için izlediğim reklamlardan seçtiğim bazı cümleleri sizinle paylaşmak istiyorum..
"siz halen almadınız mı?"
"her eve lazım yoksa sizde yok mu?"
"eğer karrizmayım diyorsanız bu marka "
"çocuğunu seven her annenin alması gereken bir bez"
Ve eminim sizin de yakaladığınız yüzlerce örnekler..
Cümleleri analiz ettiğimizde;
Suçluluk duygusu yaratmak, acizlik ve aşağılık kompleksini harekete geçirmek, pişmanlık duygusu yaratmak gibi içsel mesajlar içermektedir.
Bu mesajlar sözel olarak direkt verilmeyip bilinç üstü yerine bilinç altına hitap etmektedir. Bilinç verilen mesajı kendini özdeleştirerek algılar.
Mantık bazen bu durumlarda kapalı olabiliyor. Yani bilinç dışı alabiliyoruz. Markette reklamı yapılan ürünü gördüğümüzde çağrışım yaparak reklamdaki o iltifat ! dolu sözler aklımıza gelir. Kendimizi reklamda belirtilen statüde görmek için ürünü alırız.
Hatta çocuğumuza-eşimize-arkadaşımıza ürünün markalı olduğunu gösteririz.
Yani reklamlarda verilen mesajlar sıradan değillerdir. Çünkü artık firmalar reklama % 15 e kadar bütçe ayırabiliyor.
Bunun yanında toplumsal baskı içeren mesajları da reklamlarda görebilirsiniz. Bunu gündelik hayatta da fark edebiliriz. Sınıfta farklı bir spor ayakkabısı olan çocuk ağlayarak eve gelir ve "herkes marka giyerken ben neden bunu giyiyorum" gibi. Grup baksı bu şekilde tercihlerimizi de şekillendirir.
Özgürce tercihler yapmanız dileğiyle.
Karneler günü. TÜM VELİLERE ÖNERİLER; *çocuğun koşulsuz sevildiği ona verilmeli, * fazla beklenti ,öğrencide kaygı yaratır. harika çocuk profili kafamızda oluşturmamamız gerekir. *Çocuğun kötü bir karnesi olabilir, ama hırsız değildir,sapık değildir, saygısız değildir,sorumsuz değildir. bunları göz önüne almak gerekir. *başka çocuklarla kıyaslamak özgüveni ve benlik algısını olumsuz etkiler. çocuğun Psikolojisini bozarsınız :-) * çocuğun karnesine bakarak çocuk hakkında kişilik analizi yapmamamız gerekir. ( "bu çocuk adam olmaz " lisede müdür de benim için demişti Adam oldum sanıyorum ama) * çocuğunuzun karnesi, onun kişiliğinin göstergesi değil,okul başarısının göstergesidir. *karne sadece öğrencinin sonucu değil, öğrencinin iletişim ağındaki herkesin sonucudur. *karnelerin amacı,günahların derecesi ve adı değildir.ortaya konulan ürünün göstergesidir. *karne sonuçlarına bakarak, önce niçinleri cevaplamak, sonra danışman veya uzman yardımı alarak nasılları cevaplamak gerekir. *karnesindeki başarısı için öğrenciler teprik edilmeli, takdir edilmeli, fakat tamamen maddi nitelikli ödüller verilmemelidir. şu soruları kendimize sormalıyız *Çocuğun özgüvenini kazanması için yardımcı olduk mu, yoksa sürekli eleştirip azarladık mı? -Sınavlardan düşük not aldığında oturup sorunu birlikte çözmeye çalıştık mı yoksa eleştirip yargıladık mı? -Çocuğa sağlıklı bir aile ortamı mı sunduk yoksa tartışma ve kavgaların olduğu, iletişimin olmadığı bir ortam mı sunduk? -Dersleriyle ilgilenip, ders çalışma alışkanlığı kazandırdık mı yoksa onun yerine derslerini biz mi yaptık? - Çocukların en iyi öğrenmeyi, nasihat şeklinde değil de model alarak yaptığını bilmemize rağmen, yapması istenen davranışlarda ona model olabildik mi? Eğer nota aşırı önem verirseniz onu kıyaslarsanız,ona küserseniz,; kendini değersiz hissedecek, öfke nöbetleri yaşayacaktır. Ve kendisine bu duyguları yaşatanlardan (velilerden) nefret edecektir. Çocuğunuz sizin beklentilerinizi her zaman karşılayamayabilir. (karşılamak zorunda da değildir) Unutmamak gerekir ki ; dünyanın seyrini değiştiren filozoflar bile sınıf tekrarı yapmışlardır.Çocuklarımızı dünyaya başarılı olup bizi en iyi şekilde temsil etmeleri için dünyaya getirmedik Çocuklara sevgi ifadeleri Çoçuklaırımızı severken genelde geleneksel yöntemleri kullanırız. Isırarak öpmek,güçlü olduğunu kanıtlaması için "hadi vur bakim amcaya görsün gücünü",veya " amcaya bir küfür et görsün veya " pipini göster amcana .... gibi temsili gelişmiş erkek modelleri üzerine sevme tekniklerimiz toplum olarak mevcuttur. Özellikle ısırarak sevmenin aslında çocuğu sevmenin değil, kendimizi tatmin etmenin bir şekli olduğunu, oral dönem probleminin gizli bir göstergesi olduğunu düşünmekteyim. Bunun yanında erkek egemen toplumda ,fiziksel gücün etkin olması çocukların "çağın vebası şiddet" e yöneliminin gizli nedenleridir. Özellikle "erkek çoğuğa 2 yaşından itibaren "evin direği-erkeği" gibi ifadeler ile sahiplenme ve sorumluluk verilirken aynı zamanda kötü bir baba modeli var ise veya baba yok ise bu durum şiddetin resmidir. Bunun yanında kız çocukları ise erkeğe karşı sessiz içine kapanık olmaya itilerek , sessiz kız çocuklarına "aferin hanım hanımcık sesi çıkmıyor" gibi pekiştireçlerle asosyal veya içine kapanık olması sağlanır. Kız çocuğunu bağırması yanlış iken ,erkek çocuğun ağlaması ayıptır. Peki çocuklar ağlamzsa bağırmaz ise kendilerini nasıl anlatacaklar, duygularını nasıl ifade edecekler? Tepkiler her zaman engellenmemeli bunun yerine nasıl tepki verileceği öğretilmelidir. Çünkü öfke normaldir.Tartışılacak olan kısım yansıtma(somutlaştırma) biçimidir.Çocuklarımızı çok fazla eleştirirsek onların bize olan hayranlığı azalacak bizde de kusur aramaya başlayacaklardır. Aşırı taviz ise otorite boşluğu yaratacak, istediği olmayan çocuğun mağazada hüngür hüngür ağlamasıyla ve elde etmesiyle sonuçlanacaktır. Bunun yanında son zamanlarda kendi velilerimden de öğrendiğim kadarıyla öğrenciler" baba öğretmen internet olmadan ödev olmazmış, internetten bulmalısınız" gibi sözlerle evlere pc ve net bağlamanın meşru yollarına başvurmuşlardır. Unutmayın ki internetteki her bilgi belgelerden (kitap dergi gazete vs.) gelmektedir. O halde internet yerine kütüphaneler çözüm olarak önerilebilir. İnternet kullanımında ise bireysel kullanım olarak günlük 1 saat aşılmamalıdır. Siteler ve oyunlar kontrol ve bilgi dahilinlde olmalıdır.
|
||||||
|
Kütüphanemizden İlginizi çekebilecek
diğer bazı makaleler:
|
||||||
|
|



